zaman tüneli
japonya
sigara kullananlara çile ülke.
devamını gör...
hiç bitmeyecek sanılan şeyler
dolapta pekmez
yala yala bitmez demişlerdi...
yala yala bitmez demişlerdi...
devamını gör...
ölürken kurulmak istenen son cümle
biri de eşşedü.. dememiş ya
devamını gör...
gibi
var bunlar ve gibi dizileri türk halkını anlatan arada denk geldiğimiz veya bizzat yaşağımız absürt ancak gerçek durumları senaryo haline getirdiği için seviyorum. alttaki güzel bir örnek, son kısmına çok katılıyorum.
www.youtube.com/shorts/yGaa...
www.youtube.com/shorts/yGaa...
devamını gör...
güne bir nordic bırak
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
devamını gör...
ölümlü dünya ölümlü insan
bazı şarkılarda bazı sözler daha yüksek gelir..
sertab erener kulağıma şşt şşt sakin ol sinirlerine hakim ol derken, şarkıda en çok tekrarlayan sanki bu sözüydü benim için..
ölümlü dünya ölümlü insan, ha alim olsa ha zalim olsan...
benim minnoş kalbim bazı durumlarda bazı olaylarda başıma gelenlerde ya da şahit olduklarımda kaldıramıyor.. haksızlık, yalan, kandırmaca, kendini bir şey sanma hallerini.. siz naapıyorsunuz derken en çok da bu manada dönüp duruyor zihnim.. sen kendini ne sanıyorsun bir başkasının yanında sahip olduklarınla mı, eğitiminle mi, varlığınla mı..
insanları anlamak zor benim için.. kolaylaşacak mı sanmam.. deniyorum.. evet o öyle biri ondan beklenen bu dedikçe insanlar yerini buluyor, ya da kendilerine bir yer buluyorlar.. böyle böyle de artık sorgulamayı bırakıp.. kendi ölümlüğümle barışıp insanların da kendi ölümlüğünü hatırlamasına niyet edeceğim..
evet ölümlü dünya ölümlü insan benim için de böyle bir yerden geliyor.. unutmamak lazım..
sertab erener kulağıma şşt şşt sakin ol sinirlerine hakim ol derken, şarkıda en çok tekrarlayan sanki bu sözüydü benim için..
ölümlü dünya ölümlü insan, ha alim olsa ha zalim olsan...
benim minnoş kalbim bazı durumlarda bazı olaylarda başıma gelenlerde ya da şahit olduklarımda kaldıramıyor.. haksızlık, yalan, kandırmaca, kendini bir şey sanma hallerini.. siz naapıyorsunuz derken en çok da bu manada dönüp duruyor zihnim.. sen kendini ne sanıyorsun bir başkasının yanında sahip olduklarınla mı, eğitiminle mi, varlığınla mı..
insanları anlamak zor benim için.. kolaylaşacak mı sanmam.. deniyorum.. evet o öyle biri ondan beklenen bu dedikçe insanlar yerini buluyor, ya da kendilerine bir yer buluyorlar.. böyle böyle de artık sorgulamayı bırakıp.. kendi ölümlüğümle barışıp insanların da kendi ölümlüğünü hatırlamasına niyet edeceğim..
evet ölümlü dünya ölümlü insan benim için de böyle bir yerden geliyor.. unutmamak lazım..
devamını gör...
günaydın sözlük
günaydın, ama en çok sana güneş kadın.
devamını gör...
ölürken kurulmak istenen son cümle
iyiydi be.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
"le vent nous portera"
devamını gör...
ölümlü dünya ölümlü insan
paranoyak deli ukdesi.
jorge luis borges'in tespitiyle yüzleşmediğimiz sürece iki tarafı birbirine denk sandığımız ezber.
dilimize yerleşen "ölümlü dünya ölümlü insan" söylemi, insanın kendi fanilik korkusunu hafifletmek için sığındığı bir göz boyamadan ibaret. dünyayı da yanına çekip "hepimiz gelip geçiciyiz işte" diyerek sahte bir teselli üretir; sanki solan bir çiçekle öleceğini bilen bir zihin aynı kefede tartılabilirmiş gibi. borges tam bu noktada ezberi bozar: insan dışındaki bütün varlıklar fiilen ölümsüzdür. başlarına gelecek sonun bilgisine sahip olmadıkları için dünü ve yarını olmayan, kesintisiz bir şimdiki zamanın kayıtsızlığında yaşarlar.
diğer canlıların ölüme dair hiçbir şey hissetmediğini söylemek biyolojik olarak haksızlık olur. bir fil ölen yavrusunun başında günlerce bekler, şempanze cansız bedene dokunur, karga sürüsü ölü bir türdeşinin etrafında toplanıp tehlikeyi tartar; hayvanın burada idrak ettiği şey sadece karşılaştığı bedenin hareketsizliğidir. zihninde benlik, zaman ve zorunluluk kavramlarını birleştirip "bir gün bu son kaçınılmaz olarak benim de başıma gelecek" diyebilecek bilişsel bir projeksiyon yetisi biyolojisinde yoktur. ölümü dışarıdan bir hadise olarak görürler, kendi şahsi sonlarının bilgisiyle yaşamazlar.
ernest becker'ın bahsettiği büyük insanlık komedisi tam bu eşikte başlar. insan, kendi kaçınılmaz yok oluşunun bilgisine sahip tek canlı olduğu için bu dehşetle baş başa kalamaz; çareyi yıkılacağını bildiği dünyaya tırnaklarını geçirmekte bulur. ağzı her sıkıştığında "ölümlü dünya" diyerek borcunu erteler, kalpleri kırar, ahlaki sorumluluktan sıyrılır; diğer yanda aynı ölümlü dünyanın çakıl taşı için kardeşinin boğazına sarılır, 30 yıllık konut kredilerine imza atar, tapu dairelerindeki o gergin kuyruklarda ömrünü çürütür. dünya ile insan bu yüzden asla denk değildir. dünyanın ölümlülüğü mekanik bir aşınmadır; nehir kurur, taş ufalanır, kedi yaşlanır ama hiçbirinin bundan haberi yoktur. sonun bilgisine sahip olmayan dünya trajediden muaftır; fiilen ölümsüz bir kayıtsızlıkla döner. bütün faturayı ödeyen, bildiği sonun korkusundan kaçmak için şuursuz bir dekora mülkiyet uyduran insandır.
jorge luis borges'in tespitiyle yüzleşmediğimiz sürece iki tarafı birbirine denk sandığımız ezber.
dilimize yerleşen "ölümlü dünya ölümlü insan" söylemi, insanın kendi fanilik korkusunu hafifletmek için sığındığı bir göz boyamadan ibaret. dünyayı da yanına çekip "hepimiz gelip geçiciyiz işte" diyerek sahte bir teselli üretir; sanki solan bir çiçekle öleceğini bilen bir zihin aynı kefede tartılabilirmiş gibi. borges tam bu noktada ezberi bozar: insan dışındaki bütün varlıklar fiilen ölümsüzdür. başlarına gelecek sonun bilgisine sahip olmadıkları için dünü ve yarını olmayan, kesintisiz bir şimdiki zamanın kayıtsızlığında yaşarlar.
diğer canlıların ölüme dair hiçbir şey hissetmediğini söylemek biyolojik olarak haksızlık olur. bir fil ölen yavrusunun başında günlerce bekler, şempanze cansız bedene dokunur, karga sürüsü ölü bir türdeşinin etrafında toplanıp tehlikeyi tartar; hayvanın burada idrak ettiği şey sadece karşılaştığı bedenin hareketsizliğidir. zihninde benlik, zaman ve zorunluluk kavramlarını birleştirip "bir gün bu son kaçınılmaz olarak benim de başıma gelecek" diyebilecek bilişsel bir projeksiyon yetisi biyolojisinde yoktur. ölümü dışarıdan bir hadise olarak görürler, kendi şahsi sonlarının bilgisiyle yaşamazlar.
ernest becker'ın bahsettiği büyük insanlık komedisi tam bu eşikte başlar. insan, kendi kaçınılmaz yok oluşunun bilgisine sahip tek canlı olduğu için bu dehşetle baş başa kalamaz; çareyi yıkılacağını bildiği dünyaya tırnaklarını geçirmekte bulur. ağzı her sıkıştığında "ölümlü dünya" diyerek borcunu erteler, kalpleri kırar, ahlaki sorumluluktan sıyrılır; diğer yanda aynı ölümlü dünyanın çakıl taşı için kardeşinin boğazına sarılır, 30 yıllık konut kredilerine imza atar, tapu dairelerindeki o gergin kuyruklarda ömrünü çürütür. dünya ile insan bu yüzden asla denk değildir. dünyanın ölümlülüğü mekanik bir aşınmadır; nehir kurur, taş ufalanır, kedi yaşlanır ama hiçbirinin bundan haberi yoktur. sonun bilgisine sahip olmayan dünya trajediden muaftır; fiilen ölümsüz bir kayıtsızlıkla döner. bütün faturayı ödeyen, bildiği sonun korkusundan kaçmak için şuursuz bir dekora mülkiyet uyduran insandır.
devamını gör...
güne bir şiir bırak
hayırlı sabahlar bugünkü şiirinizi huzurlarınıza sunuyorum.
adımla nasıl berabersem
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan
koşar gibi yürüyüşün
karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatin
karanlık boşluklarında akıp giderken zaman
adımla nasıl berabersem öylece beraberiz
seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye
gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat
koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz
ve sonra her zaman her ölümlüye
aynı şartlar altında kısmet olmayan
gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın
adımla nasıl berabersem
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan
koşar gibi yürüyüşün
karanlıkta bir ışık gibi aydınlık gülüşün
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatin
karanlık boşluklarında akıp giderken zaman
adımla nasıl berabersem öylece beraberiz
seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye
gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat
koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz
ve sonra her zaman her ölümlüye
aynı şartlar altında kısmet olmayan
gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda
hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın
devamını gör...
fight club
film olanı doğulu anlamda ilk şark bülbülü denemesidir. efenim bilen bilir şark bülbülü filminde meşhur bir sahne vardır. bana mazlumu getirin der gazino patronu ve mazlumu döver, döverek rahatlar. sonra bir gün mazlum bu dayaklara dayanamayıp "bitince" gazinocunun adamları bu sefer şaban rolündeki kemal sunal'ı getirirler patrona. patron şaban'a vurdukça şaban daha çok vurur ve "çok iyi bu karşılık veriyor!" der. bu film 1979 senesince çekilmiştir bundan 17 yıl sonra romanı yazılmıştır fight club'ın, 20 sene sonra 1999'da filmi çekilmiştir.
kanıt da istersiniz şimdi batı hayranları sizi. aha belge:
kanıt da istersiniz şimdi batı hayranları sizi. aha belge:
devamını gör...
ilginç genel kültür bilgileri
roma kentinin iki mitolojik kurucusundan biri ve kente adını veren kişi romulus, 476 yılında barbarlar tarafından tahttan indirilen son roma imparatoru ise romulus augustulus'tur. kaderin cilvesi.
tarihte bizans diye bir devlet olmadığını biliyoruz. roma ve bizans arasında ayrım yapabilmek için çeşitli tarihler öneriliyor, bunlardan biri de ilk hıristiyan imparator olan constantinus'un tahta çıkışı. bunu milat olarak kabul edersek bizans imparatorluğunun ilk ve son imparatorlarının adının konstantin olduğunun görürüz*. ilginçtir ki bunu biraz uzatırsak son yunanistan kralının adının da ii.konstantinos olduğunu görürüz.
tarihte bizans diye bir devlet olmadığını biliyoruz. roma ve bizans arasında ayrım yapabilmek için çeşitli tarihler öneriliyor, bunlardan biri de ilk hıristiyan imparator olan constantinus'un tahta çıkışı. bunu milat olarak kabul edersek bizans imparatorluğunun ilk ve son imparatorlarının adının konstantin olduğunun görürüz*. ilginçtir ki bunu biraz uzatırsak son yunanistan kralının adının da ii.konstantinos olduğunu görürüz.
devamını gör...
tosun paşa filminde şaban tellioğulları'nın neyidir sorusu
bunlar genelde uzak ama önemsiz akrabaları, gayri meşru çocukları ya da bizzat anadan kalma servetini gagaladıkları sahipsiz çocukları o kadar içlerine sokarlar. düz hizmetçi-uşak olsa evde bahçıvan, arap bacı gibi karakterleri de entrikaların içerisinde görürüz. yani bir aidiyet duygusu karşılıklı olarak hissediliyordur.
hatta bence şaban, bütün bunlara az buçuk uyandığı için ilk fırsatta hüsam’a kazığı basıyor.
hatta bence şaban, bütün bunlara az buçuk uyandığı için ilk fırsatta hüsam’a kazığı basıyor.
devamını gör...
tosun paşa filminde şaban tellioğulları'nın neyidir sorusu
filmde belirtildiği gibi uşağıdır, fazla kafa yormaya gerek yok. tellioğullarının fedaisi olmak tellioğlu olmayı mı gerektirir? hatta aksine tellioğlu olmadığı için fedai olur. kan bağı olarak şaban'ın tellioğlu sülalesiyle bir bağı yoktur.
devamını gör...



