yazar: yaşar kemal
yayım yılı: 1971
osmanlı imparatorluğu döneminde yerleşik hayata geçmeleri için türlü baskılar uygulanan ve kültürleri yok edilen yörükleri anlatan romandır. baskılara boyun eğmeyen ve yerleşik hayata geçmemek için direnen az sayıdaki obalardan biri üzerinden anlatılan destansı bir hikayedir.
yayım yılı: 1971
osmanlı imparatorluğu döneminde yerleşik hayata geçmeleri için türlü baskılar uygulanan ve kültürleri yok edilen yörükleri anlatan romandır. baskılara boyun eğmeyen ve yerleşik hayata geçmemek için direnen az sayıdaki obalardan biri üzerinden anlatılan destansı bir hikayedir.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "handc35" tarafından 07.11.2021 23:44 tarihinde açılmıştır.
1.
öz türklerin çağ ile cebelleşmesini ve çağa yenik düşmesini yakan yaşar kemal'in ağıt-romanı.nem kaldı türküsünde geçen parsel parsel eylemişler dünyayı sözünün niçin yazıldığını iliklerine kadar hissettirir.
devamını gör...
2.
kitap adı: binboğalar efsanesi, (29.baskı) (281 sayfa)
kitap yazarı: yaşar kemal,
ı) genel olarak:
kitap yörüklerin (özelinde karaçullu obası) çileli hayatını anlatıyor, yörükler osmanlı döneminde ve sonrası cumhuriyet döneminde zorunlu iskana tabi tutulmaları, buna direnç göstermeleri, yaylak ve kışlak olarak hemen hiç bir toprağın kalmaması, yörüklerin yerleşmeye çalıştığı hemen her yerden "ayakbastı parası" gibi resmen haraç misali paraların alınması; paraların veril(e)memesi durumunda da, çadırların ateşe verilmesi, tüfekle baskın verilmesi söz konusu.
kitabı okuyana kadar, yörüklerin hayatlarının bu kadar çileli olduğunu bilmiyordum; zorunlu iskana tabi tutulmanın devlet açısından belli bir mantığı var; osmanlı imparatorluğu dönemi özellikle yavuz sultan selim döneminde iskan politikasına çok önem veriliyor, iskan edildiği yerden devletin bilgisi ve izni olmaksızın göç edenlere üç farklı vergi ödetilmesi söz konusu; iskanın temel felsefesi ve devlete olan etkisi, vergi alınmasının sağlanması, savaş durumunda asker göndermesinin sağlanması, iskan edilen bölgelerde savaş çıkması durumunda vatandaş olarak orduya destek verilmesi. yörük bunların hepsine ters hareket ediyor; konar göçer bir hayat sürüyor, kışın kışlağında yazın yaylasında, her zamanda aynı yerde değil; bu nedenle vergilendirmede büyük sıkıntı çoğu zamanda vergi vermiyor; orduya asker ver dendiğinde asker vermiyor; bir de bunların üstüne, devlete isyan eden ve/veya çeşitli suçlar işleyip dağa çıkan eşkıyaya her türlü yiyecek ve barınak desteğini veriyor. devlette bu nedenle yörüklere karşı yaklaşımında sertlik göze çarpıyor. özellikle cumhuriyet döneminde zorla iskan ettirmek adına, çadırların ve kamıştan yapılan huğların bizzat valiler tarafından yaktırılması, o dönemde bataklık halinde bulunan çukurova da sivrisinek saldırısı sonucu sıtmadan ve sıcaklardan ölümlerin olduğu gerçeği.
ıı) kitapta bir kaç kahraman var;
- demirci haydar usta (otuz yıldır devlet erkanına sunmak ve bunun karşılığında obanın barınacağı bir toprak parçasını almak için kılıç dövüyor,
- süleyman kahya (obanın beyinden sonra gelen adamı, bir nevi ihtiyar heyeti gibi),
- halil (dağa çıkmış, obasını korumak için bir kaç kişiyi öldürmüş, önceden obanın beyi- bu konumunu hala koruyor, bey çadırı hala onun sanki bugün gelecek kimi kurulu hazır durumda- ceren kızın nişanlısı/ yavuklusu),
- ceren (halil in nişanlısı, hasan ağanın oğlu oktay tarafından sürekli toprak karşılığı evlilik teklifi almakta, halil i beklediğini söyleyerek bunu reddetmekte),
- kerem (haydar ustanın torunu, hıdırellez günü kendisi için şahin kuşu diledi, onunla ilgili sonu güzel biten bir hikayede var, uzatmalı çavuş kerem'in elinde gördüğü şahin kuşunu kendi oğluna götürmek için kendisine verilmesini rica ediyor, kerem bunu duyunca şahin kuşunu kaçırıyor, ama sonunda yakalanıyor, kuşu uzatmalı çavuş alıp götürüyor, köylünün çadırları ateşe verdiği ve çadırlara silahla ateş ettiği gece kerem ortadan kayboluyor, sonra şahinini bulmak için köylülerin çocuklarından yardım istiyor, çocuklara kamıştan düdük yapmayı ve öttürmeyi öğretiyor, sonunda allem ediyor gallem ediyor şahinine kavuşup obasına dönüyor, obasına döndükten sonra dedesi demirci haydar ustanın sabaha kadar kılıcı ocakta bozup tortop etmesi ve akabinde demirci örsü üstünde canını teslim etmesi üzerine, şahini azat ediyor, salıyor doğaya),
ııı) kitaptaki ilginç benzetmeler, ifadeler ve değerlendirmeler:
1) uçan demir kuşlar yaptın, toprağı yiyen yerken uluyan canavarlar, üst üste evler (syf 11)
2) alevi-bektaşi kültürünün ögeleri anlatılıyor, (syf 15); semah, on iki imam, koyun dede,
3) cımgışmak (syf 25); (üşüme, korkma, tiksinme)
4) dövüşün bayraktarlığını torosun varsağı kozanoğlu yapıyordu (syf 41),
5) o yaz çok rüşvet verdiler ormancılara, çok kuzu şöleni çektiler (syf 44),
6) şavullamak (syf 46), (bilgi toplamaya, öğrenmeye çalışmak, araştırmak, göz gezdirmek)
7) adamın fitnesi. yatmaya kaya gölgesi, eğer şahmaran olması; öpmeye güzel kısası, eğer fitnekar olmasa. kel musa horasandan gelmedi. boyu kısa, bücür, alçak, sürüye nereden karıştığı belli olmayan yoz, kel keçi. tüyleri dökülmüş. (syf 56),
8) gökte testekerlek bir ay vardı (syf 58) (dolunay durumu kastediliyor sanırım),
9) (derviş hasan (köy ağası) ile süleyman kahyanın yer için konuşmaları, derviş hasan'ın ilginç konuşması); "siz dokuz oğuzdan olursunuz, biz on bir oğuzdan, demokrat parti dokuz oğuz boyuyla, on birinci, on yedinci oğuz boyunun geleneksel, örgütlü, aynen osmanlı gibi, bir aşiretten bir devlet çıkaran, ... çünküleyim, ta ezelden edem sultan hazreti halid ibni talat bin şahtan, ... dedem bin şah, ol bin talat, ibni yektaza bin halit ibni zülalin sarayının temelleri buradadır (syf 67), (bu ifade ve şaşaa ile kendisinin soyunun eskilere dayandığını ispata çalışıyor; işin aslı şu ki, o da zulmettiği oba gibi yörüklerden), ... binanaleyhazalık, zatımalazık (syf 69),
10) 1876 yazı, fırkai ıslahiye kumandanı cevdet paşa, binbaşı mustafa ali beye (syf 71), binbaşı mustafa ali beyin, bozdoğan aşireti beyine endelin köyü kışlağını para karşılığında satması (?) (syf 72), (bir nevi "sükna hakkı" vermesi (sükna hakkı: taşınmazın sahibi olmaksızın, yalnızca faydalanma hakkına sahip olunması, medeni kanun 823. madde),
11) bir kaç olay var ki hiç unutulmadı; adana valisinin huğları (kamıştan yapılma ev) yaktırması, trablus harbi, fransız işgali (syf 79),
12) uzun bacaklı yağmurlar dövdü, .. sekiz kere kaymakama çıkıp ona taze yağ götürdüler, .. uçan kuştan car umuyorlardı (car ummak: çare beklemek)) (syf 86),
13) (uzatmalı onbaşının bir gece önce baskın yiyip kurşunlanan karaçullu obasına köylünün şikayeti üzerine gelmesi ve obadaki kişileri tutuklamak ile tehdit etmesi); "sabaha karşı bizi kurşunladılar. biz şikayetçiydik ama, ha başınızı ağrıtmayalım dedik", "demek burada asayiş bozuk mu? biz çukurovayı idare edemiyor muyuz demek istiyorsun? demek birde iftira?" (kemal sunal'ın "bekçiler kralı" filminde ki gibi bir sahne canlanıyor insanın gözünde), (sonrasında ki diyalog ile uzatmalı onbaşının derdi anlaşılıyor) "bütün çukuroayı paraya boğdun be. bize gelince.. biz sayenizde çoluk çocuğumuzla acımızdan öleceğiz be!" (syf 92),
14) hiçbir yerden en ufak bir umut ışığı sızmıyordu. (syf 98),
15) yasıldıkça (eğilmek, boyun eğmek; avcılık töresinde hedef küçültmek) (syf 98),
16) (cennetoğlu ağasının konuşması) gomonist üstüne cihad demedim. .. ulan köpek, bunlar gomonist değil, yörük. gomonist şehirlerde olur. (syf 102), vedeleyim, çünküleyim.. (syf 103),
17) cennetoğlu ağası ve süleyman kahyanın görüşmesinde karşılıklı tarafların içinde bulunduğu hali çok güzel tasvir etmiş; (cennetoğlu) "sana gücendim süleyman kahya" sesi kurnaz, hileci, çok görmüş, etkilemiş, kötü ve zalimdi. (süleyman kahya) "kusura kalma" ağırbaşlı, korkusuz, bir çocuk gibi utangaç, ağlamaklı, yılgın, yorgun, çaresiz, bitmiş. (syf 104), dizlerine çöke çöke doğruldu, başı önünde, yalpalayarak, ... bir yel esiyordu kuzeyden. hızlı, kurutan, adamın iliklerini kurutup, canından usandıran, dünyayı kapkaranlık gösteren. (syf 105),
18) kıv eylemek (syf 109),
19) küşüm etmek (tasa etmek) (syf 118),
20) sökül toprakbastı parasını. ... yol geçti parası da daha icat olmadı (syf 119), revayı hak mı (syf 120), ben bugüne bugün on dört yıl hapiste yatmış, üç kişi öldürmüş, sekiz kere affa uğramış adamım, affı umumi görmüş adamım (syf 121) (burada türkiye'nin kanayan bir yarasına parmak basıyor, "af". bu yıllar yılı hep tartışıldı, sosyolojik olarak vs, sonunda siyasi sebeplerle çıkartıldı, belli yıllarda çıktı en son 1998 yılında çıktı, önümüzde 2023 yılı var, muhtemel ki 100. yıl içinde gelenek bozulmayacak her 25 yılda yapıldığı gibi.)
21) çukurda kışlak yüzünden, otlak yüzünden kavga etmedikleri, aralarına kan girmemiş hemen hemen köy kalmamıştı. nurhak dağlarına, leçe kepirine (syf 123),
22) kırfacan gibi kırılıyorlardı (toptan öldürmek) (syf 124),
23) horzumlu beyi; on dört göbekli çadırı, otuz odaydı. obasına sultan muradın indiği, iran şahının kapısına geldiği, mısır hazinesini kadar hazinesi olan, horasandan kopup gelen, önünde tuğların, kalelerin eğildiği (syf 125),
24) (oba sakinlerinin ceren kızın, köy ağasının oğlu oktay ile evlenmek istemesi üzerine, baskı yapmaları, ceren'i dışlamaları üzerine, süleyman kahya kendisi ile konuşur); " obada kızlar, yalnız sevdaya gönüle giderdi. bir can için, para pul için kızlara, onların gönüllerine karışılmazdı. insan soyu bu kadar yozlaşamaz, aşağılaşamaz, küçülemezdi. ... hele cerene cerene, kurban olayım verene. (syf 129-130),
25) (kerem dedesi haydar ustayı. yeni tanıştığı arkadaşlarına, kendisine anlatılan abartılı şekilde tanıtıyor.); ulu haydar usta, dedemin dedesi ta horasandan gelmiş. avşarlının koca beyi,üç tuğlu vezir dedemin kapısında kılıç almak için tam bir yıl beklemiş. (syf 134),
26) dillidüdük (avcılık töresinde ördek veya kaz avlamak için yapılan tuzağa av çekmek için kullanılan düdük) (syf 136),
27) mordelik kayası (syf 143),
28) (mustan, resul'e bir nevi işkence ettikten sonra kendi vicdanını dinler.) "neden aşağılıyor insanlar böyle biri birilerini? (syf 147),
29) mor koyunların sütleri şifalı olur (syf 148),
30) resul gülümseyerek gözlerini açtı, sevgiyle, dostlukla, gözlerinin çeliği yumuşamış, (syf 148),
31) resul'ün hikayesi çok hüzünlü; babasının ölümü, anasının başka köyden birisine kaçması üzerine, amcası sahiplenmiş, ahırda hayvanların yanında otların arasında yattığı, beş yaşına kadar giysisinin olmadığı, bir komşu kadının ölmüş çocuğunun soykası (ölmüş kişiye ait giysi; kişi öldükten sonra çöpe atılır) veriliyor, ilk giysisi bu oluyor. amcasının eşi ve çocukları tarafından çoğu zaman keyfi olarak dövüldüğü, on iki yaşına geldiğinden ilk defa tatlı ile ağzına sürdüğü bir kaşık pekmez ile tanıştığı. sonra büyüdükçe, amcasının oğlunu kolun kıracak kadar dövdüğü, ardından hızını alamayarak amcasının kafasını yardığı. sonra ergenlikle cinselliği keşfi, çoban kızlarının memelerini tutması ve dahi başka şeyleri keşfi (syf 149-150) (belki de kitaptaki en sevdiğim ve üzüldüğüm karakter resul'dü.)
32) payas kalesi düzlüğün ortasında, köşeli bir kaya parçası gibidir. kalede prangalı, boyunları laleli, sivri sakallı, çimen yeşili gözlü beyler. osmanlı tutsak kıldı, osmanlı yaktı yıktı hapseyledi. osmanlı talan eyledi. osmanlı mecbur eyledi. (bir nevi ahmet kaya'vari osmanlıya "ince bir sitem" gönderiyor.) karaçullu obası çocukları sinek yüzünden vefat ediyor, payas kalesinin dibine istemeye istemeye gömülüyor. köylüler obalının üç köpeğini, canları istedi diye öldürüyor (syf 155),
33) ölen hayvanları boğazlıyorlar, etlerini, derilerini köylerde ucuza satıyorlardı (syf 157) (ölü hayvanın etini kesip insana satmak (?) (!) zaman zaman bu tarz haberler duyulur, yada hasta olan hayvanı ölmeden kimi zaman koma halinde iken kesilip lokanta vs satılması durumu. yazar bu soruna da dikkat çekmiş.),
34) (kerem'in yeni tanıştığı arkadaşları, kerem'in şahininin onbaşı tarafından elinden alınmasına kinlenmeleri ve kerem'e yardım etmeye karar vermeleri), allahın verdiği şahini nasıl aldığını öğrendiler. öfkeleri, hınçları bilendi. bu haksızlık karşısında yüreklerindeki ayaklanma istemi güçlendi (syf 166),
35) asıl azmaz, yol tezikmez. ... körelerine sıcak su dökülmüş karıncalar (syf 173),
36) (haydar usta ve osman'ın yanlarına oturan garip giyimli kişi ile ilgili duygu ve düşünceleri); saçı kız gibi uzun, pantolonu bacaklarına yapışmış, alacalı bir mintan giymiş, dudağında ıslıkla bir delikanlı gelip yanlarında durmuştu. ... bu çocuk, ne kadın, ne erkektir. bu çocuk bir hünsadır. (?) (hünsa nın anlamı için, sözlüğü bakınız) (syf 174), ( bu kısım çok ilginç geldi, sanki romanın yazıldığı günlerden ileri görüşlü bir bakış açısı sergilenmiş.),
37) şadımanlık eylemek (sevinçli olmak) (syf 183),
38) (haydar usta, kendisini adana da tanıştığı kerem ali'ye anlatıyor); buyurunla bin yaşa. çebi aşiret demircisi rüstem usta bir kılıç dövdü, on beş yılda. üstelik ocak uşağı değil rüstem. kökten sürme değil, daldan eğme. (syf 184),
39) nasrettin hoca, koca yunus, semah, cem dana önce bitmişti. mağrıptan maşrıka kadar... "bir ölü var kokmuş, yüz yıllık bir ölü, biz ille de kokmuş ölüyü gömmeyeceğiz, diyoruz" (syf 196-197),
40) (haydar ustanın tanıştığı, hurşit beyden, ramazanoğlu beyliğinin zaman içindeki değişimini/ dönüşümünü öğreniyor); selçuklulardan kökünü osmanlıya kaydırdı ramazanoğlu. vaktaki mısırıl mehmet ali paşanın oğlu ibrahim paşa genç toprağında bitmiş askerleriyle gelip adanayı işgal edinceye kadar. ramazanoğlu bir anda ibrahim paşayla anlaştı, kökünü osmanlının çürümekte olan toprağından mısırlının gür toprağına aktardı. cumhuriyetin ilk yıllarında ramazanoğlu hiçbir şey olmamış gibi gene cumhuriyetçilerin önündeydi. onlar milletvekili, onlar fırkanın umumi katibi oldular. demokrat parti kuruldu, onlar gene köklerini çıkarıp yeni toprağa diktiler. .. öyle sağlam bir kök ki, öyle her toprağa uyan bir acayip ağaç ki (syf 219-220) (insanın aklına, yine kemal sunal'ın "zübük" filmi geliyor. yağmur nereye yağarsa tarlasını oraya götürenlerin zihniyeti.),
41) (hemite dağından bahsediyor); bu dağdan hiç mi hiç su kaynamaz. kurudur, ince, yarım parmak kalınlığında bir su hemite köyünün üstündeki kayalığın dibinden sızar. bu çeşmenin çok eskilerden, hititlerden kaldığı söylenir. (syf 222),
42) (haydar ustanın, ismet inönü ile karşılaşması ve onun hakkında ki duygu ve düşünceleri. yorumsuz direkt aktarıyorum); bu tin tin, serçe gibi sekerek gelen, bir avuç saçları dökülüp, buruş buruş olmuş kocayı hiç gözü tutmadı. insanın işe yaramazının, zulüm etmişinin yüzü kocayınca işte böyle buruş buruş olur, dağarcık gibi kötü kırışır... (syf 237),
43) beydilli obası beyi himmet bey bir gün sabit ağaya geldi. açlıktan ölmemek için çoban durdular, yanaşma oldular. isyandan önce de gidip kozanoğluna kapılanmıştı. kozanoğlu ayaklanmasında onunda parmağı vardı. (syf 240-241),
44) çiftliğe kaçıp giden ermenilerin tarlaları, çiftlikleri de katılmıştı, sessizce. (syf 241); (işte bu satırlar çok sinir bozucu, neden mi? 1.dünya savaşı sürecinde, özellikle doğu anadolu ve güneydoğu anadolu bölgesinde, türk insanını sırtından vuran. kurtuluş savaşı döneminde özellikle adana yöresinde kan döken ermeniyi aklama ve dahi onların "sözde ermeni soykırımı" tezini destekleyen ifadeler. yıllar önce banu avar, bir türk yazarın nobel barış ödülü alması üzerine, söz konusu ödülle ilgili ilginç bir değerlendirme yapmıştı. kendi ülkesini uluslararası zeminde zor durumda bırakacak sözde açıklama yapan kişilere verildiğini, bu yolda da bizim yazarlarımızdan da bir kaç isim saymıştı. bu isimler arasında kitabın yazarı da bulunuyordu.)
45) sabit ağanın, kadınlar tarafından üzerine atılan taşlarla öldürülmesi, öfkenin taşması (syf 243),
46) haydar ustayı olduğu gibi örsüne sarılı mezara indirdiler. haydar ustanın ölüsünü yumadılar. ermişlerin ölüsü yunmak istemez. (?), (süleyman kahya, kerem'e konuşur) "dedenin soykasını ateşe vermek sana düşer, görenektir." göreneğe göre atı da torununun öldürmesi gerekti. (syf 253),
47) (oktay'ın babası hasan ağa ile süleyman kahya'nın görüşmesi sahnesi); hasan ağa ayağa kalktı. süleyman kahyayı karşıladı. uzun boylu, azıcık köse, yüzünden kurnazlık, hile akan, ... şimdi sana gülüyorum, az sonra canına okuyacak, seni sırtından hançerleyeceğim der gibiydi. (syf 265),
48) cerenin güzelliği, görkemi önünde lalü ebkem kesilsinler. (labü ebkem: şaşırmak) (syf 266),
49) (hasan ağanın, süleyman kahyaya obanın toprağında kalmasına izin vermeyeceğini net bir biçimde anlatması.); oktay bu çiftliği kimseye hibe edemez, bu bir. kiraya veremez, bu iki. satamaz, bu üç. bu çiftlik benim. bu çiftlik yarıcıya verir, verir ama, o da akrabaları olan, çiftlikten hiç anlamayan yörüklere veremez. yörükleri, öz bir akrabalarımı çiftliğimde yarıcı, ırgat olarak çalıştıramaz, bu da dört. (syf 267), bu kız değil ceren, meryem anamız olsa, toprağıma yörüğü sokmam. (syf 268),
ıv) sonuç ve kanaat: genel olarak, karakterleri güzel tanıtıldığı, bazı karakterler insanı çok üzüyor, resul gibi, kerem gibi. yörüklerin, köylülerle, toprak ağaları ile olan çatışmaları. toprak ağalarının kimi yerde tefeci misali çalıştığı (sabit ağa örneği). yazarın özellikle toprak ağaları ile ilgili olumsuz tasvirleri, ve ismet inönü ile ilgili 241. sayfa da ki ilginç tespit ve yorumu; sanırım bu yazarın ismet inönü ile ilgili olan duygu ve düşüncelerinin kitaptaki haydar usta karakteri ile sesli olarak dile getirmesi. ermenilerin terk etmesi nedeni ile sahipsiz kalan topraklarının, sahiplenilmesi olgusu; çok haksız ve saçma geldi; ermeni iddialarından olarak, kurtuluş savaşı döneminde ki yaşananlardan bir nevi bahsedebilirdi, tabi romanın böyle tarihi bir gerçeği savunmak yada karşılamak gibi bir görevi olmadığı da ortada.
kitap yazarı: yaşar kemal,
ı) genel olarak:
kitap yörüklerin (özelinde karaçullu obası) çileli hayatını anlatıyor, yörükler osmanlı döneminde ve sonrası cumhuriyet döneminde zorunlu iskana tabi tutulmaları, buna direnç göstermeleri, yaylak ve kışlak olarak hemen hiç bir toprağın kalmaması, yörüklerin yerleşmeye çalıştığı hemen her yerden "ayakbastı parası" gibi resmen haraç misali paraların alınması; paraların veril(e)memesi durumunda da, çadırların ateşe verilmesi, tüfekle baskın verilmesi söz konusu.
kitabı okuyana kadar, yörüklerin hayatlarının bu kadar çileli olduğunu bilmiyordum; zorunlu iskana tabi tutulmanın devlet açısından belli bir mantığı var; osmanlı imparatorluğu dönemi özellikle yavuz sultan selim döneminde iskan politikasına çok önem veriliyor, iskan edildiği yerden devletin bilgisi ve izni olmaksızın göç edenlere üç farklı vergi ödetilmesi söz konusu; iskanın temel felsefesi ve devlete olan etkisi, vergi alınmasının sağlanması, savaş durumunda asker göndermesinin sağlanması, iskan edilen bölgelerde savaş çıkması durumunda vatandaş olarak orduya destek verilmesi. yörük bunların hepsine ters hareket ediyor; konar göçer bir hayat sürüyor, kışın kışlağında yazın yaylasında, her zamanda aynı yerde değil; bu nedenle vergilendirmede büyük sıkıntı çoğu zamanda vergi vermiyor; orduya asker ver dendiğinde asker vermiyor; bir de bunların üstüne, devlete isyan eden ve/veya çeşitli suçlar işleyip dağa çıkan eşkıyaya her türlü yiyecek ve barınak desteğini veriyor. devlette bu nedenle yörüklere karşı yaklaşımında sertlik göze çarpıyor. özellikle cumhuriyet döneminde zorla iskan ettirmek adına, çadırların ve kamıştan yapılan huğların bizzat valiler tarafından yaktırılması, o dönemde bataklık halinde bulunan çukurova da sivrisinek saldırısı sonucu sıtmadan ve sıcaklardan ölümlerin olduğu gerçeği.
ıı) kitapta bir kaç kahraman var;
- demirci haydar usta (otuz yıldır devlet erkanına sunmak ve bunun karşılığında obanın barınacağı bir toprak parçasını almak için kılıç dövüyor,
- süleyman kahya (obanın beyinden sonra gelen adamı, bir nevi ihtiyar heyeti gibi),
- halil (dağa çıkmış, obasını korumak için bir kaç kişiyi öldürmüş, önceden obanın beyi- bu konumunu hala koruyor, bey çadırı hala onun sanki bugün gelecek kimi kurulu hazır durumda- ceren kızın nişanlısı/ yavuklusu),
- ceren (halil in nişanlısı, hasan ağanın oğlu oktay tarafından sürekli toprak karşılığı evlilik teklifi almakta, halil i beklediğini söyleyerek bunu reddetmekte),
- kerem (haydar ustanın torunu, hıdırellez günü kendisi için şahin kuşu diledi, onunla ilgili sonu güzel biten bir hikayede var, uzatmalı çavuş kerem'in elinde gördüğü şahin kuşunu kendi oğluna götürmek için kendisine verilmesini rica ediyor, kerem bunu duyunca şahin kuşunu kaçırıyor, ama sonunda yakalanıyor, kuşu uzatmalı çavuş alıp götürüyor, köylünün çadırları ateşe verdiği ve çadırlara silahla ateş ettiği gece kerem ortadan kayboluyor, sonra şahinini bulmak için köylülerin çocuklarından yardım istiyor, çocuklara kamıştan düdük yapmayı ve öttürmeyi öğretiyor, sonunda allem ediyor gallem ediyor şahinine kavuşup obasına dönüyor, obasına döndükten sonra dedesi demirci haydar ustanın sabaha kadar kılıcı ocakta bozup tortop etmesi ve akabinde demirci örsü üstünde canını teslim etmesi üzerine, şahini azat ediyor, salıyor doğaya),
ııı) kitaptaki ilginç benzetmeler, ifadeler ve değerlendirmeler:
1) uçan demir kuşlar yaptın, toprağı yiyen yerken uluyan canavarlar, üst üste evler (syf 11)
2) alevi-bektaşi kültürünün ögeleri anlatılıyor, (syf 15); semah, on iki imam, koyun dede,
3) cımgışmak (syf 25); (üşüme, korkma, tiksinme)
4) dövüşün bayraktarlığını torosun varsağı kozanoğlu yapıyordu (syf 41),
5) o yaz çok rüşvet verdiler ormancılara, çok kuzu şöleni çektiler (syf 44),
6) şavullamak (syf 46), (bilgi toplamaya, öğrenmeye çalışmak, araştırmak, göz gezdirmek)
7) adamın fitnesi. yatmaya kaya gölgesi, eğer şahmaran olması; öpmeye güzel kısası, eğer fitnekar olmasa. kel musa horasandan gelmedi. boyu kısa, bücür, alçak, sürüye nereden karıştığı belli olmayan yoz, kel keçi. tüyleri dökülmüş. (syf 56),
8) gökte testekerlek bir ay vardı (syf 58) (dolunay durumu kastediliyor sanırım),
9) (derviş hasan (köy ağası) ile süleyman kahyanın yer için konuşmaları, derviş hasan'ın ilginç konuşması); "siz dokuz oğuzdan olursunuz, biz on bir oğuzdan, demokrat parti dokuz oğuz boyuyla, on birinci, on yedinci oğuz boyunun geleneksel, örgütlü, aynen osmanlı gibi, bir aşiretten bir devlet çıkaran, ... çünküleyim, ta ezelden edem sultan hazreti halid ibni talat bin şahtan, ... dedem bin şah, ol bin talat, ibni yektaza bin halit ibni zülalin sarayının temelleri buradadır (syf 67), (bu ifade ve şaşaa ile kendisinin soyunun eskilere dayandığını ispata çalışıyor; işin aslı şu ki, o da zulmettiği oba gibi yörüklerden), ... binanaleyhazalık, zatımalazık (syf 69),
10) 1876 yazı, fırkai ıslahiye kumandanı cevdet paşa, binbaşı mustafa ali beye (syf 71), binbaşı mustafa ali beyin, bozdoğan aşireti beyine endelin köyü kışlağını para karşılığında satması (?) (syf 72), (bir nevi "sükna hakkı" vermesi (sükna hakkı: taşınmazın sahibi olmaksızın, yalnızca faydalanma hakkına sahip olunması, medeni kanun 823. madde),
11) bir kaç olay var ki hiç unutulmadı; adana valisinin huğları (kamıştan yapılma ev) yaktırması, trablus harbi, fransız işgali (syf 79),
12) uzun bacaklı yağmurlar dövdü, .. sekiz kere kaymakama çıkıp ona taze yağ götürdüler, .. uçan kuştan car umuyorlardı (car ummak: çare beklemek)) (syf 86),
13) (uzatmalı onbaşının bir gece önce baskın yiyip kurşunlanan karaçullu obasına köylünün şikayeti üzerine gelmesi ve obadaki kişileri tutuklamak ile tehdit etmesi); "sabaha karşı bizi kurşunladılar. biz şikayetçiydik ama, ha başınızı ağrıtmayalım dedik", "demek burada asayiş bozuk mu? biz çukurovayı idare edemiyor muyuz demek istiyorsun? demek birde iftira?" (kemal sunal'ın "bekçiler kralı" filminde ki gibi bir sahne canlanıyor insanın gözünde), (sonrasında ki diyalog ile uzatmalı onbaşının derdi anlaşılıyor) "bütün çukuroayı paraya boğdun be. bize gelince.. biz sayenizde çoluk çocuğumuzla acımızdan öleceğiz be!" (syf 92),
14) hiçbir yerden en ufak bir umut ışığı sızmıyordu. (syf 98),
15) yasıldıkça (eğilmek, boyun eğmek; avcılık töresinde hedef küçültmek) (syf 98),
16) (cennetoğlu ağasının konuşması) gomonist üstüne cihad demedim. .. ulan köpek, bunlar gomonist değil, yörük. gomonist şehirlerde olur. (syf 102), vedeleyim, çünküleyim.. (syf 103),
17) cennetoğlu ağası ve süleyman kahyanın görüşmesinde karşılıklı tarafların içinde bulunduğu hali çok güzel tasvir etmiş; (cennetoğlu) "sana gücendim süleyman kahya" sesi kurnaz, hileci, çok görmüş, etkilemiş, kötü ve zalimdi. (süleyman kahya) "kusura kalma" ağırbaşlı, korkusuz, bir çocuk gibi utangaç, ağlamaklı, yılgın, yorgun, çaresiz, bitmiş. (syf 104), dizlerine çöke çöke doğruldu, başı önünde, yalpalayarak, ... bir yel esiyordu kuzeyden. hızlı, kurutan, adamın iliklerini kurutup, canından usandıran, dünyayı kapkaranlık gösteren. (syf 105),
18) kıv eylemek (syf 109),
19) küşüm etmek (tasa etmek) (syf 118),
20) sökül toprakbastı parasını. ... yol geçti parası da daha icat olmadı (syf 119), revayı hak mı (syf 120), ben bugüne bugün on dört yıl hapiste yatmış, üç kişi öldürmüş, sekiz kere affa uğramış adamım, affı umumi görmüş adamım (syf 121) (burada türkiye'nin kanayan bir yarasına parmak basıyor, "af". bu yıllar yılı hep tartışıldı, sosyolojik olarak vs, sonunda siyasi sebeplerle çıkartıldı, belli yıllarda çıktı en son 1998 yılında çıktı, önümüzde 2023 yılı var, muhtemel ki 100. yıl içinde gelenek bozulmayacak her 25 yılda yapıldığı gibi.)
21) çukurda kışlak yüzünden, otlak yüzünden kavga etmedikleri, aralarına kan girmemiş hemen hemen köy kalmamıştı. nurhak dağlarına, leçe kepirine (syf 123),
22) kırfacan gibi kırılıyorlardı (toptan öldürmek) (syf 124),
23) horzumlu beyi; on dört göbekli çadırı, otuz odaydı. obasına sultan muradın indiği, iran şahının kapısına geldiği, mısır hazinesini kadar hazinesi olan, horasandan kopup gelen, önünde tuğların, kalelerin eğildiği (syf 125),
24) (oba sakinlerinin ceren kızın, köy ağasının oğlu oktay ile evlenmek istemesi üzerine, baskı yapmaları, ceren'i dışlamaları üzerine, süleyman kahya kendisi ile konuşur); " obada kızlar, yalnız sevdaya gönüle giderdi. bir can için, para pul için kızlara, onların gönüllerine karışılmazdı. insan soyu bu kadar yozlaşamaz, aşağılaşamaz, küçülemezdi. ... hele cerene cerene, kurban olayım verene. (syf 129-130),
25) (kerem dedesi haydar ustayı. yeni tanıştığı arkadaşlarına, kendisine anlatılan abartılı şekilde tanıtıyor.); ulu haydar usta, dedemin dedesi ta horasandan gelmiş. avşarlının koca beyi,üç tuğlu vezir dedemin kapısında kılıç almak için tam bir yıl beklemiş. (syf 134),
26) dillidüdük (avcılık töresinde ördek veya kaz avlamak için yapılan tuzağa av çekmek için kullanılan düdük) (syf 136),
27) mordelik kayası (syf 143),
28) (mustan, resul'e bir nevi işkence ettikten sonra kendi vicdanını dinler.) "neden aşağılıyor insanlar böyle biri birilerini? (syf 147),
29) mor koyunların sütleri şifalı olur (syf 148),
30) resul gülümseyerek gözlerini açtı, sevgiyle, dostlukla, gözlerinin çeliği yumuşamış, (syf 148),
31) resul'ün hikayesi çok hüzünlü; babasının ölümü, anasının başka köyden birisine kaçması üzerine, amcası sahiplenmiş, ahırda hayvanların yanında otların arasında yattığı, beş yaşına kadar giysisinin olmadığı, bir komşu kadının ölmüş çocuğunun soykası (ölmüş kişiye ait giysi; kişi öldükten sonra çöpe atılır) veriliyor, ilk giysisi bu oluyor. amcasının eşi ve çocukları tarafından çoğu zaman keyfi olarak dövüldüğü, on iki yaşına geldiğinden ilk defa tatlı ile ağzına sürdüğü bir kaşık pekmez ile tanıştığı. sonra büyüdükçe, amcasının oğlunu kolun kıracak kadar dövdüğü, ardından hızını alamayarak amcasının kafasını yardığı. sonra ergenlikle cinselliği keşfi, çoban kızlarının memelerini tutması ve dahi başka şeyleri keşfi (syf 149-150) (belki de kitaptaki en sevdiğim ve üzüldüğüm karakter resul'dü.)
32) payas kalesi düzlüğün ortasında, köşeli bir kaya parçası gibidir. kalede prangalı, boyunları laleli, sivri sakallı, çimen yeşili gözlü beyler. osmanlı tutsak kıldı, osmanlı yaktı yıktı hapseyledi. osmanlı talan eyledi. osmanlı mecbur eyledi. (bir nevi ahmet kaya'vari osmanlıya "ince bir sitem" gönderiyor.) karaçullu obası çocukları sinek yüzünden vefat ediyor, payas kalesinin dibine istemeye istemeye gömülüyor. köylüler obalının üç köpeğini, canları istedi diye öldürüyor (syf 155),
33) ölen hayvanları boğazlıyorlar, etlerini, derilerini köylerde ucuza satıyorlardı (syf 157) (ölü hayvanın etini kesip insana satmak (?) (!) zaman zaman bu tarz haberler duyulur, yada hasta olan hayvanı ölmeden kimi zaman koma halinde iken kesilip lokanta vs satılması durumu. yazar bu soruna da dikkat çekmiş.),
34) (kerem'in yeni tanıştığı arkadaşları, kerem'in şahininin onbaşı tarafından elinden alınmasına kinlenmeleri ve kerem'e yardım etmeye karar vermeleri), allahın verdiği şahini nasıl aldığını öğrendiler. öfkeleri, hınçları bilendi. bu haksızlık karşısında yüreklerindeki ayaklanma istemi güçlendi (syf 166),
35) asıl azmaz, yol tezikmez. ... körelerine sıcak su dökülmüş karıncalar (syf 173),
36) (haydar usta ve osman'ın yanlarına oturan garip giyimli kişi ile ilgili duygu ve düşünceleri); saçı kız gibi uzun, pantolonu bacaklarına yapışmış, alacalı bir mintan giymiş, dudağında ıslıkla bir delikanlı gelip yanlarında durmuştu. ... bu çocuk, ne kadın, ne erkektir. bu çocuk bir hünsadır. (?) (hünsa nın anlamı için, sözlüğü bakınız) (syf 174), ( bu kısım çok ilginç geldi, sanki romanın yazıldığı günlerden ileri görüşlü bir bakış açısı sergilenmiş.),
37) şadımanlık eylemek (sevinçli olmak) (syf 183),
38) (haydar usta, kendisini adana da tanıştığı kerem ali'ye anlatıyor); buyurunla bin yaşa. çebi aşiret demircisi rüstem usta bir kılıç dövdü, on beş yılda. üstelik ocak uşağı değil rüstem. kökten sürme değil, daldan eğme. (syf 184),
39) nasrettin hoca, koca yunus, semah, cem dana önce bitmişti. mağrıptan maşrıka kadar... "bir ölü var kokmuş, yüz yıllık bir ölü, biz ille de kokmuş ölüyü gömmeyeceğiz, diyoruz" (syf 196-197),
40) (haydar ustanın tanıştığı, hurşit beyden, ramazanoğlu beyliğinin zaman içindeki değişimini/ dönüşümünü öğreniyor); selçuklulardan kökünü osmanlıya kaydırdı ramazanoğlu. vaktaki mısırıl mehmet ali paşanın oğlu ibrahim paşa genç toprağında bitmiş askerleriyle gelip adanayı işgal edinceye kadar. ramazanoğlu bir anda ibrahim paşayla anlaştı, kökünü osmanlının çürümekte olan toprağından mısırlının gür toprağına aktardı. cumhuriyetin ilk yıllarında ramazanoğlu hiçbir şey olmamış gibi gene cumhuriyetçilerin önündeydi. onlar milletvekili, onlar fırkanın umumi katibi oldular. demokrat parti kuruldu, onlar gene köklerini çıkarıp yeni toprağa diktiler. .. öyle sağlam bir kök ki, öyle her toprağa uyan bir acayip ağaç ki (syf 219-220) (insanın aklına, yine kemal sunal'ın "zübük" filmi geliyor. yağmur nereye yağarsa tarlasını oraya götürenlerin zihniyeti.),
41) (hemite dağından bahsediyor); bu dağdan hiç mi hiç su kaynamaz. kurudur, ince, yarım parmak kalınlığında bir su hemite köyünün üstündeki kayalığın dibinden sızar. bu çeşmenin çok eskilerden, hititlerden kaldığı söylenir. (syf 222),
42) (haydar ustanın, ismet inönü ile karşılaşması ve onun hakkında ki duygu ve düşünceleri. yorumsuz direkt aktarıyorum); bu tin tin, serçe gibi sekerek gelen, bir avuç saçları dökülüp, buruş buruş olmuş kocayı hiç gözü tutmadı. insanın işe yaramazının, zulüm etmişinin yüzü kocayınca işte böyle buruş buruş olur, dağarcık gibi kötü kırışır... (syf 237),
43) beydilli obası beyi himmet bey bir gün sabit ağaya geldi. açlıktan ölmemek için çoban durdular, yanaşma oldular. isyandan önce de gidip kozanoğluna kapılanmıştı. kozanoğlu ayaklanmasında onunda parmağı vardı. (syf 240-241),
44) çiftliğe kaçıp giden ermenilerin tarlaları, çiftlikleri de katılmıştı, sessizce. (syf 241); (işte bu satırlar çok sinir bozucu, neden mi? 1.dünya savaşı sürecinde, özellikle doğu anadolu ve güneydoğu anadolu bölgesinde, türk insanını sırtından vuran. kurtuluş savaşı döneminde özellikle adana yöresinde kan döken ermeniyi aklama ve dahi onların "sözde ermeni soykırımı" tezini destekleyen ifadeler. yıllar önce banu avar, bir türk yazarın nobel barış ödülü alması üzerine, söz konusu ödülle ilgili ilginç bir değerlendirme yapmıştı. kendi ülkesini uluslararası zeminde zor durumda bırakacak sözde açıklama yapan kişilere verildiğini, bu yolda da bizim yazarlarımızdan da bir kaç isim saymıştı. bu isimler arasında kitabın yazarı da bulunuyordu.)
45) sabit ağanın, kadınlar tarafından üzerine atılan taşlarla öldürülmesi, öfkenin taşması (syf 243),
46) haydar ustayı olduğu gibi örsüne sarılı mezara indirdiler. haydar ustanın ölüsünü yumadılar. ermişlerin ölüsü yunmak istemez. (?), (süleyman kahya, kerem'e konuşur) "dedenin soykasını ateşe vermek sana düşer, görenektir." göreneğe göre atı da torununun öldürmesi gerekti. (syf 253),
47) (oktay'ın babası hasan ağa ile süleyman kahya'nın görüşmesi sahnesi); hasan ağa ayağa kalktı. süleyman kahyayı karşıladı. uzun boylu, azıcık köse, yüzünden kurnazlık, hile akan, ... şimdi sana gülüyorum, az sonra canına okuyacak, seni sırtından hançerleyeceğim der gibiydi. (syf 265),
48) cerenin güzelliği, görkemi önünde lalü ebkem kesilsinler. (labü ebkem: şaşırmak) (syf 266),
49) (hasan ağanın, süleyman kahyaya obanın toprağında kalmasına izin vermeyeceğini net bir biçimde anlatması.); oktay bu çiftliği kimseye hibe edemez, bu bir. kiraya veremez, bu iki. satamaz, bu üç. bu çiftlik benim. bu çiftlik yarıcıya verir, verir ama, o da akrabaları olan, çiftlikten hiç anlamayan yörüklere veremez. yörükleri, öz bir akrabalarımı çiftliğimde yarıcı, ırgat olarak çalıştıramaz, bu da dört. (syf 267), bu kız değil ceren, meryem anamız olsa, toprağıma yörüğü sokmam. (syf 268),
ıv) sonuç ve kanaat: genel olarak, karakterleri güzel tanıtıldığı, bazı karakterler insanı çok üzüyor, resul gibi, kerem gibi. yörüklerin, köylülerle, toprak ağaları ile olan çatışmaları. toprak ağalarının kimi yerde tefeci misali çalıştığı (sabit ağa örneği). yazarın özellikle toprak ağaları ile ilgili olumsuz tasvirleri, ve ismet inönü ile ilgili 241. sayfa da ki ilginç tespit ve yorumu; sanırım bu yazarın ismet inönü ile ilgili olan duygu ve düşüncelerinin kitaptaki haydar usta karakteri ile sesli olarak dile getirmesi. ermenilerin terk etmesi nedeni ile sahipsiz kalan topraklarının, sahiplenilmesi olgusu; çok haksız ve saçma geldi; ermeni iddialarından olarak, kurtuluş savaşı döneminde ki yaşananlardan bir nevi bahsedebilirdi, tabi romanın böyle tarihi bir gerçeği savunmak yada karşılamak gibi bir görevi olmadığı da ortada.
devamını gör...
3.
yaşar kemal'e ait bir çukurova romanıdır.
kitap, geleneksel olarak göçebeliği benimsemiş yörükleri konu edinirken, değişen koşullar eşliğinde onların maruz kaldıkları sorunları işler.
aslında göçerlerin osmanlı için sorun olması, yeni bir şey değildir. göçer topluluklardan vergi alımı, asker temini gibi ihtiyaçların karşılanabilmesi, her zaman bir sorun olmuştur.
herhangi bir üretim ekonomisine dayanmayan osmanlı ekonomisi, birinci dereceden vergilerle hazinesini dolduran iktisadi bir yapıya sahipti. hatta bu yapı, halk arasında "ekince yok osmanlı, biçince yok osmanlı, yiyince ortak osmanlı" gibi meşhur bir sözü de doğurmuştur.
(bu kısmın daha iyi ve daha detaylı anlaşılabilmesi için fikret başkaya'nın, osmanlı devlet ekonomisini incelediği "yediyüz" kitabından yararlanılabilir.)
yörükler de mevsimlere göre yayla ve koyak hattında hayvancılıkla geçimlerini sağlayan türkmen topluluklar olduğu için, hayvanlarının besin ihtiyacını da mevsimsel doğrultuda, tamamen doğadan temin ettiklerinden tarım konusunda bile herhangi bir üretim faaliyetleri olmayan topluluklardır.
asırlık gelenek, beceri ve kültür yapılarına göre şekillenen bu yaşam tarzlarına, yerleşiklik hiç de uygun değildir. mimarileri yoktur, arazileri yoktur. üstelik bu yönlü talepleri, bölgenin feodal ağalarınca çok yüksek bedeller karşılığında ancak karşılanabilecektir.
bu durumda, gerçekleştirilmek istenen devlet politikasıyla sadece hazine değil, ağaların cepleri de doldurulacaktır. yoksul yörüklerle ortaya çıkacak maraba sınıfı da cabasıdır.
romandaki kadın karakterin isminin "ceren" olması bile, bir kendi doğasına uygun yaşama gerekliliğine gönderme niteliğindedir. aşk ise, teslimiyet ve direnme arasında bir tercih noktasındadır.
romanda doğa betimlemeleri, çukurova'yı hiç görmeyenler için bile özleme dönüşebilecek gerçeklikte, çok güzel resmedilmiştir. insanların çilesi, kitaptaki ifadesiyle "ayaklarını basacakları bir karış toprak içindir." yörük kültürünü, onların insanı ve doğayı kavrama biçimlerini anlamak için okunası zenginlikte, dopdolu bir kitaptır.
kitap, geleneksel olarak göçebeliği benimsemiş yörükleri konu edinirken, değişen koşullar eşliğinde onların maruz kaldıkları sorunları işler.
aslında göçerlerin osmanlı için sorun olması, yeni bir şey değildir. göçer topluluklardan vergi alımı, asker temini gibi ihtiyaçların karşılanabilmesi, her zaman bir sorun olmuştur.
herhangi bir üretim ekonomisine dayanmayan osmanlı ekonomisi, birinci dereceden vergilerle hazinesini dolduran iktisadi bir yapıya sahipti. hatta bu yapı, halk arasında "ekince yok osmanlı, biçince yok osmanlı, yiyince ortak osmanlı" gibi meşhur bir sözü de doğurmuştur.
(bu kısmın daha iyi ve daha detaylı anlaşılabilmesi için fikret başkaya'nın, osmanlı devlet ekonomisini incelediği "yediyüz" kitabından yararlanılabilir.)
yörükler de mevsimlere göre yayla ve koyak hattında hayvancılıkla geçimlerini sağlayan türkmen topluluklar olduğu için, hayvanlarının besin ihtiyacını da mevsimsel doğrultuda, tamamen doğadan temin ettiklerinden tarım konusunda bile herhangi bir üretim faaliyetleri olmayan topluluklardır.
asırlık gelenek, beceri ve kültür yapılarına göre şekillenen bu yaşam tarzlarına, yerleşiklik hiç de uygun değildir. mimarileri yoktur, arazileri yoktur. üstelik bu yönlü talepleri, bölgenin feodal ağalarınca çok yüksek bedeller karşılığında ancak karşılanabilecektir.
bu durumda, gerçekleştirilmek istenen devlet politikasıyla sadece hazine değil, ağaların cepleri de doldurulacaktır. yoksul yörüklerle ortaya çıkacak maraba sınıfı da cabasıdır.
romandaki kadın karakterin isminin "ceren" olması bile, bir kendi doğasına uygun yaşama gerekliliğine gönderme niteliğindedir. aşk ise, teslimiyet ve direnme arasında bir tercih noktasındadır.
romanda doğa betimlemeleri, çukurova'yı hiç görmeyenler için bile özleme dönüşebilecek gerçeklikte, çok güzel resmedilmiştir. insanların çilesi, kitaptaki ifadesiyle "ayaklarını basacakları bir karış toprak içindir." yörük kültürünü, onların insanı ve doğayı kavrama biçimlerini anlamak için okunası zenginlikte, dopdolu bir kitaptır.
devamını gör...
