1.
hayal kırıklığı
hayal kırıklığı hissiyatına kapılıyor olmaya sebebiyet verebilecek onlarca faktör mevcutken bunlardan yalnızca bir tanesi olan beklenti kavramı üzerinde duracağım. insanoğlunun geleceğe dönük projeksiyonlar üretmeye meyilli yapısı gereği mevcut verileri idealize ederek gelecek senaryolar oluşturma konusunda üstüne başka hiçbir canlı yok, beklenti olarak adlandırılan kavram da bir önceki yaptığım tanıma çok yakın aslında. ikisini birbirinden ayıran o ince çizgi birisini yalın ve saf haliyle “beklenti” olarak adlandırabiliyorken diğeriniyse “bireyin ürettiği senaryolara dayalı olan beklentiler” olarak adlandırmamız gerekliliğinden geçiyor. belki hayatta kalmak, belki hayatı anlamlandırmak, belki de hayata karşı adaptasyonumuzu sağlayabilmek adına beynimiz; bizim bilgimiz dahilinde olmadan duygularımızla başa çıkabilmek adına bazı stratejiler geliştiriyor. savunma mekanizmaları, içgüdüsel mekanizmalar, algısal filtreleme mekanizmaları gibi beynimizin geliştirmekte olduğu bir sürü mekanizma ve strateji varken “beklenti” oluşturma gerekliliğini bize hissettiren mekanizma aslında temelde bir tahmin mekanizması olmuş oluyor. bizden habersiz seyralan bu mekanizma mevcut verileri kullanarak gelecek durumları öngörmek adına sürekli olarak tahlillerde bulunuyor lakin geleceği öngörmeye çalışıyor olmak her ne kadar güzel bir şeymiş gibi gözükse de insan zihni kontrol edemeyeceği değişkenleri kontrol edebileceğini varsaydığı için “ideal olmayan” ve “gerçek olan” durumla yüzleşmek durumunda kaldığında kaçınılmaz bir iç çatışma haliyle baş başa kalıyor. en basitinden, yapılması gereken bir işin bile ne kadar süreceği hakkında tahminlerde bulunulurken karşılaşılabilecek potansiyel engeller ve gecikmeler sistematik bir şekilde göz ardı ediliyor. maalesef ki insan beyni sürekli olarak belirsizliği minimuma indirme eğiliminde ve bu eğilim kompleks gerçekliği basitleştirirken aynı zamanda ideal olana yakınlaştırma ihtiyacından kaynaklanıyor. “kompleks” ve “gerçek” olan durum, “kompleks” ve “gerçek” olmayan bir duruma yaklaşmış oluyor, neticede beklentilerimiz gerçekliğin karmaşık doğasını kapsamakta yetersiz kalıyor, beklentilerimiz karşılanmamış bir şekilde yarım kalıyor, sadece beklentiler değil birey de kendisini yarım hissediyor, nihayetinde hayal kırıklığı kaçınılmaz oluyor.. bu bağlamda hayal kırıklığını bir öğrenme mekanizması olarak değerlendiriyor olmak, hayal kırıklığının uğrattığı o büyük hüsranı yapıcı bir şekilde ele alma konusunda doğru bir yaklaşım olur zira bu mekanizma gerçek olan durum ile beklenti arasındaki sapmayı tespit ederek kendisini kalibre ediyor, beynimiz negatif deneyimleri pozitif deneyimlerden daha güçlü bir şekilde kodladığından dolayı ortaya çıkan bu asimetrik kodlama gelecek beklentilerimizin oluşumunu şekillendirmiş oluyor. ufak bir matematiksel formülle bu yazımı taçlandırmak istiyorum:
h = b x (1-r),
h = hayal kırıklığı seviyesi | h ∈ [0,100]
b = beklentinin büyüklüğü | b ∈ [0,100]
r = gerçekleşme oranı | r ∈ [0,1]
kişi gecesini gündüzüne katarak uğraştığı hayali bir işten güzel sonuçlar almayı ümit ediyor.
h= 90x(1-0,2)= 72.
h=72.
kişi rutin olarak görüştüğü bir arkadaşıyla kahve içmek üzere sözleşiyor.
h= 20x(1-0,9)= 2.
h=2.
bu kadar basit aslında. olaylara karşı olan beklentin arttıkça potansiyel hayal kırıklığının etkisi de artıyor, gerçekleşme ihtimali arttığı zamanlarda da yaşayabileceğin hayal kırıklığının etkisi azalıyor. fark etmesek de hayatın her yerinde karşımıza çıkan idealizm-realizm çatışması burada da karşımıza çıkıyor..
h = b x (1-r),
h = hayal kırıklığı seviyesi | h ∈ [0,100]
b = beklentinin büyüklüğü | b ∈ [0,100]
r = gerçekleşme oranı | r ∈ [0,1]
kişi gecesini gündüzüne katarak uğraştığı hayali bir işten güzel sonuçlar almayı ümit ediyor.
h= 90x(1-0,2)= 72.
h=72.
kişi rutin olarak görüştüğü bir arkadaşıyla kahve içmek üzere sözleşiyor.
h= 20x(1-0,9)= 2.
h=2.
bu kadar basit aslında. olaylara karşı olan beklentin arttıkça potansiyel hayal kırıklığının etkisi de artıyor, gerçekleşme ihtimali arttığı zamanlarda da yaşayabileceğin hayal kırıklığının etkisi azalıyor. fark etmesek de hayatın her yerinde karşımıza çıkan idealizm-realizm çatışması burada da karşımıza çıkıyor..
devamını gör...