beni düşüncelere gark eden sorunsaldır.

her mesleğin icrası için elbette farklı gereksinimler var ve insanlar kişisel özellikleri, ilgileri, önceki iş tecrübeleri ve bilgi birikimleriyle birlikte sosyoekonomik/epigenetik/sosyokültürel sayısız faktörle toplum içerisinde kendine bir rol ve görev biçmekte. ancak bazı meslekleri kavramak için mutlak bir bilgi haznesi olması gerekiyor insanın. bir avukat müvekkilini (hele ki türkiye gibi bir ülkede) vicdanı ile veya bir vakaya farklı bir bakış açısı sunarak kazanamaz; mevzuat vardır yasalar vardır anayasa vardır ve günümüz hukukunda suçlar neredeyse eksiksiz tanımlanıp muadil cezaları belirtilmiş. hukukun açık olduğu noktalarda konsensus da çağın getirisi olarak ivedilikle sağlanmakta. veya bir doktorun ''repertuarında'' sjögren sendromu veya ansızın hiponatremi sebebi veya ayakkabı bağcığını bağlarken hurler sendromu ile hunter sendromu arasındaki farklar, üstelik bunların patofizyolojik açıklamaları ve klinik bulguları; istenmesi gereken tetkikler mutlaka geçmeli. mutlaka benzer benzetmeler başka meslek grupları için de yapılacaktır. zaten bu ''niteliklilik'' hali için insanlar 4 sene lisans, 2-3 sene yüksek lisans yapıp üzerine ''ben bu konuyu başkasına anlatacak yeterlilikte biliyorum''u ispatlamak adına yine en az 2 sene doktora yapıyorlar. bunun dışında sahada tecrübe edinmesi vs cabası.

birçok otorite tarafından, bu ''örgün eğitim''in insanı ''dolaylı bir yolla medenileştirdiği'' öne sürülmektedir. nitekim bu geçmiş için doğruydu: x jenerasyonuna baktığımızda üniversite mezunları ve lise mezunları arasında belirgin farklar görünmektedir. bunun en önemli sebebi o dönem türkiye'de bir üniversite enflasyonu olmaması öğretim görevlisi enflasyonu olmaması, öğrenci enflasyonu olmaması ve en önemlisi de bu niş ortam içerisinde belirli ekollerin oluşabilmesiydi. bu ekoller ve kültür oluştukça artık fakültelerden sadece tıp insanı, hukuk insanı değil; itülü marmaralı hacettepeli odtülü çıkıyordu. bu ekol ile olan münasebet, kişinin karakterinde son derece olumlu değişimler yaratıyordu. tüm bu akademik enflasyonun akademileri kültürsüzleştirmesi ve köksüzleştirmesiyle beraber çağın zeitgeist'ının -yani düşünsel/sanatsal dünyası, zamanın ruhunun- da içinin boşaltılması ve hiçbir eğitim almayıp evinden oturarak milyon dolarlar götüren fırsatçıların övülmesi; gerçekten de hiçbir ''düşünür''ün kalmaması ve ''eğlendiriciler (entertainer)'' olduğu sürece düşünür'e ihtiyacın da talebin de olmaması ve kar odaklı multinasyonel şirketlerin aslında bir avuç insan ve bir köle ordusu ile işi götürebiliyor olduklarını fark etmeleri; gençler arasında tıpkı beat kuşağında olduğu gibi (ama bence kat kat yoğun bir şekilde) umursamazlık ve aldırışsızlıkla beraber giden bir hazcılık ve tembelliğin doğmasına sebep oldu.

sonuç olarak gençlik ve eğitim bozuldu. buna rağmen bazı meslekler var ki bu mesleklerin icrası için ''cephanede bulunması gereken mermi sayısı'' bir elin parmağını geçmez. bir amelenin mesleğini en iyi şekilde icra edebilmesi için ''bilmesi'' gereken şeyler sınırlıdır. eğer bilgisi yetmiyorsa, inşaatın başındaki inşaat mühendisi o malzemenin nasıl yapılması gerektiğini tarif etmekle görevli. nitekim aynı iş bir insana gelecek de vaat etmiyor. bir insan cv'sine 20 yıldır inşaatlarda ustayım yazdığında (bkz: cv'si olan inşaat amelesi) hiçbir işveren etkilenip şapkasını önüne koymuyor. en fazla yapacağı şey şantiyeyi emanet edebilmek işçilerin başına koymak. kariyer olarak bu insanın daha da ileriye gidebilmek gibi bir şansı yok. dolayısıyla bu kişi kendi sıkışık kaldığı sosyal statüde gerim gerim gerilmeye ve nobranlaşmaya başlıyor. bir bardak su içişi de, bir selam verişi de sanki boğazlayıp öldürecek gibi oluyor. bir taksici belki bütün gün o direksiyon başında hayatının bittiğini ve bütün gün birilerinin ağız kokusunu çekeceğinin farkında. mevcut düzende kazanabilecekleri maksimum paranın, belki hastalansa eğer sigorta karşılamazsa geberip gideceğinin farkında.

öyleyse alalım çocuklarımızı, hepsini sokalım üniversite sınavına ve hepsini 4 senelik fakültelere yazdıralım. o üniversitelerden çıkan insanların %1'i belki mesleği hakkında ''azıcık'' fikir sahibi olacak ve belki keşfedilip kurtulacak. geriye kalan %99 ne çocukluğu boyunca esnaf gibi çalıştı, ne de garsonluk yaptı; hiçbir sektörde tutunamaz. olmadı değil mi? olmadı. öyleyse sadece o %1'i bir şekilde eleyip üniversitelerde yetiştirelim? belki o %1 için hayat hoş olur; ama geriye kalan %99'un günden güne büyüyen huzursuzluğunu hayal edemiyorum... öyleyse ne?

elbette çözüm meslek okullarının iyileştirilmesi ve değer görmesi; bir marangozun (ki marangozluk hiç beceremediğim, çok saygı duyduğum ve çok zor bir meslektir) mesleki eğitimi için ilkokul 4. sınıftan itibaren belki 10-15 sene çıraklık/kalfalık yapması. belirli zanaatkarlıklar ve hizmet sektörüne ait meslekler için bu olabilir. aynı iyileştirmeler bir fabrika işçisi için de yapılmalı, bir taksicinin örneğin 3-4 dil bilmesi gerekmeli. bir temizlikçiye öyle eğitimler verilmeli ki şunu demeliyiz: ''abi biz temizlik nasıl yapalım??''

ama işte bu noktada bile bir sorun var... bir otobüs şoförünü belirli bir noktaya getirdiğini varsayalım: o otobüs şoförünün çantasından nasıl baudrillard'ın bir kitabı çıkabilir? veya bir terzi nasıl gelinim kaynanamla programı yerine bir sanat filmi izler? bir bakkalı baştan yarattın diyelim veya mezrasında bir köylüyü; nasıl o köy evinde açık toplum konuşulacak? nasıl şemdinli'de mini etekli bir lezbiyen çift köylü bir nineyle şarap içerken türkiye'yi ne kadar sevdiklerinden bahsedecekler (buradaki mini etek ve lezbiyen stigmatizasyonunu bilinçli yapıyorum; bunlar ''marjinal'' oldukları için değil en büyük zulmü gördükleri için)?

bunun cevabı aslında yanlış sorunun sorulmasında yatmakta. bugün siyasetçiler için getirilmesi istenen (aslında gaipten beri istenen ama ''nedense yapılmayan'') siyasi ahlak yasası, aslında bakarsanız toplumun tamamı için getirilmeli. dönüşmesi gereken insanlar var. bir insanla ötekisinin görüşü eşit olamaz. ben gidip sanat tarihi hakkında ileri geri konuşsam birisi gelir ağzımın payını verir. vermeli de; çünkü benim görüşüm onun görüşünden değersiz ''o konuda''. bir taksici ile yoldayızdır ve ben soldan o sağdan gidelim der. öyleyse sağdan gidilmelidir; zira onun görüşü belki de günde 10 saatten 10 yıllık bir birikime dayanmaktadır.

peki ya yaşamak? şuurlu, bilinçli ve iradeli yaşamakla; şuursuzca ve umarsızca yaşamak arasında fark yok mudur? yaşamak da tıpkı vinç opere etmek, bir nevüsün biyopsisini almak ya da bir tarlaya ne ekip ne kadar sulayacağını bilmek kadar şuur gerektirmez mi? bir birey olmak, bir karakter olmak, benim adım x diyebilmek çok mu kolay? belki vinç sürmekten, sentinel lenf nodu rezeksiyonu yapmaktan bin kat daha zordur onurlu bir hayat yaşamak. ülkemizde ve dünyada ödüllendirilmeyen tam da bu. bunların hiçbirini yapmadan manda gibi yaşayıp ülkenin nimetlerinden faydalanmak veya sabah akşam kalkıp pestil gibi yatıp hükümet böyle ya diyip sallamak ne kolay!

öyleyse bir kast sistemi gelmeli. her dinde (islamiyettekinin adı takva), her meslekte, her kültürde hiyerarşi insanın doğasında varken bunu inkar etmeye çalışmak beyhude bir çaba. demokrasi, şahsiyet olmak gibi son derece zorlu bir meziyetin ilüzyonunu köydeki ismail enişte'ye bile vermiş noktada. bu noktada öyle bir kriter belirlenmeli ki insanlar şuurlarına göre sıralansın. bu sıralamanın en üst noktasındaki kişi için ''makul derecede'' bir avantaj olmasıyla beraber en alt sıradaki vatandaşlar zoraki olarak günde 4-5 saat zorunlu kamu hizmeti yapıp geri kalan vaktinde bir rehabilitasyon merkezinde rehabilite edilmeli. zannediyorum ki bu kriterler içerisinde etik kabuller (atıyorum eşcinsele, kadına, köpeğe, çocuğa, erkeğe, yaşlıya, ağaca gibi varlığın tüm ögelerine mutlak sevgi, şefkat ve kabulü öneren bir ''universal moral''), felsefe, edebiyat, sanat tarihi gibi insanı hayvandan ayıran tüm yetkeleri ve entelektüel birikimi ölçen bir sosyal bilimler sınavı olmalı.

sanırım çin halk cumhuriyetiyle roma cumhuriyetinin bir karmasını hayal ediyorum.

edtit: eklemeyi unutmuşum

böyle bir toplumda, yani herkesin (en azından bir noktaya kadar) zoraki olarak entelektüel olduğu ve gelir adaletinin sağlandığı noktada (atıyorum bir futbolcunun veya dünyaca ünlü bir sanatçının maksimum kazanabileceği kazancın bir kasiyerinkinin 2-3 katı olduğu, bir müteahhitin veya bir fabrikatörün kendi işçisinden 4 kat fazla kazanıyorsa idam edilmesi gibi; zira ancak bu sayede bir kasiyer basiretli bir ömür geçirebileceği bir kazanç sağlar ve geleceğe umutla bakabilir) bir inşaat işçisi eğitilmesine rağmen gülümseyerek sıvasını sürebilir.

edit 2: #1554271 'ye ithafen;

aslında yapmak istediğim tam da ne biliyor musun, iki kenarından o eğriyi bastırmak. %50 noktasına yaklaştırmak ve marjin ve orta arasında o mesafeyi sıfıra yakın hale getirmek. ancak bu yolla ''tüm eğriyi sağa kaydırabiliriz''. bugün zenginin zengin, fakirin fakir olduğu sistemde tüm ekonominin iyileştiğini ve ''büyüdüğünü'' varsayalım. belki %95 o büyümenin %10'undan nemalanırken çok ufak bir kesim tüm gönenci eline geçiriyor. geçiriyor çünkü kendi yaşam düzeni bunu gerektiriyor. bornozu ve 20 yıllık şarabını yudumlarken haberleri izlemesi için 20 milyar dolarlık köşkünden sadece sahip olması yetmez; ''sürekli bir o kadar daha kazanmaya devam etmesi'' gerekir. işte bu ''gereksinim'' tüm ülkeyi mahvediyor. eğer ancak bir bütün olarak yakın ve basiretli bir yaşam sürersek ekonomimizi gerçek anlamda büyütür ve asıl o zaman ''ulus olarak standartlarımız norveç gibi olur''.
devamını gör...
bunlar eğitilmezler kanka takma kafana.
devamını gör...
(bkz: bu memleketin ite kopuğa da ihtiyacı var)
devamını gör...
(bkz: gauss dağılımı)
devamını gör...
atamaların azaldığı ve işsizliğin çoğaldığı ülkemizde öğretmenlerimiz canları pahasına aileleri ekonomisine katkıda bulunuyorlar.. keşke eğitimle işlenselerde oralarda da işin ehli insanlar çalışsa
devamını gör...
eğitilmek okumak değil ki bunu hayat öğretti bize. bu yamuk dünyayı biraz düzeltmek için zaten şuan inşaatta çalışıyoruz.
devamını gör...
inşaatta iş yapma eğitimi alan insanlar?
devamını gör...
eğitimli inşaatçılar, ''ercan bey momentumu sağlayarak şu hammaddesi kremit olan bloğu 2.5 milisantimlik hiza ile şu alana sıkıştırır mısınız ?''
devamını gör...
bunun dalga konusu olması ara eleman açığının da göstergesi aslında. inşaatta çalışmanın da eğitimi var arkadaşlar. hani "usta kalmadı" diyoruz ya, eskinin alaylısının yerine okullu koyamadığımızdan.

avrupa şöyle böyle diye uzatmayayım. konuyu anladınız.
devamını gör...
tamam oğlum onu da ben yaparım diyen anneler.
devamını gör...
okumuş inşaatçı olur.
devamını gör...
canı çalışmak isteyen.
devamını gör...
kaliteli azlık > niteliksiz çokluk
örneğin milyonlarca insan hadi yazı yazalım dese ve karşılarında tek bir bilgisayar olsa o bilgisayar hepsini yener. bu demek değildir ki bilgisayar öcü burdan çıkarılmasi gereken ders farklı iş kollaridir yani o evi sıva yapan usta artık ev yapan robotun kodlarını yazacak adama donecektir zamanla. gelecek böyle bir yer olacak istesek de istemsek de.
devamını gör...
eski ve yeni mülteciler tabiki. sen amerikaya gidince bulaşıkçılık veya kuryelik falan yapacaksan buraya gelen mülteci de hakeza bu tarz işler yapacak.
devamını gör...
fazla uzağa değil alamancı akrabalarınıza bakarsanız, aralarında veya çevrelerinde okulunu okuyup inşaat ustası olup 8 ay çalışıp 4 ay off olup yılın 12 ayı ayda 4000 euroyu ceplerine koyanlara elbette ki rastlarsınız.
devamını gör...
kurduğumuz sistemin kompleks olması nedeniyle ortaya çıkan sorunsal.

pandorina kolonisi, işbirliği yapan bir grup hücreden oluşur. benzer işler yaparlar ve koloniyi oluşturan bireyler koloniden ayrılsa da yaşayabilirler.

volvox kolonisindeki hücreler özelleşmiştir. dıştakiler hareket ve beslenme, içtekiler üremeden sorumludur. hücreler tek başlarına yaşayamaz.

çok hücreli canlılarda işleyiş çok daha komplekstir. hücrelerin yaşam ortalaması tek tabanca takılan bir bakteriden daha uzundur ama maalesef eşitlik yoktur. bir grup hücre kafatasının içine yerleşmiş ve kütlelerine oranla vücuda giren enerji kaynaklarının çok daha fazlasını tüketerek 100 yıl yaşayabilirken, bir grup hücre de sırf deriyi oluşturuyor diye bir kaç hafta yaşayıp, belki canlı canlı keselenip kanalizasyona gönderiliyorlar. vahşet…
pandorinadaki hücreye böyle yapsan, belki “başlarım böyle işe” der ayrılır. ama insan hücresi yalnız yaşayamıyor. artık özelleşmiş o. artık önemli olan asıl organizma, hücreler değil. özgürlüğünü konfora feda etmiş bir hücre o.

insanlar küçük gruplar halinde yaşarken daha eşitlerdi. yaşam standartları da, yaptıkları işler de. gruptan ayrılan tek başına da yiyecek bulur hayatta kalabilirdi. ama belki de 40 yaşını görmeden ölüyorlardı. beni şimdi dağa bıraksalar 1 haftada ölürüm. yiyecek bulmama, yeriştirmeme imkan yok. kaktüs bile diksem yaşamıyor maalesef. ama toplumda çarkın bir dişlisi olarak büyük olasılıkla 60 yaşımı göreceğimi biliyorum.

insanlar çok farklı büyüklüklerde ve farklı iç işleyişlere sahip topluluklar kurmuşlar. bence bunların arasında en başarılı olanlar gelir adaletinin sağlandığı ve bireylerin özgürlük alanlarının daha geniş olduğu sistemler.
toplum kendi devamlılığını sağlamak ve en yüksek verimi almak için bireyleri yeteneklerine göre ayırıp, eğitir. matematik zekası olan bireyin çöp ayırması toplum açısından verimli olmaz. ayrıca insanların yaptığı işten memnun olmaması, hayatta mutlu olmamaları, bedensel ve ruhsal hastalıkları da verimi azaltır. bu yüzden bedensel olarak zorlu işlerde çalışanların da toplumun devamı için önemlerinin takdir edilmesi, çalışma saatlerinin yapılan işin zorluğuna uygun şekilde düzenlenmesi, iş güvenliği vb şartların sağlanması, eğitim ve sağlık hizmetlerinin ücretsiz ve kaliteli olması, insanlar arasında gelir uçurumu olmaması gerekir.

şu an matrix tasarımcısı gibi hissediyorum.

neyse enseyi karartmayalım. probiyotikler de var. insanın bir parçası olmadan bireysel takılıp insanla simbiyotik bir hayat sürebiliyorlar. hem özgür hem güvende. yani kısmen... bedenin kendini koruma mekanizmalarından birisi de ishal olup bağırsakları boşaltmak bildiğiniz gibi.

vazgeçtim, en iyisi kafatasının içi.
devamını gör...
kapitalistlerin aralarında tartışacağı sorunsal.
devamını gör...
bana başka bir sorunsalı hatırlatan sorunsal.

seneler önce camide imam vaaz sırasında buna benzer bir sorunsal ortaya koymuştu. bütün çocuklar okursa camiyi kim temizleyecek demişti. gülememiştim bile. fırlayıp elin ayağın tutuyor hoca, alırsın çalı süpürgesini fırt fırt süpürürsün diye çıkıştım. ben, koskoca hoca mı süpürecek camiyi, benim yapacak daha önemli işlerim var dedi. neymiş o daha önemli işler deyince hık mık kaldı öyle. kibir abidesi idi adam.

destan yazmışsınız da dünyadan pek haberiniz yok gibi sanki. inşaatlarda amelelik yaparken ölen üniversite mezunlarının haberleri sizin semte pek uğramıyor galiba ki oralarda çalışan herkesi eğitimsiz zannetmişsiniz. vah vah. sistem her halükarda dengeyi kurar. inşaatta çalışacak kimse bulunmazsa sistem gerekeni yapar ve orada çalışmayı cazip hale getirir. örnekleri çok.
devamını gör...
esas eğitilmesi gerekenler inşaatçılar. işçinin art niyetle ıskaladığı etriyeler koca üniversite hastanesinin yıkılmasına, içerisindeki bütün okumuş kesimin ölmesine sebep olabilir.

bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir komutanı, bla bla bla.
devamını gör...
eğitimli inşaatçılar.
yapı mühendisliğinde ne öğretiliyor sanıyorsunuz?
böylece cahil ve mal kaçıran müteahhitler de olamayacak ve depremde kum gibi dağılan riskli binalarda da yaşamayacağız. can güvenliğimiz olacak.
sorunsalın cevabı çok basit; okumayan herkes okuyan herkesin ofiste çalışacağını zannediyor. kimse meslekleri bilmiyor. yıl 2021.
yok olm öyle bir şey, kim işledi beyninize bunu.
6 yıl fabrikada çalıştım kadın başıma, elimde mühendis diplomasıyla.
manyak mısınız siz?
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"eğer herkes eğitilirse kim inşaatta çalışacak sorunsalı" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim