zaman tüneli
yazarların sözlükte yaptığı ufak şımarıklıklar
tüm karı bağyan dişi bireylere fütursuzca yürümek. çünkü neden olmasındı.
devamını gör...
ahmet hakan
bu ve ekürisi abdulkadir selvi'yi de içeri atarlar kullanım süreleri dolunca ya da başka bir sebepten.
devamını gör...
yazarların sözlükte yaptığı ufak şımarıklıklar
ufak şımarıklıklar mı?
tatlım, beni hiç tanımamışsın*
tatlım, beni hiç tanımamışsın*
devamını gör...
kurremkarmerruk
bu nicki sevmiştim.
devamını gör...
sophie cunningham
bu aralar woke çuların üzerine yürüyen amerikalı kadın basketbolcu.
wnba oyuncusu sophie cunningham, trans kadın sporcuların kadın ve genç kız kategorilerinde/sporlarında mücadele etmesine karşı çıkıyor.
son dönemde espn'e verdiği bir röportajda ve sonrasındaki açıklamalarında, biyolojik kadınların spor alanlarını korumak amacıyla trans sporcuların kadın liglerinde/kategorilerinde yarışmaması gerektiğini savunmuştur.
fotoğrafta trans kadın basketbolcuyu göstererek itirazını belirtiyor.
wnba oyuncusu sophie cunningham, trans kadın sporcuların kadın ve genç kız kategorilerinde/sporlarında mücadele etmesine karşı çıkıyor.
son dönemde espn'e verdiği bir röportajda ve sonrasındaki açıklamalarında, biyolojik kadınların spor alanlarını korumak amacıyla trans sporcuların kadın liglerinde/kategorilerinde yarışmaması gerektiğini savunmuştur.
fotoğrafta trans kadın basketbolcuyu göstererek itirazını belirtiyor.
devamını gör...
beraber rakı içmek istediğiniz 3 insan
rakı sevmiyorum. birisiyle beraber herhangi bir etkinlikte bulunmayı da sevmiyorum, özellikle birisiyle içmeyi hiç sevmiyorum. sosyalleşmekten nefret ediyorum. o yüzden ben, kendim ve diğer beni seçiyorum.
devamını gör...
yazarların sözlükte yaptığı ufak şımarıklıklar
"online listesinde" görünmemek için "çevrimdışı"nı işaretleyip kendimi ajan patojen gibi hissetmek*
devamını gör...
insanı vedalaşamadığı şeyler öldürür
bütün aforizmalar yanlıştır (bu hariç).
devamını gör...
sevilen kişiden vazgeçme eşiği
e babanın a** ama dedirttiği eşik. insan sürekli tetikte yaşamaya başlamışsa, ne yaparsa yapsın sevdiği kişiyi memnun edemeyeceğini düşünüyorsa, sevdiğiniz kişi sizle değil de kendi kafasındaki sizle bir ilişki yaşıyorsa, içsel bir huzursuzluk hissediyorsanız vazgeçmeniz sizin için en hayırlı olanıdır. başta sevdiğiniz için zor gelebilir. o zaman şöyle yapın. sevginizden vazgeçmeyin. kişiyi hayatınızdan çıkarın. sevgi canınızı acıtmaya devam edecektir. ama ondan hemen kurtulmaya çalışmak çok sağlıklı bir şey değil. bırakın içinizde yaşamaya devam etsin. bir gün bakmışsınız sadece sevgi kalmış. kimseye yöneltilmemiş bir sevgi. iyi saklayın onu. sonuçta güzel sevebilme yeteneği herkese bahşedilmiyor. lazım olabilir. yeniden seversiniz. sonra yine ağlayınca bana gelin. ben size yeni bir tavsiye daha veririm. yalnız her ilişki tavsiyesi başına 5 bin dolar alırım. o da siz tanıdıksınız diye. öptüm.
devamını gör...
sevilen kişiden vazgeçme eşiği
sevgine karşı sadece üzüntü elde ettikçe vazgeçersin.
dersin ki ben onun kafasına yeterince taç takıp yücelttim şimdi gidip başkalarının takacağı tasma ile yaşasın.
sevginizi çok fazla gösterip, onun için her şeyi ama her şeyi yapmaya çalışır çabalarsanız kendisini ilah sanar ve sizden daha iyisini hakettiğini düşünür. sonra gidip it gibi muamele görünce yaralanıp size dönmeye çalışır. tekrar kabul edip bir daha yüceltme salaklığını yapıp yapmamak sizin elinizde.
dersin ki ben onun kafasına yeterince taç takıp yücelttim şimdi gidip başkalarının takacağı tasma ile yaşasın.
sevginizi çok fazla gösterip, onun için her şeyi ama her şeyi yapmaya çalışır çabalarsanız kendisini ilah sanar ve sizden daha iyisini hakettiğini düşünür. sonra gidip it gibi muamele görünce yaralanıp size dönmeye çalışır. tekrar kabul edip bir daha yüceltme salaklığını yapıp yapmamak sizin elinizde.
devamını gör...
yazarların sözlükte yaptığı ufak şımarıklıklar
mesaj alımı kapalı yazarları engellemek puhaha...
devamını gör...
yazarların sözlükte yaptığı ufak şımarıklıklar
seri beğeni fav.. bir kafa karıştırmayalım mı şimdi..
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın.
devamını gör...
sevilen kişiden vazgeçme eşiği
trivela yapamaması...
devamını gör...
beraber rakı içmek istediğiniz 3 insan
şener şen,
baki
stanley kubrick
baki
stanley kubrick
devamını gör...
sütü seven kamyoncu
çsaişaş
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın canım sözlük
güne bilirsin sensiz ben hiç
yaşayamam ki
ölürüm hasretinle diyerek başladık.
spotify sağ olsun sabah sabah bizi lise/üniversite yıllarına götürdü.
aah ah, ülkemizin turistik bir bölgesi olup da denizi olmayan yerlerden birinde okudum.
ama ne güzel soğuk yapardı be.
ev arkadaşımızın dededen kalma bahçeli bir evi var, orada kalıyoruz ve sobayla ısınıyoruz. doğalgaz falan yok o dönemler, müstakil evde zaten neyle ısınacaktık değil mi?
zaten kaloriferli evde büyümüş arthur'un soba maceraları başka zaman konuşulacak işler.
bir gün hiç unutmam; geceden yağıp doldurmuş karın üzerine tekrar sabah 7 gibi yağmaya başladı.
mük manzara yani.
soğuk aşığı biri olarak erkenden kalktım, ev 3+1 biz de 3 kişiyiz zaten.
tüm odaların, salonun vs camlarını açtım, evin içi oldu mu sana -10 derece.
yorganlarının altında soğuk suya girmiş çük gibi* saklanıp kaldı çocuklar.
ev güzelce havalandı, sonra sobayı yaktım çıtır çıtır. bir de çocukları uyandırıp, güzel kahve yaptım.
kahveleri içtik, siz dedim oturun. gorç gorç yürüyerek sokak başındaki marketten sucuk ve yumurta aldım. sobanın üzerinde yapılan her yemek gibi o da müthiş oldu.
ertesi gün ingilizce finali var. evdeki ekibin yabancı dili zaten çok iyi vizeler 100, kafa rahat yani.
o gün akşama kadar playstation'dı filmdi vs (bkz: camış gibi) yattık.
sonra akşam, peşine gece oldu.
tam uyumaya yakınken birinin aklına biz niye dışarıda sabahlamak varken sıcacık evimizde uyuyoruz ki gibi böyle tam üniversite gençliğini özetleyen bir fikir geldi ve diğerlerimiz de büyük bir hevesle bunu mantıklı bulduk.
giyindik kuşandık atkılar bereler eldivenler, çıktık dışarıya...
dışarıda diz boyu kar.
böyle projektörle aydınlatılan yer isimleri olur ya yol kenarlarında, şehrin giriş çıkışlarında vs...
işte biz de niyeyse ona gittik, 50-100 metre tırmandık.
projektörün önüne geçip gölge oyunu falan ama ne fotoğraflar ne videolar çekiyoruz.
(sonra o fotoğraflarla yonjada feysbukta falan ne yürüdük yani öyle güzel pozlar)
bir ara arkadaşın sevgilisinin evinin önüne gittik, mesajlar mesajlar ama karşıdan tık yok.
karşıdaki insan çünkü.
o saatlerde uyur akıllı insanlar.
evin önünde artık nasıl ses yaptıysak alt kat komşusu balkona çıktı, çok yaşlı bir teyze.
"yavruuum sabah namazına mı gidiyorsunuz?" diyor.
bak kadın mantıklı bir insan, o saatte o havada diz boyu karda dışarıdaysan muazzam bir inanç içerisinde falan olman lazım çünkü.
saat 05:00
artık titreme moduna geçmişken sokaklar arasında sıcak hamur kokusu aldık.
resmen avının kokusunu almış köpeğin kokuyu takibi gibi koklaya koklaya (çünkü şehrin o kısmıyla hiç işimiz yok, bilmiyoruz ne nerede vs) fırını bulduk.
aman tanrım, simit!
tam bir öküz ve açgözlü olduğumuzdan 5'er tane aldık, fırıncının tavsiyesiyle sabahçı kahvesine yürüdük.
hayatımdaki en güzel kahvaltılardan biriydi o işte.
dışarıda her yer kar, gün ağarıyor artık...
sıcacık simitler, kocaman bardakta lezzetsiz bir çay.
ortam sigara dumanından göz gözü görmüyor ve zaten soba sayesinde hem sıcak hem de kapı pencere kapalı olduğu için havasız...
oradan ilk dolmuşla okula geçtik, daha kantin yeni açılıyor.
okulun girişindeki güvenlik bize baktı baktı, siz ne yaşadınız oğlum diyor herif.
haklı, biz ne yaşadık ki?
işte böyle böyle yaşlandım sözlük.
bir şarkıdan kafanızı ütüleyecek hatırayla geliyorum artık.
iyisi mi beni sessize alın, engelleyin yavaş yavaş.
benim bu taş gibi bedenimle merhaba dediğim 40 yaşım size ağır gelebilir.
50'm 60'ım hiç çekilmeyebilir.
siz hazırlığınızı yapın.
güne bilirsin sensiz ben hiç
yaşayamam ki
ölürüm hasretinle diyerek başladık.
spotify sağ olsun sabah sabah bizi lise/üniversite yıllarına götürdü.
aah ah, ülkemizin turistik bir bölgesi olup da denizi olmayan yerlerden birinde okudum.
ama ne güzel soğuk yapardı be.
ev arkadaşımızın dededen kalma bahçeli bir evi var, orada kalıyoruz ve sobayla ısınıyoruz. doğalgaz falan yok o dönemler, müstakil evde zaten neyle ısınacaktık değil mi?
zaten kaloriferli evde büyümüş arthur'un soba maceraları başka zaman konuşulacak işler.
bir gün hiç unutmam; geceden yağıp doldurmuş karın üzerine tekrar sabah 7 gibi yağmaya başladı.
mük manzara yani.
soğuk aşığı biri olarak erkenden kalktım, ev 3+1 biz de 3 kişiyiz zaten.
tüm odaların, salonun vs camlarını açtım, evin içi oldu mu sana -10 derece.
yorganlarının altında soğuk suya girmiş çük gibi* saklanıp kaldı çocuklar.
ev güzelce havalandı, sonra sobayı yaktım çıtır çıtır. bir de çocukları uyandırıp, güzel kahve yaptım.
kahveleri içtik, siz dedim oturun. gorç gorç yürüyerek sokak başındaki marketten sucuk ve yumurta aldım. sobanın üzerinde yapılan her yemek gibi o da müthiş oldu.
ertesi gün ingilizce finali var. evdeki ekibin yabancı dili zaten çok iyi vizeler 100, kafa rahat yani.
o gün akşama kadar playstation'dı filmdi vs (bkz: camış gibi) yattık.
sonra akşam, peşine gece oldu.
tam uyumaya yakınken birinin aklına biz niye dışarıda sabahlamak varken sıcacık evimizde uyuyoruz ki gibi böyle tam üniversite gençliğini özetleyen bir fikir geldi ve diğerlerimiz de büyük bir hevesle bunu mantıklı bulduk.
giyindik kuşandık atkılar bereler eldivenler, çıktık dışarıya...
dışarıda diz boyu kar.
böyle projektörle aydınlatılan yer isimleri olur ya yol kenarlarında, şehrin giriş çıkışlarında vs...
işte biz de niyeyse ona gittik, 50-100 metre tırmandık.
projektörün önüne geçip gölge oyunu falan ama ne fotoğraflar ne videolar çekiyoruz.
(sonra o fotoğraflarla yonjada feysbukta falan ne yürüdük yani öyle güzel pozlar)
bir ara arkadaşın sevgilisinin evinin önüne gittik, mesajlar mesajlar ama karşıdan tık yok.
karşıdaki insan çünkü.
o saatlerde uyur akıllı insanlar.
evin önünde artık nasıl ses yaptıysak alt kat komşusu balkona çıktı, çok yaşlı bir teyze.
"yavruuum sabah namazına mı gidiyorsunuz?" diyor.
bak kadın mantıklı bir insan, o saatte o havada diz boyu karda dışarıdaysan muazzam bir inanç içerisinde falan olman lazım çünkü.
saat 05:00
artık titreme moduna geçmişken sokaklar arasında sıcak hamur kokusu aldık.
resmen avının kokusunu almış köpeğin kokuyu takibi gibi koklaya koklaya (çünkü şehrin o kısmıyla hiç işimiz yok, bilmiyoruz ne nerede vs) fırını bulduk.
aman tanrım, simit!
tam bir öküz ve açgözlü olduğumuzdan 5'er tane aldık, fırıncının tavsiyesiyle sabahçı kahvesine yürüdük.
hayatımdaki en güzel kahvaltılardan biriydi o işte.
dışarıda her yer kar, gün ağarıyor artık...
sıcacık simitler, kocaman bardakta lezzetsiz bir çay.
ortam sigara dumanından göz gözü görmüyor ve zaten soba sayesinde hem sıcak hem de kapı pencere kapalı olduğu için havasız...
oradan ilk dolmuşla okula geçtik, daha kantin yeni açılıyor.
okulun girişindeki güvenlik bize baktı baktı, siz ne yaşadınız oğlum diyor herif.
haklı, biz ne yaşadık ki?
işte böyle böyle yaşlandım sözlük.
bir şarkıdan kafanızı ütüleyecek hatırayla geliyorum artık.
iyisi mi beni sessize alın, engelleyin yavaş yavaş.
benim bu taş gibi bedenimle merhaba dediğim 40 yaşım size ağır gelebilir.
50'm 60'ım hiç çekilmeyebilir.
siz hazırlığınızı yapın.
devamını gör...
sevilen kişiden vazgeçme eşiği
yukarıdaki iki entry'den anladığım; kişi, karşısındakini partner değil, kendi konforunu sağlamak için hayatını sömürdüğü bir konak olarak gördüğü anda bir şeyler biter.
devamını gör...
sevilen kişiden vazgeçme eşiği
haksızlığa uğradığımı düşünüyorsam, bitmiştir. bitmezse intikam alırım çünkü, daha kötü olur her şey.
kimsenin insanın kendine acımasına neden olmaması, izin vermemesi gerekir, bu dünyada bundan daha onur kırıcı bir şey yok herhalde.
kimsenin insanın kendine acımasına neden olmaması, izin vermemesi gerekir, bu dünyada bundan daha onur kırıcı bir şey yok herhalde.
devamını gör...
