1.
diyelim ki o bunu okuyor
o gün masa biraz sallanıyordu, sen fark etmemiştin. ben fark ettim aslında ama hiç bahsini geçirmedim. küçük şeyleri hep ben taşırdımya çünkü. belki bu yüzden bu kadar hafiftin. fark etmediğin şeylerin altında ben ağırlaştım sürekli. mesela kahveni hep geç içerdin, soğumuş olurdu çoğu zaman. fark etmez miydin onu? ya da fark ederdin de belli mi etmezdin.. bu ikisini hiç ayırt edemedim ben. hayatın içerisinde acelesi olmayan birisi gibi gözükürken nasıl sürekli başka bir yerlerdeydin? orası neresi diye merak ettim hep, bilirsem rengi solar diye endişelendim, sormadım. sigarayı tuhaf tutardın. çok çekip bırakmazdın, az içip de söndürmezdin. sadece tutardın, dumanına bakardın hep. aklından neler geçiyordu acaba, sormuş olsam sessizliği bozmuş sayılırdım. o sessizlik bitsin hiç istemedim. yine öyle bir anda birden yüzüme baktın, bir şey söyledin de tam duyamadım. kendi kendine güldün sonra. o gülüşünü kimseye anlatamadım, anlatsam küçülürdü çünkü. saçın yüzüne her düştüğünde başka bir tarafa bakardım mesela, bakmasaydım içerimde bir şeyler büyürdü çünkü. bazı şeyler böyle “çünkü”. büyürse içinde taşıyamazsın, küçülürse arasan da bulamazsın. ikisi de kaybetmek gibi aslında, sadece farklı yollardan.. “diyelim ki” derken bile ihtimalleri bocalıyoruz ufacık bir kelimenin içerisine. ben de ihtimallerle daha iyi anlaşıyorum zaten. bunu okuyor musun bilmesem de olur o yüzden, bilmek ihtimalleri öldürüyor çünkü..
bunları artık taşımak için değil bir yere bırakmak için yazdım. diyelim ki şu an bunu okuyorsun, okuduğunu bilmesem de olur..
bunları artık taşımak için değil bir yere bırakmak için yazdım. diyelim ki şu an bunu okuyorsun, okuduğunu bilmesem de olur..
devamını gör...
