zaman tüneli

altıncı sınıfa geçince öğretmenin bizleri birlikte oturmaya zorladığı birisi vardı. o kadar sevmemiştim ki onu, eve gider gitmez anneme ''ben bu kızla oturmak istemiyorum! gel öğretmenimle konuş...'' diye yalvardığımı bilirim.

sonra yakın olduk onunla. evlerimiz de yakındı zaten... babasından çok korkardı, subaydı babası, çok disiplinliydi... kendisi de disiplinden bi o kadar uzaktı işte. liseye ilk geçtiğimiz yıl farklıydı liselerimiz, o anadolu kazanmıştı, ben düz liseye gidiyordum. hayali doktor olmaktı, hiç gitmediği bir şehirde okumak istiyordu, izmir deyip duruyordu, hayaliydi izmir. ege üniversitesine gideceğini söylüyordu her fırsatta... hiç gidemedi, göremedi.

lise çıkışlarında hep evimin arka bahçesinde otururduk onunla... arka bahçe direkt odama bakardı çünkü, bazen bilgisayardan bir müzik açmak için camdan içeri atlardık, hep şarkı kavgamız olurdu, misafir kontenjanından yararlanmak için elinden geleni yapardı...

onu gördüğüm son zamanları hatırlıyorum. gözlüğü yamulmuştu, düz durmuyordu yüzünde... sapsarı güzelim saçlarını kısacık kestirmişti. sanki öleceğini hissetmiş gibi one last goodbye dinletmişti bana... onu eve uğurlamak istediğini söylediğim zaman gerek yok diyerek sarılmıştı bana, hiç sevmezdi sarılmayı aslında.

hissetmiştim ona bir şey olacağını. normalde en sevdiğimiz şeydi akşamüstü saatleri, esen tatlı rüzgar, ay ışığı... ama o gün sanki bir ağırlık vardı havada, yemin ederim hissetmiştim onu son görüşüm olduğunu...

benim güzel cananım... aklımdasın, hiç gitmedin. hep aklımın bir köşesinde benimlesin sen. ben büyüyorum, yaşlanıyorum, pul pul dökülüyor cildim, saçlarım... sen hep 2012'deki o güzel kız olarak kaldın ama. 18 yaşına yeni giren o kız olarak beynimin bir köşesinde yaşıyorsun benimle. sabaha kadar ağlatıyorsun beni bazen, sabah olunca geçiyor hepsi ama geceleri çok kötü geçiyor cananım. her geçen gün daha çok özlüyorum seni.

sen giderken arkandan son kez baktığım zamanı hiç unutamıyorum, gitmiyor gözümün önünden. sana koşup sarılmak istediğimi düşünüyorum hep... bana neyin engel olduğunu düşünüyorum...

her geçen gün yokluğunu hiç bu kadar hissetmemiştim diyorum ama her geçen gün daha çok hissediyorum. bir sınırı, zirvesi yok bunun.
devamını gör...

sanki bir battaniye gibi geliyor bana bazen.. beni sıcacık kollarına alıp ısıtacak gibi geliyor ve ensem karıncalanıyor, böyle hissettirmesini hiç normal bulmuyorum.

beni en mutlu olduğum zamana fırlatacak bir geçit gibi de geldiği oluyor. hatta o anın kendisi gibi... eski evimin arka bahçesine benzetiyorum onu, o bahçeye kurulmuş gri masa ve etrafındaki beyaz plastik sandalyeler gibi... yazın ortasında bile üzeri ıslak olan beyaz sandalyeler... sanki orada en sevdiklerimle oturacakmışım gibi hissediyorum ölümü düşündükçe.

düşünmemeye çalışıyorum. içimden bir ses, ''kızım kendine gel, sen alternatif rock müzik gruplarının doom metal yaptıkları zamanı bilen ve o zamanı özleyen dayı değilsin...'' deyip tokat atıyor bana.

iyi yapıyor, o iç sesimin beni tekme tokat dövmesini istiyorum bazen. çok sık düşünüyorum ölümü; ölmek istediğimden değil, en sevdiklerimi alıp götürmesinden ötürü düşünüyorum. sanki o insanları alıp götürdüğü zaman en güzel anıları da alıp götürmüşler gibi hissediyorum... sanki onlar hayattayken o anıları geri getirebilecekmiş gibi...
devamını gör...

''ah, talih cesurlardan yana olacaksa eğer,
ben ki en yoksuluyum bu tahtın.''

demiş editors, bir şarkısında.
devamını gör...

düşünceler yiyip bitiriyor beni.

o düşünceleri susturmak için gün içerisindeki saçma sapan şeyleri düşünüyorum ben. mesela gün içerisinde otobüste gördüğüm kızın yarısı çıkmış ojelerini... ne zaman yenileme ihtiyacı duyacağını... ya da markette ödeme yaparken cebindeki bozuklukları hiç acele etmeden çıkarıp kocaman sıra olmasına vesile olan teyzenin rahatlığını...

twitter'a girip saçmalıyorum bazen... kimisi en abartılan filmi yazıyor, kimisi bir albümü gömüyor... hemen orada buluyorum kendimi, birkaç dakikalığına da olsa kafamı dağıtıyor saldırmak. beynim, kendi hayatımın çıkmazlarıyla baş edemediği anlarda gidip bu kimliksiz detaylara sığınıyor. sanki bunlara odaklandığım zaman içimdeki o devasa boşluk ve boşluğun içerisinde yüksek sesle bağırıp yankı yapan düşüncelerin yerini başka bir şey alıyor gibi...

kaçamıyorum ama düşüncelerden. düşlerle geliyorlar bana, en kötüsünü gösteriyorlar. ''bugün letterboxd entellerine kin kustun, al sana.'' diyorlar ve keşkelere sürüklüyorlar beni.

şimdi uyuyacağım ve yine gelecekler düşlerime. nasılsa sizinle mücadele etmek yerine kaçan bir insan var, yapın yapabildiğinizi, yapın bakalım.
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

yok böyle bir şey arkadaşlar. öyle bir şey olsa metrobüsler sekshaneye dönerdi, yapmayın lütfen.
devamını gör...

tuhaf insanlardır bu letterboxd entelleri.

altı saat boyunca sadece rüzgar ve yağmur sesinin harmanıyla rahatlayıp gevşemek yerine daha fazla konsantre olabilirler bunlar. hiçbir şey olmadan boş bir tarlayı 47 dakika 15 saniyelik büyük bir zaman izlerler ve öyle anlamlar yüklerler, öyle derin metaforlar kasarlar ki yönetmen bile bir zamandan sonra şaşırıp kalır.

özellikle üçüncü saate doğru, yani filmin ortasına yaklaşınca kameraya konan sinekten bir anda burjuva eleştirisine götürebilirler kendilerini, filme ara verip ''saf akustik yalnızlık budur işte...'' diyerek filmin posterini tivit atmayı asla ihmal etmezler.

sonra kaldıkları yere geri dönerler bu insanlar, burjuva eleştirisinden başlar, kapitalist sistemin insan ruhunda yarattığı dijital erozyonun kusursuz bir portresi adı altında bir tez bile yazarlar kafalarında...

altıncı saat dolar, eğer sıkıntıdan ölmedilerse büyük bir başarıdır bu onlar için, filme beş puan verirler, gündelik hayata adapte olmakta çok ama çok zorlanırlar... bime ekmek almaya çıktıkları o an hayatın ne kadar hızlı aktığını fark edip sorgulamaya başlarlar kendilerini, bünyeleri o yavaş macar çilesine alışmıştır oysa ki, orada kalmak isterler ama yapamazlar.
devamını gör...

karl marx islamla hiç karşılaşmamış biri olarak katolik kilisesini hedef aldı. katolik mezhebini değil kiliseyi yerden yere vurdu. yahudiliği hedef alan ve ya islamı hedef alan tek bir sözü bile yok. belki islamı da incelese ve ya islamla karşılaşsa daha farklı şeyler söyleyebilirdi. orası muamma.

turan dursun'un öldürülmesi olayı 90'lı yılların karanlık derin devlet ve ya uluslararası istihbarat örgütlerinin operasyonlarından biridir müslümanlara mal etme ucuzluğuna gidip komikleşmeyin.

hem türkiye ateizmi ve ateistleri palavradan başka ne üretmiş ki? yok dört kitabı da okumuşmuş , yok aklının son son nöronuna kadar binlerce yıl düşünmüşmüş de öyle ateist olmaya karar vermişmiş falan filan. safi rüzgar.

youtube'den dinlediği iki üç ergen videosu vasıtasıyla kur'andaki bazı müteşabih ayetleri öğrenmişler, tüm kitabı tefsiriyle beraber okudum diye millete yutturmaya çalışıyorlar.

iki üç aykırı olduğunu zannettiği fikrimsi kanaatler ve doxalarla bir şeyler üfürüp karı kız düşürme peşinde olan modeller. bunların bilgi diye tutundukları şeyin midyenin kayalara tutunmasından farkı yok. karşılarına otoriter bir din alimi çıktığında lak diye söküp alıyor zaten o midyeleri tutundukları kayalardan.
devamını gör...

#4023778 yazını yapay zekaya verdim. kibarca ''abartılı ve bilimsel ölçüleri aşan '' ifadesini kullandı. ben sana seninki gibi bilimsel olmaya çalışmayan ama daha geçerli bir hakikat sunayım. kadınların iyi aldığı tek bir koku vardır. o da ''fakirliğin kokusu '' .
devamını gör...

bunun bir tık daha ukala versiyonları da şunu söyler: “sen filmdeki alt metinleri anlayamamışsın”.
devamını gör...

hemen her kötü-abartılan filmin eleştirisini yapan insanların ağzından dökülen o parıltılı cümle. insanı sinemadan uzaklaştıran, sıkıcı olan her şeye bir anlam yükleme çabası içeren saçmalık.

- evet, size sıkıcı gelebilir ama metaforik olarak çok güçlüydü. özellikle ikinci yarısındaki temponun yavaşlığı sadece metaforlara adandığının göstergesi değil miydi?
-yoo, değildi.
devamını gör...

en verimli donemlerinde kadin erkegin kokusundan testosteronun ne seviyede oldugunu anlayabilir.

bir arastirmada kadinlarin koku tercihlerinin erkegin kortizol ve testosterone seviyelerine bagli olarak nasil degistigini test ediyorlar. erkek gonulluluere iki gece giymeleri icin t-shirt veriliyor. bu sure zarfinda kokulu sabun, deterjan, icki, sigara veya sarimsak, sogan, yesil biber, peynir ve diger keskin kokulu yiyecekler yemeleri yasaklaniyor.

ardindan kadin gonullulere erkegin tshirtleri koklatiliyor ve ne kadar hos ve seksi oldugunu ve kokunun derecesini puanlamalarini istiyorlar. kadinlar ayrica hangi menstral asamada olduklari ve dogum kontrol durumlari da soruluyor

erkeklerin tukuruklerinden kortizol ve testosteron testleri yapiliyor. kadinlar menstral dongunun en dogurgan olduklari asamasinda yuksek testosterona sahip erkegi kokusundan ayirt edebiliyorlar. yuksek kortizol seviyelerini anlayamiyorlar. kadinin dogurganlik derecesini denklemden cikardiginiz vakit kadin kokusundan yuksek testosteronu ayirt edemiyor.

bu 19 kisiyle yapilmis dar bir calisma. ve bu alandaki bulgular oldukca celiskili. fakat erkeklik hormonlari testosterone ve dht kirilimiyla olusan kimyasallar vucut kokusunun daha ciceksi, meyvemsi bir kokuya donmesini sagladigi icin ve erkekler bu kimyasali kadinlardan cok daha fazla salgiladigi icin testosteronla iliskilendiriliyor.


#4023782 kadina zenginligi ver yine erkeklik isteyecektir. (bkz: binbir gece masallari)
devamını gör...

bunca yalanın dolanın, sahteligin, rolun arasında 'gercek' paylasımlar da oluyor, gercek duygular da yasanıyor diye dusunduren;)
devamını gör...

anketlerin hiçbir manaya gelmediğini, siyaset bilimcilerin boş insanlar olduğunu, ve nothing ever happens cumhuriyetinin ilelebet payidar kalacağını gösteren tarihin tozlu sayfalarına ait başlıktır.
devamını gör...

izlanda'nın güneş görmemiş rutubetli ahırlarında ortaya çıkan, işsizlik ve depresyonla mücadele ederken bu durumdan çıkmak için her şeyi yapmayı göze almış 12-13 kişinin bir araya gelerek şeytan çıkarma ayinine benzer sesler çıkararak yaptıkları tuhaf müzikal oluşum.

bu tarzı yapabilmek için tüm üyelerin viking mitolojisini yüksek derece bilmesi gerekiyor. ayrıca grup üyelerinden en az dördünde her an kırılabilecek kadar kötü sapa sahip, tellerindeki paslardan dolayı her an birini öldürme yetkisi olduğuna inanılan gitarların olma şartı var.

şöyle ki, aylık üç dinleyicisi olan bu kolektifi sanat ile uğraşan yeni nesil ressamlarımız ve heykeltıraşlarımız instagram gönderileri arkasında görebilmek, dinleyebilmek mevcut.
devamını gör...

nasıl da hiçbir önemi kalmıyor değil mi
devamını gör...

zor oldu; ama tek tek sildim hepsini. açılan başlıkları da silebilsek keşke.
devamını gör...

kızla konuşursa kızın ona yürüdüğünü düşünmesinden çekinen erkek düşüncesi de olabilir
devamını gör...

ne ibosu kaldı ne showu kaldı
devamını gör...

ben bunu yazdım da o kadar entry arasında hangi başlık olduğunu unuttum. ancak yazının bir kısmı burada.


şimdi bu himino entel yönetmenleri en iyi 10 veya yüz film sıralamasının en az yüzde 75'i avrupa ve güney amerika filmleridir. paraguaylı yönetmen ilyas salmanovar'ın 1977 tarihli sıcak kaygan götler filmi gibi abuk subuk, kimsenin bilmediği ve iplemediği filmlerden en az 4 tane koyarlar. bir tane tarkovski bir tane de kurosawa olmazsa olmazdır.hollywood'dan iğrenirler ama bu haşmetlu yönetmenlerimizin hiç birisine hollywood gel bize film çek dememiştir. oysa milos forman'dan, polanski'te, paul verhoeven'den, ang lee'ye kadar sürüyle yabancı yönetmen amerikan filmi çekmiştir. teresler bizim entel magandaların anladığı kadar sinemadan anlamamaktadır vesselam.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim