21.
22.
edgar allan poe kadar dünyaca isim yapmış değildir yani en azından ülkemizde pek bilinmez edgar gibi yani underrated olmuştur. lovecraft'in hikayeleri; türünün ilki alone in the dark dahilinde yüzlerce korku oyununu konseptinin altyapısı sayılır.
scooby doo! mystery incorporated'da hatecraft diye geçiyordu bu adam bir nevi parodi bir nevi de lisans derdi olmasın diye.
scooby doo! mystery incorporated'da hatecraft diye geçiyordu bu adam bir nevi parodi bir nevi de lisans derdi olmasın diye.
devamını gör...
23.
korku edebiyatı çoğu zaman karanlık evlerde, lanetli ailelerde, hayaletlerde dolaşır. ancak bu adam korkunun ölçeğini büyüttü. hikayelerinde korku bir yaratığın saldırması değil, insanın evrende sandığı kadar önemli olmadığını fark etmesiyle başlar.
onun dünyasında bilgi çoğu zaman kurtuluş değil felakettir. bir karakter eski bir metin bulur, unutulmuş bir şehir keşfeder ya da bir ritüelin izine rastlar ve o noktada şu gerçekle karşılaşır. insanlık sandığından çok daha yeni ve çok daha önemsizdir. (bkz: cthulhu), (bkz: azathoth), (bkz: nyarlathotep) gibi varlıklar aslında klasik anlamda canavar değildir. onlar insan merkezli evren fikrinin kırılmasıdır.
ilginç olan şu. lovecraft yaşarken bugün bildiğimiz gibi büyük bir yazar olarak görülmedi. hikayelerinin çoğu (bkz: weird tales) gibi pulp dergilerde yayımlandı ve hayatı boyunca ciddi maddi sıkıntılar yaşadı. 1937’de öldüğünde arkasında büyük bir ün değil, daha çok dağınık dergi hikayeleri bıraktı.
bir de işin ironik tarafı var. bugün en bilinen hikayelerinden biri olan (bkz: herbert west reanimator) aslında onun pek sevmediği bir metin. çünkü o hikâyeyi edebi bir proje olarak değil, bir dergi için bölüm bölüm para kazanmak amacıyla yazmış. yani bugün kült sayılan şeylerden biri onun gözünde biraz sipariş işti.
her neyse bu abimizin asıl hayatı biraz mektuplarda geçiyor. inanılmaz derecede mektup yazan biri. bazı araştırmacılar yüz bine yakın mektup yazdığını söylüyor. bugün onun hakkında bildiklerimizin önemli bir kısmı da bu mektuplardan geliyor.
arkadaş çevresi de tuhaf bir şekilde önemli. (bkz: robert e howard), (bkz: clark ashton smith) gibi yazarlarla adeta whatsapp grubu gibi mektuplaşarak yazışıyorlar. birbirlerine fikir atıyorlar, “abi bak şöyle bir yaratığa ne dersiniz” tarzında yaratıklar öneriyorlar, bazen birbirlerinin yarattığı şeyleri hikayelerinde kullanıyorlar. bugün (bkz: cthulhu mythos) dediğimiz şey biraz da bu arkadaş grubunun ortak hayal gücünden büyümüş bir evren aslında.
tabii işin problemli tarafı da var. mektuplarında ve bazı yazılarında açıkça görülen ırkçı fikirleri yüzünden çok eleştirildi. bu yüzden lovecraft bugün hem korku edebiyatını değiştiren bir yazar hem de karakteri tartışmalı bir figür olarak birlikte anılıyor.
benim lovecraft’a düşmem biraz da şu yüzden oldu. çoğu korku yazarı insanı korkutmaya çalışır. lovecraft ise insanın kendine bakışını değiştirir. onun metinlerini okurken bir noktada korkudan çok şu fikir kalır. belki de evren gerçekten bize ait değil. belki de biz sandığımız kadar merkezde değiliz. insan bu ihtimali bir kez düşününce dünya biraz daha tuhaf görünmeye başlıyor.
onun dünyasında bilgi çoğu zaman kurtuluş değil felakettir. bir karakter eski bir metin bulur, unutulmuş bir şehir keşfeder ya da bir ritüelin izine rastlar ve o noktada şu gerçekle karşılaşır. insanlık sandığından çok daha yeni ve çok daha önemsizdir. (bkz: cthulhu), (bkz: azathoth), (bkz: nyarlathotep) gibi varlıklar aslında klasik anlamda canavar değildir. onlar insan merkezli evren fikrinin kırılmasıdır.
ilginç olan şu. lovecraft yaşarken bugün bildiğimiz gibi büyük bir yazar olarak görülmedi. hikayelerinin çoğu (bkz: weird tales) gibi pulp dergilerde yayımlandı ve hayatı boyunca ciddi maddi sıkıntılar yaşadı. 1937’de öldüğünde arkasında büyük bir ün değil, daha çok dağınık dergi hikayeleri bıraktı.
bir de işin ironik tarafı var. bugün en bilinen hikayelerinden biri olan (bkz: herbert west reanimator) aslında onun pek sevmediği bir metin. çünkü o hikâyeyi edebi bir proje olarak değil, bir dergi için bölüm bölüm para kazanmak amacıyla yazmış. yani bugün kült sayılan şeylerden biri onun gözünde biraz sipariş işti.
her neyse bu abimizin asıl hayatı biraz mektuplarda geçiyor. inanılmaz derecede mektup yazan biri. bazı araştırmacılar yüz bine yakın mektup yazdığını söylüyor. bugün onun hakkında bildiklerimizin önemli bir kısmı da bu mektuplardan geliyor.
arkadaş çevresi de tuhaf bir şekilde önemli. (bkz: robert e howard), (bkz: clark ashton smith) gibi yazarlarla adeta whatsapp grubu gibi mektuplaşarak yazışıyorlar. birbirlerine fikir atıyorlar, “abi bak şöyle bir yaratığa ne dersiniz” tarzında yaratıklar öneriyorlar, bazen birbirlerinin yarattığı şeyleri hikayelerinde kullanıyorlar. bugün (bkz: cthulhu mythos) dediğimiz şey biraz da bu arkadaş grubunun ortak hayal gücünden büyümüş bir evren aslında.
tabii işin problemli tarafı da var. mektuplarında ve bazı yazılarında açıkça görülen ırkçı fikirleri yüzünden çok eleştirildi. bu yüzden lovecraft bugün hem korku edebiyatını değiştiren bir yazar hem de karakteri tartışmalı bir figür olarak birlikte anılıyor.
benim lovecraft’a düşmem biraz da şu yüzden oldu. çoğu korku yazarı insanı korkutmaya çalışır. lovecraft ise insanın kendine bakışını değiştirir. onun metinlerini okurken bir noktada korkudan çok şu fikir kalır. belki de evren gerçekten bize ait değil. belki de biz sandığımız kadar merkezde değiliz. insan bu ihtimali bir kez düşününce dünya biraz daha tuhaf görünmeye başlıyor.
devamını gör...
24.
not: bu entry eşim ve kedimiz merlin’e ithafen yazılmıştır. uyumama izin verselerdi, şu an kaynak doğrulamak yerine beşinci rüyamı görüyor olabilirdim... cthulhu’yu uyandırdığınız için teşekkürler, çocuklar. cidden. iyi bir takım çalışması. tartarus’un dibinde ve helheim’ın hemen sol çaprazındaki avernus’ta size kongre üyelerine özel çivili bir sandalye ayırdıklarını duydum...
yaygın bir görüşe göre kozmik korkunun babası ya da hiç olmadı kafadan kırık üvey annesi olan yazar. ne kadar üzerine düşünürsem düşüneyim; howard phillips lovecraft üzerine yazarken hâlâ en sık düşülen hatalardan ben de payıma düşeni alıyorum. işbu sebeple onu sadece cthulhu’nun yazarı seviyesine indirgemek ya da tersine, etrafına ölümünden sonra örülen mitolojinin sisine kapılıp metinlerinin asıl işleyişini gözden kaçırmak gibi bir düşüncem yok zira lovecraft’ın modern korku edebiyatındaki kurucu ağırlığı yalnızca birkaç ikonik yaratık icat etmiş olmasında ya da pulp fiction piyasasının içinden çıkmış tuhaf bir münzevi olarak sonradan biz makul olmayan insanlar için kültleşmesinde yatmıyor. biraz derine inersek asıl meselenin onun korkuyu metafizik bir hikaye süslemesi olmaktan çıkarıp, biraz daha öteye; insan merkezci kozmolojinin sistemli ve harikulade tasfiyesine dönüştürmesi olduğunu keşfetmek işten bile değil. h.p. lovecraft’ın tanımladığı dehşet, henry james stili bir hayaletin geri dönüşü temasına sahip değil. insanın evrendeki yerinin epistemolojik ve buna binaen ontolojik bakımdan hükmünü yitirmesi çok daha kapsayıcı bir ifade olur. bu nedenle metinlerinde korku, çoğu klasik gotik anlatıda olduğu gibi ahlâkî sapmanın cezalandırılması ya da bastırılmış olan 'şey'in geri gelişi değil de daha çok, bilmemesi gereken bir şeyi bilmenin sınırına çarpan bir zihnin kendi önemsizliğiyle karşılaşmasıdır esasen. lovecraft’ın kendi kuramsal ifadeleri de bunu açıkça destekler. corwin f. stickney'nin* editörlüğünü yaptığı edebiyat dergisi amateur correspondent'ın 1937'deki mayıs/haziran baskısından bir örnek irdeleyelim. ki yamulmuyorsam hoffmann price'ın da bir makalesi olması gerek aynı baskıda ama tarbis of the lake ve through the gates of the silver key hakkında konuşurken hoffmann'a tekrar değiniriz. alıntılardan söz etmişken devam edelim; lovecraft, bu makalede weird anlatının esas etkisini olay örgüsünden değil atmosferden, daha doğrusu doğa yasalarının askıya alındığına dair sezgisel bir ürperti rejiminden türettiğini bizzat kendisi söylüyor.
"ı choose weird stories because they suit my inclination most—one of my strongest and most persistent wishes being to achieve, momentarily, the illusion of some strange suspension or violation of the galling limitations of time, space, and natural law which forever imprison us..." -
notes on writing weird fiction/ the amateur correspondent, may - june 1937. p.7
"weird öyküleri seçiyorum çünkü bunlar eğilimime en çok uyan tür; zira en güçlü ve kalıcı arzularımdan biri, bizi sonsuza dek hapseden zamanın, mekânın ve doğa yasalarının bunaltıcı sınırlarının garip bir biçimde askıya alındığı ya da ihlal edildiği yanılsamasını, kısa bir an için de olsa yaratabilmekten ibaret."
bu arada o meşhur, "horror and the unknown or the strange are always closely connected..." ifadesi de aynı makaleden. neyse, devam edecek olursak; tam da bahsettiğim sebeplerden dolayı lovecraft’ı yalnızca korku yazarı diye anmak, meseleyi gereksiz yere küçültüyor aslında. bilinmeyen burada basitçe karanlık bir oda, yasak bir kitap, açılmaması gereken bir kapı ya da açıklanamayan bir yaratık olmaktan ziyade insan algısının kapasitesini, aklın kavrayış imkânını ve tür olarak insanın kozmik merkezde bulunduğu yanılsamasını çözen bir kuvvet. lovecraft’ın astronomi merakı, materyalist dünya görüşü ve bilimsel tahayyüle duyduğu ilgi, bu edebî tavrın arkasındaki düşünsel zemini doğrudan belirliyor ki birazdan mektuplarına da değineceğim zaten. onun kozmik görüş dediği şey, bir açıdan insanı evrenin ölçüsü olmaktan çıkarmakla ilgili; dolayısıyla kozmik korku da, özünde, bu merkezsizleşmenin duygulanımsal formudur. bir metinde duygulanımsal kadar s**ko bir ifade kullandığıma inanamıyorum, neyse. devam edecek olursam; fransızca okumalarım sırasında bir yüksek lisans tezine denk gelmiştim; h. p. lovecraft, ou la quête de l’inconnu olması gerekiyor ana başlığının. université jean monnet'de ingiliz dili ve edebiyatı okumuş genç bir hanımefendiye aitti. charlène busalli olmalı ismi yanılmıyorsam. tezin de basit bir şey olduğunu düşünmemek gerek zira anti-antropomerkezcilik, kuantum belirsizliği, einsteinyen uzam anlayışı ve korkunun ontolojisi üzerinden yapılmış bir okumaydı ve hâlâ tadı damağımda. okuduktan sonra kendisine mail atıp darlamışlığım bile var.
busalli, tam da az önce değindiğim noktaları güçlü biçimde yakalıyor tezinde. lovecraft’ın kurmacasında bilinmeyenin yalnızca dış dünyaya ait bir sır olarak değil de söz ettiğim gibi insan algısının, bilginin ve öznenin sınırlarını açığa çıkaran yapısal bir boşluk olarak işlev görmesi merkeze alınıyor. aynı çalışma, onun eserindeki anti-anthropocentric dediğimiz damarın ve kozmik korkuda bilim etkisinin yalnızca tematik değil, yapısal bir ilke olduğunu da ikna edici biçimde ele alıyor.
"cependant, le lecteur attentif ne manquera pas de remarquer que ce n’est pas l’étranger qui se trouve finalement au cœur de l’horreur, mais le soi. soumis à une lecture approfondie, les récits de lovecraft finissent par révéler que c’est la peur de se connaître qui prime sur toutes les autres peurs, le sort réservé aux protagonistes rendant finalement manifeste le pouvoir aliénant de la connaissance de soi, qui ne fait paradoxalement que révéler la part d’inconnu qui se trouve en chacun de nous." h. p. lovecraft, ou la quête de l’inconnu - p. 5
"ancak dikkatli bir okur, dehşetin merkezinde nihayetinde yabancının değil, benliğin bulunduğunu fark edecektir. yakından okunduğunda lovecraft anlatıları, diğer tüm korkuların üzerinde aslında kendini tanıma korkusunun baskın olduğunu açığa çıkarır zira karakterlerin başına gelenler, kendilik bilgisinin yabancılaştırıcı kudretini görünür kılar. bu öyle bir bilgi ki paradoksal biçimde her birimizin içinde bulunan bilinmeyen kısmı ifşa etmekten başka bir şey yapmaz."
ne var ki lovecraft’ı bu özgüllüğü içinde kavramanın önünde iki büyük engel var. ilki, elbette, onu bağlamından koparmak; ikincisi ise ölümünden sonra ona eklemlenen sistemleştirici yorumları doğrudan lovecraft’ın kendisine ait sanmak. ilk hata, lovecraft’ı birdenbire gökten düşmüş tekil bir dâhi gibi okumaya benziyor. oysa onun estetik soykütüğü oldukça belirgin. şimdilik biraz söz edeyim, yazının devamında derinlemesine bakarız. lovecraft'ın yazım stilinde görürüz ki onda mutlaka; poe’nun çözülme ve tekinsiz yoğunluk estetiğinden, machen’ın pagan artıklarla yüklü kadim dehşet temasına ve elbette blackwood’un elementer kuvvetler karşısında insanı küçülten doğa mistiğinden, chambers’ın yasak metin, adı geçen ama tam görünmeyen mitolojik alan ve bozulmuş temsil fikrine, doğal olarak da dunsany’nin düşsel coğrafyalarına uzanan ana damarlar mevcuttur. elimdeki kaynaklar ve uzun okumalarım, bu damar hatlarının her birini değişik yoğunluklarda doğruluyor: misal, el horror según lovecraft doğrudan lovecraft’ın kendi okuma evrenini gotikten modern korkuya kadar izleyerek bir soy ağacı çıkarıyor.
ikinci hata ise çok daha yaygın ve hem bu sebeple hem de bu sebeplerin dışında çok daha zararlı. lovecraft’ın kendi mitopoetik çekirdeğini; august derlethve arkham house çevresinin sonradan dayattığı ahlâkçı ve taksonomik sistemle karıştırmak korkunç bir inceleme hatası. burada düğüm basitçe şu; lovecraft’ın kurduğu alan, başlangıçta kapalı bir evren olmaktan çok uzak. daha çok gevşek, parçalı, çelişkileri olan, adların ve imaların birbirine değdiği ama tam şemalaşmadığı bir mitolojik ağ gibi düşünmek gerekiyor. buna karşılık derleth, bu ağı ölüm sonrası dönemde ahlâkî kutuplara, iyi ve kötü kozmik güçlere, hatta element kategorilerine ayıran daha sistematik bir yapıya dönüştürüyor.. s. t. joshi'nin hem polemik yazılarında hem de akademik çalışmalarında ısrarla savunduğu gibi, bu derlethçi müdahale, lovecraft’ın asıl dehşet rejimini evcilleştiren bir moralization hareketidir: kozmik kayıtsızlık, tanıdık bir iyi-kötü düalizmine çekilir ve insan ahlâkına yabancı olan devasa varlıklar, neredeyse yarı-hıristiyan bir kozmoloji içine yerleştirilerek taksonomik açıklık uğruna tekinsizlik azaltılır. de camp de daha eski ve tür tarihi merkezli çalışmasında lovecraft’ın cthulhu mythos ifadesini kullanmadığını, terimin sonradan hayran çevrelerince yerleştirildiğini açıkça belirtiyor. bu ayrım, lovecraft’ı doğru okumak için merkez olmalıdır zira onun yarattığı dehşet sistemi kurmakta değil, sistemi imkânsızlaştırmakta yatıyor aslında.
lovecraft’ın kendi mektupları en iyi kaynak işlevi görecektir aslında çünkü onun neyi amaçladığını, hangi yazarlardan ne aldığını, ne tür bir estetik ve felsefî evren içinde konuştuğunu, ikincil yorumlardan önce kendi sesinden işitebiliriz. lovecraft selected letters ciltleri, özellikle 1925–1934 arasını kapsayan bölümleriyle, hem supernatural horror in literature’ın yazım sürecini hem de machen, dunsany, chambers, blackwood, bierce gibi isimler hakkındaki doğrudan hükümlerini açıkça okumaya olanak sağlıyor ve ayrıca providence’a dönüşle birlikte belirginleşen antiquarianism, new england duyarlığı, mekanik modernliğe dönük tiksinti ve kozmik düşüncenin olgunlaşması da burada somutlaşıyor. bu yüzden lovecraft üzerine ciddi bir metin, artık yalnızca hakkında yazılmış metinlerle yetinemez; mektuplar olmadan kurulan her çerçeve ister istemez eksik kalacaktır.
bu entryde kurduğum temel sav, o hâlde en baştan açıktır: lovecraft’ı yeniden okumak, yalnızca cthulhu mitosu denen popüler bulanıklığı düzeltmek değil, modern korkunun en güçlü damarlarından birinde evrensel anlam fikrinin çöküşü üzerine okuma yapmak.
yemek yedikten sonra devam etsem iyi olacak. yaklaşık yarım saatliğine elminster, apparently a saint keyifli okumalar diler.
edit: şunu iki saat yapalım.
yaygın bir görüşe göre kozmik korkunun babası ya da hiç olmadı kafadan kırık üvey annesi olan yazar. ne kadar üzerine düşünürsem düşüneyim; howard phillips lovecraft üzerine yazarken hâlâ en sık düşülen hatalardan ben de payıma düşeni alıyorum. işbu sebeple onu sadece cthulhu’nun yazarı seviyesine indirgemek ya da tersine, etrafına ölümünden sonra örülen mitolojinin sisine kapılıp metinlerinin asıl işleyişini gözden kaçırmak gibi bir düşüncem yok zira lovecraft’ın modern korku edebiyatındaki kurucu ağırlığı yalnızca birkaç ikonik yaratık icat etmiş olmasında ya da pulp fiction piyasasının içinden çıkmış tuhaf bir münzevi olarak sonradan biz makul olmayan insanlar için kültleşmesinde yatmıyor. biraz derine inersek asıl meselenin onun korkuyu metafizik bir hikaye süslemesi olmaktan çıkarıp, biraz daha öteye; insan merkezci kozmolojinin sistemli ve harikulade tasfiyesine dönüştürmesi olduğunu keşfetmek işten bile değil. h.p. lovecraft’ın tanımladığı dehşet, henry james stili bir hayaletin geri dönüşü temasına sahip değil. insanın evrendeki yerinin epistemolojik ve buna binaen ontolojik bakımdan hükmünü yitirmesi çok daha kapsayıcı bir ifade olur. bu nedenle metinlerinde korku, çoğu klasik gotik anlatıda olduğu gibi ahlâkî sapmanın cezalandırılması ya da bastırılmış olan 'şey'in geri gelişi değil de daha çok, bilmemesi gereken bir şeyi bilmenin sınırına çarpan bir zihnin kendi önemsizliğiyle karşılaşmasıdır esasen. lovecraft’ın kendi kuramsal ifadeleri de bunu açıkça destekler. corwin f. stickney'nin* editörlüğünü yaptığı edebiyat dergisi amateur correspondent'ın 1937'deki mayıs/haziran baskısından bir örnek irdeleyelim. ki yamulmuyorsam hoffmann price'ın da bir makalesi olması gerek aynı baskıda ama tarbis of the lake ve through the gates of the silver key hakkında konuşurken hoffmann'a tekrar değiniriz. alıntılardan söz etmişken devam edelim; lovecraft, bu makalede weird anlatının esas etkisini olay örgüsünden değil atmosferden, daha doğrusu doğa yasalarının askıya alındığına dair sezgisel bir ürperti rejiminden türettiğini bizzat kendisi söylüyor.
"ı choose weird stories because they suit my inclination most—one of my strongest and most persistent wishes being to achieve, momentarily, the illusion of some strange suspension or violation of the galling limitations of time, space, and natural law which forever imprison us..." -
"weird öyküleri seçiyorum çünkü bunlar eğilimime en çok uyan tür; zira en güçlü ve kalıcı arzularımdan biri, bizi sonsuza dek hapseden zamanın, mekânın ve doğa yasalarının bunaltıcı sınırlarının garip bir biçimde askıya alındığı ya da ihlal edildiği yanılsamasını, kısa bir an için de olsa yaratabilmekten ibaret."
bu arada o meşhur, "horror and the unknown or the strange are always closely connected..." ifadesi de aynı makaleden. neyse, devam edecek olursak; tam da bahsettiğim sebeplerden dolayı lovecraft’ı yalnızca korku yazarı diye anmak, meseleyi gereksiz yere küçültüyor aslında. bilinmeyen burada basitçe karanlık bir oda, yasak bir kitap, açılmaması gereken bir kapı ya da açıklanamayan bir yaratık olmaktan ziyade insan algısının kapasitesini, aklın kavrayış imkânını ve tür olarak insanın kozmik merkezde bulunduğu yanılsamasını çözen bir kuvvet. lovecraft’ın astronomi merakı, materyalist dünya görüşü ve bilimsel tahayyüle duyduğu ilgi, bu edebî tavrın arkasındaki düşünsel zemini doğrudan belirliyor ki birazdan mektuplarına da değineceğim zaten. onun kozmik görüş dediği şey, bir açıdan insanı evrenin ölçüsü olmaktan çıkarmakla ilgili; dolayısıyla kozmik korku da, özünde, bu merkezsizleşmenin duygulanımsal formudur. bir metinde duygulanımsal kadar s**ko bir ifade kullandığıma inanamıyorum, neyse. devam edecek olursam; fransızca okumalarım sırasında bir yüksek lisans tezine denk gelmiştim; h. p. lovecraft, ou la quête de l’inconnu olması gerekiyor ana başlığının. université jean monnet'de ingiliz dili ve edebiyatı okumuş genç bir hanımefendiye aitti. charlène busalli olmalı ismi yanılmıyorsam. tezin de basit bir şey olduğunu düşünmemek gerek zira anti-antropomerkezcilik, kuantum belirsizliği, einsteinyen uzam anlayışı ve korkunun ontolojisi üzerinden yapılmış bir okumaydı ve hâlâ tadı damağımda. okuduktan sonra kendisine mail atıp darlamışlığım bile var.
busalli, tam da az önce değindiğim noktaları güçlü biçimde yakalıyor tezinde. lovecraft’ın kurmacasında bilinmeyenin yalnızca dış dünyaya ait bir sır olarak değil de söz ettiğim gibi insan algısının, bilginin ve öznenin sınırlarını açığa çıkaran yapısal bir boşluk olarak işlev görmesi merkeze alınıyor. aynı çalışma, onun eserindeki anti-anthropocentric dediğimiz damarın ve kozmik korkuda bilim etkisinin yalnızca tematik değil, yapısal bir ilke olduğunu da ikna edici biçimde ele alıyor.
"cependant, le lecteur attentif ne manquera pas de remarquer que ce n’est pas l’étranger qui se trouve finalement au cœur de l’horreur, mais le soi. soumis à une lecture approfondie, les récits de lovecraft finissent par révéler que c’est la peur de se connaître qui prime sur toutes les autres peurs, le sort réservé aux protagonistes rendant finalement manifeste le pouvoir aliénant de la connaissance de soi, qui ne fait paradoxalement que révéler la part d’inconnu qui se trouve en chacun de nous."
"ancak dikkatli bir okur, dehşetin merkezinde nihayetinde yabancının değil, benliğin bulunduğunu fark edecektir. yakından okunduğunda lovecraft anlatıları, diğer tüm korkuların üzerinde aslında kendini tanıma korkusunun baskın olduğunu açığa çıkarır zira karakterlerin başına gelenler, kendilik bilgisinin yabancılaştırıcı kudretini görünür kılar. bu öyle bir bilgi ki paradoksal biçimde her birimizin içinde bulunan bilinmeyen kısmı ifşa etmekten başka bir şey yapmaz."
ne var ki lovecraft’ı bu özgüllüğü içinde kavramanın önünde iki büyük engel var. ilki, elbette, onu bağlamından koparmak; ikincisi ise ölümünden sonra ona eklemlenen sistemleştirici yorumları doğrudan lovecraft’ın kendisine ait sanmak. ilk hata, lovecraft’ı birdenbire gökten düşmüş tekil bir dâhi gibi okumaya benziyor. oysa onun estetik soykütüğü oldukça belirgin. şimdilik biraz söz edeyim, yazının devamında derinlemesine bakarız. lovecraft'ın yazım stilinde görürüz ki onda mutlaka; poe’nun çözülme ve tekinsiz yoğunluk estetiğinden, machen’ın pagan artıklarla yüklü kadim dehşet temasına ve elbette blackwood’un elementer kuvvetler karşısında insanı küçülten doğa mistiğinden, chambers’ın yasak metin, adı geçen ama tam görünmeyen mitolojik alan ve bozulmuş temsil fikrine, doğal olarak da dunsany’nin düşsel coğrafyalarına uzanan ana damarlar mevcuttur. elimdeki kaynaklar ve uzun okumalarım, bu damar hatlarının her birini değişik yoğunluklarda doğruluyor: misal, el horror según lovecraft doğrudan lovecraft’ın kendi okuma evrenini gotikten modern korkuya kadar izleyerek bir soy ağacı çıkarıyor.
ikinci hata ise çok daha yaygın ve hem bu sebeple hem de bu sebeplerin dışında çok daha zararlı. lovecraft’ın kendi mitopoetik çekirdeğini; august derlethve arkham house çevresinin sonradan dayattığı ahlâkçı ve taksonomik sistemle karıştırmak korkunç bir inceleme hatası. burada düğüm basitçe şu; lovecraft’ın kurduğu alan, başlangıçta kapalı bir evren olmaktan çok uzak. daha çok gevşek, parçalı, çelişkileri olan, adların ve imaların birbirine değdiği ama tam şemalaşmadığı bir mitolojik ağ gibi düşünmek gerekiyor. buna karşılık derleth, bu ağı ölüm sonrası dönemde ahlâkî kutuplara, iyi ve kötü kozmik güçlere, hatta element kategorilerine ayıran daha sistematik bir yapıya dönüştürüyor.. s. t. joshi'nin hem polemik yazılarında hem de akademik çalışmalarında ısrarla savunduğu gibi, bu derlethçi müdahale, lovecraft’ın asıl dehşet rejimini evcilleştiren bir moralization hareketidir: kozmik kayıtsızlık, tanıdık bir iyi-kötü düalizmine çekilir ve insan ahlâkına yabancı olan devasa varlıklar, neredeyse yarı-hıristiyan bir kozmoloji içine yerleştirilerek taksonomik açıklık uğruna tekinsizlik azaltılır. de camp de daha eski ve tür tarihi merkezli çalışmasında lovecraft’ın cthulhu mythos ifadesini kullanmadığını, terimin sonradan hayran çevrelerince yerleştirildiğini açıkça belirtiyor. bu ayrım, lovecraft’ı doğru okumak için merkez olmalıdır zira onun yarattığı dehşet sistemi kurmakta değil, sistemi imkânsızlaştırmakta yatıyor aslında.
lovecraft’ın kendi mektupları en iyi kaynak işlevi görecektir aslında çünkü onun neyi amaçladığını, hangi yazarlardan ne aldığını, ne tür bir estetik ve felsefî evren içinde konuştuğunu, ikincil yorumlardan önce kendi sesinden işitebiliriz. lovecraft selected letters ciltleri, özellikle 1925–1934 arasını kapsayan bölümleriyle, hem supernatural horror in literature’ın yazım sürecini hem de machen, dunsany, chambers, blackwood, bierce gibi isimler hakkındaki doğrudan hükümlerini açıkça okumaya olanak sağlıyor ve ayrıca providence’a dönüşle birlikte belirginleşen antiquarianism, new england duyarlığı, mekanik modernliğe dönük tiksinti ve kozmik düşüncenin olgunlaşması da burada somutlaşıyor. bu yüzden lovecraft üzerine ciddi bir metin, artık yalnızca hakkında yazılmış metinlerle yetinemez; mektuplar olmadan kurulan her çerçeve ister istemez eksik kalacaktır.
bu entryde kurduğum temel sav, o hâlde en baştan açıktır: lovecraft’ı yeniden okumak, yalnızca cthulhu mitosu denen popüler bulanıklığı düzeltmek değil, modern korkunun en güçlü damarlarından birinde evrensel anlam fikrinin çöküşü üzerine okuma yapmak.
yemek yedikten sonra devam etsem iyi olacak. yaklaşık yarım saatliğine elminster, apparently a saint keyifli okumalar diler.
edit: şunu iki saat yapalım.
devamını gör...
