zaman tüneli
i. melih gökçek
senin kıymetini bilecekler birgün.
devamını gör...
pazar günü çalışmak
bu pazar da gerçekleştireceğimiz o lanet eylem mlsf.
devamını gör...
iyi geceler sözlük
sözlükte kumarbazımız da varmış. sirk gibi bir yer maşallah. bir tek cücemiz eksik şu an.
devamını gör...
cenaze
öldük ve eşitlenme başladı, ölen herkes cenazedir, artık ali, ayşe, fatma yok. o artık bir cenazedir, ismi yok.
devamını gör...
cenaze
hiç katılmadım. gönül ister ki hiç katılmayayım (sevdiğim herkesten önce ölürsem belki) ama bir gün katılacak olursam duygusal olarak ne tepki vereceğimi kestiremeyecek kadar deneyimsiz olduğum bir konu ölüm.
devamını gör...
sözlüğün şıkır şıkırlığı hakkında
su kaçırıyordur bir yerden. kontrol edin bi, etrafı su basmasın. temiz su olursa idare edilir de, pis suysa sıçarız toptan.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
arkadaşlar kanalıma hoş geldiniz. beğenirseniz ekime, beğenmezseniz eylüle kadar yolu var. kıps.
devamını gör...
i. melih gökçek
eski ankara belediye başkanıdır.
urfa doğumludur. eski ülkücüdür. belki hala ülkücü. mhplilerden oy koparmak için zamanında refah partisinin adayı olarak gösterilmiştir. sonrasında akp çatısı altında devam etmiştir.
x hesabında yayınladığı çizgi film enteresan. çizgi filmde özgür özelin imamoğlu'ndan izin alamadığı için cbaşkanlığına aday olamadığını iddia ediliyor. mansur yavaş'ın önseçime sokulmamasınıda eleştirmişler.
melih hazırlattıysa mansurun cbaşkanlığı adaylığını destekliyor diye okunabilir. belki de bağımsız çalışma.
x.com/i/status/208067576633...
urfa doğumludur. eski ülkücüdür. belki hala ülkücü. mhplilerden oy koparmak için zamanında refah partisinin adayı olarak gösterilmiştir. sonrasında akp çatısı altında devam etmiştir.
x hesabında yayınladığı çizgi film enteresan. çizgi filmde özgür özelin imamoğlu'ndan izin alamadığı için cbaşkanlığına aday olamadığını iddia ediliyor. mansur yavaş'ın önseçime sokulmamasınıda eleştirmişler.
melih hazırlattıysa mansurun cbaşkanlığı adaylığını destekliyor diye okunabilir. belki de bağımsız çalışma.
x.com/i/status/208067576633...
devamını gör...
pamukkale travertenleri
en son 6-7 sene önce gördüm. ilk gördüğüm sefere (son gördüğümden 10 sene önce) göre daha az bir alanda ve daha kirliydi. bir de, giriş için yok ebesinin şeyi ali sami parası istemişlerdi ikinci seferde. iş ile alakalı küçük bir grup olduğumuz için vermiştik. inşallah düzelmiştir. eğer hala ebesinin örekesi fiyat çekiyorlarsa gitmeyin. o paraya değecek bir şey yok çünkü. daha verimli harcayacak bir dünya yol bulursunuz.
devamını gör...
kemal kılıçdaroğlu
"anayasa değişikliği için iktidarın gereksindiği kadar vekili elinde bulundurması yeter" dendiği için gidenlere bir şey dememektedir. anayasa değişikliği gündeme gelince gidecekler için önlem almakla ilgili çalışmaktadır. kalanların 20 tanesi "turnuva atı" olsa yeterli sayı ile anayasa değiştirilebiliyor.
bir yandan akape+dem+mehape+cehape oylarıyla salt çoğunluk sağlanacak, bitirilen cumhuriyetin laikliğinin tarihisel temsilcisi cehape'de bonusu...
şimdilik proje başarılı görünüyor.
bir yandan akape+dem+mehape+cehape oylarıyla salt çoğunluk sağlanacak, bitirilen cumhuriyetin laikliğinin tarihisel temsilcisi cehape'de bonusu...
şimdilik proje başarılı görünüyor.
devamını gör...
ragebait
sözlük'ü canlandırmanın yolu olarak bunu seçmişler gibi. kimin fikriyse mükemmel bence. dünyada daha güzel bir fikir yok. o derece güzel.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
bazen başka paralel evrenlerdeki beni izliyorum.
birisi müzik yapıyor, konserden konsere koşuyor, insanları başka diyarlara götüren gitar melodileri yazıyor ama o kadar sahte ki... kendisi olmaktan çok uzak, sadece insanların duymak istediklerini söylüyor bu. kendi olmaktan uzaklaşalı bi hayli olmuş... onu olduğu gibi kabul edemeyecekleri için mi bu yolu seçmiş acaba? düşünmeden edemiyorum. çok sahte gözüküyor gözüme... sırf daha iyi yere gelebilmek için hiç keyif alamayacağı insanlarla arkadaşlıklar kurmuş... hiç sevmediği ortamlarda başı çekmiş. hiç sevmiyorum bu beni. kaçarak uzaklaşıyorum buradan.
başka bir evrene gidiyprum. buradaki ben çok güzel bir roman yayınladı. öyle bir roman ki, okuyan insanlar ne zaman bir tren yolu görseler direkt akıllarına o roman geliyor. insanlarda travma yarartmış... insanların çok sevdiği ve çok komik bulduğu o yan karakterin sonunu bir tren yolunda getirmiş. güneşli bir yaz akşamında hem de..
çabuk sıkılıyorum yazar olandan, pek kibirli kendisi. çok okuyan birisi bu, okuduklarını sıkıcı romanlarında ''nasıl bilgimi aktarırım...'' diyerek uzatması yüzünden sıkılıyorum ondan. her konuşmasında bir şeyler bildiğini dolaylı yoldan anlatması yüzünden itiyorum kendimi. çok sıkıcı olduğunu söylemek istiyorum yüzüne ama bunda bile kendine bir pay çıkarıp lehine çevirmeyi bilecek kadar kendini kandırma konusunda yetenekli... kendini yapayalnız bırakmış, insanları istemediğini söyleyen kendisi ama insanların ondan kaçtığının farkında bile değil... bunu fark ettiğinde sonu yazdığı roman karakterleri gibi olacak...
farklı bir paralel evrende evlenip çoluk çocuğa karışmışım... nasıl da mutlu gözüküyorum bunda, bir görseniz. minik bir kız çocuğu, benim gibi burnunun üstü çil dolu. ''anne...'' diyor bana ince bir ses tonuyla. gerçekten mutlu muyum acaba burada? fırında pişen patates yemeği, mavi renge boyanmış ve bana çok korkutucu duran o mutfak... gözlerinde her an kötü bir şeyler olacak hissiyatı olan ben... her şeye daha dikkatli bakan ama bir o kadar da dikkatsiz gözüken ben... kafamın içi o kadar dolu ki, yan odada kıyamet kopsa beş saat sonra fark edecek olan ben...
kaçarcasına uzaklaşıyorum o evrenden! içimi bir korku kaplıyor. buraya bir daha asla gelmeyeceğim... çok korkutucu burası...
şimdi başka bir yere geliyorum. en çok olmak istediğim yere... hala lise zamanından kalma posterlerin asılı olduğu, beyaz boyanın hastane kadar kirli durduğu o oda... oda gerçekten de kir içinde... yerde cips kırıntıları, o kırıntıları yiyen karıncalar, bir orada bir burada duran teki kayıp çoraplar... kendimi görüyorum, kırmızı bir koltukta oturuyorum. bir zamanlar bana söz veren o arkadaşımla oturuyorum hem de... o iki dostun mutlu hallerini izliyorum. o iki şımarık dostun çok mutlu olduklarını biliyorum... birlikte yaptıkları saçma sapan muhabbetleri dinliyorum... hala lise 4'de konuştukları şeyleri konuşuyorlar. ilişkiler, şarkılar, gelecek hayalleri... ikisinin de üzerinde en sevdikleri metal grubunun tişörtü var. birisi pantera giymiş, diğeri lamb of god.
usulca yaklaşıyorum onlara, hemen karşılarındaki koltuğa oturuyorum. duvardaki takvim dikkatimi çekiyor. 2012'yi gösteriyor takvim. ikisinin de sarhoş gibi mutlu olduklarını düşünüyorum. sonra aklıma geliyor, normal sözlükteki sarhoşlar pek bi mutsuz... oysa ki nereden çıkardım sarhoş insanın mutlu olduğunu?
ikisine de sarılmak istiyorum. o iki insanın benim yaşadığım evrende bir daha asla bir araya gelemeyecek olduğunu söylemek istiyorum onlara... ne şanslı olduklarını anlatmak istiyorum. göğsüme bir şey oturuyor. şu an ağladığım gibi ağlıyorum orada. o evrendeki en yakın arkadaşıma sarılarak ağlıyorum aslında ben, neden beni yapayalnız bıraktın be kızım diye bağırmak istiyorum ona. çok üzülüyorum lan diyerek vurabilirim bile...
ama zaman yaklaşıyor. bulunduğum dünyaya geri dönmem gerekiyor... oysa ki hiç gitmek istemiyorum buradan... konuştukları o sıkıcı şeyleri sonsuza kadar dinlemek istiyorum. birlikte piknik yaptıkları, bir zamanlar çok güzel bahçeler olan ama bugün benim evrenimde binaların yapıldığı yerleri gezmek istiyorum. orada her şey eski, mutlu, güzel.
uzun uzun sarılıyorum o iki arkadaşa. sonsuza dek mutlu olacakları o evrene tekrar geleceğimi bilerek ayrılıyorum oradan. önce o evden çıkıyorum, rutubet kokan merdivenlerden aşağı bırakıyorum kendimi, seke seke binanın girişinden çıkıyorum. her zerresini her gözümü kapattığımda aklıma getirdiğim sokaktan denize koşuyorum. arkama bakamıyorum, eğer bir kez bakacak olursam buradan ayrılmayacağımı biliyorum.
işte şimdi buradayım. diğer benleri hayal ettiğim evrendeyim. tüm gerçekliğimin bulunduğu evrende... kulağımda kulaklıklar, hem en sevdiğim, hem de beni en tekinsiz yerlere götüren şarkı çalıyor. ayaklarımın dibinde tüy yumağı kedim uzanmış yatıyor. sol tarafımda açık olan balkon kapımdan dışarıyı izliyorum.
bir tarafım ise haziran 2012'yi öylesine unutmayacak ki, ne olursa olsun orada kalacak. asla temmuz gelmeyecek.
birisi müzik yapıyor, konserden konsere koşuyor, insanları başka diyarlara götüren gitar melodileri yazıyor ama o kadar sahte ki... kendisi olmaktan çok uzak, sadece insanların duymak istediklerini söylüyor bu. kendi olmaktan uzaklaşalı bi hayli olmuş... onu olduğu gibi kabul edemeyecekleri için mi bu yolu seçmiş acaba? düşünmeden edemiyorum. çok sahte gözüküyor gözüme... sırf daha iyi yere gelebilmek için hiç keyif alamayacağı insanlarla arkadaşlıklar kurmuş... hiç sevmediği ortamlarda başı çekmiş. hiç sevmiyorum bu beni. kaçarak uzaklaşıyorum buradan.
başka bir evrene gidiyprum. buradaki ben çok güzel bir roman yayınladı. öyle bir roman ki, okuyan insanlar ne zaman bir tren yolu görseler direkt akıllarına o roman geliyor. insanlarda travma yarartmış... insanların çok sevdiği ve çok komik bulduğu o yan karakterin sonunu bir tren yolunda getirmiş. güneşli bir yaz akşamında hem de..
çabuk sıkılıyorum yazar olandan, pek kibirli kendisi. çok okuyan birisi bu, okuduklarını sıkıcı romanlarında ''nasıl bilgimi aktarırım...'' diyerek uzatması yüzünden sıkılıyorum ondan. her konuşmasında bir şeyler bildiğini dolaylı yoldan anlatması yüzünden itiyorum kendimi. çok sıkıcı olduğunu söylemek istiyorum yüzüne ama bunda bile kendine bir pay çıkarıp lehine çevirmeyi bilecek kadar kendini kandırma konusunda yetenekli... kendini yapayalnız bırakmış, insanları istemediğini söyleyen kendisi ama insanların ondan kaçtığının farkında bile değil... bunu fark ettiğinde sonu yazdığı roman karakterleri gibi olacak...
farklı bir paralel evrende evlenip çoluk çocuğa karışmışım... nasıl da mutlu gözüküyorum bunda, bir görseniz. minik bir kız çocuğu, benim gibi burnunun üstü çil dolu. ''anne...'' diyor bana ince bir ses tonuyla. gerçekten mutlu muyum acaba burada? fırında pişen patates yemeği, mavi renge boyanmış ve bana çok korkutucu duran o mutfak... gözlerinde her an kötü bir şeyler olacak hissiyatı olan ben... her şeye daha dikkatli bakan ama bir o kadar da dikkatsiz gözüken ben... kafamın içi o kadar dolu ki, yan odada kıyamet kopsa beş saat sonra fark edecek olan ben...
kaçarcasına uzaklaşıyorum o evrenden! içimi bir korku kaplıyor. buraya bir daha asla gelmeyeceğim... çok korkutucu burası...
şimdi başka bir yere geliyorum. en çok olmak istediğim yere... hala lise zamanından kalma posterlerin asılı olduğu, beyaz boyanın hastane kadar kirli durduğu o oda... oda gerçekten de kir içinde... yerde cips kırıntıları, o kırıntıları yiyen karıncalar, bir orada bir burada duran teki kayıp çoraplar... kendimi görüyorum, kırmızı bir koltukta oturuyorum. bir zamanlar bana söz veren o arkadaşımla oturuyorum hem de... o iki dostun mutlu hallerini izliyorum. o iki şımarık dostun çok mutlu olduklarını biliyorum... birlikte yaptıkları saçma sapan muhabbetleri dinliyorum... hala lise 4'de konuştukları şeyleri konuşuyorlar. ilişkiler, şarkılar, gelecek hayalleri... ikisinin de üzerinde en sevdikleri metal grubunun tişörtü var. birisi pantera giymiş, diğeri lamb of god.
usulca yaklaşıyorum onlara, hemen karşılarındaki koltuğa oturuyorum. duvardaki takvim dikkatimi çekiyor. 2012'yi gösteriyor takvim. ikisinin de sarhoş gibi mutlu olduklarını düşünüyorum. sonra aklıma geliyor, normal sözlükteki sarhoşlar pek bi mutsuz... oysa ki nereden çıkardım sarhoş insanın mutlu olduğunu?
ikisine de sarılmak istiyorum. o iki insanın benim yaşadığım evrende bir daha asla bir araya gelemeyecek olduğunu söylemek istiyorum onlara... ne şanslı olduklarını anlatmak istiyorum. göğsüme bir şey oturuyor. şu an ağladığım gibi ağlıyorum orada. o evrendeki en yakın arkadaşıma sarılarak ağlıyorum aslında ben, neden beni yapayalnız bıraktın be kızım diye bağırmak istiyorum ona. çok üzülüyorum lan diyerek vurabilirim bile...
ama zaman yaklaşıyor. bulunduğum dünyaya geri dönmem gerekiyor... oysa ki hiç gitmek istemiyorum buradan... konuştukları o sıkıcı şeyleri sonsuza kadar dinlemek istiyorum. birlikte piknik yaptıkları, bir zamanlar çok güzel bahçeler olan ama bugün benim evrenimde binaların yapıldığı yerleri gezmek istiyorum. orada her şey eski, mutlu, güzel.
uzun uzun sarılıyorum o iki arkadaşa. sonsuza dek mutlu olacakları o evrene tekrar geleceğimi bilerek ayrılıyorum oradan. önce o evden çıkıyorum, rutubet kokan merdivenlerden aşağı bırakıyorum kendimi, seke seke binanın girişinden çıkıyorum. her zerresini her gözümü kapattığımda aklıma getirdiğim sokaktan denize koşuyorum. arkama bakamıyorum, eğer bir kez bakacak olursam buradan ayrılmayacağımı biliyorum.
işte şimdi buradayım. diğer benleri hayal ettiğim evrendeyim. tüm gerçekliğimin bulunduğu evrende... kulağımda kulaklıklar, hem en sevdiğim, hem de beni en tekinsiz yerlere götüren şarkı çalıyor. ayaklarımın dibinde tüy yumağı kedim uzanmış yatıyor. sol tarafımda açık olan balkon kapımdan dışarıyı izliyorum.
bir tarafım ise haziran 2012'yi öylesine unutmayacak ki, ne olursa olsun orada kalacak. asla temmuz gelmeyecek.
devamını gör...
pamukkale travertenleri
garip bir lokasyon. hiç öyle fotoğraflardaki gibi bir yer değil. zaten açıyla çekmişler hep. suyun bir noktası buz gibi akarken hemen yanı sıcak. ayarsızlık var. bir de giriş noktasından başlayıp vardığınız yer sizi biraz parmaklayacak kadar pahalı gelmişti bana. sapla yerli turiste.
abartıldığı kadar esprisi yok. bence. bu arada şehrin gece hayatı da çok kötüydü.


ama hemen ilerisindeki antik kent iyidi.
tarih 2022 aralık ayıydı. yılbaşını da orada geçirmiştim.
abartıldığı kadar esprisi yok. bence. bu arada şehrin gece hayatı da çok kötüydü.


ama hemen ilerisindeki antik kent iyidi.
tarih 2022 aralık ayıydı. yılbaşını da orada geçirmiştim.
devamını gör...
unutulmayan tarihler
25 haziran 2015
devamını gör...
cenaze
yıl olmuş 2026 bu ülkede "cenazemin yakılmasını" isteyemiyorum. neden? mevzuata aykırı... yürü git yobaz!
devamını gör...
sehpadaki midi klavye (yazar)
birkaç saat dışarı çıkayım dedim, geldiğimde fake ilan edilmişim. çok enteresan, şıkır şıkır kafalar.
devamını gör...
sözlüğün şıkır şıkırlığı hakkında
yazlık yer şıkır şıkırlığı böyle çekirdek çitleyip kötü müzik dinliyorsun dandik dandik ışıklar sağda solda ama melih gökçek'in ankara parklarına yaptığı kadar da kötü değil
devamını gör...
iyi geceler sözlük
istersen artık birbirimize iyi geceler, yedi cüceler diyelim ve uyuyalım.
(bkz: bir genç kızın gizli defteri)
devamını gör...

