tembel köfte - tüm tanımları (2. sayfa)
1.
evliliği kötüleyen evliler
evliliklerde sağlıklı iletişim çok önemlidir bundan dolayı iletişim eksikliği yaşayan çiftlerin arasındaki duygusal bağların zayıflaması muhtemeldir. sağlıksız bir iletişim; duyguların ifade edilememesi, aynı çatışmaların tekrarlanması veya birbirini anlamayı istememek gibi tetikleyici unsurların bir araya gelmesiyle kendini gösterir. iletişimin yanı sıra güvensizlik de her evlilik için büyük bir sorundur zira eşler arasındaki güven eksiklikleri ilişkide sürekli bir gerginlik ve çatışma ortamı oluşturmaya gayet yeterli sebeplerden birisidir. evliliği kötüleyen çiftlerin monoton ve sıkıcı bir hale gelmiş yaşantılarının olması da ihtimaller arasında yer almıyor değil.. bazı çiftler çözüm odaklı davranmayıp bazı sorunları çözüme kavuşturmak yerine onlardan kaçmayı tercih ederler. sorunlarla yüzleşmek yerine onları görmezden gelerek, erteleyerek çözümsüzlük döngüsüne girerler. bu durum evlilikteki sorunların büyümesine ve ilişkinin daha da kötüye varmasına neden olabilir. eğer söz konusu zoraki bir evlilik değilse bahsettiğim tüm bu etkenlerin ana sebebi empati eksikliğidir. birbirlerinin duygularını anlamakta zorluk çekip karşılıklı olarak birbirlerine destek verme konusunda başarısız olurlar. bu faktörlerin hepsi evliliklerde ciddi bir stres kaynağı olmaya çok müsait şeylerdir ve ilişkinin kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. bu gibi çiftlerin arkadaş ortamlarında evliliklerini kötülemek yerine terapi veya danışmanlık gibi profesyonel yardım aramaları, evliliği kötüleyen çiftlerin iletişim becerilerini geliştirip aralarındaki güveni yeniden inşa etmelerine eminim ki yardımcı olacaktır.
aslında evlilik, iki bireyin rızasıyla bir araya gelerek ortak bir hayatı paylaşma konusunda hemfikre varmaları sonucu gerçekleşen yasal dayanağı olan bir süreçtir ve evlilik insanların hayatlarını daha anlamlı hale getiren birçok güzel şey sunar bizlere. bundan ötürü evliliği kötüleyen kişilere kulak asmayınız. sevgiler.
aslında evlilik, iki bireyin rızasıyla bir araya gelerek ortak bir hayatı paylaşma konusunda hemfikre varmaları sonucu gerçekleşen yasal dayanağı olan bir süreçtir ve evlilik insanların hayatlarını daha anlamlı hale getiren birçok güzel şey sunar bizlere. bundan ötürü evliliği kötüleyen kişilere kulak asmayınız. sevgiler.
devamını gör...
2.
dikotomi paradoksu
dikotomi paradoksu temsil etmekte olduğu durumu iki zıt kutupta temsil ettiğinden ötürü bizleri çelişkiler içinde bırakan mantıksal bir paradokstur. bu paradoks iki seçeneğin arasında keskin bir ayrım olduğunu varsayar ancak bunlar gerçekliği yansıtmayan ayrımlardır. örnek vermek gerekirse zeno'nun paradokslarından birisi olan "akhilleus ve kaplumbağa" paradoksunu ele alabiliriz. bu paradoksta akhilleus adında hızlı bir koşucu ve kaplumbağa olarak adlandırılan yavaş bir hayvan yarışmaktadır. akhilleus, kaplumbağa'nın başladığı noktaya geldiği vakit kaplumbağa ilerlemiştir. akhilleus, kaplumbağa'nın yeni bulunduğu noktaya geldiğindeyse kaplumbağa biraz daha ilerlemiştir. bu durum sonsuz kez tekrarlandığı takdirde akhilleus hiçbir zaman kaplumbağa'yı geçemez gibi görünmektedir. yani kısaca bu paradoks hareketin kesikli adımlardan oluştuğunu ve sonsuz sayıda adım olduğunda hedefe ulaşmanın imkansız olduğu fikrini öne sürüyor ancak gerçek dünyada bu paradoksun çözümsüz kalması mümkün değildir zira akhilleus kaplumbağa'yı geçebilir çünkü hareket sürekli ve sonsuz adımlarla sınırlı değildir.
yani dikotomi paradoksu genel olarak düşünce deneyleri ve mantık problemleri olarak kullanılır ve günlük hayatımızda çözüm gerektiren bazı karmaşık durumları anlamak için bir uyarı niteliği taşır. bu paradoksun anlaşılabilir hale gelmesi çelişkili durumları ve ikilemleri çözmek için daha geniş düşünmeyi teşvik eder.
hatta ve hatta ünlü bir düşünce deneyi olan schrödinger'in kedisi'ni de bir dikotomi paradoksu olarak ele almamız yanlış olmaz. kedinin aynı anda hem canlı hem de ölü olduğunu düşündüğümüzde ortaya çıkan çelişki aslında bu durumu açıklıyor. kedinin durumuyla ilgili kesin bir ayrım yapma çabası paradoksu oluşturan dikotomik düşünce yapısını yansıtıyor.
yani dikotomi paradoksu genel olarak düşünce deneyleri ve mantık problemleri olarak kullanılır ve günlük hayatımızda çözüm gerektiren bazı karmaşık durumları anlamak için bir uyarı niteliği taşır. bu paradoksun anlaşılabilir hale gelmesi çelişkili durumları ve ikilemleri çözmek için daha geniş düşünmeyi teşvik eder.
hatta ve hatta ünlü bir düşünce deneyi olan schrödinger'in kedisi'ni de bir dikotomi paradoksu olarak ele almamız yanlış olmaz. kedinin aynı anda hem canlı hem de ölü olduğunu düşündüğümüzde ortaya çıkan çelişki aslında bu durumu açıklıyor. kedinin durumuyla ilgili kesin bir ayrım yapma çabası paradoksu oluşturan dikotomik düşünce yapısını yansıtıyor.
devamını gör...
3.
evrenin taşeron bir firmaya yaptırılmış olma ihtimali
çok uzak bir galakside ileri bir teknolojiye sahip olan tembel köfte uygarlığı evrenin farklı bölgelerindeki gezegenlerin yapımı ve düzenlenmesi alanında uzman bir uygarlıktı. bu uygarlık evrenin dengesini sağlama görevini üstlenmişti. bir gün kendi galaksilerinin dışında bir yerde insan benzeri bir uygarlığın evrildiği dünya gezegeniyle karşılaştılar. tembel köfte uygarlığı dünyayı incelemeye başladığı vakit bu gezegenin gerçekten de eşsiz bir potansiyele sahip olduğunu fark etti ve dünyanın canlı organizmaların gelişimi için mükemmel bir atmosfer sunan su kaynaklarını, uygun koşullara sahip elverişli topraklarını keşfettiler. bunların yanı sıra insanların evrimiyle ortaya çıkan zeka ve bu zekanın potansiyeli de ilgilerini çekmişti. tembel köfte uygarlığı bu fırsatı asla ve asla kaçıramazdı bundan dolayı dünyayı kendi projeleri için değerlendirmeye karar verdi. ancak doğrudan bir şekilde müdahalede bulunmak yerine taşeron bir firma kurmak onlar için daha mantıklı geldi. böylelikle dünyanın tasarımını gerçekleştirip evrimsel sürecine etkide bulunabilecek bir ekip oluşturdular. bu kurulan taşeron firma insan uygarlığının gelişmesi ve aynı zamanda dünyanın daha güzel bir yere gelmesi amacıyla tembel köfte uygarlığı rehberliğinde çalışmalar yürütmeye başladı. aynı zamanda bu firma dünyanın iklim sistemini düzenlemek, kıtaları yerleştirmek, canlı yaşamının devamlılığı için gerekli olan temel koşulları sağlamak amacıyla gelişmiş teknolojiler kullanıyordu. bir süre sonra bazı kilometre taşları belirlendi. tarımın keşfi, teknolojik gelişmelerin teşvik edilmesi, medeniyetlerin yükselmesi ve bilimsel keşiflerin yapılması gibi bir sürü olay tasarlandı. her ne kadar tasarılar da bulunsalar bile bu taşeron firmanın asıl amacı insanların özgür iradelerini korumaktı zira doğal seçilime ve toplumsal etkileşimlere bağlı kalmaları için ciddi anlamda çaba sarf ettiler. yüzyıllar geçtikçe dünya üzerindeki uygarlıklar gelişmeye başlayıp dünyayı keşfetmeye başladılar. bundan dolayı tembel köfte uygarlığı ve ona bağlı çalışmakta olan taşeron firma kendini gizlemek durumundaydı. kendilerini gizlemeyi başardılar ve dünya üzerindeki durumları sessizce gözlemlemeye başladılar..
devamını gör...
4.
sevgi eylem gerektirir
yalnızca klişeler eylem gerektirir. eylem gerektirmeyen bir sevgi anlayışına sahip olmak sevgiyi daha da saf ve özgür hale getirir. eylemsiz bir sevgiden kastettiğimiz nedir? kişinin iç dünyasında ve düşüncelerinde sevgi beslediği kişiye yönelik pozitif hisler beslemesidir, bunu sessiz bir anlayış veya bir kabul şekli olarak görmemiz de mümkün(dür). her ne kadar dışarıdan bakıldığı zaman bir eylem olmadığını söyleseniz de bu durum sevginin varlığını veya etkisini azaltmaz.
devamını gör...
5.
duyguları bastırmak
duyguları bastırmak her ne kadar hepimizin başvurduğu bir tepki olsa da uzun vadede duyguları bastırmak pek sağlıklı bir yaklaşım değildir. duygularımız hem zihinsel hem de duygusal sağlığımız açısından önemli olduğu için onları bastırmak yerine başa çıkmayı ve yönetmeyi öğrenmemiz daha sağlıklı bir yaklaşımdır. duygularımızı tanımadığımız ve onları fark etmediğimiz için duygularımızı bastırmaya eğilimli bireyler haline geliyor olmamız çok muhtemel, bundan dolayı duygularımızı tanıyıp bir farkındalık geliştirmemiz gerekir. duygularımızı bastırıyor olmamızın mühim sebeplerinden birisiyse kendimizi ifade etmiyor olmamızdır. duygularımızı ifade etmek, duygularımızı bastırmak yerine kabul etmek anlamına gelir. duygularınızı başkalarıyla paylaşmak zorunda da değilsiniz, kendinize karşı dürüst bir konuşma yapıyor olmak yeterli olacaktır. tabii ki de duygularımızı ifade etmenin tek yolu kendimize veya bir başkasına konuşma gerçekleştiriyor olmak değildir. yazmak, çizmek, spor yapmak, meditasyon yapmak veya yeni hobiler edinmek de duygularımızı ifade etmenin bir yoludur. yani duygular insanoğlunun doğal bir parçasıdır, onları bastırmak yerine onlarla uyumlu bir şekilde yaşamayı öğrenmek de en doğrusudur.
devamını gör...
6.
alışılmamış bağdaştırma
alışılmış bağdaştırma, akla ve mantığa uygun bağdaştırmalara denirken alışılmamış bağdaştırmalar akla aykırılık ve mantık kurallarına zıtlık teşkil eder. birbiriyle uyum içinde olmayan unsurların bir araya gelip bir bütün oluşturduğu durumları ifade eder. her ne kadar yalnızca edebiyat ve dil bilim alanlarında kullanıldığını sandığımız bir terim olsa da sanat, tasarım ve moda gibi alanlarda da oldukça kullanılan bir terimdir. alışılmamış bağdaştırmalarda normal şartlarda bir araya gelemeyecek unsurlar bilinçli bir şekilde bir araya getirilerek kombinlenir ve bu farklılıkların yaratıcı bir senteze dönüştürülmesi amaçlanır. yani kısacası sıra dışı ve özgün sonuçlar elde etmek için farklı stiller, malzemeler ve fikirler bir araya getirilir. demek istediğim şey şu ki alışılmamış bağdaştırmaları yalnızca dil bilim kitaplarında ve sözlüklerde aramayın zira bir moda tasarımcısının farklı renkleri ve malzemeleri bir araya getirerek oluşturduğu kıyafetler de, bir ressamın farklı teknikleri bir araya getirerek ortaya çıkardığı tablolar da, bir iç mimarın geleneksel ve modern öğeleri harmanlayarak eşsiz bir iç mekan oluşturması da alışılmamış bağdaştırmalara örnektir. alışılagelmiş sınırlardan kurtulup yaratıcılığın teşvik edildiği vakitlerde zaten estetik denge farklılık ve çeşitlilikle birleşerek kendi tarzını oluşturur.
devamını gör...
7.
aşkın yalan sevginin gerçek olması
aslında aşk ve sevgi birbirlerinden fazlasıyla farklı karmaşık duygusal deneyimlerden oluşurlar. hatta ve hatta aşk ve sevgi kavramlarına yalnızca duygulardan oluşurlar diyerek böylesine bir indirgemeye gitmemiz pek doğru olmaz fakat şu an konumuz bu olmadığı için böyle kabul etmek en doğrusu olur. bu iki duygusal deneyim her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkar ve her ilişki bir diğerinden farklıdır, benzersizdir. bundan dolayıdır ki herhangi ikisinden birinin gerçek veya yalan olduğunu söylememiz yanlış olur. aşk, bazı zamanlar kişiler arasında belirli bir süreçte hissedilen yoğun duygu durumudur. bunlar yaşandığı süreçte kişiler genel olarak romantik bir ilgi, çekim veya tutku hissederler ve bu süreçte insanlar gerçeklik algılarından kopup bazı faktörleri idealize etmeye başlayabilirler. bu yaşananlar aşkın kısmen yalandan ibaret olduğu gerçeğini her ne kadar gün yüzüne çıkarsa bile tamamıyla yalan olduğunu göstermez. birçok insan aşık olduğu kişiye gerçek bir şekilde bağlanabilir, onunla samimi bir ilişki geliştirebilir ve bu duyguyu onunla paylaşabilir. bu tarz durumlardaysa kişiler birbirleriyle genellikle karşılıklı sevgiye, güvene ve saygıya dayanan sağlıklı ilişkiler kurarlar. sevgiyse aşka nazaran daha sürdürülebilir ve derin bir kavramdır. sevgi olarak adlandırdığımız bu kavram, karşılıklı bağlılığa, fedakarlığa, anlayışa ve desteğe dayanıyor. aşk kavramının aksine sevgi; gerçeklik, dürüstlük ve güven üzerine inşa ediliyor. sevginin gerçek olduğu bir ilişkide her iki taraf da birbirine duygusal olarak bağlı hisseder ve bu bağlılık gün geçtikçe artabilir. yani demek istediğim şu ki aşk yanılsamalar içerebilirken sevgi de böyle bir şey asla söz konusu değildir çünkü sevgi saf ve masum duygularımızdan oluşur. bu söylediklerim aşkın yalan sevgininse gerçek olduğunu söyler nitelikte cümleler değildir zira ilişkiler karmaşık olabilir ve her ilişki bizlere farklı deneyimler sunar. önemli olan sağlıklı bir ilişki kurmak ve dürüstlük, anlayış, empati gibi değerlere dayanarak ilerlemektir.
devamını gör...
8.
çıkmaza girip yolunuzu kaybettiğinizde yaptıklarınız
rutin olarak yaptığımız aktiviteler monotona bağladığı vakitler kendimizi çıkmazda hissedip gittikçe batıyormuş gibi duygular içerisinde oluruz, hepimiz insanız. dünyanın sonu gelmişçesine tuhaf hislere kapılıp canımız hiçbir şey yapmak istemez. kendimizi amaçsız hissederiz, belki hayatı sorgularız, belki de kendimize hayata dair sorular yöneltiriz. her insan bu evrelerden geçer ve buraya kadar bahsettiğim her şey olağandışı olmayan doğal olgular. asıl olay durum değerlendirmesini nasıl yapıyor olduğumuzda bitiyor. kendimizi iyi hissetmediğimiz zamanlar, bizi içine gittikçe çeken o bataklığa düşmemeliyiz. içinde bulunuyor olduğumuz durumu ve neden o durumda olduğumuzu değerlendirmemiz gerekir. belki de hedeflerimiz net değil veya yönümüzü belirlemek için biraz daha düşünmeye ihtiyacımız var. sakin olup kendimize düşünmek için vakit ayırmalıyız. ardından rotayı belirlememiz gerekiyor, bu hayat yolculuğunda nereye gitmek istediğimizi hatırlamalıyız zira hedeflerimiz ve niyetlerimiz bize bu yolda rehberlik edebilecek en güzel iki soyut kavramdır. amaçlarımızı gözden geçirdikten sonra doğru yönde ilerlemek için motivasyonumuzu diri tutmayı da ihmal etmemeliyiz. küçük adımlar atıyoruz. evet, bahsettiğimiz hedeflerimize direkt olarak ulaşamayacağımızdan dolayı ufak adımlar atarak ilerlemeyi denememiz gerekiyor. kendimizi kötü hissettiğimiz zamanlarda konfor alanımızı her ne kadar istemesek de terk etmek zorundayız. küçük adımlardan kastettiğim şey aslında konfor alanımızdan uzaklaşmak ve sınırlarımızı zorlamak. herkes zaman zaman yolunu kaybedebilir ama sen herkes değilsin, diğerlerinden farklı olduğunu ve senden bir tane daha olmadığını asla unutma.
yolunu kaybetmiş olsan da içindeki ışığı asla kaybetme. zorluklar seni durdurmak için değil aksine daha da güçlü yapmak için varlar. içindeki azim ve kararlılıkla kaybolduğun çıkmazlardan bile çıkabilir, yeniden doğru yolu bulabilirsin. her adımında cesur ol çünkü en büyük zaferler en karanlık anlarda bile ışığını koruyabilenlere aittir. şunu da unutma; yolunu kaybetmek, kendini keşfetmek ve daha da güçlü bir şekilde ilerlemen için aslında bir fırsattır. inan ve devam et çünkü senden bir tane daha yok..
yolunu kaybetmiş olsan da içindeki ışığı asla kaybetme. zorluklar seni durdurmak için değil aksine daha da güçlü yapmak için varlar. içindeki azim ve kararlılıkla kaybolduğun çıkmazlardan bile çıkabilir, yeniden doğru yolu bulabilirsin. her adımında cesur ol çünkü en büyük zaferler en karanlık anlarda bile ışığını koruyabilenlere aittir. şunu da unutma; yolunu kaybetmek, kendini keşfetmek ve daha da güçlü bir şekilde ilerlemen için aslında bir fırsattır. inan ve devam et çünkü senden bir tane daha yok..
devamını gör...
9.
havari
isa'nın 12 öğrencisini ifade eden bu terim hristiyanlıkta oldukça önemli bir yere sahiptir. incil'e göre isa bu havarileri seçerek onları öğretileriyle donatmış ve kilisenin temellerini atmak adına görevlendirmiştir. havariler isa'nın çağrısı üzerine gelmiş "seçilmiş kişiler" olmuşlardır. incil'de havarilerin isa'nın yanında seyahat ettiği, öğretilerini duyurduğu, mucizeler yaptığı ve insanları iyileştirip ölüleri dirilttiklerinden bahsedilir. havariler, isa'nın dirilişinden sonra hristiyanlığın yayılması adına kilit bir rol oynamışlardır. isa'nın öğretilerini duyurup kilise toplulukları kurmak amacıyla görevlendirilen havariler görevlerini büyük bir özveriyle yerine getirmişlerdir. özellikle pavlus*, isa'yı takip etmeden önce hristiyanlara zulmeden birisiyken sonradan isa'nın havarilerinden birisi olmuştur. 1. yy'da yaşamış olan pavlus'un gerçek adı saul'dur. saul, incil'in önemli yazarlarından birisi olarak kabul edilir, bundan ötürü olsa gerek hristiyanlık tarihinde büyük bir figür olarak görülür. din yaymak adına yürüttüğü misyonerlik faaliyetlerini başarıyla yerine getiren saul, tarsus'ta yahudi bir ailede dünyaya gelmiştir. yukarıda da söylediğim gibi eskiden hristiyanlara karşı zulmetmekle tanınan birisi olarak biliniyordu fakat isa'yı takip eden bir grubun tutuklanması sırasında kendisine gökyüzünden gelen bir ışıkla isa'yı gördüğünü söyler. bu deneyim, saul'un dönüşüm sürecini başlatıp hristiyanlığa karşı olan bakış açısını büyük bir ölçüde değiştirmiştir. saul aynı zamanda bir sürü mektup yazmıştır. hatta incil'de yer alan romalılara mektup, korintlilere mektup, galatyalılara mektup, efeslilere mektup, filipililere mektup,koloselilere mektup ve daha bir çok mektup saul'a atfedilir. saul'un teolojik düşünceleri arasında lütuf kavramı, hristiyan toplumun işleyişi ve insanın kurtuluşu gibi konular yer alıyor, bundan dolayı olsa gerek ki mektupları hristiyanlık inancının başkaları tarafından derinlemesine anlaşılmasına olanak sağlamıştır.
devamını gör...
10.
karanlıkta oturmak
aydınlık; bilgi, farkındalık ve içgörü gibi anlamlara gelirken karanlık; bilgisizlik, belirsizlik veyahut farkındalıksızlık gibi anlamlara gelir. bundan mütevellit karanlıkta oturmak, içsel bir yolculuk olarak düşünülebilir. karanlıkta oturduğumuz vakit kendi düşüncelerimize belki duygularımıza veya bilinçaltımıza ulaşma fırsatını elde edebiliriz. aydınlığın ötesinde, derin bir içgörü yakalamamıza olanak verebilir. aynı şekilde karanlıkta oturmayı izolasyon ile de ilişkilendiriyor olabilmemiz mümkündür çünkü karanlık genelde bizlere dair yalnızlık ve izolasyon duygularını tetikler. karanlıkta oturduğumuz zamanlar belli bir kesme göre ancak ve ancak yalnız olduğumuz ve yalnız hissettiğimiz vakalarda deneyimlenebilir. ve karanlıkta yalnız başına bulunma durumu, bizlerin kendi varoluşsal durumlarımız ve özgürlüğümüz hakkında düşünmeye yönlendirebilir. aynı zamanda bizlere varlığımızı ve evren ile olan ilişkimizi hissetmemiz ile alakalı telkinlerde de bulunabilir.
devamını gör...
11.
karanlıktan korkmak
karanlıktan korkmazsınız. sizi korkutan şey karanlığın içinde gizlenen şeyin düşüncesidir. böcekler, dişleri ve pençeleri olan bir yaratık veyahut bıçak sallayan davetsiz bir misafir. kısaca, bilinmeyenden ve akla gelen tüm olasılıklara karşı doğan bir düşünce yapısıdır bu korku.
gün ışığında karşılaştığımız şeylerin aslında karanlıkta karşılaşabileceğimiz şeylerden daha korkunç olduğu mantalitesine sahip olmayı başarabilirseniz karanlığa karşı olan korku düşüncesinden sıyrılabilirsiniz. zira günümüz dünyasında yaşlandıkça karanlıktaki her şeyden gittikçe daha da korkunç oluyoruz.
gün ışığında karşılaştığımız şeylerin aslında karanlıkta karşılaşabileceğimiz şeylerden daha korkunç olduğu mantalitesine sahip olmayı başarabilirseniz karanlığa karşı olan korku düşüncesinden sıyrılabilirsiniz. zira günümüz dünyasında yaşlandıkça karanlıktaki her şeyden gittikçe daha da korkunç oluyoruz.
devamını gör...
12.
felsefenin amacı soru sormak mı yoksa çözüm bulmak mı sorunsalı
felsefenin amacı soru sormaktır.
boşluksuz bir soru cümlesi örneği vermek gerekirse, "bu evde kaç oda var?" sorusunun cevabı: "bu evde 5 oda vardır." cevabıdır. bu soruyu soran kişinin belli bir dünya durumu üzerindeki bilgisizliğini bu durumu bilen birisi tarafından gidermiş olduk şu an.
boşluklu bir soru cümlesi örneği verdiğimdeyse bu soruyu "bu sokakta oturan kişilerden kimin evinde kaç oda var?" şeklinde değiştirmem gerekecek. bu soruyu "alilerin evinde altı oda var; ahmetlerin evinde beş oda var.." şeklinde cevaplayabiliriz. bu sorunun cevabındaki boşluğu oluşturan şey sorunun içindedir ve bu boşluğu doldurmamız için kesin olarak dünyaya; bazenleriyse algılara, eylemlere, denemelere başvurmamız gerekebilir.
fakat felsefe böyle bir başvurmaya asla ama asla ihtiyaç duymaz. neden mi? çünkü, felsefi soruların hiçbirisinde bir veya birden fazla olacak şekilde bir boşluk bulunmaz. "mutluluk nedir?", "olasılık ne demektir?" şeklindeki soruların hepsi birer felsefe sorusudur ancak bu soruların hiçbirisinde doldurulması istenen bir boşluğa rastlanmaz. "nedir?" sorusu belli bir boşluk değildir ve bu boşluğu neyle doldurmaya çalışırsanız çalışın dolduramazsınız.
boşluksuz bir soru cümlesi örneği vermek gerekirse, "bu evde kaç oda var?" sorusunun cevabı: "bu evde 5 oda vardır." cevabıdır. bu soruyu soran kişinin belli bir dünya durumu üzerindeki bilgisizliğini bu durumu bilen birisi tarafından gidermiş olduk şu an.
boşluklu bir soru cümlesi örneği verdiğimdeyse bu soruyu "bu sokakta oturan kişilerden kimin evinde kaç oda var?" şeklinde değiştirmem gerekecek. bu soruyu "alilerin evinde altı oda var; ahmetlerin evinde beş oda var.." şeklinde cevaplayabiliriz. bu sorunun cevabındaki boşluğu oluşturan şey sorunun içindedir ve bu boşluğu doldurmamız için kesin olarak dünyaya; bazenleriyse algılara, eylemlere, denemelere başvurmamız gerekebilir.
fakat felsefe böyle bir başvurmaya asla ama asla ihtiyaç duymaz. neden mi? çünkü, felsefi soruların hiçbirisinde bir veya birden fazla olacak şekilde bir boşluk bulunmaz. "mutluluk nedir?", "olasılık ne demektir?" şeklindeki soruların hepsi birer felsefe sorusudur ancak bu soruların hiçbirisinde doldurulması istenen bir boşluğa rastlanmaz. "nedir?" sorusu belli bir boşluk değildir ve bu boşluğu neyle doldurmaya çalışırsanız çalışın dolduramazsınız.
devamını gör...
13.
hiçbir yere ait olamamak
bu hisse, monachopsis diyorlar. gün içinde istiyorsan binlerce insanla iletişim halinde ol. gece kafanı yastığa koyduğun zaman "çok yalnızım lan ben.." dedirten şey bu işte. hiçbir yere ait olmamak değil de ait olmayı bilmemek bu. o kalabalığın içinde yalnız olup oradakiler kadar yalnızlıktan korkmamak. ihtiyaçlar hiyerarşisindeki hiçbir basamağa sahip olmamak, olamamak.
hemen charles baudelaire'den bir alıntı: "her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir."
hemen charles baudelaire'den bir alıntı: "her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi gelir."
devamını gör...
14.
60 saniye ve 1 dakika aynı mı sorunsalı
güneş zamanı ve normal saatin senkronize kalabilmesini sağlamak için bazen "artık saniye" oluşabiliyor ve artık saniyenin oluştuğu zamanlar 1 dakika 61 saniyeye yükselebiliyor. teorik olarak pozitif değil de negatif bir artık saniyenin ortaya çıkması 1 dakikanın 59 saniyeye düşmesine de olanak sağlayabiliyor*. bu konu hakkında daha detaylı bilgiye sahip bir yazar arkadaşımız varsa değerli bilgilerini bizlerle paylaşması dileğiyle.
devamını gör...
15.
toplu taşıma araçlarının tercih edilme sebepleri
bazı durumlarda ve zamanlarda zamandan tasarruf ediyor olmamıza olanak sağlaması çok cazip geliyor. başlık altında gördüğüm bir tanıma ithafen gayet apolitik bir insan olarak fikrimi eklemek isterim. size özel araç tahsis edilip edilmiyor olmasının herhangi bir siyasi partiyle bağınızın olup olmadığıyla bir ilgisi olduğunu katiyen düşünmüyorum. kişiye özel araçlar sizlerin de bildiği üzere yalnızca siyasi bağlantısı güçlü olan insanlara tahsis edilmiyor. uzaktan başarısızlıkla ve bu başarısızlığın inkarı neticesinde ortaya saçılan kelime kırıntıları gibi gözüküyor sadece.
devamını gör...
16.
çayın karıştırılma yönü
uzun süreden beri etrafımdaki insanlara sorduğum ve şeker kullanmayanların dahi sol veya sağ diye cevap verdiği kolay gözüken fakat çetrefilli soru. bu soruya karşın aldığım cevapları bir not defterinde tutmaya başladım. bu soru artık benim için bir ölçüt oldu diyebiliriz. tek istediğim şey şeker kullanmayanların bu soruya sağ veya sol diye değil de şeker kullanmıyorum diye cevap vermesi.
devamını gör...
17.
tokat etkisi yaratan gerçekler
fransa'ya giden çinli turistler, çin'de üretilen eyfel kulesi anahtarlıklarını satın alıp çin'e geri dönüyorlar.
devamını gör...
18.
çaya şeker atmadan içen kişi
çay ne tarafa karıştırılır sorusuna “şeker kullanmıyorum” gibisinden bir cevap vermek için şeker kullanmıyordur sanırsam. şahsen ben öyle yapıyorum.
devamını gör...
19.
gelecek iyi mi gelecek
gelecek sahiden gelecek mi ki? ya da güzel mi gelecek, çok mu kötü gelecek? geçmişi anlaşılabilir, geleceği yaşanabilir kıldıktan sonra mı gelecek yoksa geçmişte yaşamayıp gelecek için endişelenmediğimiz zaman mı gelecek? veya bilinmeyen bir geleceği bilinen bir tanrıya emanet ettikten sonra mı gelecek? biliyorum, elbet bir gün gelecek. gelecek gelsin, gelsin de geleceğe olan güvensizliğimizin geçmişten vazgeçmeyi zorlaştırdığını fark ettikten sonra gelsin. geçmişteki anılarımızın gelecekteki yaşantımızı sınırlandırmasına izin vermeden gelsin. sizi seven insanları dinlemeyi öğrendikten sonra gelsin..
devamını gör...
20.
the creme de la creme
en iyisinin iyisi anlamında kullanılan fransızca bir söz öbeği, tamlamadır. genellikle çok zengin insanlar için kullanılsa da yalnızca zenginlik için kullanılan bir tabir olduğunu sakın düşünmeyin çünkü bu tamlamayı kültürel birikim, güç, nüfuz, saygınlık, asalet gibi daha birçok farklı faktörle bağdaştırabiliriz.
(bkz: the finest of fine) (bkz: the best of the best) (bkz: the cream of creams)
(bkz: the finest of fine) (bkz: the best of the best) (bkz: the cream of creams)
devamını gör...