orijinal adı: the children act
yazar: ian mcewan
yıl: 2014
kitap, yüksek divan aile hukuku dairesi'nde hakim olarak çalışan fiona'yı konu alır. 17 yaşındaki kanser hastası adam henry ismindeki bir çocuğun ailesi, dini inanışları gerekçesiyle çocuklarına nakil kabul etmez. fiona, yasalar gerekçesiyle bir çocuğun hayatı ve ailenin inançları arasında seçim yapmak zorundadır.
yazar: ian mcewan
yıl: 2014
kitap, yüksek divan aile hukuku dairesi'nde hakim olarak çalışan fiona'yı konu alır. 17 yaşındaki kanser hastası adam henry ismindeki bir çocuğun ailesi, dini inanışları gerekçesiyle çocuklarına nakil kabul etmez. fiona, yasalar gerekçesiyle bir çocuğun hayatı ve ailenin inançları arasında seçim yapmak zorundadır.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "emine pir zola" tarafından 18.10.2021 13:44 tarihinde açılmıştır.
1.
hakim fiona işinde başarılı bir kadındır. son baktığı davaların birinden çok etkilenmiş ve bu kocasıyla olan ilişkisine de yansımıştır. kişisel hayatında sorun yaşayan hakim çok önemli bir dava ile daha başa çıkmak zorundadır. adam on sekiz yaşına girmesine üç ay kalmış, zeki bir gençtir. lösemi hastasıdır ve tedavi sürecinde kan nakli yapılması gerekir. ama çocuğun dini inancı kan naklini onaylamaz. hastane çocuk yasası uygulanabilir olduğu için mahkemeye başvurur. peki kan naklini reddetme kararı tamamen kendisine mi aittir? yoksa kararlarında ne kadar bağımsız olduğunu söylese bile yetiştiği aile ve inandığı din mi onun hamurunu yoğurmuştur? hakim fiona adam için kendi kararlarını verecek kadar yetişkin olduğuna karar verip müdahale etmemeyi ya da onu ailesinden, dininden ve kendinden bile korumayı mı seçecektir?
kitabı bitirdiğimizde kendi fikirlerimizin ne kadarının bize ait olduğunu sorguluyoruz. kararlarımız ve büyük bir şevkle savunduğumuz fikirler acaba dış faktörler olmasa, bambaşka bir çevrede yetişsek yine aynı mı kalacaklardı? yetişkinlerin bile kararlarının bağımsız olmadığı bir dünyada bir çocuğu tüm dış etkenlerden korumak, onun gerçek refahı ve iyiliği için kararlar vermek yasaya düşer.
adam diniyle ilgili yeni kararlar aldıktan sonra tutunacak bir dal aradı ama bulamadı. bu da onun sonu oldu. bir insan ne kadar hassas aslında. sadece onu kurtarmak yetmiyor. devamında koruyup kollamak ve büyük bir ilgi de gerekiyor. fiona sonun böyle olacağını bilse çok başka şekilde davranabilirdi. çok hatalı davrandın fiona çok.
kitabı bitirdiğimizde kendi fikirlerimizin ne kadarının bize ait olduğunu sorguluyoruz. kararlarımız ve büyük bir şevkle savunduğumuz fikirler acaba dış faktörler olmasa, bambaşka bir çevrede yetişsek yine aynı mı kalacaklardı? yetişkinlerin bile kararlarının bağımsız olmadığı bir dünyada bir çocuğu tüm dış etkenlerden korumak, onun gerçek refahı ve iyiliği için kararlar vermek yasaya düşer.
adam diniyle ilgili yeni kararlar aldıktan sonra tutunacak bir dal aradı ama bulamadı. bu da onun sonu oldu. bir insan ne kadar hassas aslında. sadece onu kurtarmak yetmiyor. devamında koruyup kollamak ve büyük bir ilgi de gerekiyor. fiona sonun böyle olacağını bilse çok başka şekilde davranabilirdi. çok hatalı davrandın fiona çok.
devamını gör...
2.
tam kalbinde çok önemli bir etik ikilem bulunaduran kısa roman.
önce kitapla ilgili olumsuz izlenimlerimi paylaşacağım. yazarın kendisinin de bir ropörtajında belirttiği üzere bu romanı yazma fikri, yazarın yargıçlarla katıldığı bir etkinlikte tanıştığı, kitapta da gerçek adıyla temsil edilen yargıcın dava dosyalarını yazara okuması için vermesiyle oluşur. orada o ekinlikte yazar zaten hukuk dünyasını romana taşımaya karar vermiştir. zannediyorum ki tam da bu yüzden karakterlerin derinliği yok. ahlaki gerilimi yüksek tutmak adına, çok streril bir karakter olarak resmedilmiş, başarılı bir aile mahkemesi yargıcı fiona, seküler biri, kaliteli eşyaları var, rutin ve canlılıktan uzak bir hayatı var, uzun yıllardır evli ve çocuksuz. kocasının ona gelip yeniden hayatta hisssetmek için başka bir partnerle cinsellik yaşayacağını adeta tebliğ edilişiyle fionanın hayatında bir sarsıntıya sebep olacak dava ile karşılaşması aynı zamana denk düşüyor. gerçek hayatta başkasıyla birlikte olmadan önce gerçekten gidip ön bildirimde bulunur muyuz? fiona'nın kocasının adeta "ihtiyati tedbir" süresi başlatır gibi evliliğe ihanetini önden bildirip vicdani yükten arınması gereçek hayatta böyle gerçekleşir miydi sahiden? ayrıca genç bir kadınla birlikte olmak için fiona'nın işkolik ve adeta ölü gib olduğu bahanesinin klişeliğini de anmadan geçemeyeceğim. demek ki yüksek kademisyen de olsan, başarılı bir yargıç da olsan, hayatta kalmanın, ölümün yaklaştığı bilgisinden kaçmanın verdiği o hal ile işte böyle klişe bahanelere sığınıyor ya da onların hedefi olabiliyorsun. fiona nasıl biridir? seküler, başarılı, idealist.. işi dışında nasıl biridir? arkadaşalrı kimlerdir? nelere güler? canını ne sıkar? bilmiyoruz. bilemiyoruz. 50 yaşlına kadar fil dişi kulede yaşamış biri olduğunu var sayıyoruz. sonra bir gün kocası ona onu aldatacağını söylüyor. finona'nın karşısına da 17 yaşında (18 e birkaç ay kalmış) lösemi hastası bir çocuğun davası çıkıyor. adam, yahova şahidi. mensup olduğu dinin gereği olaran kan nakli alamıyor. adam'ın ailesi bu konuda çok hassas. dinlerinin müsaade etmediği bir tedavinin uygulanmasını reddediyorlar. doktorlar ise kan naklinin şart olduğunu beyan ediyorlar. sosyal hizmetler konuyu davaya taşıyor ve adam'ın birkaç ay sonra başına gelse tedaviyi reddetme kararını tek başına verme hakkı varken, 17 yaşın sonlarında bu kararı onun yerine hukukun vermesi gerekiyor. kitabın ana sorusu "çocukluğun nerede bitip nerede başladığı" "yasalarda çocuğun üstün menfaati olarak yer alan o ifadenin çocuğun biyolojik faydası ile birlikte ruhsal menfaatini de kapsayıp kapsamadığı" konualrı üzerinde şekilleniyor. tam bunlar olurken fiona ve adam müzik üzerinden bir ortak dil bulup yakınlaşıyorlar. işte burada fiona karakteri kırılıyor. başarısız bir evlilik, ölü olmakla suçlandığı yürümeyen o birliktelik belki de fiona'ya kendisine ördüğü camdan ve sahi olmayan fil dişi kuelnin gerçekliğini sorgulatıyor. günün sonunda fiona kan naklini onaylıyor, adam'ın talep ettiği yakınlıktan ise korkup kaçıyor. kitabın sonunda adam 18 yaşına giriyor ve kalan tedaviyi reddediyor.
dini eski zamanların karar koyucusu kabul ettiğimiz bu zamanlarda seküler zamanların tanrı da hukuk mudur? kimin yaşayıp kimin öleceğine karar vermek hangi "tanrıların" işidir? üzerine düşününce gerçekten birçok etik ve psikolojik çelişkiye ve tartışmaya alan açan bir kitap.
önce kitapla ilgili olumsuz izlenimlerimi paylaşacağım. yazarın kendisinin de bir ropörtajında belirttiği üzere bu romanı yazma fikri, yazarın yargıçlarla katıldığı bir etkinlikte tanıştığı, kitapta da gerçek adıyla temsil edilen yargıcın dava dosyalarını yazara okuması için vermesiyle oluşur. orada o ekinlikte yazar zaten hukuk dünyasını romana taşımaya karar vermiştir. zannediyorum ki tam da bu yüzden karakterlerin derinliği yok. ahlaki gerilimi yüksek tutmak adına, çok streril bir karakter olarak resmedilmiş, başarılı bir aile mahkemesi yargıcı fiona, seküler biri, kaliteli eşyaları var, rutin ve canlılıktan uzak bir hayatı var, uzun yıllardır evli ve çocuksuz. kocasının ona gelip yeniden hayatta hisssetmek için başka bir partnerle cinsellik yaşayacağını adeta tebliğ edilişiyle fionanın hayatında bir sarsıntıya sebep olacak dava ile karşılaşması aynı zamana denk düşüyor. gerçek hayatta başkasıyla birlikte olmadan önce gerçekten gidip ön bildirimde bulunur muyuz? fiona'nın kocasının adeta "ihtiyati tedbir" süresi başlatır gibi evliliğe ihanetini önden bildirip vicdani yükten arınması gereçek hayatta böyle gerçekleşir miydi sahiden? ayrıca genç bir kadınla birlikte olmak için fiona'nın işkolik ve adeta ölü gib olduğu bahanesinin klişeliğini de anmadan geçemeyeceğim. demek ki yüksek kademisyen de olsan, başarılı bir yargıç da olsan, hayatta kalmanın, ölümün yaklaştığı bilgisinden kaçmanın verdiği o hal ile işte böyle klişe bahanelere sığınıyor ya da onların hedefi olabiliyorsun. fiona nasıl biridir? seküler, başarılı, idealist.. işi dışında nasıl biridir? arkadaşalrı kimlerdir? nelere güler? canını ne sıkar? bilmiyoruz. bilemiyoruz. 50 yaşlına kadar fil dişi kulede yaşamış biri olduğunu var sayıyoruz. sonra bir gün kocası ona onu aldatacağını söylüyor. finona'nın karşısına da 17 yaşında (18 e birkaç ay kalmış) lösemi hastası bir çocuğun davası çıkıyor. adam, yahova şahidi. mensup olduğu dinin gereği olaran kan nakli alamıyor. adam'ın ailesi bu konuda çok hassas. dinlerinin müsaade etmediği bir tedavinin uygulanmasını reddediyorlar. doktorlar ise kan naklinin şart olduğunu beyan ediyorlar. sosyal hizmetler konuyu davaya taşıyor ve adam'ın birkaç ay sonra başına gelse tedaviyi reddetme kararını tek başına verme hakkı varken, 17 yaşın sonlarında bu kararı onun yerine hukukun vermesi gerekiyor. kitabın ana sorusu "çocukluğun nerede bitip nerede başladığı" "yasalarda çocuğun üstün menfaati olarak yer alan o ifadenin çocuğun biyolojik faydası ile birlikte ruhsal menfaatini de kapsayıp kapsamadığı" konualrı üzerinde şekilleniyor. tam bunlar olurken fiona ve adam müzik üzerinden bir ortak dil bulup yakınlaşıyorlar. işte burada fiona karakteri kırılıyor. başarısız bir evlilik, ölü olmakla suçlandığı yürümeyen o birliktelik belki de fiona'ya kendisine ördüğü camdan ve sahi olmayan fil dişi kuelnin gerçekliğini sorgulatıyor. günün sonunda fiona kan naklini onaylıyor, adam'ın talep ettiği yakınlıktan ise korkup kaçıyor. kitabın sonunda adam 18 yaşına giriyor ve kalan tedaviyi reddediyor.
dini eski zamanların karar koyucusu kabul ettiğimiz bu zamanlarda seküler zamanların tanrı da hukuk mudur? kimin yaşayıp kimin öleceğine karar vermek hangi "tanrıların" işidir? üzerine düşününce gerçekten birçok etik ve psikolojik çelişkiye ve tartışmaya alan açan bir kitap.
devamını gör...
