zaman tüneli
okan buruk 102 puanı nasıl topladı sorunsalı
türkiyede gönülleri bir eden sorunsaldır. fenerliler yapı mağduru oldukları için, galatasaraylılar ise okan buruk'tan nefret ettikleri için inanmıyor şu 102 puan mevzusuna.
devamını gör...
absürdizm
anlam arayışının beyhudeliği. (bkz: normal sözlük)
devamını gör...
acının yokluğu
tıptaki adı cipa (anhidrozlu doğuştan ağrı duyarsızlığı) olan ve son derece tehlikeli bir hastalıktır.
devamını gör...
okan buruk 102 puanı nasıl topladı sorunsalı
fb gibi her maç bi penaltı ve kırmızı kart jokeriyle değil.
devamını gör...
okan buruk 102 puanı nasıl topladı sorunsalı
yapı yapı diye ağlamayın. ıcardi, mertens, kerem, barış, ölü dediğimiz demirbay 13, bitik dediğimiz ziyech bile 12 gol katkısı vermişti. okan'lık tabi bir şey yok. taktik bilgisi olmadığı için sırtını dayadı yıldızlara 4 sezon boyunca bir şekilde gitti. transfer olmayınca ve adamlarda hem doygunluk hem de yaşlılık belirtileri görülünce de böyle oldu.
devamını gör...
sözlük yazarlarının sözlükteki flört sayısı
bende 0. ve öyle kalacak.
devamını gör...
acının yokluğu
derin bir acı içerir.
hissedememek (sevincinde yokluğu), anlamamak (bedenin fısıltsını duyamamak empati yokluğu), kaybolmak (kendi sınırlarını bilememek) ve en nihayetinde ölümcül olmak.
acı bedenin bekçisidir. acı gidince hırsız içeri girer.
hissedememek (sevincinde yokluğu), anlamamak (bedenin fısıltsını duyamamak empati yokluğu), kaybolmak (kendi sınırlarını bilememek) ve en nihayetinde ölümcül olmak.
acı bedenin bekçisidir. acı gidince hırsız içeri girer.
devamını gör...
okan buruk 102 puanı nasıl topladı sorunsalı
o toplamadı, yapı toplattırdı.
devamını gör...
öldükten sonra ne olacak sorunsalı
bi bekleyiş süreci başlayacak. ölen geçen süreyi bilmeyecek. simülasyonun dışındaki bekleme odasına alınacak...
devamını gör...
sözlük yazarlarının sözlükteki flört sayısı
istanbul sözleşmesinden çıktığımızdan beri böyle böyle yrraklar etrafa doluştu.
normalsozluk.com/entry/4065520
normalsozluk.com/entry/4065524
normalsozluk.com/entry/4065520
normalsozluk.com/entry/4065524
devamını gör...
lider amedspor
o zaman yarın hepimiz beşiktaşlıyız.
devamını gör...
yazarların nefret ettiği şeyler
gerikuper kılıklı tacizciler. abi tecavüz fentezisine biz 6284 diyoruz. yrrrk kafalı.
ilgili entryi
normalsozluk.com/entry/4065520
ilgili entryi
normalsozluk.com/entry/4065520
devamını gör...
öldükten sonra ne olacak sorunsalı
önce yıkayıp yuvacaklar seni yaşamak pismiş gibi
sonra çeneni bağlayacaklar konuşmak suçmuş gibi
sonra pamukla tıkayacaklar her kapını,
sanki dışarıdaki dünya sana daha çok dolacakmış gibi.
omuzlarda taşıyacaklar seni gökyüzüne yakın,
yaşarken kimse sırtında taşımamış gibi.
bir çukura indirecekler soğuk ve karanlık,
ömrünce o kadar yalnız kalmamışsın gibi.
üstüne toprak atacaklar kürek kürek,
tüm hatalarını gizlemek ister gibi.
iki kürek toprak, bir avuç dua,
sanki yaşarken hiç incinmemişsin gibi.
adını yazacaklar dik bir taşa,
sanki bir daha unutulacakmışsın gibi...
sonra çeneni bağlayacaklar konuşmak suçmuş gibi
sonra pamukla tıkayacaklar her kapını,
sanki dışarıdaki dünya sana daha çok dolacakmış gibi.
omuzlarda taşıyacaklar seni gökyüzüne yakın,
yaşarken kimse sırtında taşımamış gibi.
bir çukura indirecekler soğuk ve karanlık,
ömrünce o kadar yalnız kalmamışsın gibi.
üstüne toprak atacaklar kürek kürek,
tüm hatalarını gizlemek ister gibi.
iki kürek toprak, bir avuç dua,
sanki yaşarken hiç incinmemişsin gibi.
adını yazacaklar dik bir taşa,
sanki bir daha unutulacakmışsın gibi...
devamını gör...
kas
vücutta hareket etmeyi ve güç oluşumunu sağlayan kasılıp gevşeyebilen doku. tum vücudun yaklaşık %50 sini oluşturur. latince;
fleksor büker, ekstansör açar,
sfinkter tutar, levator kaldırır,
her kas, adında işini fısıldar.
fleksor büker, ekstansör açar,
sfinkter tutar, levator kaldırır,
her kas, adında işini fısıldar.
devamını gör...
iko'nun kayıp olması
yazılımcı kayıp olunca sözlük kadınlarının da kaybolması tesadüf mü peki.
devamını gör...
öldükten sonra ne olacak sorunsalı
bilinseydi nüfusun yüzde kaçı intihar ederdi tahminen?
birçoğunu engelleyen bu bilinmezlik
birçoğunu engelleyen bu bilinmezlik
devamını gör...
beden
mitolojinin son sığınağı.
aşil topuğundan vurulur, atlas gökyüzünü taşır,
hipokampus denizatına biner.
aşil topuğundan vurulur, atlas gökyüzünü taşır,
hipokampus denizatına biner.
devamını gör...
öldükten sonra ne olacak sorunsalı
#2428644
aynı fikirdeyim.
aynı fikirdeyim.
devamını gör...
la la land
la la land için “şiir gibi bir film” dediklerini gördüm, haksız da değiller. acabaların, seçimlerin ve hayattaki sonuçların şiiri bu film. isminin masalsı tınısı ve ‘la’ ile los angeles’a yaptığı gönderme bile bunu baştan belli ediyor.
bana sorarsanız filmi bu kadar güzel yapan şey, filmdeki o büyülü dünyadan ziyade sunduğu hissin katıksız bir gerçeklik taşımasıydı. insanın gerçekten kendinden bir parça bulmasıydı. filmin finali hollywood klişelerinden uzak; ne birbirine koşarak sarılan aşıklar var ne de söylenmiş büyük sözler. sadece buruk bir “acaba”; aynı anda hem “keşke” hem “iyi ki” dercesine bir gülümseme.
filmdeki o meşhur alternatif final sahnesi, tam biz mutlu olacakları bir geleceği hayal etmeye başlamışken karşımıza çıkıyor ve yüzümüze tam olarak şunu çarpıyor: bazen insanlar hayatımıza girer, elimizden tutar, bizi düştüğümüz yerden kaldırır ve hedeflerimize giden yolda cesaret verirler. birlikte bir yol yürürüz ama o yolun bir sonu vardır. birbirleriyle gidebilecekleri yere kadar giderler ve sonra yolları ayrılır. dönecekleri köşeye kadar size eşlik ederler.
birlikte olmamak ya da yolun sonunda ayrılmış olmak, yaşananların yanlış olduğu anlamına gelmez. sebastian, mia’ya kendi hayalinin peşinden gitme cesaretini verdi; mia da sebastian’ın tutkusunu ve kendini ciddiye almasını sağladı. ikisi de birbirini dönüştürdü, daha iyi bir versiyonuna taşıdı. finaldeki o küçücük gülümsemede de sanki birbirlerine “biz olmadık ama iyi ki vardın. hayallerini gerçekleştirmişsin. seninle gurur duyuyorum.” dercesine bakıyorlardı.
aralarındaki ilişkiyi sebastian, mia’ya cazı anlatırken bize anlatıyordu sanki. caz ritmi gibi. ikisi de aynı parçanın içinde çalan ama kendi sesini duyurmaya çalışan farklı tonlar. kaosun içindeki o tuhaf uyum.
o alternatif final sahnesini izlerken insan istemeden kendi hayatındaki “acaba”lara da kayıyor.insan seçmediği hayatın yasını nasıl taşır? zihnin en büyük tuzağı burada başlıyor: seçmediğin hayatı hayal ederken beynin o ihtimalin kötü taraflarını siler, sadece mükemmel olan senaryoyu gösterir.belki de yasını tuttuğumuz şey o hayatın kendisi değil, orada olabileceğimiz o kusursuz senaryodur.
film de bize zihnimizin oyununu, her şeyin kusursuz gideceği bir sonu gösteriyor; bizi gerçeklerden uzaklaştırıp sonrasında bir tebessümle yüzümüze çarpıyor. ama bize iki tarafı da net bir şekilde vermiyor.
birlikte kalsalardı belki başaramayacaklardı, belki ikisi de kaybedecekti, belki de bambaşka sorunlarla boğuşacaklardı. seçtiğimiz yolun sonuçlarını yaşayarak görüyoruz ama seçmediğimiz yolun ne getireceğini asla bilemeyeceğiz. çünkü seçimlerin sonuçları vardır ve her seçim beraberinde bir fedakarlık gerektirir. filmde de kusursuz hayalin gerçeğini göremiyoruz.
bazen insan seçimlerinin ardından “acaba”ların ağırlığıyla bir adım atıyor, bazen de atmıyor. pişman oluyor ya da hayıflanıyor.herkes bir şekilde kendi hayatına, kendi yoluna devam ediyor.
bence bu yüzden hayatta her zaman mutlak “doğru” ya da “yanlış” seçimler yok; sadece verdiğimiz kararlar, hedeflerimize giden yolda ödediğimiz bedeller ve katlanmamız gereken sonuçlar var.
film bize “birbirinizi seviyorsanız mutlaka birlikte kalırsınız” da demiyor. ne kadar seversek sevelim, olmak istediğimiz kişiden de vazgeçmememiz gerektiğini; mutlu sonun “sonsuza dek beraber yaşamak” değil de bazen en gerçek mutlu sonun “ikimiz de olmak istediğimiz insan olduk.” diyebilmek olduğunu gösteriyor.
işte son tebessüm bu yüzden bu kadar güçlü bir an. bunun için birbirlerini suçlamaları, nefret etmeleri gerekmiyor. birbirlerinin hayatlarındaki yerlerini küçültmüyorlar. birbirlerine teşekkür ediyor ve saygı duyuyorlar. sadece yolları başka yerlere gidiyor ve ulaştıkları yer onları mutsuz etmiyor.
burada ne doğru/yanlış insan ne de doğru/yanlış zaman var. kim kaybetti, kim kazandı meselesi değil.
bazen sadece:
“bu insan benim hayatımın çok önemli bir parçasıydı. birbirimize çok değer verdik. sonra hayat devam etti.”
ve geriye kalan tuhaf, tatlı, acı; cevabı olmayacak bir his, bir “acaba”.
ama belki de bu yüzden insan büyüdükçe cevabı bulmaya çalışmak yerine bu sorularla yaşamayı öğreniyor. hayatlarımızdan birileri çıkmış olabilir ama üzerimizde bıraktığı iz, kattığı güç ve öğrettiği şeyler hep bizde kalır.
cevabını asla öğrenemeyeceğimiz o “acaba” sorusuyla yaşamayı öğrenmek, belki de büyümenin ve hayata devam etmenin en yetişkin tarafıdır.
masalın içindeki gerçekler gibi.
bana sorarsanız filmi bu kadar güzel yapan şey, filmdeki o büyülü dünyadan ziyade sunduğu hissin katıksız bir gerçeklik taşımasıydı. insanın gerçekten kendinden bir parça bulmasıydı. filmin finali hollywood klişelerinden uzak; ne birbirine koşarak sarılan aşıklar var ne de söylenmiş büyük sözler. sadece buruk bir “acaba”; aynı anda hem “keşke” hem “iyi ki” dercesine bir gülümseme.
filmdeki o meşhur alternatif final sahnesi, tam biz mutlu olacakları bir geleceği hayal etmeye başlamışken karşımıza çıkıyor ve yüzümüze tam olarak şunu çarpıyor: bazen insanlar hayatımıza girer, elimizden tutar, bizi düştüğümüz yerden kaldırır ve hedeflerimize giden yolda cesaret verirler. birlikte bir yol yürürüz ama o yolun bir sonu vardır. birbirleriyle gidebilecekleri yere kadar giderler ve sonra yolları ayrılır. dönecekleri köşeye kadar size eşlik ederler.
birlikte olmamak ya da yolun sonunda ayrılmış olmak, yaşananların yanlış olduğu anlamına gelmez. sebastian, mia’ya kendi hayalinin peşinden gitme cesaretini verdi; mia da sebastian’ın tutkusunu ve kendini ciddiye almasını sağladı. ikisi de birbirini dönüştürdü, daha iyi bir versiyonuna taşıdı. finaldeki o küçücük gülümsemede de sanki birbirlerine “biz olmadık ama iyi ki vardın. hayallerini gerçekleştirmişsin. seninle gurur duyuyorum.” dercesine bakıyorlardı.
aralarındaki ilişkiyi sebastian, mia’ya cazı anlatırken bize anlatıyordu sanki. caz ritmi gibi. ikisi de aynı parçanın içinde çalan ama kendi sesini duyurmaya çalışan farklı tonlar. kaosun içindeki o tuhaf uyum.
o alternatif final sahnesini izlerken insan istemeden kendi hayatındaki “acaba”lara da kayıyor.insan seçmediği hayatın yasını nasıl taşır? zihnin en büyük tuzağı burada başlıyor: seçmediğin hayatı hayal ederken beynin o ihtimalin kötü taraflarını siler, sadece mükemmel olan senaryoyu gösterir.belki de yasını tuttuğumuz şey o hayatın kendisi değil, orada olabileceğimiz o kusursuz senaryodur.
film de bize zihnimizin oyununu, her şeyin kusursuz gideceği bir sonu gösteriyor; bizi gerçeklerden uzaklaştırıp sonrasında bir tebessümle yüzümüze çarpıyor. ama bize iki tarafı da net bir şekilde vermiyor.
birlikte kalsalardı belki başaramayacaklardı, belki ikisi de kaybedecekti, belki de bambaşka sorunlarla boğuşacaklardı. seçtiğimiz yolun sonuçlarını yaşayarak görüyoruz ama seçmediğimiz yolun ne getireceğini asla bilemeyeceğiz. çünkü seçimlerin sonuçları vardır ve her seçim beraberinde bir fedakarlık gerektirir. filmde de kusursuz hayalin gerçeğini göremiyoruz.
bazen insan seçimlerinin ardından “acaba”ların ağırlığıyla bir adım atıyor, bazen de atmıyor. pişman oluyor ya da hayıflanıyor.herkes bir şekilde kendi hayatına, kendi yoluna devam ediyor.
bence bu yüzden hayatta her zaman mutlak “doğru” ya da “yanlış” seçimler yok; sadece verdiğimiz kararlar, hedeflerimize giden yolda ödediğimiz bedeller ve katlanmamız gereken sonuçlar var.
film bize “birbirinizi seviyorsanız mutlaka birlikte kalırsınız” da demiyor. ne kadar seversek sevelim, olmak istediğimiz kişiden de vazgeçmememiz gerektiğini; mutlu sonun “sonsuza dek beraber yaşamak” değil de bazen en gerçek mutlu sonun “ikimiz de olmak istediğimiz insan olduk.” diyebilmek olduğunu gösteriyor.
işte son tebessüm bu yüzden bu kadar güçlü bir an. bunun için birbirlerini suçlamaları, nefret etmeleri gerekmiyor. birbirlerinin hayatlarındaki yerlerini küçültmüyorlar. birbirlerine teşekkür ediyor ve saygı duyuyorlar. sadece yolları başka yerlere gidiyor ve ulaştıkları yer onları mutsuz etmiyor.
burada ne doğru/yanlış insan ne de doğru/yanlış zaman var. kim kaybetti, kim kazandı meselesi değil.
bazen sadece:
“bu insan benim hayatımın çok önemli bir parçasıydı. birbirimize çok değer verdik. sonra hayat devam etti.”
ve geriye kalan tuhaf, tatlı, acı; cevabı olmayacak bir his, bir “acaba”.
ama belki de bu yüzden insan büyüdükçe cevabı bulmaya çalışmak yerine bu sorularla yaşamayı öğreniyor. hayatlarımızdan birileri çıkmış olabilir ama üzerimizde bıraktığı iz, kattığı güç ve öğrettiği şeyler hep bizde kalır.
cevabını asla öğrenemeyeceğimiz o “acaba” sorusuyla yaşamayı öğrenmek, belki de büyümenin ve hayata devam etmenin en yetişkin tarafıdır.
masalın içindeki gerçekler gibi.
devamını gör...
