241.
çocuğun iyi veya kötü yönlerinin, kime çektiği konusunda, anne ve babadan 'farklı' dinlediği genetik yakınlık tarafları demektir.. :)
devamını gör...
242.
ikisi de b*ktansa kesmiş olsun.
o çocuk daha da iflah olmaz artık.
o çocuk daha da iflah olmaz artık.
devamını gör...
243.
şimdi size kendi hikayemi anlatayım.
ben ve kız kardeşim şu anki anne babamın devlet yurdundan evlat edindiği iki kişiyiz. biyolojik annem, baba tarafından bir itoğlu it tarafından öldürülmüş bir kadın. ben 2-3 yaşımdayken, kız kardeşim daha 6-7 aylıkken yaşanmış böyle bir durum. biz önce babanne, dedeye verilmişiz. onlar bakamayınca ya da bakmak istemeyince çocuk esirgeme, sonra da şimdiki anne babama verilmişiz. biyolojik ana babaya bakarsanız, iki tarafı da çok sevdiğim söylenemez. ama annem öldürülmeden önce teyzeme yazdığı mektuplar elime geçti. okudum. bir de kadının yok yere öldürülüp gömülmesi mevzuu var. o yüzden biyolojik ana babada ana tarafı önde.
yanında yetiştiğim, büyüdüğüm, her şeyimi borçlu olduğum, uğruna ölebileceğim ana ve babama gelirsek eğer;
baba tarafı 2. mahmud'un yeniçeri ocağını kaldırması mütevellit, istanbul'dan kaçıp o zamanlar kastamonu vilayetinde bir tanıdığına sığınan, orada bir süre yaşayıp oğlu doğduktan kısa bir süre sonra yakalanıp öldürülen bir yeniçeriden gelmekte. bunu bizim uzak bir akrabamız, devlet tapu dairesinde nüfuzlu bir yere sahip olan bir çalışanımız uzmanları ile araştırdı buldu. bir şecere, soy ağacı çıkardı. benim nickim ile ilgili üstteki yazar hakkında düşünülenlere hep kiziroğlu mustafa bey yazılıyor, kiziroğlu değil de kızıloğlu'nun soyundan gelme bizim baba tarafı. bunu da bir entrymde yazmış ama sonra silmiştim. soyağacımız, şeceremizden bir ss;

şimdiki ana tarafı ise; boşnak göçmeni. ama yugoslavya dağılınca göçenlerden değil. ww1 öncesi karışıklıklarda göçenlerden. ana tarafımda bir çıtır orta asya kökeni de var oda şöyle ki; anamın annesinin babası yani annanemin babası ve soyu buhara'dan göçme, hatta annemin anne tarafından dedesinin bir tefsir çalışması var, din alimi imiş. ancak bulamıyoruz şu an o tefsiri. annanem gayet esmer, mukan kağan gibi bir yüzü olan, çekik gözlü biri. annemin babası ve sülalesi ise dediğim gibi ww1 öncesi istanbul'a göçmüş bir boşnak ailesi. sırbistan novi pazar'da hala akrabalarımız var, arada görüşürüz ancak gitmek nasip olmadı bir türlü.
benim doğum yerim giresun. ama giresun hakkında zerre bir image yok aklımda. ancak sanırım biyolojik ana da baba da çepni kökenli. seneler sonra öğrendim ki mine, halil ve halit adında biyolojik babadan olma 3 kardeşim daha varmış. çok denişik bir tecrübe biliyor musunuz. bir anda 3 yeni kardeşin daha çıkması. biyolojik anne baba tarafı için çeşitli hikayeler, bişiler dinlemek. sonrasında 3 yeni kardeş çıkması ve bir de onlardan bişiler dinlemek. instagramda takipleşiyoruz, layk atıyoruz şu an birbirimize. baba bizi görmek istiyomuş ama kesin talimatım var, o adam bizim yüzümüzü bile görmicek, bizi göremeden ölecek.
başlıktaki meseleye gelelim. versus yapmanın aşşırı anlamsız olduğu bir başlık. ben şu hayatta ne öğrendiysem, ne kazandıysam babamdan ve bana aşıladığı, öğrettiği okuma, öğrenme sevdasıyla yaptım. ama görgü, sosyal yaşam vs konularında da boşnak göçmeni sarışın mavi gözlü ponçik tatlış mı tatlış ana tarafımdan öğrendim. versus falan kabul etmiyorum, iki taraf da benim canım. halalarım hariç xd
ben ve kız kardeşim şu anki anne babamın devlet yurdundan evlat edindiği iki kişiyiz. biyolojik annem, baba tarafından bir itoğlu it tarafından öldürülmüş bir kadın. ben 2-3 yaşımdayken, kız kardeşim daha 6-7 aylıkken yaşanmış böyle bir durum. biz önce babanne, dedeye verilmişiz. onlar bakamayınca ya da bakmak istemeyince çocuk esirgeme, sonra da şimdiki anne babama verilmişiz. biyolojik ana babaya bakarsanız, iki tarafı da çok sevdiğim söylenemez. ama annem öldürülmeden önce teyzeme yazdığı mektuplar elime geçti. okudum. bir de kadının yok yere öldürülüp gömülmesi mevzuu var. o yüzden biyolojik ana babada ana tarafı önde.
yanında yetiştiğim, büyüdüğüm, her şeyimi borçlu olduğum, uğruna ölebileceğim ana ve babama gelirsek eğer;
baba tarafı 2. mahmud'un yeniçeri ocağını kaldırması mütevellit, istanbul'dan kaçıp o zamanlar kastamonu vilayetinde bir tanıdığına sığınan, orada bir süre yaşayıp oğlu doğduktan kısa bir süre sonra yakalanıp öldürülen bir yeniçeriden gelmekte. bunu bizim uzak bir akrabamız, devlet tapu dairesinde nüfuzlu bir yere sahip olan bir çalışanımız uzmanları ile araştırdı buldu. bir şecere, soy ağacı çıkardı. benim nickim ile ilgili üstteki yazar hakkında düşünülenlere hep kiziroğlu mustafa bey yazılıyor, kiziroğlu değil de kızıloğlu'nun soyundan gelme bizim baba tarafı. bunu da bir entrymde yazmış ama sonra silmiştim. soyağacımız, şeceremizden bir ss;

şimdiki ana tarafı ise; boşnak göçmeni. ama yugoslavya dağılınca göçenlerden değil. ww1 öncesi karışıklıklarda göçenlerden. ana tarafımda bir çıtır orta asya kökeni de var oda şöyle ki; anamın annesinin babası yani annanemin babası ve soyu buhara'dan göçme, hatta annemin anne tarafından dedesinin bir tefsir çalışması var, din alimi imiş. ancak bulamıyoruz şu an o tefsiri. annanem gayet esmer, mukan kağan gibi bir yüzü olan, çekik gözlü biri. annemin babası ve sülalesi ise dediğim gibi ww1 öncesi istanbul'a göçmüş bir boşnak ailesi. sırbistan novi pazar'da hala akrabalarımız var, arada görüşürüz ancak gitmek nasip olmadı bir türlü.
benim doğum yerim giresun. ama giresun hakkında zerre bir image yok aklımda. ancak sanırım biyolojik ana da baba da çepni kökenli. seneler sonra öğrendim ki mine, halil ve halit adında biyolojik babadan olma 3 kardeşim daha varmış. çok denişik bir tecrübe biliyor musunuz. bir anda 3 yeni kardeşin daha çıkması. biyolojik anne baba tarafı için çeşitli hikayeler, bişiler dinlemek. sonrasında 3 yeni kardeş çıkması ve bir de onlardan bişiler dinlemek. instagramda takipleşiyoruz, layk atıyoruz şu an birbirimize. baba bizi görmek istiyomuş ama kesin talimatım var, o adam bizim yüzümüzü bile görmicek, bizi göremeden ölecek.
başlıktaki meseleye gelelim. versus yapmanın aşşırı anlamsız olduğu bir başlık. ben şu hayatta ne öğrendiysem, ne kazandıysam babamdan ve bana aşıladığı, öğrettiği okuma, öğrenme sevdasıyla yaptım. ama görgü, sosyal yaşam vs konularında da boşnak göçmeni sarışın mavi gözlü ponçik tatlış mı tatlış ana tarafımdan öğrendim. versus falan kabul etmiyorum, iki taraf da benim canım. halalarım hariç xd
devamını gör...
244.
baba tarafım dini hassasiyetleri olan insanlar. yanlarında şort, askılı gibi şeyler giyinilirse rahatsız oluyorlar ama başörtü konusunda bir rahatsızlık sezmedim.
hem dini olarak hem de kültürel olarak çizilen kurallara uyulduğu müddetçe sen onların kanısın, canısın, evladısın ama kuralların ötesine geçersen yanarsın.
bazı hareketleri gereksiz zorlama da gelmiyor değil mesela yılbaşı, doğum günü konuları. bunları kutlamazlar hatta süslemelere bile tahammülleri yoktur. bunun hakkında bir süs görsünler direkt indirirler, toplu bir yerde olsalar bile ki bu çok yanlış geliyor bana çünkü bir başkasının hayatına müdahale etmeye hakları yok.
alkol konusuna hiç değinmiyorum bile ama işin trajikomik kısmı büyük büyük dedelerden birinin alkolik olmasıdır o kadar alkolikmiş ki karşısındakini bile tanıyamazmış, su gibi içermiş. bi gün karısının ona sarhoş olduğu için güldüğünü görünce "karım bile bana böyle gülüyorsa başkası kim bilir ne diyor" diye bırakmış. bırakış o bırakış şimdi de torunları içkinin i'sine bile tahammülleri yok.
anne tarafı da muhafazakar ama dini hassasiyet yok. daha çok modern-geleneksel takılıyorlar. yeniliğe açıklar, daha serbestler, kıyafet konusunda asla bir hassasiyet yok istediğin gibi takıl ama kanları daha deli akıyor. çok sıkı kırıp dökerler ama toplu organizasyonlarda yalnız bırakma, kopma gibi şeyler olmaz.
şiddetli, gürültülü kavgaları olur ama beş dakika sonra çay çorba içerler, hiçbir şey olmamış gibi hayat devam eder sanki beş dakika önce onca kırıcı lafı kimse etmemiş gibi.
kısaca yarı zamanlı kızılcık şerbetine yakın bir hayatım var.
ben de huy olarak baba tarafına çekmişim. daha sessiz sakinim, utangacım ve fazla konuşmam ama ortamına göre elbette değişiyor.
insanlar genellikle hep bu tarafımı görüyor, kalbim de genelde 85-90 atar ama başka bir huyum var ki hiç sevemiyorum onu. aniden sinirleniyorum ve hiç beklenmedik anlarda oluyor. mesela bir söz, bir bakış, bir duruş vs sinirlenmem için yeterli. o hissi hiç sevmiyorum çünkü öfke insana güç değil güçsüzlük veriyor. insanın iradesini yok sayan bu duyguyu sevemiyorum. kalbimin içinde aniden bir sıcaklık, bir ateş hissediyorum sanki tükürük değil lav yutuyorum.
dakikalarca o öfkeyi içimde tutabiliyorum, o yangını söndürmeye çalışıyorum ama bazen tutamıyorum işte o zaman anne tarafından ne öğrendiysem onu kusuyorum. onlar o kadar bağırır ki bırak evi sokak inler işte bu özellik de bana geçmiş. öfkeliyken o kadar bağırıyorum ki her şey bittikten sonra kendimden çok utanıyorum. o yüzden öfkesine hakim olup sakin sakin konuşan insanlara hep özenmişimdir.
hem dini olarak hem de kültürel olarak çizilen kurallara uyulduğu müddetçe sen onların kanısın, canısın, evladısın ama kuralların ötesine geçersen yanarsın.
bazı hareketleri gereksiz zorlama da gelmiyor değil mesela yılbaşı, doğum günü konuları. bunları kutlamazlar hatta süslemelere bile tahammülleri yoktur. bunun hakkında bir süs görsünler direkt indirirler, toplu bir yerde olsalar bile ki bu çok yanlış geliyor bana çünkü bir başkasının hayatına müdahale etmeye hakları yok.
alkol konusuna hiç değinmiyorum bile ama işin trajikomik kısmı büyük büyük dedelerden birinin alkolik olmasıdır o kadar alkolikmiş ki karşısındakini bile tanıyamazmış, su gibi içermiş. bi gün karısının ona sarhoş olduğu için güldüğünü görünce "karım bile bana böyle gülüyorsa başkası kim bilir ne diyor" diye bırakmış. bırakış o bırakış şimdi de torunları içkinin i'sine bile tahammülleri yok.
anne tarafı da muhafazakar ama dini hassasiyet yok. daha çok modern-geleneksel takılıyorlar. yeniliğe açıklar, daha serbestler, kıyafet konusunda asla bir hassasiyet yok istediğin gibi takıl ama kanları daha deli akıyor. çok sıkı kırıp dökerler ama toplu organizasyonlarda yalnız bırakma, kopma gibi şeyler olmaz.
şiddetli, gürültülü kavgaları olur ama beş dakika sonra çay çorba içerler, hiçbir şey olmamış gibi hayat devam eder sanki beş dakika önce onca kırıcı lafı kimse etmemiş gibi.
kısaca yarı zamanlı kızılcık şerbetine yakın bir hayatım var.
ben de huy olarak baba tarafına çekmişim. daha sessiz sakinim, utangacım ve fazla konuşmam ama ortamına göre elbette değişiyor.
insanlar genellikle hep bu tarafımı görüyor, kalbim de genelde 85-90 atar ama başka bir huyum var ki hiç sevemiyorum onu. aniden sinirleniyorum ve hiç beklenmedik anlarda oluyor. mesela bir söz, bir bakış, bir duruş vs sinirlenmem için yeterli. o hissi hiç sevmiyorum çünkü öfke insana güç değil güçsüzlük veriyor. insanın iradesini yok sayan bu duyguyu sevemiyorum. kalbimin içinde aniden bir sıcaklık, bir ateş hissediyorum sanki tükürük değil lav yutuyorum.
dakikalarca o öfkeyi içimde tutabiliyorum, o yangını söndürmeye çalışıyorum ama bazen tutamıyorum işte o zaman anne tarafından ne öğrendiysem onu kusuyorum. onlar o kadar bağırır ki bırak evi sokak inler işte bu özellik de bana geçmiş. öfkeliyken o kadar bağırıyorum ki her şey bittikten sonra kendimden çok utanıyorum. o yüzden öfkesine hakim olup sakin sakin konuşan insanlara hep özenmişimdir.
devamını gör...
245.
çocuğun kimi huy ve özellikleri bakımından, gen karakterini öngörme konusunda, özellikle kayınvalideler ve kimi ebeveynlere bağışlanmış bir allakvergisi haslettir. baktığı anda teşhis eder. şu farkla ki, her iki taraf aynı özellik konusunda daima zıt fikirdedirler.. :))
devamını gör...
246.
anne. bizim baba tarafı komple büyücü.
devamını gör...
247.
ikisi de birbirine benziyor çünkü uzak akrabalıkları var maalesef. her iki tarafta da şöyle iğrenç bir huy var, birbirlerine söyleyemedikleri şeyleri bana ve kardeşlerime söyleyip alakasız eleştiriler yapıyorlar. anne tarafımla görüşmüyorum, babamın vefatından sonra baba tarafımla da görüşmeyi azalttım.
devamını gör...