zaman tüneli

yetişkinlikte aynı çikolatayı yediğinizde o duygusal bağlam yani çocukluk saflığı, sürpriz, bir aile anısı tekrar olmuyor . bu kinder çikolatada da, milka'da da, ülker'de de aynı hissiyatı yaşatıyor.
devamını gör...

on dakika farkla kaçırdım bugün püh. neys’ o zaman şimdi kaçırdığım için yakıyorum, hath.
devamını gör...

sene 2012.. o aralar burada büyük bir kuyumcuyla iş yapıyorum, herif azerbaycanlılar’dan ucuz pırlanta alacağım diye yemiş sıkıştırılmış pırlanta tozunu, ucuz ucuz da piyasaya sürmüş, bir daha kazık yememek için de aldığı-alacağı taşları bana gösteriyor, benim verdiğim fiyata göre alıyor, hatta ben de istediğim taşları loose olarak yani kasaya oturmamış çıplak taş alıyorum..

neyse, bunun vitrinine el yapımı bir diyarbakır hap takımı gelmiş ama mal yanıyor. o aralar da anneler günü yakın, “kaç para bu?” dedim, bir para çekti, yemin ediyorum sıfır araba alınır. dedim, “sar”.

aldım bunu, bütün gece araç kullandıktan sonra, üç ayın ardından annemlerle kahvaltı sofrasına oturdum. kucağımda da koca mücevher kutusu..

babamla antika alıp satıyoruz, benim ek işim, onun emeklilik işi olarak.. bu da, ben severim diye gittiği yerlerden deve sucuğu falan alır. annem şu geniş, döküm tavalarda yalan olmasın bir 14-15 dilim sucuk kızartıyor. sucuklar çısss diye kızarırken geldi yanıma oturdu, ben de kucağımdaki kutuyu beylik bir kutlama cümlesiyle bizimkinin eline verdim. o aralar babamla toptan gümüş takı satıyoruz, hürrem mürrem geyiğine, bu yine evde kilo kilo bulunan gümüşlerden sandı, “aaa ne gerek vardı hayatım” falan diye cümleye başlarken, ağzı açık kaldı..

annemin taş kesilmesinden huylanan ve hiçbir şey almamış olan babam “ne almış bu” diye annemin eline bakınca başına gelenleri anlayıp “eşşoğlueşşek” dedi..

annem hiçbir şey söylemeden kalktı, tavayı aldı, sofraya getirdi, kendi fazla yemez, 2 dilim aldı, bana tavayı devirdi, babama da 3 dilim ayırıp, adamı sucuk manyağı yapıp bir de üstüne “o genç, sen kilo alıyorsun” diye hem yaşlı hem şişman double strike’ını yaptı, gitti.. babam kedi yavrusu gibi benim tabağa bakıyor, ben annemden gizli buna 4 dilim verdim, babam annem görmeden sucukları panikle yedi, annem takılarını taktı, sofraya geldi..

milyon tane mücevheri olduğu halde sonradan o takımı neredeyse bütün eş dost düğünlerinde taktı ve bence esas iltifat bu..
devamını gör...

bence daha büyük bir sorun var. ben depeche mode ile duran duran'ı karıştırıyorum. adamlar sinan özenle ayhan aşan gibiler. ayrı gibi ama aslında tek.
devamını gör...

fiziksel bir dolandırıcının eşkalini tarif etmek ve yakalamak mümkünken, şimdi ise çağın dijital dolandırıcıları yurt dışı sunucular, sahte kimlikler, kripto para gibi izini kaybettirme araçları kullanıyor. bunun sonucu da güven aşınması. insanlar artık resmi kurumlardan gelen gerçek iletilere bile kuşkuyla yaklaşmak zorunda kalıyor. yani, toplumsal güven darbe almış. hele ki teknolojiye daha az aşina olan yaşlı bireyler, bu yeni yöntemler karşısında daha savunmasızlar.
devamını gör...

personal jesus ve hele ki enjoy the silence şarkıları bilinmiyorsa o zaman müzik zevkini sorguya çekmek lazım.
devamını gör...

cennet mahallesi dizisi açısından bakılırsa sımsıcak, rengarenk, komik ve eğlenceli bir mahalle olabiliyorken, çukur dizisi açısından bakıldığında da sert, kapalı, karanlık, kuralların hüküm sürdüğü, kendi raconları olan bir mahalle olabiliyor. yeditepe istanbul dizisi açısından eski istanbul ve kenar mahalle havası verirken başka yapımlar açısından bakıldığında romantik, nostaljik, otantik istanbul yönü ortaya çıkabiliyor.
devamını gör...

rafının bir ucunda ansiklopediler, diğer ucunda ders kitapları; çekmecesinde de mutlaka kalemler, silgiler ve bilumum kırtasiye ürünleri bulunan efsane masa.
devamını gör...

çokça yazan ama bir türlü çaylaklıktan kurtulamayan yazar. bir çok yazardan daha çok yazar.
devamını gör...

eski insanlar sinyizayzır'ı doğrudan org enstrümanı ile adlandırır. fakat sintisayzır üzerinde ekstradan :
düğme, knob, slider, filtre ayarları çok bulunur.
çünkü esas konu :
do-re-mi çalmaktan çok sesi şekillendirmektir.

org çağrışım olarak :
düğün salonu, hazır ritim, halay, davul enerjisi hissi verir.

sintizayzır çağrışım olarak :
stüdyo, elektronik müzik, gece atmosferi, film müziği, uzay gemisi paneli enerjisi hissi verir.
devamını gör...

ne demek ne çok eski ne çok yeni ?

hocam piyasadaki klasik olmayan en eski arabalar olan toros ve broadway'den birinin üretim yılı 1989 diğerinin 1985.
devamını gör...

yıllar yıllaaar sonra bi tane alayım dedim. içine sıçmışlar. olm, bunun bütün olayı o çikolatasıydı. çikolata yok içinde. muhallebi koymuşlar, onu da yarısına koymuşlar.

size bu fikri veren kişiyi, o fikri onaylayan yöneticiyi, o yöneticinin hala çalışmasına izin veren patronu, özetle, yayında ve yapımda emeği geçen herkesi ayrı ayrı tebrik ediyorum. bok gibi olmuş.
devamını gör...

ne çok eski ne çok yeni.
analog çocukluk, dijital yetişkinlik yaşamış bir kuşak.
devamını gör...

bir kere başıma gelmiştir. ağlarken nefes alamadığımı hatırlıyorum, kitlenmiştim resmen.
devamını gör...

gelirken haber vermeyen, giderken de saat bildirmeyen misafir.
devamını gör...

bantları çekmek, köşeleri fırçalamak, damlayan boyaları temizlemek ve sabırla katları beklemek; sadece bir iş değil, aynı zamanda bir sabır testidir. öncesinde eşya çekme ve sonrasındaki temizlik de ayrı bir yorgunluk.
devamını gör...

bazı kadınların götünü kaldırır, bazı kadınların ayağını yere basar. aşk böyle bir şeydir.
devamını gör...

yaşlı amcalar canavardan bahsederdi. ben de masallardaki gibi sürüngen, sivri dişli bir canavardan bahsettiklerini sanırdım. hatta köylerde ahırlara girip koyunlara saldırıyormuş. meğerse bahsettikleri canavar da kurt hayvanıymış.

trafolarda bulunan kuru kafa resimli tabelaya dokununca elektrik çarpar sanırdım.

tv yayınında ilk kez seyrettiğim futbol maçındaki futbolcuları uzaktan çekim dolayısıyla çocuk sanırdım.

benzin istasyonlarının altından petrol çıkıyor sanıyordum. hatta 23 yaşına kadar öyle sanıyordum. tanker denilen aracın ne işe yaradığını bile idrak edememişim.

yıldırım akbulut ile yıldırım gürses'i aynı kişi sanırdım. adam gündüz olunca başbakan olup ülke yönetiyor, akşam olunca da sahneye çıkıp şarkı söylüyor sanırdım.
devamını gör...

üniversitedeyken dolaba bir poşet su atar kalıp olunca özellikle geceleri fön makinesini açardık.

poşetten su sizmasin diye de leğen almıştık. kenarlarını iki eş yönden kesip kalıbı içine koyuyorduk. arkasına fön makinesini sabitleyip yatakta uzanıyorduk. yarım saat 40 dk falan götürüyordu.
devamını gör...

mükemmel. zaten bana aşık olmayacak da kime olacak? dünya üzerinde tek bir kadın var onun için. başka sorunuz olursa sorun, çekinmeyin.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim