21.
kadınlar eskiden çok daha az imkana, fırsata ve haka sahiptiler ama içlerinden biri sivrildiği zaman, oy oy oy...
efsane olurlardı.
şimdi bakıyorsun ve ne görüyorsun?
aleyna tilki..
amy winehouse'u ayrı bir köşeye koyuyorum..
o köşe var ya o köşe.. neyse..
janis'e dönelim biz...
hatta sadece janis'e de değil, 60'lara, 70'lere dönelim...
dönelim mi gerçekten?
ister misiniz ponçikler?
istemezsiniz.
çünkü tutunamayacağınızı çok iyi bilirsiniz.
janis tutundu işte!
belki hayata tutunamadı ama geride bıraktıklarıyla, müzik severlerin kalbinde yeri asla doldurulamaz bir köşeye hapsetti kendisini.
ve sadece tutunmadı, sarıldı, kavradı...
efsane olurlardı.
şimdi bakıyorsun ve ne görüyorsun?
aleyna tilki..
amy winehouse'u ayrı bir köşeye koyuyorum..
o köşe var ya o köşe.. neyse..
janis'e dönelim biz...
hatta sadece janis'e de değil, 60'lara, 70'lere dönelim...
dönelim mi gerçekten?
ister misiniz ponçikler?
istemezsiniz.
çünkü tutunamayacağınızı çok iyi bilirsiniz.
janis tutundu işte!
belki hayata tutunamadı ama geride bıraktıklarıyla, müzik severlerin kalbinde yeri asla doldurulamaz bir köşeye hapsetti kendisini.
ve sadece tutunmadı, sarıldı, kavradı...
devamını gör...
22.
zerrin özer'in gençliğinde feyz aldığı; 1943/1970 yılları arasında yaşamış amerikalı şarkıcı ve söz yazarı.
kalıpların dışında bir ruha sahip olduğu için başta dışlanmış ve kendini sanatına adamıştır.
yüksek doz kimyasal maddeden öldüğünde sadece 27 yaşındaydı.
bana geri dönmeyecek misin
won't you come back to me
belki canım, ah belki, belki, belki
maybe, dear, oh maybe, maybe, maybe
kalıpların dışında bir ruha sahip olduğu için başta dışlanmış ve kendini sanatına adamıştır.
yüksek doz kimyasal maddeden öldüğünde sadece 27 yaşındaydı.
bana geri dönmeyecek misin
won't you come back to me
belki canım, ah belki, belki, belki
maybe, dear, oh maybe, maybe, maybe
devamını gör...
23.
27 yaş lanetine kurban gitmiş efsane ses. sese aşık olmak nedir bu kadında anladım.
devamını gör...
24.
bir barda ışıklar hafifçe kısılmışken sahneye çıkan biri, daha ilk cümlede sesi çatlar. normal şartlarda bu bir kusur sayılır “falsolu söyledi” der geçeriz. ama burada kimse öyle bir şey demez. çünkü o çatlak, şarkının ta kendisi gibi durur. işte bu güzel varlık hayata tam da böyle bir yerden girdi.
port arthur, texas gibi muhafazakâr ve dar bir kasabada büyüdü. lise yıllarında dışlanan, “tuhaf kız” muamelesi görenlerden biriydi. fazla farklı, fazla açık sözlü, fazla yerinde duramayan biri olmak, o dönemde insanı doğrudan hedef hâline getiriyordu. sonra yönünü san francisco’ya çevirdi. 60’ların o dağınık, herkesin bir anlam aradığı karşı-kültür sahnesine adım attı.
her şeyin değiştiği o kritik an, monterey pop festivali’nde yaşandı. (bkz: big brother and the holding company) ile sahnedeyken “ball and chain”i seslendirdi. bu, sıradan bir performans değildi. adeta bir parçalanma, bir iç dökümüydü. izleyenler ilk kez tanık oluyordu ve aynı cümleyi kuruyorlardı: “bu kız başka.”
janis’in blues tutkusu yüzeysel bir hayranlıktan ibaret değildi. (bkz: bessie smith) onun için neredeyse kutsal bir figürdü. öyle ki, bessie smith’in ölümünden yıllar sonra mezarının bakımsız ve işaretsiz olduğunu öğrenince, juanita green ile birlikte mezar taşını kendi cebinden yaptırdı. üstüne de şu yazıyı seçti: “the greatest blues singer in the world will never stop singing.” sadece dinleyici değil, bir borç duygusu taşıyan biriydi.
elbette işin karanlık yüzü de vardı. alkol, eroin, sürekli iniş çıkışlar.. sahnede yükseldikçe kendi içinde çözülüyordu. “piece of my heart” gibi parçalarda duyduğunuz, sadece güçlü bir vokal değil, bir insanın içinden koparıp çıkardığı parçalardı.
ölümü de o dönemin klasik trajedilerinden biri oldu. 27 yaşında, 4 ekim 1970’te los angeles’taki otel odasında yüksek doz nedeniyle hayatını kaybetti. garip olan şey, giderken “bitmiş” gibi gitmiyordu. hâlâ üretim hâlindeydi. “pearl” albümü üzerinde çalışıyordu ve odasında yarım kalmış notlar, yarım kalmış planlar vardı. bir sonraki gün stüdyoda vokal kaydı yapacaktı.
onu benim için özel kılan şey, güzel şarkı söylemesi değildi. çoğu insan sesini bir kalkan gibi kullanır, kendini saklar. janis, tam tersine sesiyle kendini ele verirdi. o çatlaklar, o acılar, o hamlık.. hepsi olduğu gibi ortadaydı. işte bu yüzden, hâlâ dinlerken içime işliyor.
port arthur, texas gibi muhafazakâr ve dar bir kasabada büyüdü. lise yıllarında dışlanan, “tuhaf kız” muamelesi görenlerden biriydi. fazla farklı, fazla açık sözlü, fazla yerinde duramayan biri olmak, o dönemde insanı doğrudan hedef hâline getiriyordu. sonra yönünü san francisco’ya çevirdi. 60’ların o dağınık, herkesin bir anlam aradığı karşı-kültür sahnesine adım attı.
her şeyin değiştiği o kritik an, monterey pop festivali’nde yaşandı. (bkz: big brother and the holding company) ile sahnedeyken “ball and chain”i seslendirdi. bu, sıradan bir performans değildi. adeta bir parçalanma, bir iç dökümüydü. izleyenler ilk kez tanık oluyordu ve aynı cümleyi kuruyorlardı: “bu kız başka.”
janis’in blues tutkusu yüzeysel bir hayranlıktan ibaret değildi. (bkz: bessie smith) onun için neredeyse kutsal bir figürdü. öyle ki, bessie smith’in ölümünden yıllar sonra mezarının bakımsız ve işaretsiz olduğunu öğrenince, juanita green ile birlikte mezar taşını kendi cebinden yaptırdı. üstüne de şu yazıyı seçti: “the greatest blues singer in the world will never stop singing.” sadece dinleyici değil, bir borç duygusu taşıyan biriydi.
elbette işin karanlık yüzü de vardı. alkol, eroin, sürekli iniş çıkışlar.. sahnede yükseldikçe kendi içinde çözülüyordu. “piece of my heart” gibi parçalarda duyduğunuz, sadece güçlü bir vokal değil, bir insanın içinden koparıp çıkardığı parçalardı.
ölümü de o dönemin klasik trajedilerinden biri oldu. 27 yaşında, 4 ekim 1970’te los angeles’taki otel odasında yüksek doz nedeniyle hayatını kaybetti. garip olan şey, giderken “bitmiş” gibi gitmiyordu. hâlâ üretim hâlindeydi. “pearl” albümü üzerinde çalışıyordu ve odasında yarım kalmış notlar, yarım kalmış planlar vardı. bir sonraki gün stüdyoda vokal kaydı yapacaktı.
onu benim için özel kılan şey, güzel şarkı söylemesi değildi. çoğu insan sesini bir kalkan gibi kullanır, kendini saklar. janis, tam tersine sesiyle kendini ele verirdi. o çatlaklar, o acılar, o hamlık.. hepsi olduğu gibi ortadaydı. işte bu yüzden, hâlâ dinlerken içime işliyor.
devamını gör...