mahlassızım yazar profili

mahlassızım kapak fotoğrafı
mahlassızım profil fotoğrafı
rozet
mahlassızım (bilge)
karma: 10409 tanım: 367 başlık: 163 takipçi: 185

son tanımları


kağıt ev

arjantinli kısa öykü ve roman yazarı carlos maria dominguez tarafından kaleme alınan ve türkçe'ye çevrilen tek kitabı olan kağıt ev kitabında saplantılı olabilecek kadar kitap aşığı bir insandan bahsediliyor. aslında kitaptaki diğer karakterler de ondan geri kalmayacak şekilde saplantılı tavırlara sahip.

kitaplarından kağıt bir ev yapan brauer ve üniversitede görev yapan profesör bluma arasındaki ilişki, sonrasında ortaya çıkan gizemli bir kitap ve gelişen olaylar..
oldukça kısa olan bu öykü kitabında, ilginç karakterler tanıyor, onların tutku ve çöküşlerine şahit oluyorsunuz. kitap veya herhangi bir şeyi bu kadar çok sevmek, saplantı düzeyinde anlam yüklemek ve sonra tüm bu anlamlardan, değerlerden mahrum kalmak acı verici olsa gerek.
özgün adı la casa da papel olan kağıt ev kitabı kolayca anlaşılan ve çabucak bitirilebilecek akıcılıkta bir eser.
devamını gör...

dört arketip

carl gustav jung tarafından yazılan dört arketip kitabında öncelikle hristiyan mitolojisi ve isa-mesih imgesinden beslenerek insanın bu dünyada ikinci bir yaratıcı olduğunu ve tanrı ile insanın iç içe geçtiği ifade edilmiştir. bireyin kurtuluşu için dinsel bir merkezin gerekliliğinden ve bunu bireyin kendi arayış ve merakı ile gerçekleştirebileceğinden bahsedilmiştir.

jung, arketipleri açıklarken insan bilincinin de ötesinin varlığından bahsederek kendi başına bir varoluş ve özerk güç ve çekimlerin olduğunu ifade etmiş. arketip insanın "gölge" si olarak görülmüş.
ayrıca jung tarafından ortaya atılan arketip kavramı antikçağda bile kullanılmış, platon'un "idea" kavramı ile eş anlamlı olduğu açıklanmış. jung yaptığı araştırmalar ile arketiplerin gelenek, dil ve çeşitli göçlerle yaygınlaşmadığını aksine her zaman her yerde herhangi bir dış etkenden bağımsız olarak varolduğunu kanıtlamaya çalıştığını anlatmış.

jung arketipleri; anne, dönüşüm,ruh ve hilebaz olarak 4 gruba ayırmış ve bu arketipleri çeşitli örneklerle anlatmış.

anne arketipinde "annelik" üzerinde durmuş ve anne kompleksinin kız ve erkek çocukları üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerini anlatmış. özellikle anima ve animus kavramları üzerinde durmuş.
dönüşüm arketipini ise anlatırken islam dininde önemli bir rolü bulunan "hızır" ı örnek göstermiş ve kehf sûresi üzerinde durmuştur.
ruh arketipinde ise ruhun daima hareketli ve aktif olduğu üzerinde durmuş. ruh arketipini çoğunlukla "yaşlı bir adam" olarak simgelemiştir. çeşitli ülkelerin masalları ile ruh arketipini örneklerle açıklamış.
son olarak hilebaz arketipi ise hem insanın üstünde hem de hayvanın altında olarak görülmüş ve en belirgin özelliği bilinçsizliği olarak ifade edilmiş. jung, hilebaz arketipini de yeni ahitten örneklerle açıklamış.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

temmuz '21
görsel

görsel
devamını gör...

normal sözlük hunidaşlar kulübü

hiçbir iletişim aracına ihtiyaç duymadan telapati ile haberleşebileceğim müthiş bir kulüp. ne o öyle discord falan:)) henüz bütün şartları yerine getiremiyorum. şarkıyı ezberlerim zaten o en kolayı. film diyince ilk sezer sezin aklıma gelecek onu da kodladım. hunim de hazır. baştan anlaşalım mavi renk huni benim:))
bu arada huniliyiz ya şimdi haliyle bazen anlaşırken cızırtı olursa ya da hatlar karışırsa ateşi yakın dumandan anlarım ben sizi.
*

görsel
bayramlıklarımı giydim hunimi taktım:)
devamını gör...

hayatın bir kitap olsa konusu ne olurdu

karikatür kitabı olsaydı ne güzel olurdu. ince mesajları fark edenler hem güler hem anlardı beni. fark edemeyenler ise en azından gülümser ve mutlu olurdu.
devamını gör...

normal sözlük yazarlarının çektiği fotoğraflar

görsel
*
devamını gör...

grammar pedantry sendromu

grammar pedantry, dil bilgisi kurallarına hakim ve takıntılı olan bireylerin, dil bilgisi hatalarından aşırı derecede rahatsız olması anlamına geliyor. dil bilgisi ukalalığı olarak da biliniyor. aslında buraya kadar biraz tanıdık geliyor.* bu sendromdan muzdarip olan bireyler, dil bilgisi hatası görünce ciddi derecede rahatsız oluyor ve hatayı yapanı da düzeltme yoluna gidiyor. ve bunu bazen kabaca ve aşırı bir tepkiyle yapıyorlar. bu noktada işte düzelteyim derken başka bir hataya doğru yol alınıyor.
grammar pedantry sendromunun nedeni tam olarak bilinmediği zamanlarda karşı tarafı kızdırmak veya alay etmek için böyle takıntılı davranıldığı sanılıyordu. ama daha sonra yapılan araştırmalar sonucunda obsesif-kompulsif bozukluk olarak görülüyor.
dilbilimci dennis baron tarafından yapılan bir araştırma ile bu sendromun genetik nedenlerden kaynaklı olduğu ve beyindeki konuşma ve ses üretme bölümünde de diğer bireylere göre farklılık olduğu saptanmış.
devamını gör...

türkçenin yazıldığı gibi okunmayan bir dil olması

türkçe, her zaman yazıldığı gibi okunan bir dil değildir. tahminen 8500 yıllık bir dil olan türkçe oldukça zengin ve güzel bir dildir. içerisinde arapça ve farsça birçok kelime barındıran dilimiz sadece bu sözcüklerden ibaret değildir.
yazı dilimizde 29 harf (ses) ile kendimizi ifade ederiz. fakat konuşma dilinde bu 29 ses yeterli değildir. tam 45 e yakın ses ile konuşma dilinde duygu ve düşüncelerimizi aktarırız. elbette bu ses artışı dilimizi daha doğru, güzel, akıcı ve estetik bir şekilde ifade etmemizi olanak sağlar.
yazı dilinde bulunan 29 ses dışında konuşma dilinde türkçe'ye estetik kazandıran diğer sesleri şöyle ifade edebiliriz.
kalın -a
ince -a

açık -e
kapalı -e

ince -o
ince -u
nispet -i
akıcı-c
ince-k
ince-l
geniz(nazal) -n
ince-t

g sesi ince ünlüler ile farklı kalın ünlüler ile farklı telaffuz edilir.
ayrıca -ğ sesini konuşurken telaffuz etmeyiz. telaffuzda ya yutulur ya da -y sesine dönüşür.
ağır : a:r olarak telaffuz edilir. a sesi biraz uzatılarak ı ve ğ sesleri ifade edilmeden söylenir.
eğlence kelimesini yazarken böyle yazarız ama telaffuz ederken -eylence olarak ifade ederiz. tüm bunlar daha akıcı ve estetik bir dil için oluşturulmuş kurallardır.
devamını gör...

üç anadolu efsanesi

yaşar kemal'in halk efsanelerine dayanan köroğlu, karacaoğlan ve alageyik adındaki üç efsaneyi kendine has üslubu ve anlatımı ile aktardığı güzel ve akıcı kitaptır.
kitapta ilk olarak köroğlu efsanesi anlatılmış. köroğlu'nun atlara olan merakını ve bilgisini, bolu beyi ile olan çatışmasını ve sevdalanmasını konu alıyor. köroğlunun atlara dair sırlarına ve babasının öğütlerine ortak oluyorsunuz bu efsane ile.
ikinci olarak, bağlaması ile söylediği türkülerle efsaneleşen karacaoğlan diyar diyar geziyor. ve sonunda bir gurbette duruyor. bir bey kızına sevdalanmasını ve gelişen olayları konu ediniyor.
son olarak alageyik efsanesiyle geyik avına sevdalı halil ve nişanlısı zeynep arasındaki aşkı, başka bir bey oğlunun zeynep'e olan aşkını ve yaşanan olayları anlatıyor.
halil ve zeynep'in düğün günü ölmesi ile bu efsane son buluyor.
her efsanenin vazgeçilmezi dillere destan bir sevda.
halk deyişlerine, folklorik öğelere ve mitlere, türkü ve ağıtlara bolca yer veren yaşar kemal dönemin sosyal ve kültürel yapısını da bize ustaca aktarıyor.
devamını gör...

zamanın hükmü

necip mahfuz'un 1982 yılında yayınladığı bu kitap 1930'lar ile 1970'ler arasındaki mısır'ı anlatıyor. mısır'da yaşayan hamid burhan ve ailesi kitabın merkezinde yer alıyor. mutlu bir aile fotoğrafıyla başlıyor ve gelişen olaylar ile o fotoğraftaki bireylerin yaşadığı mutluluk ve hüzünleri, birbirlerinden kopuşları,kuşak çatışması ve ev motifi işleniyor. mısırdaki devrimler, savaşlar, işgaller bu aile üzerinden anlatılıyor. yazar, mısırlı kadınların toplumsal rollerini, zamanla yaşanan modernlik algısının farklılaşmasını da ustaca aktarmış.
3 nesil boyunca yaşanan siyasi yönelim ve fikir farklılıkları oldukça dikkat çekici.
yazarın daha önce kaleme aldığı ve en meşhur eseri olan kahire üçlemesi ile benzerlikleri bulunuyor. fakat onun kadar kapsamlı bir kitap değil. basit ve akıcı bir anlatıma sahip. detaya inmeden üç nesil ile o dönemleri oldukça güzel aktarmış. ama eseri tam olarak anlayabilmek ve sindirebilmek için mısır'ın o dönemine ait siyasi ve sosyal olaylara hakim olmak gerekli. yoksa kitaptan edindiğimiz çıkarımlar biraz havada kalıyor.
mısır'ın devrimine ve toplumsal tarihine şahitlik eden bu üç neslin hayatını anlatan necip mahfuz, 1988 yılında nobel edebiyat ödülünün de sahibi olmuştur.
devamını gör...

kuyucaklı yusuf (kitap)

sabahattin ali'nin 1937 yılında yayımladığı ve osmanlı devleti dönemine ait birey-toplum çatışmasını işlediği, güçlü ve isyankar kuyucaklı yusuf ile bunu bize çok güzel aktardığı bir eser. ayrıca yazarın yayımlanan ilk romanı olma özelliğini de taşıyor.
anne ve babası eşkiyalar tarafından gözleri önünde öldürülen ve tek başına hayatta kimsesiz kalan küçücük bir kuyucaklı yusuf'un hikayesi. olay yerine inceleme için gelen kaymakamın onu çok sevmesi, evlat gibi görüp büyütüp yetiştirmesi ile olaylar gelişiyor. kaymakamın kızı muazzez ile kuyucaklı yusuf'un ilişkileri abi kardeş gibiyken aşka dönüşüne de tanıklık ediyoruz. sadece bu zorlu aşkı değil, kuyucaklı yusuf'un yalnızlığını,hiçbir yere ait hissedemeyişini, dik başlılığını, cesaretini de hissedebiliyoruz.
roman karakterlerinin duyguları eşliğinde toplumun çarpıklığını, hukuksuzluğu, zenginlerin kural tanımazlığını da yazar başarılı bir şekilde aktarmış. oldukça akıcı ve etkileyici olan bu eser daha sonra aynı isimle sinemaya da uyarlanmış.
devamını gör...

maymunlar gezegeni

maymunlar gezegeni, yazar pierre boulle tarafından insan ile hayvan korku ile aklın yarattığı ikiliği ustaca kaleme aldığı bir eser.
maymunlar cehennemi filmine ilham veren bu kitap oldukça akıcı ve farklı bir konuyu anlatıyor. ayrıca kitabın önsözünü yazan çevirmenin yazısı da ilgi çekici ve çok güzel.


kitapta profesör, gazeteci ve öğrenciden oluşan 3 kişilik bir grubun uzayda yaptığı bir geziden ve dünya'ya çok benzeyen "soror" gezegenine gitmeleri ile olaylar başlıyor. bu gezegende de insanlar yaşıyor ama tek bir farkla. insan gibi değil tıpkı bir hayvan gibi. dilleri, giysileri, kültürleri olmayan hayvan insanlar. bu gezegende hüküm sürenler ise maymunlar. insan gibi konuşan,giyinen ve davranan maymunlar. insanları köle olarak ve birer denek olarak kullanıyor. tıpkı pavlov'un köpeği gibi davranışlarını inceliyorlar. işte bu gezegene gelen bu 3 kişiden gazeteci olan ulysse etrafında olaylar dönüyor. köle olması ve vahşi bir insan olan nova ile aynı kafeste yaşaması. gezegendeki maceraları ve kurtuluşunu! anlatıyor.

kitabı okurken maymunlar gezegenindeki maceraya siz de katılıyorsunuz. en çok dikkatimi çeken ve üzen bölüm profesörün de insanlığını kaybedip hayvanlaşması. diğer dikkat çekici yer aslında sadece dünyamızda ayrımcılığın olmadığını, maymun olsalar dahi ırklarına göre nasıl da ayrıştırıldığına şahit oluyorsunuz. ayrıca kitap, hayvanları denek olarak acımasızca kullanan insanoğlu için empati kurabilme hayvanları anlayabilme duygularını da hissettiriyor.
devamını gör...

dolbear yasası

dolbear yasası, amerikalı fizikçi ve mucit amos dolbear tarafından yayınladığı bir makale ile ortaya attığı oldukça ilginç bir gözleme dayanıyor. mucit, gözlemine göre hava sıcaklığını cırcır böceğinin ötüş sayısına göre bulabiliyor. cırcır böceklerini ele alırsak öncelikle soğukkanlı olan bu böcekler kanatlatını birbirine sürterek ses çıkarabiliyor. tabi sadece erkek cırcır böcekleri ötebiliyor. kimilerine göre kadın cırcır böceklerini etkileme, diğer erkek cırcır böceklerini korkutma ve çiftleşmeye hazırlık olarak da görülüyor.cırcır böceğinin ötüş hızının hava sıcaklığı ile olan oranını mucit bir formülle açıklamış.

görsel

görsel 1 dakikada duyulan ötüş sayısı
görsel fahrenheit cinsinden ortam hava sıcaklığı

mucit makalesinde yayınladığı bu formül ile termometre kullanmadan hava sıcaklığını doğru bir şekilde tahmin edebildiğini açıklamış.
en basit haliyle şöyle cırcır böceğinin 8 saniyedeki ötüş sayısına 5 eklenerek ortam sıcaklığı bulunabiliyor. deneyimleyen bana portakal atabilir.
devamını gör...

bella

sözlüğümüze tıpkı mahlasının anlamı gibi güzel ve kaliteli tanımlarla değer katan biricik yazar. gelir gelmez güzel havasını da doldurmuş sözlüğe. iyi ki gelmiş hoş gelmiş güzel yazar.

benvenuta bellezza:))*
devamını gör...

esprit de l'escalier

fransızca olan esprit de l'escalier kavramı tam olarak sözlü bir tartışma sırasında kendimizi açıklamak veya haklı çıkarmak için söylememiz gereken cevapların o an içinde değil de sonradan aklımıza gelmesi durumudur. bazen sohbet veya tartışma esnasında söyleyemediklerimiz gece uykuya dalmadan önce beynimize hücum eder ve " keşke böyle cevap verseydim, niye aklıma gelmedi ki" deriz ya işte bu kavram tam olarak o duyguyu tanımlıyor.
esprit de l'escalier kavramı dilimize merdiven ruhu olarak çevirilmiş. bu tanımlamanın adı fransız filozof denis diderot'un komedyende paradoks kitabında geçmektedir. diderot bir akşam bir devlet adamının evine akşam yemeğine gider ve orada kendisine yönelik söylenen sözlere sessiz kalır. kafası karışık evden ayrılırken merdivende düşünceleri netleşir ve o zaman ne cevap verebileceği aklına gelir. işte merdiven ruhu buradan gelmektedir.
devamını gör...

dalkavuknâme

samsatlı lukianos tarafından yunanca kaleme alınan ve asıl adı peri parasitou (asalak hakkında) olan bu eser kaynaklarda çok az geçmektedir. ingilizce çevirisi the prasite olan bu eser türkçe'ye vasilaki vuka tarafından dalkavuknâme adıyla çevrilmiştir. esere ayrıca tercüme-i letâfet âsâr der ta'rif-i san'at-ı dalkavukân-ı şöhret-şiâr adı da verilmiştir.

kitabın birçok ismi arasında çok fazla kaybolmadan içeriğine geçersek hiciv ustamız loukianous dalkavukluğu bir dalkavuğun dilinden övgüler ile anlatıyor. kitap,kahramanlarımız kârdan ve firuz arasındaki diyaloglardan oluşuyor. yazar, dalkavukluk sanatının önemini ve inceliklerini açıklıyor. överek ince mesajlarla yeriyor aslında.
kitaptaki firuz karakteri olan dalkavuk lokionos'un sözcüsü konumunda yer alıyor ve felsefecilere ve hatiplere yönelik sert eleştirilerini dile getiriyor.
eser, aslında 2. yy da yaşayan lokianous'un çok bilinmeyen bir eseri. o dönemde yazılan bu eser ancak osmanlı devleti zamanında tercüme edilmiş ve tercüme edilme süreci de bir hayli tuhaf. eseri tercüme ederken yazarın üslubunu bozmamaya çalışarak bazı noktalar islam milletine uymadığı gerekçesi ile çıkarılmış ve değiştirilmiş.

mesela mübâriz* ve bahadır, harp aletleri olmaksızın, tüccar sermayesiz, ağaç meyvesiz ve alameti güzellik olan sevgili süssüz haliyle eksiktir. aynı şekilde ikbâl sahibinin de dairesinde dalkavukları olmadıkça yücelik ve haşmette kusur ve noksanı var demektir. ve o dairenin süsten ve gösterişten uzak olacağı bellidir.
devamını gör...

öğretmen mi öğretemez yoksa öğrenci mi öğrenemez sorunsalı

her öğretmen her teknikle öğretemez, her öğrenci her teknikle öğrenemez. önemli olan her öğretmenin her öğrenciye uygun tekniği tespit edip uygulayabilmesidir. tabi ki uygulayabilmesi için her öğretmene gerekli araç-gereç ve ortam sunulması gerekir. bu sorunsal tek bir tarafa göre değerlendirilemez. sistem bütün halinde bir çark gibi işler ve birbirini etkiler. öğretmen, öğrenci, veli, okul, müfredat, eğitim sistemi, çevre, toplum gibi birçok ana etken öğrenmeyi etkiler. sadece öğretmen ve öğrenciye bunu bağlamak yapıcı bir eleştiri sunmuyor maalesef.
devamını gör...

hayatınızın mottosu sözler

koyun, yemini çobanın önüne getirip de 'bak ne kadar yedim' demez.bunu yer, sindirir, yün ve süt verir. bunun gibi, sen de felsefi ilkelerini insanlara anlatıp durma, onlara sindirdiğin bu ilkelerden ürettiklerini göster.
devamını gör...

kriton ya da görev üstüne

batı felsefesinin kurucularından sayılan, eski yunan filozofu olan platon tarafından kaleme alınan kısa klasik türündeki eserdir. platon eserinde, zindanda olan ve idam cezası verilen sokrates ile en yakın arkadaşı ve öğrencisi olan kriton'un sokrates'i zindandan kaçırmak ve onu idamdan kurtarmak için gerekli yollları ve ikna çabalarını konu ediniyor. ayrıca kitapta sokrates ve kripton arasında geçen diyaloglarla devlet ve yurttaşlık hakkında da çeşitli noktalara dikkat çekiyor. platon'un kaleme aldığı bu eser sokrates'in sözlü olarak uyguladığı "diyalog" yöntemini yazı biçimine dönüştürdüğü en önemli metinlerden biridir. bazılarına göre sokrates'in savunması'nın devamı niteliğindedir.


insan, hiçbir zaman, bilerek doğruluktan ayrılmamalı mı diyoruz, yoksa kimi durumlarda ayrılabilir de başka durumlarda ayrılamaz mı diyoruz? daha önce birçok kez kabul ettiğimiz ve az önce de söylediğimiz gibi, eğriliğin hiçbir durumda ne iyi ne de güzel olmadığını kabul ediyor muyuz? bir zamanlar bunlar üstünde anlaşırdık da tüm bu ilkeler şu birkaç gün içinde dağılıp gitti mi yoksa?
devamını gör...

zayıf bağların gücü

stanford üniversitesinde profesör olan sosyolog mark granovetter tarafından yazılan ve kendisini üne kavuşturan çalışması "zayıf bağların gücü" makalesi çıkarımları açısından oldukça ilgi çekici. araştırmaya göre iş hayatında az ve yakın ilişkilerden ziyade çok sayıda insanla zayıf bağlar kurmak daha çok başarı getiriyor. sürekli aynı kişilerle görüşmenin sınırlı bir çevreye neden olacağını ve kişisel gelişim açısından insanı sınırlandırmasını neden olarak göstermiş. başka bir nedeni ise, sürekli görüştüğümüz insanlarla bir süre sonra aynı düşüncelere sahip olacağımız ve aynı şeyleri yapmaya neden olacağı için birbirinden farksız bir hayat çizgisi olacağı görülmüş. zayıf bağların gücüyle birçok kişiyle bağ kurulduğu için iletişimi de güçlendireceği belirlenmiş. bir bakıma her yerde adamım olsun. her alanda referansım olsun fikri de gizlice bize göz kırpıyor.
devamını gör...
devamı...

Normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
portakal radyo & dergi renk modu sözlük kütüphanesi online yazarlar kulüpler yazarak kitap kazan yardım başlıkları puan tablosu sıkça sorulan sorular istatistikler iletişim