zaman tüneli
sözlük yazarlarının sözlükteki flört sayısı
istanbul sözleşmesinden çıktığımızdan beri böyle böyle yrraklar etrafa doluştu.
normalsozluk.com/entry/4065520
normalsozluk.com/entry/4065524
normalsozluk.com/entry/4065520
normalsozluk.com/entry/4065524
devamını gör...
lider amedspor
o zaman yarın hepimiz beşiktaşlıyız.
devamını gör...
yazarların nefret ettiği şeyler
gerikuper kılıklı tacizciler. abi tecavüz fentezisine biz 6284 diyoruz. yrrrk kafalı.
ilgili entryi
normalsozluk.com/entry/4065520
ilgili entryi
normalsozluk.com/entry/4065520
devamını gör...
öldükten sonra ne olacak sorunsalı
önce yıkayıp yuvacaklar seni yaşamak pismiş gibi
sonra çeneni bağlayacaklar konuşmak suçmuş gibi
sonra pamukla tıkayacaklar her kapını,
sanki dışarıdaki dünya sana daha çok dolacakmış gibi.
omuzlarda taşıyacaklar seni gökyüzüne yakın,
yaşarken kimse sırtında taşımamış gibi.
bir çukura indirecekler soğuk ve karanlık,
ömrünce o kadar yalnız kalmamışsın gibi.
üstüne toprak atacaklar kürek kürek,
tüm hatalarını gizlemek ister gibi.
iki kürek toprak, bir avuç dua,
sanki yaşarken hiç incinmemişsin gibi.
adını yazacaklar dik bir taşa,
sanki bir daha unutulacakmışsın gibi...
sonra çeneni bağlayacaklar konuşmak suçmuş gibi
sonra pamukla tıkayacaklar her kapını,
sanki dışarıdaki dünya sana daha çok dolacakmış gibi.
omuzlarda taşıyacaklar seni gökyüzüne yakın,
yaşarken kimse sırtında taşımamış gibi.
bir çukura indirecekler soğuk ve karanlık,
ömrünce o kadar yalnız kalmamışsın gibi.
üstüne toprak atacaklar kürek kürek,
tüm hatalarını gizlemek ister gibi.
iki kürek toprak, bir avuç dua,
sanki yaşarken hiç incinmemişsin gibi.
adını yazacaklar dik bir taşa,
sanki bir daha unutulacakmışsın gibi...
devamını gör...
kas
vücutta hareket etmeyi ve güç oluşumunu sağlayan kasılıp gevşeyebilen doku. tum vücudun yaklaşık %50 sini oluşturur. latince;
fleksor büker, ekstansör açar,
sfinkter tutar, levator kaldırır,
her kas, adında işini fısıldar.
fleksor büker, ekstansör açar,
sfinkter tutar, levator kaldırır,
her kas, adında işini fısıldar.
devamını gör...
iko'nun kayıp olması
yazılımcı kayıp olunca sözlük kadınlarının da kaybolması tesadüf mü peki.
devamını gör...
öldükten sonra ne olacak sorunsalı
bilinseydi nüfusun yüzde kaçı intihar ederdi tahminen?
birçoğunu engelleyen bu bilinmezlik
birçoğunu engelleyen bu bilinmezlik
devamını gör...
beden
mitolojinin son sığınağı.
aşil topuğundan vurulur, atlas gökyüzünü taşır,
hipokampus denizatına biner.
aşil topuğundan vurulur, atlas gökyüzünü taşır,
hipokampus denizatına biner.
devamını gör...
öldükten sonra ne olacak sorunsalı
#2428644
aynı fikirdeyim.
aynı fikirdeyim.
devamını gör...
la la land
la la land için “şiir gibi bir film” dediklerini gördüm, haksız da değiller. acabaların, seçimlerin ve hayattaki sonuçların şiiri bu film. isminin masalsı tınısı ve ‘la’ ile los angeles’a yaptığı gönderme bile bunu baştan belli ediyor.
bana sorarsanız filmi bu kadar güzel yapan şey, filmdeki o büyülü dünyadan ziyade sunduğu hissin katıksız bir gerçeklik taşımasıydı. insanın gerçekten kendinden bir parça bulmasıydı. filmin finali hollywood klişelerinden uzak; ne birbirine koşarak sarılan aşıklar var ne de söylenmiş büyük sözler. sadece buruk bir “acaba”; aynı anda hem “keşke” hem “iyi ki” dercesine bir gülümseme.
filmdeki o meşhur alternatif final sahnesi, tam biz mutlu olacakları bir geleceği hayal etmeye başlamışken karşımıza çıkıyor ve yüzümüze tam olarak şunu çarpıyor: bazen insanlar hayatımıza girer, elimizden tutar, bizi düştüğümüz yerden kaldırır ve hedeflerimize giden yolda cesaret verirler. birlikte bir yol yürürüz ama o yolun bir sonu vardır. birbirleriyle gidebilecekleri yere kadar giderler ve sonra yolları ayrılır. dönecekleri köşeye kadar size eşlik ederler.
birlikte olmamak ya da yolun sonunda ayrılmış olmak, yaşananların yanlış olduğu anlamına gelmez. sebastian, mia’ya kendi hayalinin peşinden gitme cesaretini verdi; mia da sebastian’ın tutkusunu ve kendini ciddiye almasını sağladı. ikisi de birbirini dönüştürdü, daha iyi bir versiyonuna taşıdı. finaldeki o küçücük gülümsemede de sanki birbirlerine “biz olmadık ama iyi ki vardın. hayallerini gerçekleştirmişsin. seninle gurur duyuyorum.” dercesine bakıyorlardı.
aralarındaki ilişkiyi sebastian, mia’ya cazı anlatırken bize anlatıyordu sanki. caz ritmi gibi. ikisi de aynı parçanın içinde çalan ama kendi sesini duyurmaya çalışan farklı tonlar. kaosun içindeki o tuhaf uyum.
o alternatif final sahnesini izlerken insan istemeden kendi hayatındaki “acaba”lara da kayıyor.insan seçmediği hayatın yasını nasıl taşır? zihnin en büyük tuzağı burada başlıyor: seçmediğin hayatı hayal ederken beynin o ihtimalin kötü taraflarını siler, sadece mükemmel olan senaryoyu gösterir.belki de yasını tuttuğumuz şey o hayatın kendisi değil, orada olabileceğimiz o kusursuz senaryodur.
film de bize zihnimizin oyununu, her şeyin kusursuz gideceği bir sonu gösteriyor; bizi gerçeklerden uzaklaştırıp sonrasında bir tebessümle yüzümüze çarpıyor. ama bize iki tarafı da net bir şekilde vermiyor.
birlikte kalsalardı belki başaramayacaklardı, belki ikisi de kaybedecekti, belki de bambaşka sorunlarla boğuşacaklardı. seçtiğimiz yolun sonuçlarını yaşayarak görüyoruz ama seçmediğimiz yolun ne getireceğini asla bilemeyeceğiz. çünkü seçimlerin sonuçları vardır ve her seçim beraberinde bir fedakarlık gerektirir. filmde de kusursuz hayalin gerçeğini göremiyoruz.
bazen insan seçimlerinin ardından “acaba”ların ağırlığıyla bir adım atıyor, bazen de atmıyor. pişman oluyor ya da hayıflanıyor.herkes bir şekilde kendi hayatına, kendi yoluna devam ediyor.
bence bu yüzden hayatta her zaman mutlak “doğru” ya da “yanlış” seçimler yok; sadece verdiğimiz kararlar, hedeflerimize giden yolda ödediğimiz bedeller ve katlanmamız gereken sonuçlar var.
film bize “birbirinizi seviyorsanız mutlaka birlikte kalırsınız” da demiyor. ne kadar seversek sevelim, olmak istediğimiz kişiden de vazgeçmememiz gerektiğini; mutlu sonun “sonsuza dek beraber yaşamak” değil de bazen en gerçek mutlu sonun “ikimiz de olmak istediğimiz insan olduk.” diyebilmek olduğunu gösteriyor.
işte son tebessüm bu yüzden bu kadar güçlü bir an. bunun için birbirlerini suçlamaları, nefret etmeleri gerekmiyor. birbirlerinin hayatlarındaki yerlerini küçültmüyorlar. birbirlerine teşekkür ediyor ve saygı duyuyorlar. sadece yolları başka yerlere gidiyor ve ulaştıkları yer onları mutsuz etmiyor.
burada ne doğru/yanlış insan ne de doğru/yanlış zaman var. kim kaybetti, kim kazandı meselesi değil.
bazen sadece:
“bu insan benim hayatımın çok önemli bir parçasıydı. birbirimize çok değer verdik. sonra hayat devam etti.”
ve geriye kalan tuhaf, tatlı, acı; cevabı olmayacak bir his, bir “acaba”.
ama belki de bu yüzden insan büyüdükçe cevabı bulmaya çalışmak yerine bu sorularla yaşamayı öğreniyor. hayatlarımızdan birileri çıkmış olabilir ama üzerimizde bıraktığı iz, kattığı güç ve öğrettiği şeyler hep bizde kalır.
cevabını asla öğrenemeyeceğimiz o “acaba” sorusuyla yaşamayı öğrenmek, belki de büyümenin ve hayata devam etmenin en yetişkin tarafıdır.
masalın içindeki gerçekler gibi.
bana sorarsanız filmi bu kadar güzel yapan şey, filmdeki o büyülü dünyadan ziyade sunduğu hissin katıksız bir gerçeklik taşımasıydı. insanın gerçekten kendinden bir parça bulmasıydı. filmin finali hollywood klişelerinden uzak; ne birbirine koşarak sarılan aşıklar var ne de söylenmiş büyük sözler. sadece buruk bir “acaba”; aynı anda hem “keşke” hem “iyi ki” dercesine bir gülümseme.
filmdeki o meşhur alternatif final sahnesi, tam biz mutlu olacakları bir geleceği hayal etmeye başlamışken karşımıza çıkıyor ve yüzümüze tam olarak şunu çarpıyor: bazen insanlar hayatımıza girer, elimizden tutar, bizi düştüğümüz yerden kaldırır ve hedeflerimize giden yolda cesaret verirler. birlikte bir yol yürürüz ama o yolun bir sonu vardır. birbirleriyle gidebilecekleri yere kadar giderler ve sonra yolları ayrılır. dönecekleri köşeye kadar size eşlik ederler.
birlikte olmamak ya da yolun sonunda ayrılmış olmak, yaşananların yanlış olduğu anlamına gelmez. sebastian, mia’ya kendi hayalinin peşinden gitme cesaretini verdi; mia da sebastian’ın tutkusunu ve kendini ciddiye almasını sağladı. ikisi de birbirini dönüştürdü, daha iyi bir versiyonuna taşıdı. finaldeki o küçücük gülümsemede de sanki birbirlerine “biz olmadık ama iyi ki vardın. hayallerini gerçekleştirmişsin. seninle gurur duyuyorum.” dercesine bakıyorlardı.
aralarındaki ilişkiyi sebastian, mia’ya cazı anlatırken bize anlatıyordu sanki. caz ritmi gibi. ikisi de aynı parçanın içinde çalan ama kendi sesini duyurmaya çalışan farklı tonlar. kaosun içindeki o tuhaf uyum.
o alternatif final sahnesini izlerken insan istemeden kendi hayatındaki “acaba”lara da kayıyor.insan seçmediği hayatın yasını nasıl taşır? zihnin en büyük tuzağı burada başlıyor: seçmediğin hayatı hayal ederken beynin o ihtimalin kötü taraflarını siler, sadece mükemmel olan senaryoyu gösterir.belki de yasını tuttuğumuz şey o hayatın kendisi değil, orada olabileceğimiz o kusursuz senaryodur.
film de bize zihnimizin oyununu, her şeyin kusursuz gideceği bir sonu gösteriyor; bizi gerçeklerden uzaklaştırıp sonrasında bir tebessümle yüzümüze çarpıyor. ama bize iki tarafı da net bir şekilde vermiyor.
birlikte kalsalardı belki başaramayacaklardı, belki ikisi de kaybedecekti, belki de bambaşka sorunlarla boğuşacaklardı. seçtiğimiz yolun sonuçlarını yaşayarak görüyoruz ama seçmediğimiz yolun ne getireceğini asla bilemeyeceğiz. çünkü seçimlerin sonuçları vardır ve her seçim beraberinde bir fedakarlık gerektirir. filmde de kusursuz hayalin gerçeğini göremiyoruz.
bazen insan seçimlerinin ardından “acaba”ların ağırlığıyla bir adım atıyor, bazen de atmıyor. pişman oluyor ya da hayıflanıyor.herkes bir şekilde kendi hayatına, kendi yoluna devam ediyor.
bence bu yüzden hayatta her zaman mutlak “doğru” ya da “yanlış” seçimler yok; sadece verdiğimiz kararlar, hedeflerimize giden yolda ödediğimiz bedeller ve katlanmamız gereken sonuçlar var.
film bize “birbirinizi seviyorsanız mutlaka birlikte kalırsınız” da demiyor. ne kadar seversek sevelim, olmak istediğimiz kişiden de vazgeçmememiz gerektiğini; mutlu sonun “sonsuza dek beraber yaşamak” değil de bazen en gerçek mutlu sonun “ikimiz de olmak istediğimiz insan olduk.” diyebilmek olduğunu gösteriyor.
işte son tebessüm bu yüzden bu kadar güçlü bir an. bunun için birbirlerini suçlamaları, nefret etmeleri gerekmiyor. birbirlerinin hayatlarındaki yerlerini küçültmüyorlar. birbirlerine teşekkür ediyor ve saygı duyuyorlar. sadece yolları başka yerlere gidiyor ve ulaştıkları yer onları mutsuz etmiyor.
burada ne doğru/yanlış insan ne de doğru/yanlış zaman var. kim kaybetti, kim kazandı meselesi değil.
bazen sadece:
“bu insan benim hayatımın çok önemli bir parçasıydı. birbirimize çok değer verdik. sonra hayat devam etti.”
ve geriye kalan tuhaf, tatlı, acı; cevabı olmayacak bir his, bir “acaba”.
ama belki de bu yüzden insan büyüdükçe cevabı bulmaya çalışmak yerine bu sorularla yaşamayı öğreniyor. hayatlarımızdan birileri çıkmış olabilir ama üzerimizde bıraktığı iz, kattığı güç ve öğrettiği şeyler hep bizde kalır.
cevabını asla öğrenemeyeceğimiz o “acaba” sorusuyla yaşamayı öğrenmek, belki de büyümenin ve hayata devam etmenin en yetişkin tarafıdır.
masalın içindeki gerçekler gibi.
devamını gör...
19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı
devamını gör...
galatasaray trabzonspor kardeşliğinin bozulması
bence çok net devam ediyor.
bastırsan çok rahat 5-6 olacak maçta ileri gitmeyip sağa sola vakit geçirdiler.
böyle yakaladın mı atacaksın, bu konuda tavır çok net.
yakın zamanda biz 5 attık mesela, fener böyle yakaladı 6 attı.
hiç o maçlarda vakit geçiren, bilerek ofsaytta bekleyip top gelsin de oyun durup soğusun(onuachu) diyen oyuncu gördünüz mü?
göremezsiniz çünkü "büyük takım" olayı biraz da budur.
bastırsan çok rahat 5-6 olacak maçta ileri gitmeyip sağa sola vakit geçirdiler.
böyle yakaladın mı atacaksın, bu konuda tavır çok net.
yakın zamanda biz 5 attık mesela, fener böyle yakaladı 6 attı.
hiç o maçlarda vakit geçiren, bilerek ofsaytta bekleyip top gelsin de oyun durup soğusun(onuachu) diyen oyuncu gördünüz mü?
göremezsiniz çünkü "büyük takım" olayı biraz da budur.
devamını gör...
galatasaray trabzonspor kardeşliğinin bozulması
onların dostluğu " bugün bana yarın sana " şeklindedir.
bozulmaz kolay kolay
bozulmaz kolay kolay
devamını gör...
19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı
devamını gör...
19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı
devamını gör...
galatasaray trabzonspor kardeşliğinin bozulması
trabzon da sonunda gerçekleri gördü, doğru yolu buldu.
devamını gör...
bade işçil
güzelliği ve zarafetiyle her zaman çok beğendiğim bir kadındır. oyunculuğu kuzey ve güney dizisindeki rolü ile patladı. uzun süre boyunca duru güzelliği ve kendisine has genetiğiyle( doğal sarışın olmasıyla) baya konuşuldu.
en parlak döneminde malkoç sualp ile bir evlilik yaptı. kadının tüm enerjisi, tüm hayata dair umudu ve sektördeki tüm bağlantıları yok oldu. her ne kadar medyaya yansıtmasa da, ayrıldığı eşinin fazlasıyla sorunlu olduğunu düşünüyorum. kadınla evlendiği andan itibaren kadının tüm kariyerini bitirmekle kalmadı, kadını sosyal çevresinden resmen sildi. kadın bugün bile hala temkinli bir hayat yaşıyor.
malkoç süalp'in boşanma süreçlerinde kadınla baya uğraştığını hatırlıyorum. uzun süre boyunca çocuğunun velayetini de bade hanımdan almaya çalıştı. keza o zamanlar magazinlere baya konu olmuştu ama bade işçil'in bazı şeylerle tehdit edildiği baya belliydi. oğlu için çok savaştı. bir iş adamının sahip olduğu bağlantılara ve sektörde güce sahip olmaması, kadını sessiz kalmaya itti. 2016 yılında boşanabildiler ama boşanana kadar kadına kan kusturdu.
bade işçil, eşinin kendisine hamilelik ve doğum sürecinden itibaren psikolojik şiddet ve baskı uyguladığını öne sürerek boşanma davası açmıştı. dava için verilen beyanlar uzun süre medyayı karıştırdı işçil'in diğer iddialarına göre malkoç süalp, "çocuğu emzirmeyeceksin, 2 yaşına geldiğinde londra'ya yatılı okula göndereceğim" şeklinde katı kurallar da koymaya çalışmıştı. üstüne evlilik içindeki aşırı kıskançlık krizleri ve tarafların birbirine karşı güven duymamasının da ilişkiyi yıpratan en büyük etkenlerden biri olduğu ileri sürülüyordu.
malkoç süalp ise iddiaları kesin bir dille yalanlayarak, işçil'in "reklam uğruna ailesini dağıttığını" ve asılsız suçlamalarda bulunduğunu iddia edip karşı dava açmıştı.
bir şekilde orta yolu buldular. oğulları azur, bade hanımda kaldı. malkoç süalp ikinci kez evlendi ama o evliliği de bitti. bu da bana gerçekten sorunlu bir yapısı olduğu mesajını veriyor. ayrıldığı hiçbir kadının hakkında konuşmaması da ayrı soru işareti bence. yine de olan bade işçil'e oldu. kadın hala sektörde aktif yer alamıyor.
en parlak döneminde malkoç sualp ile bir evlilik yaptı. kadının tüm enerjisi, tüm hayata dair umudu ve sektördeki tüm bağlantıları yok oldu. her ne kadar medyaya yansıtmasa da, ayrıldığı eşinin fazlasıyla sorunlu olduğunu düşünüyorum. kadınla evlendiği andan itibaren kadının tüm kariyerini bitirmekle kalmadı, kadını sosyal çevresinden resmen sildi. kadın bugün bile hala temkinli bir hayat yaşıyor.
malkoç süalp'in boşanma süreçlerinde kadınla baya uğraştığını hatırlıyorum. uzun süre boyunca çocuğunun velayetini de bade hanımdan almaya çalıştı. keza o zamanlar magazinlere baya konu olmuştu ama bade işçil'in bazı şeylerle tehdit edildiği baya belliydi. oğlu için çok savaştı. bir iş adamının sahip olduğu bağlantılara ve sektörde güce sahip olmaması, kadını sessiz kalmaya itti. 2016 yılında boşanabildiler ama boşanana kadar kadına kan kusturdu.
bade işçil, eşinin kendisine hamilelik ve doğum sürecinden itibaren psikolojik şiddet ve baskı uyguladığını öne sürerek boşanma davası açmıştı. dava için verilen beyanlar uzun süre medyayı karıştırdı işçil'in diğer iddialarına göre malkoç süalp, "çocuğu emzirmeyeceksin, 2 yaşına geldiğinde londra'ya yatılı okula göndereceğim" şeklinde katı kurallar da koymaya çalışmıştı. üstüne evlilik içindeki aşırı kıskançlık krizleri ve tarafların birbirine karşı güven duymamasının da ilişkiyi yıpratan en büyük etkenlerden biri olduğu ileri sürülüyordu.
malkoç süalp ise iddiaları kesin bir dille yalanlayarak, işçil'in "reklam uğruna ailesini dağıttığını" ve asılsız suçlamalarda bulunduğunu iddia edip karşı dava açmıştı.
bir şekilde orta yolu buldular. oğulları azur, bade hanımda kaldı. malkoç süalp ikinci kez evlendi ama o evliliği de bitti. bu da bana gerçekten sorunlu bir yapısı olduğu mesajını veriyor. ayrıldığı hiçbir kadının hakkında konuşmaması da ayrı soru işareti bence. yine de olan bade işçil'e oldu. kadın hala sektörde aktif yer alamıyor.
devamını gör...
sözlükte yasaklanması gereken kelimeler
çok afedersiniz ama amedspor.
devamını gör...


