zaman tüneli
midi klavye ile kavga ziyaretleri
hayalimdeki belgesel projesi...
biliyorsunuz ki normal sözlük'te kavga ve kaos asla eksik olmuyo... açıkçası bu kaosu kavga edenlere bile nasıl eğlenceli bi hale getirebilirim diye düşünürken buldum... bulduktan sonra da gidip yıllardır elime almadığım el kamerama batarya aldım...
konseptimi anlatıyorum arkadaşlar. biliyorsunuz ki buradaki kavgalar 2-3 saat sonra biten şeyler değil, haftalar boyunca ufak artçılarla olsa da devam ediyo... bir kavga anında picker wheel'dan kavga eden yazarların isimlerini çevireceğim ve çıkan sonuca göre kavga eden yazarlardan birinin kapısını çalacağım.
onun kavga ederken içtiği sigaraları, sinirlendiği anları, ettiği küfürleri, klavyeye yazış hızını naklen çekeceğim... yanlış anlaşılmasın amacım kavgayı sonlandırmak değil, olay yerinden canlı görüntüler alarak tuhaf bir belgesel denemesi... bazen de kavga eden yazarı sakinleştirmek yerine karşı tarafın yeni entrysini yüksek sesle okuyarak ortamı yeniden alevlendireceğim. sonuçta belgeselci tarafsızlığını korumam gerektiğine inanıyorum...
biliyorsunuz ki normal sözlük'te kavga ve kaos asla eksik olmuyo... açıkçası bu kaosu kavga edenlere bile nasıl eğlenceli bi hale getirebilirim diye düşünürken buldum... bulduktan sonra da gidip yıllardır elime almadığım el kamerama batarya aldım...
konseptimi anlatıyorum arkadaşlar. biliyorsunuz ki buradaki kavgalar 2-3 saat sonra biten şeyler değil, haftalar boyunca ufak artçılarla olsa da devam ediyo... bir kavga anında picker wheel'dan kavga eden yazarların isimlerini çevireceğim ve çıkan sonuca göre kavga eden yazarlardan birinin kapısını çalacağım.
onun kavga ederken içtiği sigaraları, sinirlendiği anları, ettiği küfürleri, klavyeye yazış hızını naklen çekeceğim... yanlış anlaşılmasın amacım kavgayı sonlandırmak değil, olay yerinden canlı görüntüler alarak tuhaf bir belgesel denemesi... bazen de kavga eden yazarı sakinleştirmek yerine karşı tarafın yeni entrysini yüksek sesle okuyarak ortamı yeniden alevlendireceğim. sonuçta belgeselci tarafsızlığını korumam gerektiğine inanıyorum...
devamını gör...
20'li tütün sigara kaç tl sorunsalı
ben 200 adedini 500tl'ye alıyorum. yaşadığın şehire göre değişebilir.
devamını gör...
viento (yazar)
hopss hemen oltası, kuzu balığına çengel. fdsfsef bravo.
derinden baktım. misina, memeye takılıp kalmış o pozisyondadasfs
derinden baktım. misina, memeye takılıp kalmış o pozisyondadasfs
devamını gör...
namus borcunu deftere yazdırmak
namusu bilemem de sabah kalkıp işe gidicem. sısısıs
devamını gör...
ne anketi yapsak sorusu
aklıma şey geldi yav, 2005'te mi ne popstar yarışması vardı, ah ne yapsam ne yapsam diye bir aday şarkı söylüyordu, seyfi dursunoğlu da bu işi bıraksan demişti. onu çağrıştırdı.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
ruh halim şımarık ama bir parça da üzgün. sısıısıs
sana ıslıklar çalarım. hepinize çalarım gerçi. s
sana ıslıklar çalarım. hepinize çalarım gerçi. s
devamını gör...
sözlük yazarlarının öyküleri
2-
yemenide saklı umut.
tina pamuktu, hiç kırmadı beni, aynı benim onu kırmadığım gibi, bana hep neden diye düşündürdü. neden seni görmedim bugüne kadar. o uzun tırnakları ne kadar şehirliyi aksettirse de, güzel pembe dudakları, dudaklarını büzerek, kafasını hafif yana yatırarak sanki görmem için gösterdiği tebessümü anadolunun el değmemiş topraklarını anımsatıyordu bana.
güneydoğu’nun o kendine has, zamanı yavaşlatan sıcağında, çam kokusuyla toprağın kokusu birbirine karışıyordu. dedemden kalan iki katlı taş evin bahçesindeydik. avlunun dış dünya ile irtibatı kesen tahta kapısı ve tahta kapının üzerinde hamsa tokmak vardı. tuvalet evin dış kapısının tam tersi istikamette sağ uçta bulunan derme çatma bir yapıydı. aydınlatma, evden uzatılan bir kablonun ucuna monte edilmiş duya takılan bir ampulle sağlanıyordu. duvarlar dışarıdan geçenlerin göremeyeceği kadar yüksekti ve duvarların üzerinde bahçeye girilmesin diye mırık içine saplanan kırık camlar vardı. alt katın serin, karanlık kilerinden yükselen o eski zaman kokusu, üst katın ahşap tabanından sızan yaşanmışlıkla birleşiyordu. bahçedeki o koca çam ağaçlarının yere döktüğü çam pürünü toplayıp yakmış, küçük sac ocağı parlatmıştık. içinde ağır ağır pişen kömbenin o büyüleyici kokusu, pürçeklerin çıtırtısıyla çıkan mis gibi dumanla evin, bahçenin, hatta zamanın içine yayılıyordu.
tina... o şehirli, ruhunda fırtınalarla sessizlikleri aynı anda taşıyan kadın, şimdi bu toprakların bir parçası gibiydi. kafasına alelade bağladığı oyalı yemeni, üzerindeki sade tişörtü ve adımladıkça rüzgarla uçuşan geniş şalvarıyla bahçenin ortasında duruyordu. dünyanın en lüks mutfaklarında bile bulunmayacak bir huzur vardı yüzünde. küçük sarı döküm çeşmeden süzülen su, bir metreye bir metrelik o küçük briketten yapılmış havuza şıpır şıpır damlarken, tina ocağın başından başını kaldırdı. o her zamanki puslu gözler yerini, çocuksu bir parkalığa bırakmıştı. bana baktı. dumanın arasından süzülen gülüşü, sanki bu dünyada çekilen tüm acıların, gecikmiş tüm ümitlerin bir cevabı gibiydi. o gülünce, ben içeride bir yerlerin ilk kez bu kadar eridiğini hissettim. onunla bazı şeyler tekrardan olsa da ilk kez gibi yaşıyordum. "oldu galiba," dedi sesi dumanın çıtırtısına karışırken. yemeni tuttuğu saçlarından bir tutam püre değdi değecekti, eliyle düzeltti. "ateşin kokusu saçlarıma sinecek... ama öyle güzel olacak ki..." yanına yürüdüm. taş merdivenlerin dibindeki ocağın yanına, toprağa oturdum. üst katta bulunan odaların zımparalanmamış ahşap zeminine vuran güneş ışıkları gibi sıcacıktı varlığı. bakışlarımı gözlerinden ayıramıyordum. o, elindeki tahta maşayla kömbenin üzerindeki közleri çırparken, gözlerindeki o yaşam dolu ışık ilk defa bu kadar çabasızdı. "sen burada," dedim, gözlerimdeki mutluluğu gizlemeye gerek duymadan, "burada sanki hep varmış gibisin tina." durdu. yemenisinin kenarını sıkılaştırdı, derin bir nefes çekti. bahçeyi dolduran duman, çam kokusu ve havuzdan gelen damla sesi aramızdaki tek cümle oldu bir an. sonra başını bana doğru eğdi, o büyüleyici gülümsemesiyle fısıldadı:
"çünkü insan içindeki hüzne bir ev bulduğunda, orası neresi olursa olsun ona ait hisseder. bak..." eliyle yukarıyı, balkonu ve ardındaki damı gösterdi. "burası bize geçmişi hatırlatmıyor. burası bize bir geleceğimizin olabileceğini fısıldıyor." ocağın közü yavaş yavaş küllenmeye yüz tuttuğunda, kömbenin nar gibi kızarmış kokusu artık tüm bahçeyi esir almıştı. tina, yemenisinin ucuyla alnında biriken küçük ter damlalarını sildi. tahta maşayla sacın üzerindeki son korları da kenara itip bana baktı. o an, dumanın ve sıcağın ortasında, dünyadaki en güzel işi yapıyormuş gibi bir gurur vardı yüzünde.
"yukarıda durmalısın," dedi, eliyle üst kattaki o dar balkonu işaret ederek. "rüzgar orada daha güzel esiyor. yukarıda bölelim kömbeyi." sacın üzerindeki sıcak kömbe tepsisini kalın bir bezle kavradı. kırmızı, tokası kırılmış terlikle merdivene yürüdü. taş merdivenleri tırmanırken şalvarının paçaları basamaklara değiyor, arkasında bıraktığı adımlar çam kokulu dumanla yıkanıyordu. iki metrelik o küçük balkona vardığında, güneydoğu'nun tarlalar üzerinden süzülüp gelen akşamüstü rüzgarı ilk kez yüzümüze çarptı. tam kapının hizasına yan yana oturduk. bacaklarımızı balkondan aşağı, bahçedeki o küçük havuza doğru sallandırdık. aşağıda çeşmeden damlayan suyun sesi, rüzgârın çam dalları arasında çıkardığı o hafif uğultuya karışıyordu. tina, buharı hâlâ üzerinde tüten kömbeden kocaman bir parça kopardı. dumanın arasından bana uzattı. dışı çıtır çıtır, içi pamuk gibi sıcak... ilk ısırıkta ağzımıza yayılan o tereyağı ve köz kokusu, sadece bir yemeğin değil, burada kılınan huzurun tadıydı. "biliyor musun," dedi, gözlerini çamlığın ardından batan o kıpkırmızı güneşe dikerek. "insan bazen kaybolmak için yola çıkar ama aslında tek aradığı şey, kendini bulacağı bir sığınaktır. ben bu çatının altında, bu ahşap kokusunda bir yere varmış gibiyim."
yemenisi rüzgarla hafifçe geriye doğru kaydı, saçlarının kokusu rüzgara karıştı. o küçük kız hâlâ oradaydı; geçmişin izlerini, kırgınlıklarını cebinde taşıyordu. ama artık o kırgınlıklar onu eksiltmiyor, aksine duruluğuna derinlik katıyordu. elini zemine koydu yan oturdu diğer ayağını uzatarak, parmakları benim elime dokundu. sıcacıktı. bende kendisine yaklaştım, dudağının gamzesiyle arasına bir buse kondurdum. sanki bizi görüyorlarmış gibi irkildi. kendisini geri çekti, ne yapacağını bilemez ürkek tavırla. "yarın," diye mırıldandı, başını omuzuma doğru eğerken, "yarın o kilerden eski bakır bakraçı çıkaralım sana güzel bir ayran yapayım. havuzun gideri tıkanmış onu açarız, belki bahçenin köşesindeki o kurumuş asmayı da budarız..."
sözleri rüzgarın içinde eritilip yutuldu. lafı değiştirdiğini anladığım için gülümseyerek “tamam” dedim. o da kafasını öne eğerek muzır bir edayla güldü, elini daha sıkı tuttum. akşamın turuncu ışıkları evimizin ahşap duvarlarını yakarken, içimden ilk kez zamanın burada, bu balkonda, bu kadının gülüşünde sonsuza dek durmasını diledim.
gece olduğunda o ahşap zemin üzerine serilen naftalin kokulu yer yatağına uzanıp boş boş tavanı izleyecek, zemindeki tahta aralıklarından giren rüzgarı dinleyecektik. ama şimdi, çamlığın altındaki bu mahallede, zamanın durduğu bu bahçede; elimde tina'nın eli karanlıkta belli belirsiz görsem de onun o benzersiz gülüşüyle, hayatın verebileceği en büyük armağanın içinde duruyorduk. o uykuya dalarken, ben onunla düşlere daldım.
seni çok iyi tanıyorum, içtiğin sigaraya, çektiğin nefese, gülünce gözünün kenarındaki ince çizgilerin sayısına kadar.
seni çok seviyorum tina...
yemenide saklı umut.
tina pamuktu, hiç kırmadı beni, aynı benim onu kırmadığım gibi, bana hep neden diye düşündürdü. neden seni görmedim bugüne kadar. o uzun tırnakları ne kadar şehirliyi aksettirse de, güzel pembe dudakları, dudaklarını büzerek, kafasını hafif yana yatırarak sanki görmem için gösterdiği tebessümü anadolunun el değmemiş topraklarını anımsatıyordu bana.
güneydoğu’nun o kendine has, zamanı yavaşlatan sıcağında, çam kokusuyla toprağın kokusu birbirine karışıyordu. dedemden kalan iki katlı taş evin bahçesindeydik. avlunun dış dünya ile irtibatı kesen tahta kapısı ve tahta kapının üzerinde hamsa tokmak vardı. tuvalet evin dış kapısının tam tersi istikamette sağ uçta bulunan derme çatma bir yapıydı. aydınlatma, evden uzatılan bir kablonun ucuna monte edilmiş duya takılan bir ampulle sağlanıyordu. duvarlar dışarıdan geçenlerin göremeyeceği kadar yüksekti ve duvarların üzerinde bahçeye girilmesin diye mırık içine saplanan kırık camlar vardı. alt katın serin, karanlık kilerinden yükselen o eski zaman kokusu, üst katın ahşap tabanından sızan yaşanmışlıkla birleşiyordu. bahçedeki o koca çam ağaçlarının yere döktüğü çam pürünü toplayıp yakmış, küçük sac ocağı parlatmıştık. içinde ağır ağır pişen kömbenin o büyüleyici kokusu, pürçeklerin çıtırtısıyla çıkan mis gibi dumanla evin, bahçenin, hatta zamanın içine yayılıyordu.
tina... o şehirli, ruhunda fırtınalarla sessizlikleri aynı anda taşıyan kadın, şimdi bu toprakların bir parçası gibiydi. kafasına alelade bağladığı oyalı yemeni, üzerindeki sade tişörtü ve adımladıkça rüzgarla uçuşan geniş şalvarıyla bahçenin ortasında duruyordu. dünyanın en lüks mutfaklarında bile bulunmayacak bir huzur vardı yüzünde. küçük sarı döküm çeşmeden süzülen su, bir metreye bir metrelik o küçük briketten yapılmış havuza şıpır şıpır damlarken, tina ocağın başından başını kaldırdı. o her zamanki puslu gözler yerini, çocuksu bir parkalığa bırakmıştı. bana baktı. dumanın arasından süzülen gülüşü, sanki bu dünyada çekilen tüm acıların, gecikmiş tüm ümitlerin bir cevabı gibiydi. o gülünce, ben içeride bir yerlerin ilk kez bu kadar eridiğini hissettim. onunla bazı şeyler tekrardan olsa da ilk kez gibi yaşıyordum. "oldu galiba," dedi sesi dumanın çıtırtısına karışırken. yemeni tuttuğu saçlarından bir tutam püre değdi değecekti, eliyle düzeltti. "ateşin kokusu saçlarıma sinecek... ama öyle güzel olacak ki..." yanına yürüdüm. taş merdivenlerin dibindeki ocağın yanına, toprağa oturdum. üst katta bulunan odaların zımparalanmamış ahşap zeminine vuran güneş ışıkları gibi sıcacıktı varlığı. bakışlarımı gözlerinden ayıramıyordum. o, elindeki tahta maşayla kömbenin üzerindeki közleri çırparken, gözlerindeki o yaşam dolu ışık ilk defa bu kadar çabasızdı. "sen burada," dedim, gözlerimdeki mutluluğu gizlemeye gerek duymadan, "burada sanki hep varmış gibisin tina." durdu. yemenisinin kenarını sıkılaştırdı, derin bir nefes çekti. bahçeyi dolduran duman, çam kokusu ve havuzdan gelen damla sesi aramızdaki tek cümle oldu bir an. sonra başını bana doğru eğdi, o büyüleyici gülümsemesiyle fısıldadı:
"çünkü insan içindeki hüzne bir ev bulduğunda, orası neresi olursa olsun ona ait hisseder. bak..." eliyle yukarıyı, balkonu ve ardındaki damı gösterdi. "burası bize geçmişi hatırlatmıyor. burası bize bir geleceğimizin olabileceğini fısıldıyor." ocağın közü yavaş yavaş küllenmeye yüz tuttuğunda, kömbenin nar gibi kızarmış kokusu artık tüm bahçeyi esir almıştı. tina, yemenisinin ucuyla alnında biriken küçük ter damlalarını sildi. tahta maşayla sacın üzerindeki son korları da kenara itip bana baktı. o an, dumanın ve sıcağın ortasında, dünyadaki en güzel işi yapıyormuş gibi bir gurur vardı yüzünde.
"yukarıda durmalısın," dedi, eliyle üst kattaki o dar balkonu işaret ederek. "rüzgar orada daha güzel esiyor. yukarıda bölelim kömbeyi." sacın üzerindeki sıcak kömbe tepsisini kalın bir bezle kavradı. kırmızı, tokası kırılmış terlikle merdivene yürüdü. taş merdivenleri tırmanırken şalvarının paçaları basamaklara değiyor, arkasında bıraktığı adımlar çam kokulu dumanla yıkanıyordu. iki metrelik o küçük balkona vardığında, güneydoğu'nun tarlalar üzerinden süzülüp gelen akşamüstü rüzgarı ilk kez yüzümüze çarptı. tam kapının hizasına yan yana oturduk. bacaklarımızı balkondan aşağı, bahçedeki o küçük havuza doğru sallandırdık. aşağıda çeşmeden damlayan suyun sesi, rüzgârın çam dalları arasında çıkardığı o hafif uğultuya karışıyordu. tina, buharı hâlâ üzerinde tüten kömbeden kocaman bir parça kopardı. dumanın arasından bana uzattı. dışı çıtır çıtır, içi pamuk gibi sıcak... ilk ısırıkta ağzımıza yayılan o tereyağı ve köz kokusu, sadece bir yemeğin değil, burada kılınan huzurun tadıydı. "biliyor musun," dedi, gözlerini çamlığın ardından batan o kıpkırmızı güneşe dikerek. "insan bazen kaybolmak için yola çıkar ama aslında tek aradığı şey, kendini bulacağı bir sığınaktır. ben bu çatının altında, bu ahşap kokusunda bir yere varmış gibiyim."
yemenisi rüzgarla hafifçe geriye doğru kaydı, saçlarının kokusu rüzgara karıştı. o küçük kız hâlâ oradaydı; geçmişin izlerini, kırgınlıklarını cebinde taşıyordu. ama artık o kırgınlıklar onu eksiltmiyor, aksine duruluğuna derinlik katıyordu. elini zemine koydu yan oturdu diğer ayağını uzatarak, parmakları benim elime dokundu. sıcacıktı. bende kendisine yaklaştım, dudağının gamzesiyle arasına bir buse kondurdum. sanki bizi görüyorlarmış gibi irkildi. kendisini geri çekti, ne yapacağını bilemez ürkek tavırla. "yarın," diye mırıldandı, başını omuzuma doğru eğerken, "yarın o kilerden eski bakır bakraçı çıkaralım sana güzel bir ayran yapayım. havuzun gideri tıkanmış onu açarız, belki bahçenin köşesindeki o kurumuş asmayı da budarız..."
sözleri rüzgarın içinde eritilip yutuldu. lafı değiştirdiğini anladığım için gülümseyerek “tamam” dedim. o da kafasını öne eğerek muzır bir edayla güldü, elini daha sıkı tuttum. akşamın turuncu ışıkları evimizin ahşap duvarlarını yakarken, içimden ilk kez zamanın burada, bu balkonda, bu kadının gülüşünde sonsuza dek durmasını diledim.
gece olduğunda o ahşap zemin üzerine serilen naftalin kokulu yer yatağına uzanıp boş boş tavanı izleyecek, zemindeki tahta aralıklarından giren rüzgarı dinleyecektik. ama şimdi, çamlığın altındaki bu mahallede, zamanın durduğu bu bahçede; elimde tina'nın eli karanlıkta belli belirsiz görsem de onun o benzersiz gülüşüyle, hayatın verebileceği en büyük armağanın içinde duruyorduk. o uykuya dalarken, ben onunla düşlere daldım.
seni çok iyi tanıyorum, içtiğin sigaraya, çektiğin nefese, gülünce gözünün kenarındaki ince çizgilerin sayısına kadar.
seni çok seviyorum tina...
devamını gör...
geceye bir söz bırak
her şey yıkılacak, her şey yanlış.. *
devamını gör...
20'li tütün sigara kaç tl sorunsalı
4 sene sonra sigaraya tekel 2000 uzun mavi ile başlamış biri olarak ve sigarayı pahalı bulan blri olarak merak ediyorum. hani poşette 20'li hazır tütün sigara varya ondan bahsediyorum. ortalama bir poşet tütün sigara ne kadardır? bilen varsa yazsın. evet.
devamını gör...
üstteki yakışıklıya iltifat et
sesli gülmeme vesile olmuş başlık.
ayrıca sözlükte bir tane yakışıklı vardı o da kafa izninde. emine tekrar gelecek olursa iltifat edebileceğim kişi sayısı sıfırdan bire yükselir.
ayrıca sözlükte bir tane yakışıklı vardı o da kafa izninde. emine tekrar gelecek olursa iltifat edebileceğim kişi sayısı sıfırdan bire yükselir.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
sıkıntıdan sözlüğe sarmak diye başlık açacaktım az kalsın. neyseki bu başlık var. teşekkürler yoldaşcan teşekkürler ikosu.
az evvel ilkokul arkadaşımın abisinin düğününe gittim. valideler yakın arkadaş diye gitmek zorunda kaldım desem daha doğru olur. bir zamanlar ayrılmaz ikiliydik. zaman öyle bir noktaya getirdi ki ben bu eski dostumun düğününe bile gitmedim. arkadaş gitti de yerine sadece anısı kaldı gibi. hoş abisini en son göreli de 16 sene falan oldu. belki 17. kendi arkadaşımı en son göreli ise belki 10 olmuştur. bu gece de görmedim. çünkü zaman geçtikçe nasıl bir şeye benzedi bilmiyorum. inanın ınstagramdan takip bile etmiyorum her ikisini de. çok da umrumda olan bir gece değildi açıkçası.
yine düğünün arkasına gidip başka kızlarla fingirdeştim meşaz yoluyla hehe.
velhasıl çıkınca bir yengeme uğradım. kahve yaptı falıma baktı. güzel de bakıyormuş. nasibin var dedi adının ve soyadının içinde t harfi geciyormus. gençliğimizi s..n kişinin adında t var yenge. nasip dediğin oysa göt kasininca y...k bagdattan gelir herhalde ya neyse şimdi.
gecenin tek kayda değer kısmı oydu.
az evvel ilkokul arkadaşımın abisinin düğününe gittim. valideler yakın arkadaş diye gitmek zorunda kaldım desem daha doğru olur. bir zamanlar ayrılmaz ikiliydik. zaman öyle bir noktaya getirdi ki ben bu eski dostumun düğününe bile gitmedim. arkadaş gitti de yerine sadece anısı kaldı gibi. hoş abisini en son göreli de 16 sene falan oldu. belki 17. kendi arkadaşımı en son göreli ise belki 10 olmuştur. bu gece de görmedim. çünkü zaman geçtikçe nasıl bir şeye benzedi bilmiyorum. inanın ınstagramdan takip bile etmiyorum her ikisini de. çok da umrumda olan bir gece değildi açıkçası.
yine düğünün arkasına gidip başka kızlarla fingirdeştim meşaz yoluyla hehe.
velhasıl çıkınca bir yengeme uğradım. kahve yaptı falıma baktı. güzel de bakıyormuş. nasibin var dedi adının ve soyadının içinde t harfi geciyormus. gençliğimizi s..n kişinin adında t var yenge. nasip dediğin oysa göt kasininca y...k bagdattan gelir herhalde ya neyse şimdi.
gecenin tek kayda değer kısmı oydu.
devamını gör...
ilk buluşmaya siyah taytla gelen umarsız kadın
devamını gör...
ilk buluşmaya siyah taytla gelen umarsız kadın
sözlük yazarıdır kesin. fsdfsdf
yapmayın şunu. tayt giymeyin. hakaretten beter. biraz özen istiyorum artık. aklı çok gelişememiş kadın bereketi var allahı için yurt genelinde ama ilk görüşmeye siyah taytla gelen kadınlar, sabaha byeee demek için varlar sadece.
sonra, adımız iblise çıkıyorsadfsdf
yapmayın şunu. tayt giymeyin. hakaretten beter. biraz özen istiyorum artık. aklı çok gelişememiş kadın bereketi var allahı için yurt genelinde ama ilk görüşmeye siyah taytla gelen kadınlar, sabaha byeee demek için varlar sadece.
sonra, adımız iblise çıkıyorsadfsdf
devamını gör...
üstteki yakışıklıya iltifat et
kimbilir hangi genç kızın ıslak rüyalarındasın sezerkuş.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
normal sözlük yazarlarının karalama defteri
yoruldum. *
üzüntülü yorgunluk halindeki yorgunluk bu, sevimli olmayanından. hiç güzel değil. bok gibi hissettiriyor. koşuyorum, koşuyorum da varamıyormuşum gibi, bi’ kabusun içindeymişim gibi. ah çekmekten de yoruldum ama son bi’;
ah ulan…
kafam kıyak. evimde, rahatta içiyorum. bu sefer götüme güvenemiyorum. ne şişesi? bi bardağı devirebilirsem helal olsun, çarpıldım çok pis.
ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi değil, öldü harbiden. hiç tanımadığım bir baba yedi-sekiz takla atarak öldü. gözleri doluyor isot’un, haliyle benimde. küçük çünkü o, kardeş gibi. bir yandan uyuzumda, kendi kardeşime olduğu gibi. uyuşuk bi tip, çalışmıyordu şimdi iyice saldı isot. iki bardak taşımıyor, haklı bu sefer ne diyim… iş yerimin enerjimi sömürmesini sevmiyorum. farklı bir tat ise hiç mümkün değil şuan. tadımız yok, ölüm ağır, zor. müşterilerim güldürdüğünde suçlu hissettiriyor isot’la göz göze gelince. kalbim harbiden katran mı bağladı acaba? banane diyorum içimden, ben mi mal gibi sürdüm arabayı? ölmeseydi salaklığından?
bir yandan aklıma da yer etti virajı 70’le alarken ki umursamazlığım. ben de malım. başka bi yerlerde yazmıştım sanırım benim sonum arabayla 180’le giderken olacak diye. müziğin etkisi değil, yok. tamamen kendi dalmalarımdan, salaklıklarımın sürekli aklımda oluşundan. neys’ rip.
üzüntülü yorgunluk halindeki yorgunluk bu, sevimli olmayanından. hiç güzel değil. bok gibi hissettiriyor. koşuyorum, koşuyorum da varamıyormuşum gibi, bi’ kabusun içindeymişim gibi. ah çekmekten de yoruldum ama son bi’;
ah ulan…
kafam kıyak. evimde, rahatta içiyorum. bu sefer götüme güvenemiyorum. ne şişesi? bi bardağı devirebilirsem helal olsun, çarpıldım çok pis.
ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi değil, öldü harbiden. hiç tanımadığım bir baba yedi-sekiz takla atarak öldü. gözleri doluyor isot’un, haliyle benimde. küçük çünkü o, kardeş gibi. bir yandan uyuzumda, kendi kardeşime olduğu gibi. uyuşuk bi tip, çalışmıyordu şimdi iyice saldı isot. iki bardak taşımıyor, haklı bu sefer ne diyim… iş yerimin enerjimi sömürmesini sevmiyorum. farklı bir tat ise hiç mümkün değil şuan. tadımız yok, ölüm ağır, zor. müşterilerim güldürdüğünde suçlu hissettiriyor isot’la göz göze gelince. kalbim harbiden katran mı bağladı acaba? banane diyorum içimden, ben mi mal gibi sürdüm arabayı? ölmeseydi salaklığından?
bir yandan aklıma da yer etti virajı 70’le alarken ki umursamazlığım. ben de malım. başka bi yerlerde yazmıştım sanırım benim sonum arabayla 180’le giderken olacak diye. müziğin etkisi değil, yok. tamamen kendi dalmalarımdan, salaklıklarımın sürekli aklımda oluşundan. neys’ rip.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
sütyeni en güzel kadın yazar
sütyenden ziyade file çorap, külotlu çorap, jartiyer göresim var benim. daha mevsimi gelmedi galiba.
devamını gör...
sütyeni en güzel kadın yazar
nik veremem ama harika <333
devamını gör...
