zaman tüneli
ırkçılık
ırkçılık, yanlışa karşı çıkmak, haksızlığa ses çıkarmak örnekleriyle açıklanamaz. suç işleyen suçludur, her kim olursa olsun.
ırkçılık, belli bir ırkın tümüne dair kötü genellemeler yapmaktır. ırkçılık bir insandan sırf milliyeti yüzünden haksızca nefret etmektir. ırkçılığın sağlıklı bir yanı yoktur. sağlıklı, elle tutulur bir yanı olmayan düşünce hastalıklıdır, en azından benim için.
ırkçılık, belli bir ırkın tümüne dair kötü genellemeler yapmaktır. ırkçılık bir insandan sırf milliyeti yüzünden haksızca nefret etmektir. ırkçılığın sağlıklı bir yanı yoktur. sağlıklı, elle tutulur bir yanı olmayan düşünce hastalıklıdır, en azından benim için.
devamını gör...
uyumadan önce saçları taramak
saçmalıktır.
devamını gör...
nedir bu kadar zor olan sorusu
organize olmak, örgütlü olmak.
devamını gör...
uyumadan önce saçları taramak
hiç yapmadım bugüne kadar genelde örerim uyumadan önce.
devamını gör...
terazi burcu
benim doğum anımda doğu ufkunda yükselmiş burç. ikizler dengesizliğimi pekiştiren, aman boşver diyebileceğim şeylerden bazılarına aman canım empati falan filan dedirten burç bence.
devamını gör...
zombie
rock tarihinin en iyi coverları arasına girecek olan daria stavrocih coverı için şoraya geliniz.
devamını gör...
nedir bu kadar zor olan sorusu
olaya felsefi yaklaşmak yerine biraz gerçekçi ve gün içinden yaklaşacağım bu konuya.
geçen aylarda bir fast food zincirinden sipariş vermiştim. siparişin içeriğinde toplam 4 hamburger, 4 patates kızartması, 2 kola, 1 soğan halkası, 1 nugget vardı. abi sipariş bir geldi, 3 hamburger, 2 patates, 1 kola, 1 nugget vardı. üşenmedim gittim dükkanına. "bu siparişi kim hazırladı?" diye sordum, oradan bir "delikanlı" atladı ben diye. gel dedim böyle. telefondan sipariş detaylarını açtım, adamın bana verdiği menüyü açtım. "sence de bir terslik yok mu burada?" dedim. "var abi kusura bakma çok yoğunuz" diye cevap aldım. "burası yoğun olmasa zaten sana ihtiyaçları olmaz, yoğunlar ki fazla fazla eleman var" dedim. suratını ekşilterek "haklısın abi" dedi. dedim müdürünü çağır. geldi kadın. "ya arkadaş, siz burada bu elemanlara atom parçalamayı falan mı öğretiyorsunuz?" diye sorduğumda, bana gülerek "hayır beyefendi de ne alaka?" dedi. tekrar telefonumdaki siparişi ve gelen siparişi gösterdim. "tamam beyefendi hemen eksikleri tamamlıyoruz" dedi. "yoook eksikleri tamamlamayacaksınız, kolalar sıcakacık oldu, hamburger ve patatesler de buz gibi oldu. ya yenisini hazırlayın ya da paramı iade edin" dedim. hemen yenisini hazırlayıp verdiler.
demem o ki; tamam hayatta bazı şeyler zor olabilir. ama kimseye okuduğunu anlamayacak kadar yoğun olamaz. ben de çok yoğun yerlerde çalıştım, hizmet sektöründe çalıştım, 630 ürünlük bir plastik fabrikasında depo sorumlusu olarak çalıştım, çok ünlü markalara takım elbise ve ceket diken tekstil fabrikasında depo sorumlusu olarak çalıştım. eve gelmeden 34 saat çalıştığımı biliyorum. ama hiç bir zaman bu kadar gevşek davranmadım...
geçen aylarda bir fast food zincirinden sipariş vermiştim. siparişin içeriğinde toplam 4 hamburger, 4 patates kızartması, 2 kola, 1 soğan halkası, 1 nugget vardı. abi sipariş bir geldi, 3 hamburger, 2 patates, 1 kola, 1 nugget vardı. üşenmedim gittim dükkanına. "bu siparişi kim hazırladı?" diye sordum, oradan bir "delikanlı" atladı ben diye. gel dedim böyle. telefondan sipariş detaylarını açtım, adamın bana verdiği menüyü açtım. "sence de bir terslik yok mu burada?" dedim. "var abi kusura bakma çok yoğunuz" diye cevap aldım. "burası yoğun olmasa zaten sana ihtiyaçları olmaz, yoğunlar ki fazla fazla eleman var" dedim. suratını ekşilterek "haklısın abi" dedi. dedim müdürünü çağır. geldi kadın. "ya arkadaş, siz burada bu elemanlara atom parçalamayı falan mı öğretiyorsunuz?" diye sorduğumda, bana gülerek "hayır beyefendi de ne alaka?" dedi. tekrar telefonumdaki siparişi ve gelen siparişi gösterdim. "tamam beyefendi hemen eksikleri tamamlıyoruz" dedi. "yoook eksikleri tamamlamayacaksınız, kolalar sıcakacık oldu, hamburger ve patatesler de buz gibi oldu. ya yenisini hazırlayın ya da paramı iade edin" dedim. hemen yenisini hazırlayıp verdiler.
demem o ki; tamam hayatta bazı şeyler zor olabilir. ama kimseye okuduğunu anlamayacak kadar yoğun olamaz. ben de çok yoğun yerlerde çalıştım, hizmet sektöründe çalıştım, 630 ürünlük bir plastik fabrikasında depo sorumlusu olarak çalıştım, çok ünlü markalara takım elbise ve ceket diken tekstil fabrikasında depo sorumlusu olarak çalıştım. eve gelmeden 34 saat çalıştığımı biliyorum. ama hiç bir zaman bu kadar gevşek davranmadım...
devamını gör...
kendi kendine düşünüp durmak
hem davacı, hem davalı, hem hâkim, hem de duruşma salonunun temizlik görevlisi.
devamını gör...
eşini uyutup sözlükte takılan yazarlar
sözlükte millete yavşamak yerine, adam akıllı sözlüğün gerekleri yapılırsa, bir bok olmayacağı gerçeği...
devamını gör...
küsülen kişinin olayın hiç farkına varmaması
küsmenin ne kadar isabetli olduğunun işaretidir. böyle devam efem...
devamını gör...
çözülemeyen sudoku'nun askeri doktrinini çözmem
hiç bir zaman adam akıllı tartışmıyor olması. tek tartışmasını ve uzun uzun yazılarını okan muhabbetinde gördüm. ötekilerde hep aşağılama, yukarıdan bakma tarzında, ana konusu "he ya he" olan şeyler yazıyor. karşısındaki de pasif biri olunca doğal olarak her tartışmanın galibi kendisiymiş gibi gözüküyor.*)
devamını gör...
derin analiz
kendi kendine konuşup, karşı tarafın cevabına sinirlenmek.
devamını gör...
ağlamak
böyle hüngür hüngür ağlamayalı çok uzun zaman oldu. 1 sene önce dayımı, 6 ay önce babamı kaybettim, o zaman bile hüngür hüngür ağlamadım. belki anneme destek olmak için psikolojik bir şeydi, tam bilemiyorum. ama genel olarak ağlamak iyidir ya. öyle aptal aptal sebeplerden (ayrılık vs) ağlama olayını hiç sevmem, ama kayıp olaylarında insanlar ağlamalı.
devamını gör...
ağlamak
ben bosandıktan sonra 7-8 sene bir kere bile aglamadım. biliyorum, bu da normal degil. o yas surecinde 'numb' derler ya, garip bir depresyon ve hissizlik halindeydim. bitkisel hayat gibi.
sonraki 4 sene de cok az agladım. bir elin parmagını gecmez aglamam.
ama son bir haftadır zırt pırt aglıyorum. bi de bi aglamaya baslayınca durduramıyorum. biraz duygusal ve hassas bir donemdeyim sanırım. aglamayı da hic sevmem. insanlar hep gülmeli hayatta bence. hayat guldursun, mutlu etsin.
sonraki 4 sene de cok az agladım. bir elin parmagını gecmez aglamam.
ama son bir haftadır zırt pırt aglıyorum. bi de bi aglamaya baslayınca durduramıyorum. biraz duygusal ve hassas bir donemdeyim sanırım. aglamayı da hic sevmem. insanlar hep gülmeli hayatta bence. hayat guldursun, mutlu etsin.
devamını gör...
çözülemeyen sudoku'nun askeri doktrinini çözmem
avusturyalı ressamı da anlamak lazım aynı zamanda.
devamını gör...
çözülemeyen sudoku'nun askeri doktrinini çözmem
evet bunu yazarken saat 05:47... gözlerimden uyku akıyo ama sonunda sanıyorum ki o stratejiyi çözdüm...
gözlerimi kapatıp uyumayı denerken sudoku'nun nasıl oluyor da aynı anda altı cephede tartışabildiğini hayal ettim... sonradında uzun uzun analiz etmeye başladım, sahi, sudoku bunu nasıl yapıyor?
öncelikle karşısındaki insanı zamansızlıkla boğuyo... karşı tarafa düşünecek, soluklanacak, gardını alacak tek bir saniye bile tanımıyo. sen cevabı yazıp "oh" diyemeden, yeni bir argümanla tepene biniyo. karşında sinirlenen, eli ayağı titreyen bi insan değil, sıfır gerginlikle yazan birisi var... karşı taraf onun insansan çok makine gibi çalıştığını hissettiği an panikleyip analitik düşünme yeteneğini tamamen kaybediyo bu kısım bir...
rakip şöyle düşünüyo... tamam ya, bu kadın şu an 4 ayrı başlıkta 8 kişiyle kavga ediyo, gücü bölündü, dikkati dağıldı, bana tam odaklanamaz... işte en büyük hata bu! rakip bu sahte özgüvenle hamle yaparken bir bakıyo ki, kadın diğer başlıktalileri kaçırmaya başlamış, başlıklar ve kavga eden insanlar azalıyo ama sudoku hala saldırıyo... işte bu insanı nereye götürüyo? psikolojik yıkıma... yani kavga eden fark ediyo ki sudoku kavgayı hiç ciddiye almadan, rutin bi olay gibi yapabiliyo... kavga eden insan sayısı ve başlıkların en ufak önemi yok... rakiptlerde kavgaya geri dönüşü olmayan bi çöküş var bu da kısım iki...
işten o an anladım. kadın heinz guderian hayranı, çok açık... kadında blitzkrieg kumaşı var... sudoku normal sözlük yazarlarına fransa seferi uyguluyo...
gözlerimi kapatıp uyumayı denerken sudoku'nun nasıl oluyor da aynı anda altı cephede tartışabildiğini hayal ettim... sonradında uzun uzun analiz etmeye başladım, sahi, sudoku bunu nasıl yapıyor?
öncelikle karşısındaki insanı zamansızlıkla boğuyo... karşı tarafa düşünecek, soluklanacak, gardını alacak tek bir saniye bile tanımıyo. sen cevabı yazıp "oh" diyemeden, yeni bir argümanla tepene biniyo. karşında sinirlenen, eli ayağı titreyen bi insan değil, sıfır gerginlikle yazan birisi var... karşı taraf onun insansan çok makine gibi çalıştığını hissettiği an panikleyip analitik düşünme yeteneğini tamamen kaybediyo bu kısım bir...
rakip şöyle düşünüyo... tamam ya, bu kadın şu an 4 ayrı başlıkta 8 kişiyle kavga ediyo, gücü bölündü, dikkati dağıldı, bana tam odaklanamaz... işte en büyük hata bu! rakip bu sahte özgüvenle hamle yaparken bir bakıyo ki, kadın diğer başlıktalileri kaçırmaya başlamış, başlıklar ve kavga eden insanlar azalıyo ama sudoku hala saldırıyo... işte bu insanı nereye götürüyo? psikolojik yıkıma... yani kavga eden fark ediyo ki sudoku kavgayı hiç ciddiye almadan, rutin bi olay gibi yapabiliyo... kavga eden insan sayısı ve başlıkların en ufak önemi yok... rakiptlerde kavgaya geri dönüşü olmayan bi çöküş var bu da kısım iki...
işten o an anladım. kadın heinz guderian hayranı, çok açık... kadında blitzkrieg kumaşı var... sudoku normal sözlük yazarlarına fransa seferi uyguluyo...
devamını gör...
ücretsiz simit dağıtımında olan rezillik
bir cismin başına "ücretsiz" de, sonra al çekirdeğini otur izle...
devamını gör...
romantik film izleyen erkek
bunun cevabını eko'ya bırakıyorum.
devamını gör...
sus lan deme dürtüsünün giderek kontrolden çıkması
devamını gör...
