drama / gerilim / gizem
7 / 10
puan ver

öne çıkanlar | diğer yorumlar

2005 yapımı marc foster filmi. izleyen herkesin 'yoksa? david lynch?' doğal uyaranıyla irkildiğini biliyorum.

hayatımın belli dönemlerinde izlemem gerektiği dürtüsüne kapıldığım filmi az evvel izleyip bir leveli daha tamamlamış bulundum. başrollerde doyurucu oyunculuklarıyla ryan gosling, ewan mcgregor, newyork'tan manzaralar, massive attack'in angel'ı, animatrix'in who am i'ı bol yağmur, çok karanlık, gri bir balon, çarpık görüntüler, ikizler, sanat, sanat ve sanat bulunmakta.

kurgu tam anlamıyla şaşı bak şaşır. bir an karakterin biriyle kitapçıda iken aniden kendinizi trende buluyorsunuz ve geçişler normal değil. hiç değil. boğuk, kaygan, flu, son derece kararlı. filmin başlangıcından itibaren 'bir şey olacak, şimdi çok ilginç bir şey olacak' dürtüsü bırakmıyor yakanızı. hastalıklı ve haklı. film ilerledikçe beklenen şey gerçekleşiyor ancak hiçbir ipucu vermediği için aydınlanmak yerine adım adım geri çekilmek zorunda kalıyorsunuz. karakter zihinlerinin iç içe geçtiği, olağan dışı, mistik, sürreal ögeler sahnelere nesneler yardımıyla öyle başarılı yerleştirilmiş ki hayranlık duymamak elde değil. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi. kendisini en baştan tekrarlayıp duran sahneler. tekrarlanan cümleler. zekice yerleştirilmiş metaforlar. fonda akan mekanik-trip müzikler. henry'nin sigarası, saplantıları, yaşamayan ama ısıran köpek, perşembe günü de orada duran piyano, tek taş yüzük. ve gözleri gören kör adam.

henry'nin kolundaki sigara yanıklarını gören sam onları neden yaptığını sorar ve henry ona cehennem için alıştırma yaptığını söyler.

lila yemek masasında sam'e döner ve ''yanına yedek bir jilet alacak kadar hayatından nefret ettiğini hayal edebiliyor musun?'' diye sorar.

ve yine film ilerledikçe fonda her an karşınıza çıkan ağlayan bebek sesi...

hepsinin; film boyunca görülen tüm objelerin, mantıksız gibi gelen ani cümlelerin, vurguların, figüran sanılan oyuncuların, sokakların, köprülerin... hepsinin orada olmalarının bir sebebi var ve bu sebep filmin en sonunda ortaya çıkıyor. bu yüzden her anını pür dikkat izlemek gerekiyor.

''zarif bir intihar sanatın en üst noktasıdır...''
- tristan reveur

eğer bir film olsaydım, 'stay' olurdum.

''galiba budistler haklıymış sam! bu dünya bir hayal!''
devamını gör...
başrollerinde ewan mcgregor, ryan gosling, naomi watts'ın olduğu, sonunda alakasız bir plot twist olan film, başrollerin oyunculukları için izlenebilir, hak ettiği değeri görmeyen kenarda kalmış filmlerden
ryan gosling'in karakterinin kendine idol olarak belirlediği tristan reveurla ilişkisi çok etkileyiciydi ama
'kötü sanat trajik bir şekilde iyi sanattan daha güzeldir, çünkü içinde insan hatasını barındırır.' -tristan reveur
yine de depresyon gibi rahatsızlıklara sahip insanlar için tetikleyici olabilir
--! spoiler !--

henry(ryan gosling) kolunda sigara söndürüp cehennem için hazırlık yaptığını söylüyordu doktoruna daha sonrasında saat kaçta kendini öldürmeyi planladığından bahsediyordu, lila(naomi watts)'ın benzer bir hikayesi vardı yanına yedek jilet almasına sebep olan...

--! spoiler !--
devamını gör...
ryan gosling ve even mcgregorun baş rolleri palaştığı, bana göre harika ötesi bir film, lettetbox'da sadece 3.4 puan almasına çok şaşırmıştım çünkü bana göre tamamen 5lik bir film.
çok spoiler vermek istemiyorum ama baya beyin yakıcı bir film, sonunda böğürerek ağlamıştım.
ayrıca ryan goslingin yakışıklılığından bahsetmezsem olmaz, insana ev araba tarla tapan sattıran türden bir tip, bu filmde de apayrı hoştu kendisi..
devamını gör...
2005 yapımı abd filmi olan stay(türkçeye gitme olarak çevrilmiş) filminin yönetmenliğini marc foster yapmış. başrollerde ise ryan gosling, evan mcgregor, naomi watts, elizabeth reaser, bob hoskins yer alıyor.

sosyal medyada bir sahnesini görüp izlemeliyim diye açtığım bu film önceleri çok karışık geldi.

psikiyatrist olan sam arkadaşı bir doktorun hastasını devralır. hasta sam doktorla konuşmaya başlar. neden tedavi olduğunu vs anlatır ama bir şeyler tuhaf gider. hem hanry hem de sam için. hanry sam'i araştırırken öldü dediği annesini görür, öldü dediği babasını yıllardır tanıyordur. kendisi yine hastası olan lila 'yı intihatın eşiğinden kurtarmış ve sevgili olmuşlardır. bu olaylar ve süreçler sorgulanır dururken filmin sonu çarpıcı bir şekilde gerçeği yüzümüze vurur. ben sonunu gördüğümde resmen "neee" diye ufak bir çığlık bile atmış olabilirim. o kadar beklemediğim bir şeydi ki. ne kadar karışık değişik bir film derken aslında her şeyin bambaşka olduğunu gördüm.

spoiler olmaması adına son sahneden bahsetmeyeceğim ama lütfen gidin ve bu filmi izleyin. çok değişik ve güzel bir film. 20 yıl önce yapılmış olmasına da bakmayın.

şimdiden iyi seyirler.
devamını gör...

bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

zaten üye iseniz giriş yapabilirsiniz.

"gitme (film)" ile benzer başlıklar

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim