zaman tüneli
green day'in bir türlü punk'tan emekli olamaması
türkiye’ye gelseler bari dedirten bir emeklilik krizidir, buradan eyt ile emekli olurlardı çoktan
devamını gör...
sandıkları terk etmeyin
bazıları seçimi siper savaşı gibi anlıyor. seçim güvenliği ile ilgili çekinceleri elbette anlıyorum ama en temel şeyleri seçimden önce yapmadığını bildiği halde kameralar önünde halka açıklama yaparken seçmene poz kesmek de mide bulandırıcı geliyor.
devamını gör...
sandıkları terk etmeyin
sonuçlar açıklamadı. kazanıyoruz
devamını gör...
yazarların evlenmek istememe nedenleri
güven geç oluşan ve kolay kaybedilen bir duygu. bence evlilik fiilen duygusal olarak güven bittiğinde bitiyor. sadece aldatmak değil. ortak hareket etmek için de birine asgari düzeyde bile olsa güven duymanız lafına itibar etmeniz yanınızdayken başkalarına acaba şimdi ne diyecek de bizi rezil edecek diye düşünmemeniz gerekiyor.
devamını gör...
din kültürü
ahlâk bilgisi olmayınca çürümeye yüz tutmuştur.
devamını gör...
disko kültürü
kökeni fransızca "discothèque" kelimesine dayanıyormuş. bizde de diskotek yani kısaca disko diyoruz. topuyla meşhur mekanlar.

eskiden bir şarkı vardı. dünya dönüyor sen ne dersen de yıllar geçiyor fark etmesen de diye. afişe bakınca dünyayı disko topuna benzetmişler. onlar afişi ve dünyayı filmin küresel istihbarat örgütü boyutuyla ele almışlar ama bir divan şairi de şey demiş.

eskiden bir şarkı vardı. dünya dönüyor sen ne dersen de yıllar geçiyor fark etmesen de diye. afişe bakınca dünyayı disko topuna benzetmişler. onlar afişi ve dünyayı filmin küresel istihbarat örgütü boyutuyla ele almışlar ama bir divan şairi de şey demiş.
devamını gör...
normal sözlük’ün sevilmeyen yazarları veri tabanı
armullah sürpriz yaptı benim için. tabi kendi kendini trollemiyirsa. #4058578
devamını gör...
normal sözlük’ün sevilmeyen yazarları veri tabanı
diko abiye katılıyorum. armoyu sevmeyin siz biz severiz no problema.
e: beni sevmeyin btw beni seven bir iki yazar yeter bana.
e: beni sevmeyin btw beni seven bir iki yazar yeter bana.
devamını gör...
normal sözlük’ün sevilmeyen yazarları veri tabanı
sıralamada ilk sıralar tam olması gerektiği gibi valla..
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
geriye sadece pişmanlıklar kaldı.
devamını gör...
hikaye
dede’m
derdim kendisine. her geldiğinde bira veya şarap içerdi. banada mutlaka iki kadeh ısmarlardı. o gün yardımcısı ne pişiriyorsa evinde, ona göre doldur sudoku derdi. geçmiş zaman diliminde yazıyorum çünkü eski iş yerimle kapandı franz’ın dönemi.
canım dedem niye şimdi bu saatte aklıma geldi bilmiyorum. sanırım atlamak istemedim. 2030’da geri dönüp okuyacağım bunları.
dedelerim ölü, rip. franz ise dünya tatlısı bir yaşlı. bende onu öyle sevdim. bana karşı hep kibardı, sohbetimiz sarıyordu. bir gün rezervasyon yaptırdı, doksanbir’inci yaşını kutlamak için. 8 kişi geldiler. benim bile o kadar arkadaşım yok şu genç yaşımda. helal lan yusufi, güzelinden biriktirmişsin. neys’ …
moruğun kötü yanlarıda vardı tabii, mesela kendisinden altmış yaş küçük bana yürümek gibim. ahahahahhaha, dedem ya lütfen! sadece bana değil diğer garson arkadaşıma, bazı güzel müşterilerimize de yürüyordu ama ben onun trollüğüne veriyordum.
sohbetimiz sarıyordu. sürekli gençliğinde kendisinin de bir türkle çalıştığını ve ismini söylüyordu bana. yumuşak g telaffuzuda iyiydi şirifsizin.
benimle birlikte önce eskiden yaşadığım şehire, sonrasında istanbula gitmek istediğini söyledi. dizlerinin kötü olduğunu, artık eskisi gibi çalışmadıklarını söylüyordu. tamam dedim, seneye yaz götürürüm seni. iyi diyor yemekleri sen ısmarla. oldu hımını, sen onca zenginliğe rağmen bana ödet, üffff, he he dedim ne diyeceğim?
o gitmemiz gereken yıl bu yaz aylarında doldu, gidemedik franzi ile.
bir gün bana senden bir şey rica edebilir miyim dedi. söyle dedoş dedim. iç çekti ve;
- evimde benle ilgilenen bir yardımcım olmazsa beni yaşlı bakım evine kapatıcaklar sudoku.
- nasıl yani?
- mektup geldi. kendi kendime bakmakta zorlandığım için kapatacaklar beni huzur evine.
- offff. n’apcaksın?
- senden rica ediyorum şu formları dolduralım, senin bakıcım olduğunu söyleyelim?
… sustum, kal geldi.
- yalan söyleyemediğini biliyorum, o yüzden için rahat etsin diye evimi temizlemeye gelsen, iki saat, iki haftada bir?
- düşüneyim.
bu arada beni kessen başkasının evini temizlemem. aileminkini bile. hayatta en nefret ettiğim meslek. aşırı yorucu. sözüm temizlikçilere değil tabii ki, yanlış anlaşılmasın. ben yapamam. neys’ …
franz’ın evini temizlemeye gittim 2 hafta sonrasında 2 saatliğine. evi de kendi gibi şahsına münhasır mübareğin. * tabii ki de orada bir çıplak kadın posteri asılı olacaktı. ama neden mutfakta? ve bir takvimin üstünde? pis. yaş yetmiş iş bitmemişlerin doksanbir hali franz! ulan ne adamsın ya ahahahhaha.
- önce bir kahve yapayım sana.
- tamam dedoş, nasıl istersen.
- asıl sen nasıl içersen?
- sütlü, şekersiz lütfen.
- tabii ki de önce keyif çatacağız. seni yormayacağız, bu da petra.
- hi petra.
- hallo sudoku, memnun oldum.
sonra balkonunda keyfimizi çattık. franz, petra ve ben. petra onun kız kardeşi gibi sevdiği komşusu, arada evini temizlemeye ve yemek yapmaya gelen yardımcısı. franz evden çıktıktan sonra temizledik, petra bana beyaz şarap doldurdu. franz’ın rahmetli eşini ve köpeğinin resimlerini gösterdi.
hiç aldatmadım ama arada lazım böyle şeyler, ilişkiyi ateşli tutar kafasında olan franz’ın neşesini, hüznünü gördüm resimlerde. evinde de bir sürü madalyası vardı. çabalamış demek ki dedoşum. içime bir şeyler oturdu. döndü geldi bana 2 saat için 70 euro verdi. bu çok, saçmalama al dedim. almadı. çocuklara harcarsın dedi. eşşek herif sürekli yüreğimi burkuyor.
yüzünü görsen ütü yapmak isteyeceğin, gözleri boncuk mavisi bu neşeli adam bir gün stadyumda düşmüş. bara girdim, onu mosmor gördüm. kendim kalp krizi geçiriyordum o an. ya senin neyine doksanbir yaşında tribünlerde maç falan ha? eşşşeeekkksin franz.
- noldu sana?
- düştüm. ambulansla hastaneye götürdüler.
- :(
- iki santim daha yan denk gelseymişim ölecekmişim biliyor musun?
- bir daha tribüne gitte göriyim. arkandan ağlamam bile. hak etmiş derim haberin olsun.
- öyle deme sudoku
…
bir gün istifa ettim, viyanaya, o dönemki sevgilimin yanına gittim. franz’ı da yarı yolda bırakmış gibi oldum. aramıştım, açmadı.
yine içime oturdu. hay senin…
neys’ bir gün eski çalıştığım yere ziyarete gittim, oturmaya. herkes aaa, oo, arkadaşıma selam verdim, bahçeye çıktım, franz! yanına gittiğimde bir adamla konuşuyordu, gönderdi.
- moruk yeni karısını arıyo sudokuuuuuuu
- selam franz, nasıl yani?
- selam gel, gel seni bir öpeyim bordo dudaklarından
- ne?
neeeeeeeeeeeeee? çıldırıcammmm. neeeee? restorandan içeri girdim, eski patron arkadaşıma ispikledim hemen. aynen öyle. sen benim dedemdin lan göt! dur sende okurken yargılama hemen. franz hala iyi biri, yani umarım öyledir.
- kafası gitti onun sudoku.
- nasıl yani?
- baya alzheimer oldu sanırım. artık her geldiğinde müşterileri rahatsız ediyor.
- noldu ki ona?
- galiba eskisi gibi normal davranamıyor, aklını kaybediyor sanırım.
franz gözümden düşerek bitiyordu, içimi burkarak bitti hikayemiz.
derdim kendisine. her geldiğinde bira veya şarap içerdi. banada mutlaka iki kadeh ısmarlardı. o gün yardımcısı ne pişiriyorsa evinde, ona göre doldur sudoku derdi. geçmiş zaman diliminde yazıyorum çünkü eski iş yerimle kapandı franz’ın dönemi.
canım dedem niye şimdi bu saatte aklıma geldi bilmiyorum. sanırım atlamak istemedim. 2030’da geri dönüp okuyacağım bunları.
dedelerim ölü, rip. franz ise dünya tatlısı bir yaşlı. bende onu öyle sevdim. bana karşı hep kibardı, sohbetimiz sarıyordu. bir gün rezervasyon yaptırdı, doksanbir’inci yaşını kutlamak için. 8 kişi geldiler. benim bile o kadar arkadaşım yok şu genç yaşımda. helal lan yusufi, güzelinden biriktirmişsin. neys’ …
moruğun kötü yanlarıda vardı tabii, mesela kendisinden altmış yaş küçük bana yürümek gibim. ahahahahhaha, dedem ya lütfen! sadece bana değil diğer garson arkadaşıma, bazı güzel müşterilerimize de yürüyordu ama ben onun trollüğüne veriyordum.
sohbetimiz sarıyordu. sürekli gençliğinde kendisinin de bir türkle çalıştığını ve ismini söylüyordu bana. yumuşak g telaffuzuda iyiydi şirifsizin.
benimle birlikte önce eskiden yaşadığım şehire, sonrasında istanbula gitmek istediğini söyledi. dizlerinin kötü olduğunu, artık eskisi gibi çalışmadıklarını söylüyordu. tamam dedim, seneye yaz götürürüm seni. iyi diyor yemekleri sen ısmarla. oldu hımını, sen onca zenginliğe rağmen bana ödet, üffff, he he dedim ne diyeceğim?
o gitmemiz gereken yıl bu yaz aylarında doldu, gidemedik franzi ile.
bir gün bana senden bir şey rica edebilir miyim dedi. söyle dedoş dedim. iç çekti ve;
- evimde benle ilgilenen bir yardımcım olmazsa beni yaşlı bakım evine kapatıcaklar sudoku.
- nasıl yani?
- mektup geldi. kendi kendime bakmakta zorlandığım için kapatacaklar beni huzur evine.
- offff. n’apcaksın?
- senden rica ediyorum şu formları dolduralım, senin bakıcım olduğunu söyleyelim?
… sustum, kal geldi.
- yalan söyleyemediğini biliyorum, o yüzden için rahat etsin diye evimi temizlemeye gelsen, iki saat, iki haftada bir?
- düşüneyim.
bu arada beni kessen başkasının evini temizlemem. aileminkini bile. hayatta en nefret ettiğim meslek. aşırı yorucu. sözüm temizlikçilere değil tabii ki, yanlış anlaşılmasın. ben yapamam. neys’ …
franz’ın evini temizlemeye gittim 2 hafta sonrasında 2 saatliğine. evi de kendi gibi şahsına münhasır mübareğin. * tabii ki de orada bir çıplak kadın posteri asılı olacaktı. ama neden mutfakta? ve bir takvimin üstünde? pis. yaş yetmiş iş bitmemişlerin doksanbir hali franz! ulan ne adamsın ya ahahahhaha.
- önce bir kahve yapayım sana.
- tamam dedoş, nasıl istersen.
- asıl sen nasıl içersen?
- sütlü, şekersiz lütfen.
- tabii ki de önce keyif çatacağız. seni yormayacağız, bu da petra.
- hi petra.
- hallo sudoku, memnun oldum.
sonra balkonunda keyfimizi çattık. franz, petra ve ben. petra onun kız kardeşi gibi sevdiği komşusu, arada evini temizlemeye ve yemek yapmaya gelen yardımcısı. franz evden çıktıktan sonra temizledik, petra bana beyaz şarap doldurdu. franz’ın rahmetli eşini ve köpeğinin resimlerini gösterdi.
hiç aldatmadım ama arada lazım böyle şeyler, ilişkiyi ateşli tutar kafasında olan franz’ın neşesini, hüznünü gördüm resimlerde. evinde de bir sürü madalyası vardı. çabalamış demek ki dedoşum. içime bir şeyler oturdu. döndü geldi bana 2 saat için 70 euro verdi. bu çok, saçmalama al dedim. almadı. çocuklara harcarsın dedi. eşşek herif sürekli yüreğimi burkuyor.
yüzünü görsen ütü yapmak isteyeceğin, gözleri boncuk mavisi bu neşeli adam bir gün stadyumda düşmüş. bara girdim, onu mosmor gördüm. kendim kalp krizi geçiriyordum o an. ya senin neyine doksanbir yaşında tribünlerde maç falan ha? eşşşeeekkksin franz.
- noldu sana?
- düştüm. ambulansla hastaneye götürdüler.
- :(
- iki santim daha yan denk gelseymişim ölecekmişim biliyor musun?
- bir daha tribüne gitte göriyim. arkandan ağlamam bile. hak etmiş derim haberin olsun.
- öyle deme sudoku
…
bir gün istifa ettim, viyanaya, o dönemki sevgilimin yanına gittim. franz’ı da yarı yolda bırakmış gibi oldum. aramıştım, açmadı.
yine içime oturdu. hay senin…
neys’ bir gün eski çalıştığım yere ziyarete gittim, oturmaya. herkes aaa, oo, arkadaşıma selam verdim, bahçeye çıktım, franz! yanına gittiğimde bir adamla konuşuyordu, gönderdi.
- moruk yeni karısını arıyo sudokuuuuuuu
- selam franz, nasıl yani?
- selam gel, gel seni bir öpeyim bordo dudaklarından
- ne?
neeeeeeeeeeeeee? çıldırıcammmm. neeeee? restorandan içeri girdim, eski patron arkadaşıma ispikledim hemen. aynen öyle. sen benim dedemdin lan göt! dur sende okurken yargılama hemen. franz hala iyi biri, yani umarım öyledir.
- kafası gitti onun sudoku.
- nasıl yani?
- baya alzheimer oldu sanırım. artık her geldiğinde müşterileri rahatsız ediyor.
- noldu ki ona?
- galiba eskisi gibi normal davranamıyor, aklını kaybediyor sanırım.
franz gözümden düşerek bitiyordu, içimi burkarak bitti hikayemiz.
devamını gör...
normal sözlük’ün sevilmeyen yazarları veri tabanı
dallama senin iki oy aldığın oylamanın geçerliliği yoktur. bu anket geçersizdir. sen anca kendini kandırırsın.
devamını gör...
normal sözlük’ün sevilmeyen yazarları veri tabanı
ağlama lan dingil.
devamını gör...
normal sözlük’ün sevilmeyen yazarları veri tabanı
ekobokoviç'e sadece iki oy çıkması hayatın olağan akışına ters.
ekobokoviç bir numara çeviriyor eminim.
ekobokoviç bir numara çeviriyor eminim.
devamını gör...
normal sözlük’ün sevilmeyen yazarları veri tabanı
yoldaş'ın ismini gördüm. bir insanın sevilmeyen yazar olması için önce yazması lazım. soru yanlış, ders düştü. evlere dağılabiliriz arkadaşlar.
devamını gör...
dövme piyasasını kasıp kavuran kriz
piyasa olmanın getirilerinden biridir. evet. dövme piyasası bir adet piyasadır. dövme de piyasa oldu be ya! dediğimiz günlerde dövmecilerin yancıklarını paracıklar kasıp kavuruyordu..
devamını gör...
normal sözlük’ün sevilmeyen yazarları veri tabanı
şike olduğuna inanıyorum. bu oylamalar şeffaf değil. kabul etmiyorum.
devamını gör...
chaos is a ladder
bir açıdan ölümden sonrasını da yorumlar.
devamını gör...

