zaman tüneli
selahattin demirtaş'ın 5 eylül 2026 tarihli mesajı
çok ilginç denen aslında hiç de ilginç olmayan siyasete ilgimi yitirmekle gurur duydum bi kez daha. konuşulan şeylere bak..
devamını gör...
güne bir türkü bırak
devamını gör...
manifest fanatiği gencin son sözleri
hayır fanatiği değilim, müzik teorisi şeyinden olarak konuşuyorum.
devamını gör...
manifest dinleyen birinin ortamda belirmesiyle değişen aura
bunu bizzat tecrübe etmiş biri olarak söylüyorum, ortamdaki bütün kasvet ve elitist müzik hegemonyası o an çöküyor arkadaşlar... gerçekten çöküyor...
hayal edin benimle. sigur ros'un herhangi bir mıy mıy albümü açılmış, jonsi'nin insanı depresyona sokan sıkıcı sesini dinlerken arkasında gitarları keman gibi gıy gıylatan bir şarkı çalıyor... herkes bacak bacak üstüne atmış, varoluşsal sancılardan, sinemanın çöküşünden, izlanda'nın underground olmayı bile underground olarak yaşayan kimsenin bilmediği gruplarından konuşuyoruz... yok efendim deneysel kısa filmler falan...
sonra içeri manifest dinleyen arkadaş giriyor... üstünde ne bir kasvet var ne de dünya yükü taşıyormuş gibi bükülmüş bir omurga. içeri girmesiyle birlikte ortamın aurası saniyeler içinde değişiyor...
dünyanın en derin acılarını ben çekiyorum havası bir anda bıçak gibi kesiliyor arkadaşlar... 20 dakikadır duvarı izleyen izlanda sevdalısı kişilerin bakışlarındaki odak kayboluyor...herkes yavaş yavaş ayaklarıyla manifest şarkılarına ritim tutmaya başlıyor... en komiği de ne biliyor musunuz? bu manifest dinleyen arkadaş odaya girdikten 10 dakika sonra, o az önce popüler müzik eleştirisi tiradı atan kitle olarak çaktırmadan spotify'da gizli oturum açıp grubun diskografisini taramaya başlıyoruz... hep birlikte manifest dinliyoruz...
bir insanın ortama girişiyle odadaki toplam kasvet seviyesini %80 azaltıp milleti gizli gizli dans ettirme potansiyeli... gerçekten büyük kamu hizmeti... hepimizin ihtiyacı var a beybiler.
hayal edin benimle. sigur ros'un herhangi bir mıy mıy albümü açılmış, jonsi'nin insanı depresyona sokan sıkıcı sesini dinlerken arkasında gitarları keman gibi gıy gıylatan bir şarkı çalıyor... herkes bacak bacak üstüne atmış, varoluşsal sancılardan, sinemanın çöküşünden, izlanda'nın underground olmayı bile underground olarak yaşayan kimsenin bilmediği gruplarından konuşuyoruz... yok efendim deneysel kısa filmler falan...
sonra içeri manifest dinleyen arkadaş giriyor... üstünde ne bir kasvet var ne de dünya yükü taşıyormuş gibi bükülmüş bir omurga. içeri girmesiyle birlikte ortamın aurası saniyeler içinde değişiyor...
dünyanın en derin acılarını ben çekiyorum havası bir anda bıçak gibi kesiliyor arkadaşlar... 20 dakikadır duvarı izleyen izlanda sevdalısı kişilerin bakışlarındaki odak kayboluyor...herkes yavaş yavaş ayaklarıyla manifest şarkılarına ritim tutmaya başlıyor... en komiği de ne biliyor musunuz? bu manifest dinleyen arkadaş odaya girdikten 10 dakika sonra, o az önce popüler müzik eleştirisi tiradı atan kitle olarak çaktırmadan spotify'da gizli oturum açıp grubun diskografisini taramaya başlıyoruz... hep birlikte manifest dinliyoruz...
bir insanın ortama girişiyle odadaki toplam kasvet seviyesini %80 azaltıp milleti gizli gizli dans ettirme potansiyeli... gerçekten büyük kamu hizmeti... hepimizin ihtiyacı var a beybiler.
devamını gör...
kızım o kızartma şeyi kevgir değil
kızın aklındaki soru: kızartma neyi, ewed?
devamını gör...
çok yavaş görüyorum sizi benden söylemesi
bir mehmet şef sözü, üzerinize mi alındınız yoksa, ewed?
devamını gör...
selahattin demirtaş'ın 5 eylül 2026 tarihli mesajı
sorun şu, biz barıştan bahsetmiyoruz. asilere bırakın bu işi diyoruz. barış barış barış diye sağırlar diyaloğu yapan karşı taraf. biz zaten kendi ülkemizde ve yakın çevremizde bir güvenlik şemsiyesi inşa edebildik. bunlar da 2014-2017 döneminde varlarını yoklarını koyup bir isyan hareketine kalkıştılar ve bir b.k beceremediler, hem de en bunalımlı ve en çok ambargo gördüğümüz dönemde. biz, “tepenize füze atmak için harcayacağımız parayla ülkemizi kalkındıralım, siz de ölmek istemiyorsanız gelin, geleceğinize bir yatırım yapın” diyoruz. yoksa ordumuzda bir yorgunluk, halkımızda bir yılgınlık yok. zaten 40 senedir bunlarla uğraşıyoruz, arkalarında destek bulacaklarına inanıyorlarsa ki, hiç sanmıyorum, istediklerini denesinler. ama ben diyorum ki, esat’ı gönderip ypg’yi tasfiye etmişiz.. yani daha ne diyeyim..
bir de terminolojide anlaşalım, kendilerini iki eşit ve egemen güç olarak gördükleri sürece bir şey konuşmaya ihtiyacımız yok ki.. belediye başkanlarına gelince.. kürtler general de oluyor, belediye başkanı da, memur da, cep telefonu satıcısı da.. her normal vatandaş gibi.. onlar kürt oldukları için değil, başka şüphelerle göz altına aldı ve aynı şüphelerle hepimiz aynı akıbete uğrarız.
bir de terminolojide anlaşalım, kendilerini iki eşit ve egemen güç olarak gördükleri sürece bir şey konuşmaya ihtiyacımız yok ki.. belediye başkanlarına gelince.. kürtler general de oluyor, belediye başkanı da, memur da, cep telefonu satıcısı da.. her normal vatandaş gibi.. onlar kürt oldukları için değil, başka şüphelerle göz altına aldı ve aynı şüphelerle hepimiz aynı akıbete uğrarız.
devamını gör...
bir anda yok olursa kaos yaratacak şeyler
gizli servis ajanları. bir anda hepsi yok olsa :
- herkes imana gelebilir.
- toplu intiharlar yaşanabilir.
- dünya savaşı çıkabilir.
- olası uzaylılara nükleer saldırı düzenlenebilir.
- aşık olduğum ve bana aşık olan kadınların hepsi bir anda var olabilir..
- herkes imana gelebilir.
- toplu intiharlar yaşanabilir.
- dünya savaşı çıkabilir.
- olası uzaylılara nükleer saldırı düzenlenebilir.
- aşık olduğum ve bana aşık olan kadınların hepsi bir anda var olabilir..
devamını gör...
normal sözlük kayıp aranıyor ilanları
(bkz: sözlük yengesi).
devamını gör...
bir anda yok olursa kaos yaratacak şeyler
(bkz: sözlük yengeleri)
devamını gör...
sevgilisinin sütyenini tek elle açamayan erkek
kopça'nın hiç mi suçu yok?
devamını gör...
manifest'in aslında gizli bir post-punk projesi olması
bakınız: doksanlar yoncimik projesi
devamını gör...
bir anda yok olursa kaos yaratacak şeyler
internet.
devamını gör...
manifest'in aslında gizli bir post-punk projesi olması
kezban-rock ve meriç-pop karışımı kitlelere müzik dizayn eden yerli gruplar eskiden de vardı. yerli trendler de yenileniyor ve bir şeyler değişmiş gibi geliyordur insanlara . pop müzik hala pop müziktir. eski pop trendleri ile bugünün popunu kıyaslayın ve başına-sonuna bir şeyler ekleyin ama popun hala pop olduğunu unutmayın. kendinizi kandırmayın. devrimci burjuva ve miras yedileri beatles ve pink floyd gibi gruplara yol verdi. (kimileri düşmandı ve hatta hala düşmanlar)
uzun lafın kısası post-punk dediğin : dizayn edilmiş (topluma uygunluğu kontrol edilip onaylanmış) punk aromasına sahip pop müziğindir.
sorsan: marksizm'in günecellenmesi gerekiyordu diyen burjuva solcuları gibi rock camiası da punk çağa ayak uydurmalıydı der.
ya punk is dead deriz ya da punx not dead deriz. post-punk diye bir şey saçmalamayız ama..
uzun lafın kısası post-punk dediğin : dizayn edilmiş (topluma uygunluğu kontrol edilip onaylanmış) punk aromasına sahip pop müziğindir.
sorsan: marksizm'in günecellenmesi gerekiyordu diyen burjuva solcuları gibi rock camiası da punk çağa ayak uydurmalıydı der.
ya punk is dead deriz ya da punx not dead deriz. post-punk diye bir şey saçmalamayız ama..
devamını gör...
manifest'in grunge'ın soundgarden'ı olması
bu başlığı açan yazara saygı duyuyorum; ancak meseleyi farklı bir yerden değerlendirdiğimi belirtmek istiyorum. sanat eğitimi almış biri olarak benim itirazım, genç kadınların nasıl giyindiğinden çok daha başka bir noktada duruyor.
sanat yalnızca bireysel ifade değildir; aynı zamanda belirli ölçüde bireysel ve toplumsal bilinç de gerektirir çünkü geniş kitlelere hitap etmeye başladığınızda, ister istemez bir temsil alanının içine girersiniz. toplum, özellikle gençler, benimsediği ve hayranlık duyduğu sanatçıların yalnızca müziğini değil; görünüşünü, tavrını, davranış biçimlerini ve yaşam tarzını da taklit edebilir.
bir sanatçı kendine ait bir estetik yaratıyor, bunu kendi iradesiyle ortaya koyuyor ve sahnede kendi kimliğini temsil ediyorsa buna hiçbir itirazım yok. tam tersine, bireysel ifade özgürlüğünün sonuna kadar arkasındayım.
benim manifest grubuyla ilgili eleştirim tam olarak burada başlıyor.
manifest, henüz kariyerlerinin ve hayatlarının oldukça erken döneminde medyanın son derece sert ve acımasız dünyasının içine giren genç kadınlardan oluşuyor. seslerinin güzel olması, yetenekli olmaları ya da başarılı olabilecekleri konusunda bir itirazım yok. benim sorguladığım şey, grubun sanatçı kimliğinin nasıl inşa edildiği çünkü sahnede yaratılan imajın çok büyük bir kısmının müzikal kimlikten ziyade cinsel çekicilik üzerinden kurulduğunu düşünüyorum. kıyafetlerden koreografiye, kamera kullanımından bedenin sahnede konumlandırılışına kadar yoğun bir cinsellik vurgusu var.
üstelik benim için asıl önemli soru şu:
bu imaj gerçekten bu genç kadınların kendi seçimi mi?
eğer bir kadın kendi bedenini, sahne kimliğini ve cinselliğini kendi iradesiyle sanatının bir parçası hâline getiriyorsa buna söyleyecek hiçbir şeyim yok. madonna, jennifer lopez ya da miley cyrus gibi isimlerin sahne kimlikleri son derece cesurdur fakat bu kadınların yıllar içerisinde geliştirdikleri belirgin, bireysel sanatçı kimlikleri var. bu estetik onların kariyerlerinin ve kişisel tercihlerinin bir parçası. dolayısıyla mesele cinsellik değil; özne olmakla nesne hâline getirilmek arasındaki fark.
aynı nedenle miley cyrus, demi lovato ve selena gomez gibi çok genç yaşlarda ünlenen isimlerin kariyerlerine bakmak da anlamlı. disney dönemlerinde bu sanatçılar, yetişkinliklerinde benimsedikleri sahne kimliklerinden çok farklı biçimlerde sunuldular. miley cyrus ilerleyen yaşlarında daha sert ve cüretkâr bir estetik seçti. bu değişimi kendi yetişkin kimliği içerisinde yaptı. selena gomez ve demi lovato ise farklı yönlere gittiler. üçü de kendi sanatçı kimliklerini zaman içerisinde yeniden tanımladı.
benim savunduğum ayrım tam olarak bu:
bireysel tercih başka şeydir; genç bir grup kadının sektör tarafından belirli bir kalıba sokularak pazarlanması başka şey.
manifest üyelerinin kendi başlarına bırakılsalardı aynı kıyafetleri, aynı koreografileri ve aynı sahne kimliğini seçip seçmeyeceklerini bilmiyoruz. ben şahsen bundan emin değilim. zaten grubun çevresindeki hukuki tartışmalar ve yönetim biçimine ilişkin kamuoyuna yansıyan meseleler de bu soruların sorulmasını daha önemli hâle getiriyor çünkü eğlence sektörü romantize edilecek bir alan değil. özellikle genç kadınlar söz konusu olduğunda bedenin ticarileştirilmesi, sanatçının kendi iradesiyle yaptığı seçimlerle şirketlerin ve yapımcıların pazarlama stratejileri arasındaki sınırı bulanıklaştırabilir.
ben tam olarak bu noktayı eleştiriyorum.
“toplumun normlarını yıkıyorlar” demek tek başına benim için yeterli bir açıklama değil. her norm ihlali özgürleşme anlamına gelmez. bazen normlara meydan okumak gerçekten özgürleştiricidir; bazen de yalnızca başka bir pazarlama stratejisinin parçasıdır. bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir.
üstelik mesele kesinlikle mini etek, açık kıyafet ya da kadın bedeninin görünürlüğü değil. ben son derece modern bir ailede büyüdüm; günlük hayatımda mini etek ve mini elbise giymek benim için son derece sıradan. dolayısıyla benim itirazım kadınların nasıl giyinmesi gerektiğine ilişkin ahlakçı bir yerden gelmiyor.
tam tersine:
sorun kıyafet değil. sorun, bu genç kadınların nasıl lanse edildiği.
bir kadının kendi isteğiyle seksi görünmesiyle, bir sektörün onun bedenini satış stratejisinin merkezine yerleştirmesi aynı şey değildir.
ben gerçek sanatın merkezinde sanatçının yeteneğinin, özgünlüğünün ve üretiminin bulunması gerektiğini düşünüyorum. elton john’u, elvis presley’i, michael jackson’ı ya da günümüzde adele’i düşündüğümüzde, onları hatırlamamızı sağlayan temel şey bedenlerinin pazarlanması değil; sesleri, müzikleri, sahne karakterleri ve yarattıkları sanatsal dünyadır.
ben manifest grubunda da bunu görmek isterim.
şu an onları güçlü ve özgün bir sanatçı grubu olarak değerlendiremiyorum. bu, üyelerinin yeteneksiz olduğunu düşündüğüm anlamına gelmiyor. tam tersine, bireysel olarak güzel sesleri ve ciddi potansiyelleri olabilir. benim eleştirim kızlara değil; onları hangi estetik içerisinde, hangi pazarlama diliyle ve hangi sektör mantığıyla seyirciye sunulduğuna. umarım bundan sonra onları gerçekten koruyan, sanatçı kimliklerini geliştirmelerine izin veren ve bedenlerinden önce yeteneklerini öne çıkaran insanlarla çalışırlar. yine umarım şarkılarını söyler, kendi tarzlarını kendileri yaratır ve yıllar sonra dönüp baktıklarında gençliklerinin başkalarının ticari kararları içerisinde kullanıldığını düşünmezler çünkü benim için mesele hiçbir zaman “neden açık giyiniyorlar?” olmadı.
mesele hep şuydu:
bunu gerçekten onlar mı seçiyor, yoksa onlar adına sektör mü seçiyor? - ve bence tartışılması gereken asıl soru da bu.
sanat yalnızca bireysel ifade değildir; aynı zamanda belirli ölçüde bireysel ve toplumsal bilinç de gerektirir çünkü geniş kitlelere hitap etmeye başladığınızda, ister istemez bir temsil alanının içine girersiniz. toplum, özellikle gençler, benimsediği ve hayranlık duyduğu sanatçıların yalnızca müziğini değil; görünüşünü, tavrını, davranış biçimlerini ve yaşam tarzını da taklit edebilir.
bir sanatçı kendine ait bir estetik yaratıyor, bunu kendi iradesiyle ortaya koyuyor ve sahnede kendi kimliğini temsil ediyorsa buna hiçbir itirazım yok. tam tersine, bireysel ifade özgürlüğünün sonuna kadar arkasındayım.
benim manifest grubuyla ilgili eleştirim tam olarak burada başlıyor.
manifest, henüz kariyerlerinin ve hayatlarının oldukça erken döneminde medyanın son derece sert ve acımasız dünyasının içine giren genç kadınlardan oluşuyor. seslerinin güzel olması, yetenekli olmaları ya da başarılı olabilecekleri konusunda bir itirazım yok. benim sorguladığım şey, grubun sanatçı kimliğinin nasıl inşa edildiği çünkü sahnede yaratılan imajın çok büyük bir kısmının müzikal kimlikten ziyade cinsel çekicilik üzerinden kurulduğunu düşünüyorum. kıyafetlerden koreografiye, kamera kullanımından bedenin sahnede konumlandırılışına kadar yoğun bir cinsellik vurgusu var.
üstelik benim için asıl önemli soru şu:
bu imaj gerçekten bu genç kadınların kendi seçimi mi?
eğer bir kadın kendi bedenini, sahne kimliğini ve cinselliğini kendi iradesiyle sanatının bir parçası hâline getiriyorsa buna söyleyecek hiçbir şeyim yok. madonna, jennifer lopez ya da miley cyrus gibi isimlerin sahne kimlikleri son derece cesurdur fakat bu kadınların yıllar içerisinde geliştirdikleri belirgin, bireysel sanatçı kimlikleri var. bu estetik onların kariyerlerinin ve kişisel tercihlerinin bir parçası. dolayısıyla mesele cinsellik değil; özne olmakla nesne hâline getirilmek arasındaki fark.
aynı nedenle miley cyrus, demi lovato ve selena gomez gibi çok genç yaşlarda ünlenen isimlerin kariyerlerine bakmak da anlamlı. disney dönemlerinde bu sanatçılar, yetişkinliklerinde benimsedikleri sahne kimliklerinden çok farklı biçimlerde sunuldular. miley cyrus ilerleyen yaşlarında daha sert ve cüretkâr bir estetik seçti. bu değişimi kendi yetişkin kimliği içerisinde yaptı. selena gomez ve demi lovato ise farklı yönlere gittiler. üçü de kendi sanatçı kimliklerini zaman içerisinde yeniden tanımladı.
benim savunduğum ayrım tam olarak bu:
bireysel tercih başka şeydir; genç bir grup kadının sektör tarafından belirli bir kalıba sokularak pazarlanması başka şey.
manifest üyelerinin kendi başlarına bırakılsalardı aynı kıyafetleri, aynı koreografileri ve aynı sahne kimliğini seçip seçmeyeceklerini bilmiyoruz. ben şahsen bundan emin değilim. zaten grubun çevresindeki hukuki tartışmalar ve yönetim biçimine ilişkin kamuoyuna yansıyan meseleler de bu soruların sorulmasını daha önemli hâle getiriyor çünkü eğlence sektörü romantize edilecek bir alan değil. özellikle genç kadınlar söz konusu olduğunda bedenin ticarileştirilmesi, sanatçının kendi iradesiyle yaptığı seçimlerle şirketlerin ve yapımcıların pazarlama stratejileri arasındaki sınırı bulanıklaştırabilir.
ben tam olarak bu noktayı eleştiriyorum.
“toplumun normlarını yıkıyorlar” demek tek başına benim için yeterli bir açıklama değil. her norm ihlali özgürleşme anlamına gelmez. bazen normlara meydan okumak gerçekten özgürleştiricidir; bazen de yalnızca başka bir pazarlama stratejisinin parçasıdır. bu ikisini birbirinden ayırmak gerekir.
üstelik mesele kesinlikle mini etek, açık kıyafet ya da kadın bedeninin görünürlüğü değil. ben son derece modern bir ailede büyüdüm; günlük hayatımda mini etek ve mini elbise giymek benim için son derece sıradan. dolayısıyla benim itirazım kadınların nasıl giyinmesi gerektiğine ilişkin ahlakçı bir yerden gelmiyor.
tam tersine:
sorun kıyafet değil. sorun, bu genç kadınların nasıl lanse edildiği.
bir kadının kendi isteğiyle seksi görünmesiyle, bir sektörün onun bedenini satış stratejisinin merkezine yerleştirmesi aynı şey değildir.
ben gerçek sanatın merkezinde sanatçının yeteneğinin, özgünlüğünün ve üretiminin bulunması gerektiğini düşünüyorum. elton john’u, elvis presley’i, michael jackson’ı ya da günümüzde adele’i düşündüğümüzde, onları hatırlamamızı sağlayan temel şey bedenlerinin pazarlanması değil; sesleri, müzikleri, sahne karakterleri ve yarattıkları sanatsal dünyadır.
ben manifest grubunda da bunu görmek isterim.
şu an onları güçlü ve özgün bir sanatçı grubu olarak değerlendiremiyorum. bu, üyelerinin yeteneksiz olduğunu düşündüğüm anlamına gelmiyor. tam tersine, bireysel olarak güzel sesleri ve ciddi potansiyelleri olabilir. benim eleştirim kızlara değil; onları hangi estetik içerisinde, hangi pazarlama diliyle ve hangi sektör mantığıyla seyirciye sunulduğuna. umarım bundan sonra onları gerçekten koruyan, sanatçı kimliklerini geliştirmelerine izin veren ve bedenlerinden önce yeteneklerini öne çıkaran insanlarla çalışırlar. yine umarım şarkılarını söyler, kendi tarzlarını kendileri yaratır ve yıllar sonra dönüp baktıklarında gençliklerinin başkalarının ticari kararları içerisinde kullanıldığını düşünmezler çünkü benim için mesele hiçbir zaman “neden açık giyiniyorlar?” olmadı.
mesele hep şuydu:
bunu gerçekten onlar mı seçiyor, yoksa onlar adına sektör mü seçiyor? - ve bence tartışılması gereken asıl soru da bu.
devamını gör...
selahattin demirtaş'ın 5 eylül 2026 tarihli mesajı
1- teröriste terörist deyince terör ortadan kalkmıyor. zaten sosyalist literatürde terör bir araçtır. bunu mandela da kullandı. hatta lenin, başarı gelip devlet ele geçirilse bile bunun bir müddet devlet terörü şeklinde devam etmesini söyler.
2- sizin onu ciddiye almamanız devletin ve istihbaratın da almadığını göstermiyor. devletin en şahin döneminde bile mehmet ağar, doğan güreş gibi sert askeri ve mülki erkanın gelip ovada siyaset yapsınlar tarzı söylemleri vardı.
3- asli konumuzdan sapmadan demirtaş'ın dediğine dönecek olursak, selahattin demirtaş burada ''barışın güvenlikçi bir tasviye projesine indirgenmesine'' itiraz ediyor.
4- yine demirtaş ''siz barış ve kardeşlikten söz ediyorsunuz ama halkın iradesiyle seçilen bir belediye başkanı 7 sene hapis yattı'' diyor. sakın hendek mendek demeyin, mavi çarşı'yı yakan adam dışarıda ve il il dolaşıp konuşmalar yapıyor. dolayısıyla devletin affettiği katillere kafayı çevirip, makbul olmayan kürtçülere küfür etmek sizi milliyetçi ve vatansever yapmaz. yapsa yapsa gazi üniversitesi yapı bölümü ülkücü reisi filan yapar. hangi adamın kötü olduğunu devletin mi size söylemesi gerekiyor ?
2- sizin onu ciddiye almamanız devletin ve istihbaratın da almadığını göstermiyor. devletin en şahin döneminde bile mehmet ağar, doğan güreş gibi sert askeri ve mülki erkanın gelip ovada siyaset yapsınlar tarzı söylemleri vardı.
3- asli konumuzdan sapmadan demirtaş'ın dediğine dönecek olursak, selahattin demirtaş burada ''barışın güvenlikçi bir tasviye projesine indirgenmesine'' itiraz ediyor.
4- yine demirtaş ''siz barış ve kardeşlikten söz ediyorsunuz ama halkın iradesiyle seçilen bir belediye başkanı 7 sene hapis yattı'' diyor. sakın hendek mendek demeyin, mavi çarşı'yı yakan adam dışarıda ve il il dolaşıp konuşmalar yapıyor. dolayısıyla devletin affettiği katillere kafayı çevirip, makbul olmayan kürtçülere küfür etmek sizi milliyetçi ve vatansever yapmaz. yapsa yapsa gazi üniversitesi yapı bölümü ülkücü reisi filan yapar. hangi adamın kötü olduğunu devletin mi size söylemesi gerekiyor ?
devamını gör...



