birden fazla anlamı olan ingilizce kelime.

1 - latin dilinde data sözcüğünden türemiştir.
2 - linux dilinde tarih verebilmenizi sağlayan komuttur.
3 - bir arkadaş ya da grup ile dışarıda yapılmak üzere planlanan aktivite.
tinder uygulmasının sloganı dating'dir aynı zamanda.
devamını gör...
memlekete musallat olan "date" tabirine n'alet olsun.

ne güzel kavuşmak var, buluşmak var; birbirini bulmak var.

tey tey.
devamını gör...
randevu, tarih
devamını gör...
aklı olanın şu devirde yapacağı iş değil. ekonomik olarak seni sömürsün, saatlerce mağazalarda bekletsin, seni psikolog olarak kullansın, şoförü yapsın. bir de bunların üzerine vermesin. ne demiş hande yener " ama aşk böyledir önce sevdirir sonra sopa sopa..."
devamını gör...
karşılıklı olarak belirli beklentilerin karşılanması umularak gerçekleştirilen buluşma. ikincisi de ilki kadar önemlidir.
devamını gör...
arkadaşlar bu halta bulaşırsanız aylık rahat bir on onbeş harcarsınız. sonunda bir şey alacağınız da yok. psikolojinin bozulması da cabası.
devamını gör...
dün öğle sularında biten situationship’ten sonra dedim ki pes etmiycem. ruh eşimi bulucam ve onu bulana kadar cool karakterler biriktiricem hayatımda.
neyse, ellerimde 2 dolu kıyafet poşeti, 1 büyük çanta bir de el çantamla o evden çıktım, sinirli veya mutsuz değilim. hayal kırıklıkları var üzerimde. 500 metre falan yürüdükten sonra arabama fırlattım her şeyi. oturdum dating app’ten birine cevap verdim, numaramı verdim. buluşalım dedik. bana bir restaurant önerdi, bir saatlik işi olduğunu ama hızlı davrancağını söyleyip kapattı.

ben direkt önerilen yere gittim, sigaram 3 tane kalmış uyuz oluyorum kendime bazen. 1 saatte yetmez o. tekrar kalktım en yakın otomat arabayla 15 dk. iyi diyorum zamanda geçiyor böylelikle. sigara aldım. kendi şehrime dönmeden benzinde almam lazım. benzinlik 15 dk. gidiyorum onu da hallettim, tamam. bu sefer orda belki kart geçmiyordur para çekeyim en iyisi diyorum. 15 dk’da öyle gidiyorum. bi uyuzum kendime bilmiyorum ama bir yandan da halledilecek ne çok işim varmış, hepsi de halloluyor diye rahatlama geliyor. aklım situationship’in söylediklerine ve tavırlarına kayıyor ama uğraşamam şuan senle diyip öteliyorum o düşünceleri.

restaurant’a döndüm, tekrar park ettim. tekrar aynı masaya ve sandalyeye oturdum. bir kaç telefon görüşmesi çıkardım aradan. aklım situationshitteki pain’e kayıyor…

ulan yazık onca enerjime, zamanıma, onca hatana rağmen sana olan yumuşak karnıma…

date’i yarım saat bekliyorum. görüntülü konuşurken traşsızdı. markete gidip geliyorum hemen diyip o da iki işini halletmiş anlaşılan… geldi adam gayet şık, 1.85 falan, aslan burcu maalesef ama o meşhur ego yoktu. sadece yerinde özgüven vardı ki benim de gözlerim mavi olsa bende o şekilde bir özgüvene sahip olurdum.

çok rahat, hiç kasıntı değil, hoşsohbet birisiymiş. soda limonla sohbet artık bir buçuk saat aktıktan sonra yemekte yiyelim dedi. rüzgardan etkilenmeyeceğimiz başka bir masaya geçtik. benim canımın sıkkın olduğunu da sezdi. seni eğlendirmek için ne yapmamız lazım diye sordu. * gülümsedim. ee? lunapark diyorum. ciddi misin diyor, gülüyoruz. evet dedim. tamam anlaştık dedi.
hayat yorucu insanlar olmadan nasılda akıyor ya. orada tam üç saatim geçmiş fark etmedim bile… wc gidiyorum arkadaşta orada beni beklerken mekanın sahibiyle laflıyor. hesabı yarı yarıya paylaştırmıyor. teşekkür ettim, dışarı çıktık. nasıl yapalım dedi bende sen önden git takip ediyim dedim. iki araba gitmeyelim park bulamayız. seni tekrardan arabana getiririm diyor.

bakın arkadaşlar ben dört aydır böyle ince düşüncelerle karşılaşmadım tamam mı. biraz daha konuşsa pain’e paragraf paragraf sövücem. bana niye iyi davranmadın lan!!!

neyse iki arabayla gidiliyor. bak yavaş sür falan diyorum hahahahah trafik canavarı olduğumu sezdirmiyorum. tamam diyor. lambada yan yana duruyoruz o bir şeyler söylüyor ben bişeyler. hayatımda böyle yan arabaya laf atmışlığım olmadı dhdjjdjdjd ne biçim eğleniyorum varya. o gazlıyor ben gazlıyorum, bi’ ben öndeyim bi’ o. araya iki araba girdi onu kaybedicem sandım, beyefendi adam hemen yan şeride geçiyor onu göriyim diye. bende arkasına duruyorum. kırk beş dakika falan sürüyor yol, park arıyoruz… çıkmaz sokakla karşılaştık sonuna kadar gitti döndü, ben dönmedim, geri vitese taktım o şekilde caddeye çıkıp döndürcem arabayı. bu arkadaşta ben geri geri giderken üstüme sürüyor arabayı. uuuuuffff ne biçim sexy bir an yaşanıyor varyaaa. acaba o da aynı şekilde mi hissetmiştir? tam gaz geri gidiyorum o ise tam gaz üzerime geliyor. tiktok videolarından beter şöyle bir araba an’ı yaşayacağımın hayali vardı, gerçekleşti dün. hemde hiç planlanmadan. gelişigüzel. inanamıyorum o an ki şansıma.

centilmen şahıs önce bana park buluyor. kendisi 1 mahalle dolanıp geliyor. lunaparkta yürü, yürü, yürü rollercoaster buluyoruz. en büyüğüne binicez ne biçim heyecanlıyımmmmm.

kişisel eşyalarını senin çantana atıyım yaa diyerek koyuyor. rahatlığa bak sanki sevgiliyiz. o rollercoaster neler yarattı içimde anlatamam. çığlık çığlığa indim. başım dönüyordu. şu adrenaline ihtiyacım varmış. ruhuma iyi geldi. sonra gezdik, gezdik, gezdik, pamukşeker alıyım sana dedi yo sağol dedim. çokta romantizm yaşamayalım istedim niye bilmiyorum. mutluydum. pain’le böyle şeyler asla yaşayamazmışız onu fark ettim.
sarıldık, varınca yaz dedi.

bu cool karakter kalır arkadaşlar ben size diyim. ona da bi nick bulacak gibiyiz.
devamını gör...
yaralı ceylan avcısı nasıl?*
devamını gör...
varınca yaz kısmında ağladım
- ny times
son zamanlarda okuduğum en tatlı hikaye
- daily newyorker
insan okuyacak bunu
- mototonist
devamını gör...
yine bir date, yeni bir hüsran.

bunla aslında buluşmayacaktım.
bir falcının ölümün eşiğindesin ve bonus olarak üç harflileri görmeye başlayabilirsin heran demesi üzerine e çocuklarımda tatilde, evde hiç ses yok (bkz: in cin top oynuyor), dedim beni arar mısın?
aradı bu günümüzü anlattıktan sonra beni sakinleştirdi, laf lafı açtı vesaire bir buçuk saat konuştuk. beni de ikna etti yarın buluşmak için.
yarın oldu bugün, ben direkt mesaj attım ben gelemeyeceğim dedim çünkü esas oğlan buysa sonumuz (bkz: happy ending)le biter diye korktum. *

kendi halimdeyim bir mobilyayı sökmeye çalışıyorum o sırada bu benim mesajı görmemiş başka yerden mesaj atıyo
- napıyosun.
bende mobilyayı sökmeyi beceremediğimi söyledim. bu dedi geliyim ben yaparım, ben dedim yok öyle olmaz ilk günden. ille diyor geliyim, sökelim, taşıyalım kaldıralım sonra da dışarı çıkarız, gezeriz.
- evime gelemezsin ama inceliğin için tşk.
yazıyor…

telefon çaldı, alla’m o değildir inş çünkü bi elimde tornavida var, bacaklarım titriyor zaten çömelmekten, yeminle hıncımı ondan çıkarırım diye düşünerekten hallooo dedim hesap sorarcasına. meğersem işe başvurduğum yerin patronu arıyormuş.

- görüşmeye çağıracaktım.
- ne zaman geleyim?
- istediğinde gel.
- tm.

salağa mesaj attım ben şu saatte şurada olacağım sende şu saatte şuraya gel.
- tm.

iş görüşmem karman çorman geçti. araya bi sürü insan girdi, hem telefonum susmadı hem oradaki fiziksel insanlar durmadı… bir yandan patron diyor sevgilin yada eşin sen çalışırken seni izlemeye gelmesin öyle şeyler sevmeyiz, aile restoranı bu. *
- öyle alışkanlıklarım yoktur.
- iyi, olamaz da zaten, burası aile restoranı.
- hıhım.
- uçurcaz burayı senle.
- uçururuz tabii zamanla, chef.

adama mesaj attım: sakın beni almaya gelme, ben işim bitince arıyım. gitmiyo mesaj. fuck. geliyor.

- kahven bitmiş, çorbamızı mutlaka denemelisin sudoku!
- ehm, oluuur.

benim rahatlığa bak ya bakkkkk. içim içimi yiyor bir yandan. inş gelmez embesil. çorba geldi.
- bir yandan da iyice düşün bak, şuraya şunu yaparız, buraya bunu koyarız. neyse çorbanı iç rahat rahat.
bir gidip geliyor, gözüm telefonda, aklım çocuklarımda, okul saatleriyle iş saatleri çakışıyor. annem yazıyor. dadım açmıyor telefonu. çocukların babasıyla telefondayım.

- çocuklar ömür boyu bende kalıcak.
- delirme, öyle bir şey olmıycak.
- sudoku! spordayım tamam ne diyosan öyle olsun!
- tm.

date hala görmemiş mesajı. her an yanımda belirebilir. bir iki telefon görüşmesi daha çıkardım aradan. o sırada aşçı geliyor.

- ee bizimle misin sudoku? çorbayı beğendin mi?
- hıhım, sağol, çok güzel olmuş.

gözler üstümde. yavaşça kalktım lavoboya giderken arkamdan sesleniyor patron;
- yarın hemen gelirsin demi, eve gittiğinde ikametgah, iban vs gönder hepsini hallediyim yarına…
ulan sırtım dönük gidiyorum ya gidiyorum yaaaa salsana be! neys, girdim çıktım, saçımı başımı düzelttim anasını satıyım. streeeeeeeeeeeeeeeessssssss. stres abi.
yüzünün önünde durdum.
- oldu, ben size dönerim o zaman.
- dön, sudoku, iyice düşün, yarın hemen başlatalım seni.
- tamam sağol, her şey için tişikkirliiiir, aşçıya selam, baaaaay.

bahçeye çıktım yeniden. oh. gelmemiş. bir köşeye dönüşüm var ne sen sor ne ben yazayım. sanki arkamdan izliyorlar. aradım bunu, telefon çalmıyor wtf? bir daha aradım çaldı,
- nerdesin?
- geldim ben tam o dediğin yerdeyim.
- ben çıktım, işim bitti, az daha yürü sinemanın oradayım
derken hızlı hızlı yürüyen ve telefonda konuşan birini gördüm o sırada elini kaldırdı zaten.
yürü allah yürü, sonunda bir yer seçebildik ve oturduk. içecekleri söyledik, tatlılara bakarken yunan restoranında olduğumuzu fark ettim. aklım lokma ve künefeye kaydı. adam konuşuyo bir şeyler cart curt. işin saatlerini düşünüyorum, ayarkayabilir miyim? adam konuşuyor…
- hıhım, hıhım.
konuşuyor… ve kritik an. soru sordu. duyamadım diye yalan söyledim sonra en iyisi an’da kalayım diyip dinlemeye başladım. yaptığı hobisinden bahsediyor. mücevher söküyormuş dağlardan bayırlardan ve satıyormuş o mineral kongrelerinde pariste.
- hıhım, çok güzel, evet.

yeşil zümrüt gösteriyor bana yeşil zümrüt!!! ulan ya en sevdiğim taş mı olmak zorundaydı?

garson geliyor… aç mısınız?
- hanfendi aç değilmiş.

gitti.
- niye sen aç mıydın? yiyebilirsin açsan?
- değilim, değilim.
- iş yerine bi mesaj atıcam ya.

(saatlerden dolayı sizinle çalışamayacağım.)
(fikrini değiştirirsen gel yine de)



kalktık oradan. aklım karttaki lokma ve künefede. yine yürüyoruz, fasfakirler gibi yürüyoruz. neden herhangi bir otobüse yada tramvaya binmiyoruzda, çöllerdeki gariban bedevilercesine yürüyoruz? konuşuyoruz bir yandan. sohbeti sarıyor. parisi anlatıyor bana…
varmak istediği yere doğru ilerlerken konser alanı kurulduğunu gördüm, aklım künefede.
ben seni çözdüm diyor oturduğumuzda.

sitttttttt lan. beni kendim bile çözememişim, sen iki saatte çözdün mü ibiş? ama oynat bakalım.

- yaa öyle mi? neyimi çözdün?
- sen insanlar sana yaklaşmak üzere olduklarında geriliyorsun.

yapma yaaaaa? bak hele, eeee? eeeeeeeeeee???

- yani tanımadığım bi teyze bugün otobüsten inmek üzereyken omuz attı bana. böyle şeyleri kimse sevmez bence.
- hahah, banada aynısı oldu, 2014’te!
- haha.

daha fazla konuşmasın diye ben çok konuşmaya başladım. bitince bu aniden;

- benimle parise gelir misin?
- ne alaka?
- oraları görmeni istiyorum sudoku! çok romantik bir şehir. zaten her şeyi ben organize ederim.
- hm… (sustum)
- ağustosta gidelim, benim 4 saat çalışmam lazım, sonrasında full gezeriz.
- benim durumum yok.
- ya bendesin dedim!
(sustum, sıfır mimik)

bir şişe şarabı da yemekle birlikte öyle yuvarladık. benim kafam çakırkeyif oldu.

- tatlı ister misin?
- o yunan restoranına dönebilir miyiz?
- neden ya şu karşıda baklava falan yiyelim napıcaz orada?
- gidelim mi bi?
- bilardo oynamak için buraya döneceksek, gidelim.
- oluuuur.

yürü baba. yeniden yürü babaaaaaaaaam. yürü. fasfakirler gibi yürüyoruz yeniden. kaç saattir de beraberiz, yeter artık me time istiyorum ben.

- bana gidebilir miyiz acilen?
- herkes kendi evine dağılsa?
- ya hadi lütfen, bi gidelim, evimde baklava da var, yer çıkarız bilardo oynarız.
- neden sana gidicez şuan, çok saçma?
- ya bir şey unuttum sudoku, gidelim lütfen.
- n’olduğunu söyle!
- balkonu açık unuttum hırsız girebilir, kapatıyım, varmışken tatlımızı yiyelim, aşağıda birer bir şeyler daha içeriz, bilardo oynamaya döneriz.
- ben senin evine gelmem, önünde beklerim, balkonunu kitlersin, çarşıya döneriz.
- tm.

tramvayla vardık. ille diyor içeriyi gör. evimi gör, beni tanı. ya bi sittttttt…
- bekliyorum, git gel ya da ben evime gidiyim artık.
- nolur gel.
- gelmem, evime gideceğim.
- tamam gitme, bekle hemen geliyorum.

gitti geldi bu.

- gel şu köşede oturalım çok nezih bi yer.
- tamam ama sadece bir içecek, sonra ya çarşıya dönelim ya da dağılalım.
- tamam.

hocam bu 3. mekan. yeter a*k sabaha kadar tüm şehri bitiricez mi? saçma.

oturduk, bu sefer bira söyledik. müzik sarmıyor. jukebox gibim değişik bir makineden geliyor.

- değiştirebilir miyim?
- tabii ki, buyrun.

kalktım, nereye basmam gerektiğini anlattı barmen, pump it açtım.

onca içi baygın insanın arasında bir tek bu embesil dans etmeye başladı. bende sandalyemde şarkıyı söylüyorum sesimi çıkarmadan.
bir yandan birayı fondipledim, hoananı. işte bunu yapmıycaktım. başımmmmmm!!! wc git gel, dışarda sigara içiyorum, geliyor arkamdan…

- yağmur başladı, hadi bana gidelim sudoku!
- hayır delirme.
- valla bişey yapmak istediğimden değil, yanımda dur sadece.
- saçmalama!
- neden inanmıyorsun? tatlıyı yeriz, sen koltukta uyursun, bende odamda.
- issssssssstemiyorum.
- dart oynayalım?
- evime gidicem.
- gitme, bende kal işte.
- başka zaman buluşuruz?
- o başka zaman gelene kadar yanyana dursak?
- olmaz dedim.
- beni yanlış anlıyorsun, kırılıyorum.
- sana inanıyorum ama evimi istiyorum. hemde çok garip.
- nesi garip? biraz normal olur musun lütfen?
- ben gidiyorum.
- bende geliyorum, çarşıya dönüyoruz, bilardo oynuyoruz!

otobüse bindik. yüce tanrım kim otobüsü yaptıysa bin kere şükürler olsun.

- bak markete gidelim, içecek bir şeyler daha alayım, bende kal lütfen.
- olmaz, ben çarşıyı da istemiyorum, evime gidicem ana duraktan.

somurtuyor. kafasını oraya buraya çeviriyor.

- zaten saatlerdir beraberiz. bu benim için çok fazla.
- beni yanlış anladın kırdın, sadece yanımda olmanı istiyorum.
- ulan başka zaman buluşuruz.
- gitme.
- gidicem.

indik. ohhhhhhh. nefes.

- sudoku hadi şu marketten bişeyler alıp dönelim!
- sen dahada içmiyorsun, bende evime geçiyorum. sağol bugün güzeldi, görüşürüz.

elimden tuttu, döndürdü beni. baaaaaaaakkkkk! tilt oldum, cinim iyice tepeme çıktı.

- gitmesen?
- byeeeeeeeeee!!!

arkamdan sesleniyor,
- seni bir daha görecek miyimmm?

velhasıl kendi otobüsüme doğru hızlıca yürüdüm, bindim. şuan bunları yazarken şahıs mesaj atıyor.

- eve vardın mı?
- kırıldın mı bana?

kırılmadım. kırılmadım ama ısrar sevmiyorum. belki de mükemmel birisin, kibarsın, tatlısın, hoş ve yakışıklısın, giyim zevkinde güzel. ısrar sevmiyorum. uyuzum şuan. saaaaaadece uyuzum. güzel giden bir günü bu denli yıpratmaya gerek yok arkadaşım. ben kimsenin ruhundaki boşluğu kendi varlığımla doldurmamaya ant içtim iblisten sonra.
bir daha buluşur muyuz? bilmem? bugün mesajlarını cevaplamayacağım orası kesin.
devamını gör...
yarısına kadar anca dayanabildim. inanılmaz bir yazı. benim kendime gelebilmem için bi' üç dört saat dinlenmem lazım acilen.

(bkz: allah akıl fikir versin)
devamını gör...
"kimsenin ruhundaki boşluğu kendi varlığımla doldurmamaya ant içtim iblisten sonra."

tokmak gibi bir cümle... iyi geldi. çok iyi anlatım, güzel final. tşkir.
devamını gör...
akşama çayınızı çorbanızı hazır edin date’im var. durumu olmayan okumasın, imkanı olan da şans dilesin.
bu vatandaş bazı kriterlerimi karşılıyor, sesi de güzelse tamamız gibi.

edit:

iki buçuk saat sürmüş, zamanın yeni farkına vardım. tamda üstte belirttiğim konudan vuruldum. ses abi.
bu adamın kaç saat konuşmasına dayanabilirim? bilmiyorum, zor. sanki birilerini azarlamış, bas, bas bağırmışta yanıma gelirken kısılmış gibi.
komikli, esprili geçti. güzeldi aslında. laaaaaaaaaakin;
oturduğumuz mekanın bir objesindeki çıplak kadın figürüne takıldı bu. çok detaylı yapmışlar. göze çarpıyor. çok gerçekçi duruyor. millet alıp eve götürmese bari. alla allaaaaa, çok değişik. üstünü örtseler iyi olur hahahaha. şuna bak ya. baya oraya koymuşlar öylece

olum hayırdır yükseliyon mu lan? hayatında kadın görmemiş aç köpekler gibi, sen hayırdır??? al sen evine götür mal. uyuz oldum. uyuz oldum yineeeeeeee. hasta mısın olum sigara içerken yok çakmağımda bikini sembolü varmış, yeni fark ettim, böyle satmasınlar bunları sudoku. yok objede çıplak kadın var sudoku. eeeeeeeeeh!!! ne çeşit bi bireysin olum sen? normal mi bu ya? objelere mi yükseliyosun? *
neyse başka şeylerden de konuşuldu, havadan sudan da ve kendisi benle aynı burç. ne olduğunu söylemiyim beni bilen bilir, üşenmeyen araştırır.
mekanı kapatıyorlardı, dedim dağılalım. hesabı ödedi, kalktık, yürüyoruz. elini omzuma attı, yan yan giderek uzaklaştırdım, kazara oldu sandı heralde ki bidaha attı bu sefer elimle indirdim. elimi tutmaya bahane arıyosun diyor. bitch what?? neyse…
bir üşüdüm ama ne biçim esiyor. bunda tık yok. ben bırakcam seni dedi. benimde işime geldi ne yalan söyliyim, dondum çünkü.
normalde izin vermem ama hayır diyemeyeceğim dedim onada aynı şekil. arabasına isim koymuş, kafayı yersin. bir an absürt geldi kahkahalarla güldüm o isme. arabadan dolayı. araba çok tatlıydı yakıştırdım ismini shdhdjdj
yarın ki buluşmamızı planlamış kendince, onu anlatıyor mahalleme park ettiğinde. ee ıı, kem, küm yok, özgüvenli şekilde anlatıyor. geleceğim şu saatte, şuraya park edip, seni alıp, şuraya gideceğiz, şunu yapacağız… ilkin karşı çıktım çünkü neden iki gün üstüste buluşuyoruz?
haberleşiriz ya dedim. işlemedi adama!! direkt fark etti savuşturduğumu. eleman deneyimli herhalde diye bi tık uyuz oldum yine.

- hayır haberleşiriz deme bana.
- neden?
- planımızı yaptım sudoku, yok deme işte.
- iyi de net bi cevap vermedim ki.
- ben belirsizlik sevmiyorum. *
- bende hiç sevmem.

olur dedim. bi kaç espri daha… yeter da, gidiyim artık. öpmeye çalıştı, öptürmem abicim. kafa tokuştursaydın askerlik arkadaşı gibi dedi, aynen de öyle eğdim kafamı buna, çenemi kaldırmak istedi kafamı çevirdim. yine öpmeye çalıştı, kapımı açtım, yanağından öptüm, indim, yürüyorum.

- yarın şarap bardaklarını almayı unutmaaaa!
- hatırlaaaat! (saçımı savurdum)
- havalara bak ya uffff…

buraya kadar iyiydi. yarın yine buluşuyormuşuz beyefendiyle. ben, yönetici, lider ruhum, bir eril tarafından yönetilmeye mi başladı? neler oluyor? bi hoşuma gitti.
devamını gör...
datelerinize başarılar diliyorum date si olmayanlara da sabırlar diliyorum. herkes bir gün date çıkacak merak etmeyin.
date ingilizce buluşma görüşme demektir ayrıca hurma anlamı da var. yani date ingilizler için de çok kutsal bir müessese..
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"date" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim