zaman tüneli
azerbaycan'da yaşamak
#4082349
brat haklısın. youtube videolarına bakıp yada turist olarak gelmekle burada yaşamak gerçekten çok farklı. ama şunu söyleyebilirim pek çok ülke gezmiş ve bazılarında yaşamış biri olarak gerçekten çok güzel bir alternatif. ben de dahil hiçbir arkadaşım pişman değiliz.
brat haklısın. youtube videolarına bakıp yada turist olarak gelmekle burada yaşamak gerçekten çok farklı. ama şunu söyleyebilirim pek çok ülke gezmiş ve bazılarında yaşamış biri olarak gerçekten çok güzel bir alternatif. ben de dahil hiçbir arkadaşım pişman değiliz.
devamını gör...
moskau
esliginde sevdigim ve evlenecegimi dusundugum kadini hafif sicak-ilik suyla yikadigimdan ve iliskimiz bittiginden beridir dinleyemedigim 1979 cikisli dschinghis khan sarkisi. ayni adi tasiyan moskau albumundendir.
devamını gör...
günaydın sözlük
bugün her şeyin yolunda gitmesi dileklerimizle, günaydın herkese.
devamını gör...
çirkin kral yılmaz güney mi ilyas salman mı sorunsalı
bu çirkinlik meselesi değil. her oyuncunun sinemada üstlendiği bir imaj vardır. ilyas salman saf, iyi niyetli ve içinde kötülük olmayan "kırsaldan gelmiş insan" profilini çok iyi canlandırır. hiçbir filminde bir kartal tibet veya ediz hun rolünde göremezsiniz. keza kartal tibet ve ediz hun'u da bu şekilde kırsala aşırı indirgenmiş rollerde çok göremezsiniz.
her oyuncunun kendi üstüne giydiği bir imaj vardır.
kartal tibet, kadir inanır, ediz hun, cüneyt arkın, tarık akan, engin çağlar, ekrem bora , murat soydan, erol büyükburç ve niceleri daima entelektüel kesimden gelen, iyi eğitimli , üst sınıf beyefendileri oynarlar.
metin akpınar, zeki alasya, şener şen, ilyas salman, kemal sunal ise, daha çok kırsalı / toplumun daha yoksul kesimini ele alan rolleri üstlenmişlerdir.
keza aynı şey kadın rollerde de geçerlidir.
hülya koçyiğit daha mutaassıp- iyi aile kızlarını oynarken,
filiz akın, türkan soray yer yer daha çekici ama namuslu kadın rollerine bürünürler. türk sinemasında emel sayının temsili daha çok romantik- sanatçı kadın başlığı altındadır. gülşen bubikoğlu'da mutaassıp romantik komedi kadınır fakat hiçbiri feri cansel,ahu tuğba, banu alkan veya arzu okay'ın temsiline sahip değildir.
dolayısıyla, her sanatçı bir rol üstlenir ve bir temsille hatırlanır. bugün bile suzan avcı dediğimizde, aklımıza sarışın bebek yüzlü bir kadın geliyor. kendisi kötü rolleri oynamayı seçtiği için, onu kötü rollerin ikonu olarak tanıyoruz.
bu yüzden ilyas salman "çirkin kral" değil, "kırsalı iyi anlatan rollerin adamıdır."
her oyuncunun kendi üstüne giydiği bir imaj vardır.
kartal tibet, kadir inanır, ediz hun, cüneyt arkın, tarık akan, engin çağlar, ekrem bora , murat soydan, erol büyükburç ve niceleri daima entelektüel kesimden gelen, iyi eğitimli , üst sınıf beyefendileri oynarlar.
metin akpınar, zeki alasya, şener şen, ilyas salman, kemal sunal ise, daha çok kırsalı / toplumun daha yoksul kesimini ele alan rolleri üstlenmişlerdir.
keza aynı şey kadın rollerde de geçerlidir.
hülya koçyiğit daha mutaassıp- iyi aile kızlarını oynarken,
filiz akın, türkan soray yer yer daha çekici ama namuslu kadın rollerine bürünürler. türk sinemasında emel sayının temsili daha çok romantik- sanatçı kadın başlığı altındadır. gülşen bubikoğlu'da mutaassıp romantik komedi kadınır fakat hiçbiri feri cansel,ahu tuğba, banu alkan veya arzu okay'ın temsiline sahip değildir.
dolayısıyla, her sanatçı bir rol üstlenir ve bir temsille hatırlanır. bugün bile suzan avcı dediğimizde, aklımıza sarışın bebek yüzlü bir kadın geliyor. kendisi kötü rolleri oynamayı seçtiği için, onu kötü rollerin ikonu olarak tanıyoruz.
bu yüzden ilyas salman "çirkin kral" değil, "kırsalı iyi anlatan rollerin adamıdır."
devamını gör...
yalnızlık bunalımı
yalnızlık bir bunalım değil, bir lükstür arkadaşlar. onu bir eksiklik ya da bir özür olarak görmezseniz, sizi mutlu ve hatta çoğu zaman insani ilişkilerden daha fazla tatmin etmeye başlar.
bir insanın hayatında ilk sahip olmasj gereken sey "yalnızlığıdır."
aslında kişisel gelişimde ön plana cıkartılan şu meşhur "me time."
kendisine yetebilen her birey için, bu harika bir zaman öldürme biçimidir. bazen kendiniz için yaptığınız bir alışveriş bile sizi başkalarından daha mutlu edebilir. kafayı takmayın- hayatınızı yaşayın.
yalnızlık bir özür değil, bir lükstür. çoğu zaman depresyon, kendinize vakit ayıramamanızdan, kendiniz için bir şey yapamamanızdan gelir. evliliklerinde çatırdamasının sebebi budur. kimse her şeyi "beraber yapmak" zorunda değildir. bu yüzden evlilik çok boğucu bir konsepttir.
şahsen çocukluğum boyunca hep bana maksimum alan verildi. hep kendi alanımı, kendim istediğim şekilde doldurdum. beni hedeflerimden ya da kendimle ilgili taleplerimden geride tutacak hiçbir şeyi hayatımda uzun vadeli tolere edemiyorum. anında mesafeyi koyuyorum hatta çoğu zaman kestirip atıyorum. evliliği bu yaşıma kadar seçmemiş olmamın da sebebi bu. insan kendisini beslemeyi bıraktığında, mental ve duygusal açıdan ölür. ölü bir kişi kimseye faydalı olamaz.
yani herkes evlenecek,
herkes cocuk sahibi olacak,
herkes ilişki insanı olacak diye bir kural yok.
ruhunuz nasıl şekil almışsa, onu devam ettiriyorsunuz.
özgür büyüdüğüm için, özgürlüğüme en ufak müdahalesi olacak şeyleri kendi hayatımda tutmuyorum. buna iş( mesleki pozisyonlarda) dahil.
seçimler, karakterin aynasıdır.
bir insanın hayatında ilk sahip olmasj gereken sey "yalnızlığıdır."
aslında kişisel gelişimde ön plana cıkartılan şu meşhur "me time."
kendisine yetebilen her birey için, bu harika bir zaman öldürme biçimidir. bazen kendiniz için yaptığınız bir alışveriş bile sizi başkalarından daha mutlu edebilir. kafayı takmayın- hayatınızı yaşayın.
yalnızlık bir özür değil, bir lükstür. çoğu zaman depresyon, kendinize vakit ayıramamanızdan, kendiniz için bir şey yapamamanızdan gelir. evliliklerinde çatırdamasının sebebi budur. kimse her şeyi "beraber yapmak" zorunda değildir. bu yüzden evlilik çok boğucu bir konsepttir.
şahsen çocukluğum boyunca hep bana maksimum alan verildi. hep kendi alanımı, kendim istediğim şekilde doldurdum. beni hedeflerimden ya da kendimle ilgili taleplerimden geride tutacak hiçbir şeyi hayatımda uzun vadeli tolere edemiyorum. anında mesafeyi koyuyorum hatta çoğu zaman kestirip atıyorum. evliliği bu yaşıma kadar seçmemiş olmamın da sebebi bu. insan kendisini beslemeyi bıraktığında, mental ve duygusal açıdan ölür. ölü bir kişi kimseye faydalı olamaz.
yani herkes evlenecek,
herkes cocuk sahibi olacak,
herkes ilişki insanı olacak diye bir kural yok.
ruhunuz nasıl şekil almışsa, onu devam ettiriyorsunuz.
özgür büyüdüğüm için, özgürlüğüme en ufak müdahalesi olacak şeyleri kendi hayatımda tutmuyorum. buna iş( mesleki pozisyonlarda) dahil.
seçimler, karakterin aynasıdır.
devamını gör...
azerbaycan'da yaşamak
(bkz: hayattan nefret etmek)
ömür boyu bu ülkenin her yerinde yaşadım, bir tek bu altı tezek-üstü bezek şehirden(baküden, ve bakü genelinde ülkemden) nefret ettim. yolları trafik, şehir çok kalabalık, aynı zamanda da bom-boş. 15 yıl önceki gibi de değil. daha iyi de değil. baküye kenardan bakarsın, kız kulesinin yanında, alev kulelerine gözün kayar, ordan şehitler anıtı, sağa kayar gözün bakünün gözünü görürsün. bir az daha sağa, sola, ya da arkaya bakarsan çürüyen hayatları, ümitsiz yaşam mücadelelerini gprürsün. asgari ücretin altında çalışan milyonlarca insanın, belki burada bir iş bulurum diye gelip, evinden uzaklarda, daha beter hayat standartlarındaki yaşamını gprürsün. bakü güzel evet, sevgilinle bulvarda yürürsen, formula 1 izlersen, beyaz şehirde kofe içersen, iki shot atıp tarqovu, içerişeherde dolaşırsan. ama beyaz şehirin altına inip ayağın mazot bataklığına batınca, bulvardaki yıllarca biriken kanalizasyon ve petrol atıklarının kokusu burnuna gelince, formula yüzünden kapanan yolda 2 saat beklemek zorunda kalıp işte müdüründen azarını yersen, nizamide üstüne yarım metre bıçak çekilince, polis cebine uyuşturucuyu atıp merkezde 500 manat hoplatınca baküyü sevmezsin tabi. baküyü sevmek için burda turist olmak lazım. on milyon nüfusun 5 milyondan fazlasının bulunduğu bir şehiri sadece turist, misafir gibi sevebilirsin. başka türlü garibansındır zaten. anlatacak çok şey var da, kelimem yetmiyor, dilim çaresiz.
not. bu ülke bizim değil, bu ülke halkın parasını cebine indirenlerin, f.şelerine halktan çaldığı dolarları yedirenlerin, mitingte milletin kafasını ezdirenlerin, rüşvet alanların ve verenlerin. ama bizim değil.
ömür boyu bu ülkenin her yerinde yaşadım, bir tek bu altı tezek-üstü bezek şehirden(baküden, ve bakü genelinde ülkemden) nefret ettim. yolları trafik, şehir çok kalabalık, aynı zamanda da bom-boş. 15 yıl önceki gibi de değil. daha iyi de değil. baküye kenardan bakarsın, kız kulesinin yanında, alev kulelerine gözün kayar, ordan şehitler anıtı, sağa kayar gözün bakünün gözünü görürsün. bir az daha sağa, sola, ya da arkaya bakarsan çürüyen hayatları, ümitsiz yaşam mücadelelerini gprürsün. asgari ücretin altında çalışan milyonlarca insanın, belki burada bir iş bulurum diye gelip, evinden uzaklarda, daha beter hayat standartlarındaki yaşamını gprürsün. bakü güzel evet, sevgilinle bulvarda yürürsen, formula 1 izlersen, beyaz şehirde kofe içersen, iki shot atıp tarqovu, içerişeherde dolaşırsan. ama beyaz şehirin altına inip ayağın mazot bataklığına batınca, bulvardaki yıllarca biriken kanalizasyon ve petrol atıklarının kokusu burnuna gelince, formula yüzünden kapanan yolda 2 saat beklemek zorunda kalıp işte müdüründen azarını yersen, nizamide üstüne yarım metre bıçak çekilince, polis cebine uyuşturucuyu atıp merkezde 500 manat hoplatınca baküyü sevmezsin tabi. baküyü sevmek için burda turist olmak lazım. on milyon nüfusun 5 milyondan fazlasının bulunduğu bir şehiri sadece turist, misafir gibi sevebilirsin. başka türlü garibansındır zaten. anlatacak çok şey var da, kelimem yetmiyor, dilim çaresiz.
not. bu ülke bizim değil, bu ülke halkın parasını cebine indirenlerin, f.şelerine halktan çaldığı dolarları yedirenlerin, mitingte milletin kafasını ezdirenlerin, rüşvet alanların ve verenlerin. ama bizim değil.
devamını gör...
sözlük yazarlarının öyküleri
göt
bir varmış, bir yokmuş.
bu ülkede herkesin sevdiği ama herkesin korktuğu, herkesin nefret ettiği ama herkesin boyun eğdiği bir adam yaşarmış.
bıyıkları yerlere değermiş. kocaman bir ağzı varmış. sürekli yalan konuşurmuş.
kocaman elleri varmış. tüm hayvanları kendine tabi kılarmış. arada bazılarını öldürürmüş. öldürmeyi çok sevmese de ancak ölümle korkutacağını bilirmiş.
hayvanlar hangi gün kime sıra geleceğini bilmezmiş. ama düşünmezmiş de. adam vermiş ya canı, alırmış da.
bu adamın kocaman ayakları varmış. ülkenin binbir zorlukla açan tüm çiçeklerini ezermiş. ezmeyi çok sevdiği için değil ha; ezmezse çiçeklerin evini saracağını bilirmiş.
çiçekler kabul edermiş başlarına gelenleri. çünkü bahçe adamınmış.
adamın küçük bir beyni, ondan daha küçük bir kalbi varmış.
adam bilirmiş ki düşünmesine gerek yokmuş. onun yerine düşünenler varmış. büyük bir kalbe de ihtiyacı yokmuş. bu ülkede sevgi sadece fotoromanlardaymış.
adamın ellerinden küçük ama kalbinden büyük bir organı varmış.
en çok onu sever, onun zarar görmesinden korkarmış.
ona göt dermiş.
göt, onun tek yaşayan uzvuymuş.
bir gün götün canı sıkılmış.
beyne demiş ki:
— nasıl mutlu olurum?
beyin düşünmeyi unutmuş. onun yerine düşünenlere sormuş:
— ne yapmalı?
düşünenler demiş ki:
— her gün biri birini sana getirsin.
adam, götünü mutlu etmek için önce hayvanları sıraya dizmiş. teker teker içine almış.
göt biraz gülümsemiş.
hayvanlar bitince sıra çiçeklere gelmiş. onları da itinayla içine almış.
ama doymuyormuş.
o vakit dışarıda olup bitenleri izleyen insanlara sıra gelmiş.
adam:
— gelin, demiş. girin bu sıcak yarığa.
teker teker girmiş hepsi.
göt biraz daha mutlu olmuş.
o mutlu olunca adam da mutlu olmuş.
göt:
— bu mu? en fazla yapabileceğin bu mu? diye sormuş.
adam, çevresinde ona yancılık yapan köylüleri almış ve götüne sokmuş.
ama göte bu da yeterli gelmiyormuş.
sondan önce yalakalarını da içine aldıktan sonra durmuş.
köyde kimse kalmamış neredeyse.
ama göt yine de yeterince mutlu değilmiş.
adama bağırmış:
— bu yapacağın en fazlası mı?
köyün en sonunda, küçük bir evde yaşayan bir kadın ve bir adam kalmış yalnızca.
adam zar zor yürüyerek eve dalmış.
kadına ve adama bakmış.
kalbe sormuş:
— bu ne?
kalp durmuş.
beyne sormuş:
— bu ne?
beyin durmuş.
onun yerine düşünenlere sormuş:
— bu ne?
düşünenler demiş ki:
— aşk.
adam aşkı almış, götüne sokmuş.
gerçek bir aşk, göt için bile büyükmüş.
patlamış.
adamın bütün parçaları etrafa dağılırken bir müzik duyulmuş.
çok sakin ve sıcacık.
bu müzik çevredeki bütün köylere yayılmış.
bütün götler oldukları yeri bilmişler.
belki bir aşk ölmüş ama bir umut doğmuş
bir varmış, bir yokmuş.
bu ülkede herkesin sevdiği ama herkesin korktuğu, herkesin nefret ettiği ama herkesin boyun eğdiği bir adam yaşarmış.
bıyıkları yerlere değermiş. kocaman bir ağzı varmış. sürekli yalan konuşurmuş.
kocaman elleri varmış. tüm hayvanları kendine tabi kılarmış. arada bazılarını öldürürmüş. öldürmeyi çok sevmese de ancak ölümle korkutacağını bilirmiş.
hayvanlar hangi gün kime sıra geleceğini bilmezmiş. ama düşünmezmiş de. adam vermiş ya canı, alırmış da.
bu adamın kocaman ayakları varmış. ülkenin binbir zorlukla açan tüm çiçeklerini ezermiş. ezmeyi çok sevdiği için değil ha; ezmezse çiçeklerin evini saracağını bilirmiş.
çiçekler kabul edermiş başlarına gelenleri. çünkü bahçe adamınmış.
adamın küçük bir beyni, ondan daha küçük bir kalbi varmış.
adam bilirmiş ki düşünmesine gerek yokmuş. onun yerine düşünenler varmış. büyük bir kalbe de ihtiyacı yokmuş. bu ülkede sevgi sadece fotoromanlardaymış.
adamın ellerinden küçük ama kalbinden büyük bir organı varmış.
en çok onu sever, onun zarar görmesinden korkarmış.
ona göt dermiş.
göt, onun tek yaşayan uzvuymuş.
bir gün götün canı sıkılmış.
beyne demiş ki:
— nasıl mutlu olurum?
beyin düşünmeyi unutmuş. onun yerine düşünenlere sormuş:
— ne yapmalı?
düşünenler demiş ki:
— her gün biri birini sana getirsin.
adam, götünü mutlu etmek için önce hayvanları sıraya dizmiş. teker teker içine almış.
göt biraz gülümsemiş.
hayvanlar bitince sıra çiçeklere gelmiş. onları da itinayla içine almış.
ama doymuyormuş.
o vakit dışarıda olup bitenleri izleyen insanlara sıra gelmiş.
adam:
— gelin, demiş. girin bu sıcak yarığa.
teker teker girmiş hepsi.
göt biraz daha mutlu olmuş.
o mutlu olunca adam da mutlu olmuş.
göt:
— bu mu? en fazla yapabileceğin bu mu? diye sormuş.
adam, çevresinde ona yancılık yapan köylüleri almış ve götüne sokmuş.
ama göte bu da yeterli gelmiyormuş.
sondan önce yalakalarını da içine aldıktan sonra durmuş.
köyde kimse kalmamış neredeyse.
ama göt yine de yeterince mutlu değilmiş.
adama bağırmış:
— bu yapacağın en fazlası mı?
köyün en sonunda, küçük bir evde yaşayan bir kadın ve bir adam kalmış yalnızca.
adam zar zor yürüyerek eve dalmış.
kadına ve adama bakmış.
kalbe sormuş:
— bu ne?
kalp durmuş.
beyne sormuş:
— bu ne?
beyin durmuş.
onun yerine düşünenlere sormuş:
— bu ne?
düşünenler demiş ki:
— aşk.
adam aşkı almış, götüne sokmuş.
gerçek bir aşk, göt için bile büyükmüş.
patlamış.
adamın bütün parçaları etrafa dağılırken bir müzik duyulmuş.
çok sakin ve sıcacık.
bu müzik çevredeki bütün köylere yayılmış.
bütün götler oldukları yeri bilmişler.
belki bir aşk ölmüş ama bir umut doğmuş
devamını gör...
şarkılarda geçen etkileyici sözler
susmasan olmaz mı?
anlatsan bir kere
önümde kilitli kapılar
anahtarları sende
gitmesen olmaz mı?
en azından bir gece
önümde bir kara orman yanıyor
gittiğinde
anlatsan bir kere
önümde kilitli kapılar
anahtarları sende
gitmesen olmaz mı?
en azından bir gece
önümde bir kara orman yanıyor
gittiğinde
devamını gör...
yazarların güne puanı
3
devamını gör...
yazarların güne puanı
5
devamını gör...
yalnızlık bunalımı
yalnızlık bile görünür kılınmak zorunda hissedilir oldu.
bu çağda iş değişti..her şey gibi kötünün kokusu kesifleşti iyinin güzelliğinin köreldiği gibi;
yalnızlıktan kötüsü, salt-sadece yalnız olmak değil..yalnızlığı bile paylaşma dürtüsü..görünürlük tuzağı bu tarz hataları acımasızca cezalandırıyor…derdine dert ekliyor insanoğlunun…
her şey gibi yalnızlığı dahi görünür hale getirme imkanlarının hadsiz olduğu bugün; yalnızlığınla haykırırken bile görünmez olmak
bu çağda iş değişti..her şey gibi kötünün kokusu kesifleşti iyinin güzelliğinin köreldiği gibi;
yalnızlıktan kötüsü, salt-sadece yalnız olmak değil..yalnızlığı bile paylaşma dürtüsü..görünürlük tuzağı bu tarz hataları acımasızca cezalandırıyor…derdine dert ekliyor insanoğlunun…
her şey gibi yalnızlığı dahi görünür hale getirme imkanlarının hadsiz olduğu bugün; yalnızlığınla haykırırken bile görünmez olmak
devamını gör...
sezar'ın hakkını sezara vereceğine sezar salatasına vermek
salatasını verseydiniz, tüm mutfağı idam ettirirdi. şu an çoğu restaurantta servis edilen salata, hakkıyla yapılan versiyonu değil. her şeyden çalıyorlar ama en çokta gramajdan. normalde, kocaman bir tabak dolusu tavuk ve yeşillikle servis edilmesi gerekir. ufacık kaplarda, minik porsiyonlarda değil.
sezar salata bir ana yemektir. başlangıç veya yemek yanında tüketilen ekstra aperitif değil. bu yüzden fazlasıyla dolu ve gramaj olarak yüklü bir tabak olarak gelmelidir.
örneklerini aşağıda görebilirsiniz:



hakkıyla yapılırsa, harika bir salatadır. acayipte tok tutar ve sosu sebebiyle de çok susatır.
sezar salata bir ana yemektir. başlangıç veya yemek yanında tüketilen ekstra aperitif değil. bu yüzden fazlasıyla dolu ve gramaj olarak yüklü bir tabak olarak gelmelidir.
örneklerini aşağıda görebilirsiniz:



hakkıyla yapılırsa, harika bir salatadır. acayipte tok tutar ve sosu sebebiyle de çok susatır.
devamını gör...
aldatılmaktan daha kötü olan şey
günümüzde aldatılmak çok normalleştirilen bir eylem halini aldı çünkü insanlar arasındaki "duygusal bağ" anlayışını bozdular.
eskiden sevmek çok değerli bir olguydu. tek bir insanla ömür geçirmek , tüm kötülüklere göğüs germek ve dışarıdaki olumsuzluklara rağmen aile olabilmek müthiş güzel bir husus gibi görülüyordu. bir anda popüler kültür bu algımızı bozdu ve topluma gecici- haz odaklı- sorumluluğun kesinlikle istenmediği ilişkilerin daha güzel olduğunu aşıladı. bunu izlediğimiz diziler üstündeki karakterlerden, filmlerde ki diyaloglardan sürekli bilinçaltımıza işlettik. günün sonunda öyle bir toplumuz ki kimse sevginin ne kadar değerli bir olgu olduğunu hatırlamıyor. sadakat? mumla bile bulamayacağınız bir karakteristik özellik halini aldı.
yok fuckbuddy, swinger, gang bang, open relationship, bdsm.. ve sayısız garip ilişki/ cinsellik yaşama biçimi.. hiçbirinin mantıklı ve etik açıdan kabul edilebilir bir yanı yok.
ayrıca, evli adamların/ kadınların bile tinder hesapları var. madem aldatacaksın, niye evleniyorsun? çoluk- çocuk yapmak neden ?
madem aldatıyorsun, zararın neresinden dönersen kârdır. boşansana? "evdeki dursun ama kendime edindiğim yeni partnerler de olsun" mantığı nedir?
insani olarak çöktük. bence bu aldatılmaktan da kötü. aldatılmanın acısı zamandır. yitirilmiş karakterin telafisi yok. unutmayın! bir insan kendisini kaybederse, geriye hiçbir şey kalmaz. dışarıda gezen çoğu insan sadece bedensel olarak alan kaplıyor. içeride bir karakter/ kişilik yok.
git gide lut kavmine dönüyoruz.
deccal uzun süredir insan formunda ortalıkta geziniyor bence.
eskiden sevmek çok değerli bir olguydu. tek bir insanla ömür geçirmek , tüm kötülüklere göğüs germek ve dışarıdaki olumsuzluklara rağmen aile olabilmek müthiş güzel bir husus gibi görülüyordu. bir anda popüler kültür bu algımızı bozdu ve topluma gecici- haz odaklı- sorumluluğun kesinlikle istenmediği ilişkilerin daha güzel olduğunu aşıladı. bunu izlediğimiz diziler üstündeki karakterlerden, filmlerde ki diyaloglardan sürekli bilinçaltımıza işlettik. günün sonunda öyle bir toplumuz ki kimse sevginin ne kadar değerli bir olgu olduğunu hatırlamıyor. sadakat? mumla bile bulamayacağınız bir karakteristik özellik halini aldı.
yok fuckbuddy, swinger, gang bang, open relationship, bdsm.. ve sayısız garip ilişki/ cinsellik yaşama biçimi.. hiçbirinin mantıklı ve etik açıdan kabul edilebilir bir yanı yok.
ayrıca, evli adamların/ kadınların bile tinder hesapları var. madem aldatacaksın, niye evleniyorsun? çoluk- çocuk yapmak neden ?
madem aldatıyorsun, zararın neresinden dönersen kârdır. boşansana? "evdeki dursun ama kendime edindiğim yeni partnerler de olsun" mantığı nedir?
insani olarak çöktük. bence bu aldatılmaktan da kötü. aldatılmanın acısı zamandır. yitirilmiş karakterin telafisi yok. unutmayın! bir insan kendisini kaybederse, geriye hiçbir şey kalmaz. dışarıda gezen çoğu insan sadece bedensel olarak alan kaplıyor. içeride bir karakter/ kişilik yok.
git gide lut kavmine dönüyoruz.
deccal uzun süredir insan formunda ortalıkta geziniyor bence.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
akrep burcu bir kadınla anlaşmak
bu burç işi değil, karakter işidir. burçlara inanmam. insanın karakteri onu büyüten insanlar aracılığıyla şekillendirilir. tabi, insanın kendi özü de önemlidir fakat en azından yetişkin bir insan olana kadar aldığımız kararlarda, verdiğimiz tepkilerde ailemizin etkisi büyüktür.
bir insanla sorun yaşıyorsanız, doğduğu eve bakın.
buna ekstra paranormal nedenler silsilesi yaratmaya bence gerek yok.
bir insanla sorun yaşıyorsanız, doğduğu eve bakın.
buna ekstra paranormal nedenler silsilesi yaratmaya bence gerek yok.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
o nasıl bir yar demekse 45 senedir her dinleyişte göğsümüzü yarıp geçiyor rahmetli barış abi.
devamını gör...
moskau
devamını gör...


