yazar : josé saramago
yayım yılı : 2002
1998 nobel edebiyat ödüllü yazarın romanında, tek başına, sıradan bir hayat yaşamakta olan tarih öğretmeni afonso, bir akşam evde izlediği bir videoda kendisiyle aynı olan bir adamla karşılaşır ve onu aramaya başlar. adamı bulduğunda da ilginç olaylar başlar.
yayım yılı : 2002
1998 nobel edebiyat ödüllü yazarın romanında, tek başına, sıradan bir hayat yaşamakta olan tarih öğretmeni afonso, bir akşam evde izlediği bir videoda kendisiyle aynı olan bir adamla karşılaşır ve onu aramaya başlar. adamı bulduğunda da ilginç olaylar başlar.
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "miko" tarafından 05.03.2021 21:01 tarihinde açılmıştır.
1.
nobel edebiyat ödüllü, 20. yüzyılın en büyük kurgucularından biri olarak kabul edilen portekizli yazar josé saramago'nun türkçe'ye kopyalanmış adam ismi ile ilk kez emrah imre tarafından 2010 yılında çevrilerek kazandırılan kitabı.
devamını gör...
2.
josé saramago'nun sonradan filme de uyarlanacak olan*, okuması hayli zor ama bir o kadar keyifli psikolojik gerilim, gizem temalı romanı. 2010 yılında türkçe'ye bu isimle emrah imre tarafından çevrildi ve türkiye iş bankası kültür yayınları tarafından yayımlandı.
(bkz: o homem duplicado)
(bkz: o homem duplicado)
devamını gör...
3.
sıradan bir yazar, okuyucunun şu anda bilgisayarının başında oturmuş, bir eli farede diğerini dizine yaslamış bir halde, bazı yerlerinde sıkılıp atlayarak, bazı yerlerinde ekrana biraz daha yaklaşarak, yine de yüzeysel bir ilgiyle bu yazıyı okurken, bir yandan da içten içe yazıyla değil birazdan bu yazıya yazacağı yorumla ilgilendiğini ve bunun zamanın şartları açısından uygun bir durum olduğunu düşünebilir.
ancak bu yazıyı yazan kişi kendini sıradan biri olarak görmediği ve geleceğe dair kesin bilgiler elde etmenin mümkün olmadığına inandığı için böyle bir düşünceyi aklının ucundan bile geçirmeden, okuyucuyu kendi geleceğiyle başbaşa bırakarak yazısını yazacak.
jose saramago’nun her romanını okuduktan sonra başyapıtının o son okuduğum roman olduğuna karar veriyorum ve bu sefer de benim için gelenek bozulmadı. şu anki kararıma göre saramago’nun başyapıtı kopyalanmış adam’dır. bu romanda tertuliano maximo afonso ismili tarih öğretmeninin bir video kasette film izlerken kendine çok benzeyen, hatta ikizi kadar benzeyen, hatta ikizin de bile çok benzeyen, hatta ve hatta kendisi olan bir adamla kaşılaşmasının hikayesi anlatılır.önemli bir alıntı kitabın gidişatını açıklayabilir. “…kaderle asla armut tartışmasına girme, çünkü kader bütün olgun armutları yiyip hamları senin eline verir.”
bu adam afonso’dan farklı olarak bir tarih öğretmeni değildir, ilk cümleden de anlaşılacağı gibi bir aktördür. küçük rollerde oynayan bu aktör, mesleğinde yükselme eğilimindedir. bunu da yavaş yavaş da olsa başarmaktadır. afonso ona telefon edip birbirlerinin aynısı olduklarını söyleyene kadar da hayatı normal seyrinde devam etmektedir. afonso’nu telefonu her şeyi değiştirir. ancak aktörün evini afonso’dan önce arayan bir adam daha vardır ki bunun kim olduğu kitabın sonunda ancak ortaya çıkacak ve romana yeni bir yön verecektir.
afonso ve antoino claro buluşmaya karar verir ve iş çığrından çıkmaya başlar. bu iki adamın doğum tarihleri bile aynıdır. ancak tertuliano yarım saat kadar sonra doğmuştur ve bu da onun aktörün kopyası olduğunun şaşmaz bir kanıtıdır. ikili arasındaki benzerlik bir düşmanlığa dönüşmeye başladığında bundan sadece kendileri değil maria de paz ( tertulano’nun uzatmalı, genç sevgilisi) ve helena ( antonio’nun karısı) da etkilenir. kitapta neden hammurabi kanunlarından bahsedildiği ise fazla keskin bir zekaya gerek duyulmadan çözülecek kadar açıktır.
kitap, saramago’nun her zaman yaptığı işi tekrar eden bir yapıt. kimlik bunalımlarının aşılamadığı günümüz toplumuna ciddi bir eleştiri. saramago dehası ve kaleminin keskinliği ile bize ölümsüzlüğünün bir başka göstergesini de bırakmış.
ancak bu yazıyı yazan kişi kendini sıradan biri olarak görmediği ve geleceğe dair kesin bilgiler elde etmenin mümkün olmadığına inandığı için böyle bir düşünceyi aklının ucundan bile geçirmeden, okuyucuyu kendi geleceğiyle başbaşa bırakarak yazısını yazacak.
jose saramago’nun her romanını okuduktan sonra başyapıtının o son okuduğum roman olduğuna karar veriyorum ve bu sefer de benim için gelenek bozulmadı. şu anki kararıma göre saramago’nun başyapıtı kopyalanmış adam’dır. bu romanda tertuliano maximo afonso ismili tarih öğretmeninin bir video kasette film izlerken kendine çok benzeyen, hatta ikizi kadar benzeyen, hatta ikizin de bile çok benzeyen, hatta ve hatta kendisi olan bir adamla kaşılaşmasının hikayesi anlatılır.önemli bir alıntı kitabın gidişatını açıklayabilir. “…kaderle asla armut tartışmasına girme, çünkü kader bütün olgun armutları yiyip hamları senin eline verir.”
bu adam afonso’dan farklı olarak bir tarih öğretmeni değildir, ilk cümleden de anlaşılacağı gibi bir aktördür. küçük rollerde oynayan bu aktör, mesleğinde yükselme eğilimindedir. bunu da yavaş yavaş da olsa başarmaktadır. afonso ona telefon edip birbirlerinin aynısı olduklarını söyleyene kadar da hayatı normal seyrinde devam etmektedir. afonso’nu telefonu her şeyi değiştirir. ancak aktörün evini afonso’dan önce arayan bir adam daha vardır ki bunun kim olduğu kitabın sonunda ancak ortaya çıkacak ve romana yeni bir yön verecektir.
afonso ve antoino claro buluşmaya karar verir ve iş çığrından çıkmaya başlar. bu iki adamın doğum tarihleri bile aynıdır. ancak tertuliano yarım saat kadar sonra doğmuştur ve bu da onun aktörün kopyası olduğunun şaşmaz bir kanıtıdır. ikili arasındaki benzerlik bir düşmanlığa dönüşmeye başladığında bundan sadece kendileri değil maria de paz ( tertulano’nun uzatmalı, genç sevgilisi) ve helena ( antonio’nun karısı) da etkilenir. kitapta neden hammurabi kanunlarından bahsedildiği ise fazla keskin bir zekaya gerek duyulmadan çözülecek kadar açıktır.
kitap, saramago’nun her zaman yaptığı işi tekrar eden bir yapıt. kimlik bunalımlarının aşılamadığı günümüz toplumuna ciddi bir eleştiri. saramago dehası ve kaleminin keskinliği ile bize ölümsüzlüğünün bir başka göstergesini de bırakmış.
devamını gör...
4.
öğretmenlik yapan tertuliano maximo afonso karamsarlık içinde, sıradan yaşayan biridir. iş arkadaşının önerdiği bir filmi izlemek için alır. izlediği gece uykusundan bir anda uyanır ve salonunda karşılaştığı şeyle bütün hayatı değişir. orası romanın asıl konusu olduğu için değinmeyeceğim ama bu adam bir merakın peşinden giderek hayatını değiştirmeyi de göz almıştır. büyük şehirde yalnızlık çeken bir adamın hayatını, sosyal çevresiyle kurduğu ilişkileri okuyoruz romanda.
"acele etmeyelim, sessiz kaldığımızda da söyleyeceğimiz çok şey vardır."
devamını gör...
5.
jose saramago’nun, yavaş ilerleyen ama içindeki gizemi hiç kaybettirmeden okutan romanı.
konusunu, sıradan bir hayatı olan, boşanmış ve arada buluşup seviştiği ama ciddi düşünmediği maria adlı sevgilisi olan afonso’nun hayatının bir olayla değişime uğramasını anlatır. afonso tarih öğretmenidir ve öyle sıradan bir hayatı vardır ki hangi saatte nerede olacağını hemen öğrenirsiniz. bir gün öğretmen bir arkadaşı ona bir film önerir. video kaset kiralayan bir dükkandan bu sıkıcı filmi kiralayan afonso, bir süre sonra oradaki oyuncunun tıpatıp kendisine benzediği, hatta filmin çekildiği yılda oyuncuda olan bıyığın aynısının kendisinde de olduğunu fark eder. bu oyuncuyu saplantı haline getirir ve tek düze hayatı bir filme döner.
saramago’nun alışık olduğumuz yazım tarzını burada da görüyoruz. kitabın çoğu sayfası afonso’nun düşünceleri üzerine. yazar , karakterin düşünceleriyle bizi bu yolculuğa çıkartıyor. bu nedenle tek düze ilerleyen diye yazdım başta. ama bunu kötü anlamda demedim. olaydan çok karakter üzerine kitap kurmak zordur ama yazar bunu başarıyla tamamlamış.
peki afonso’nun tek bir ikizi mi var? orası açık kapı olarak kalmış. parmak izine kadar aynı olan bu adam harici başka bir adamın olması bu işin içinde bir iş olduğunu farkettiriyor ama yazar bu kısma değinmemiş. yani sonucu görüyor ama nedenini göremiyoruz.
güzel bir kitaptır, okunasıdır. saramago’nun her kitabını sevdiğim için olumlu yönde görüş de bildirmiş olabilirim. ama kitabın kapağını kapattıktan sonra da üzerinde uzun uzun düşündürten bir kitap. iyi okumalar.
konusunu, sıradan bir hayatı olan, boşanmış ve arada buluşup seviştiği ama ciddi düşünmediği maria adlı sevgilisi olan afonso’nun hayatının bir olayla değişime uğramasını anlatır. afonso tarih öğretmenidir ve öyle sıradan bir hayatı vardır ki hangi saatte nerede olacağını hemen öğrenirsiniz. bir gün öğretmen bir arkadaşı ona bir film önerir. video kaset kiralayan bir dükkandan bu sıkıcı filmi kiralayan afonso, bir süre sonra oradaki oyuncunun tıpatıp kendisine benzediği, hatta filmin çekildiği yılda oyuncuda olan bıyığın aynısının kendisinde de olduğunu fark eder. bu oyuncuyu saplantı haline getirir ve tek düze hayatı bir filme döner.
saramago’nun alışık olduğumuz yazım tarzını burada da görüyoruz. kitabın çoğu sayfası afonso’nun düşünceleri üzerine. yazar , karakterin düşünceleriyle bizi bu yolculuğa çıkartıyor. bu nedenle tek düze ilerleyen diye yazdım başta. ama bunu kötü anlamda demedim. olaydan çok karakter üzerine kitap kurmak zordur ama yazar bunu başarıyla tamamlamış.
peki afonso’nun tek bir ikizi mi var? orası açık kapı olarak kalmış. parmak izine kadar aynı olan bu adam harici başka bir adamın olması bu işin içinde bir iş olduğunu farkettiriyor ama yazar bu kısma değinmemiş. yani sonucu görüyor ama nedenini göremiyoruz.
güzel bir kitaptır, okunasıdır. saramago’nun her kitabını sevdiğim için olumlu yönde görüş de bildirmiş olabilirim. ama kitabın kapağını kapattıktan sonra da üzerinde uzun uzun düşündürten bir kitap. iyi okumalar.
devamını gör...
6.
jose saramago’dan okuduğum ilk kitap kopyalanmış adam. eminim körlük gibi baş yapıtı sayılan kitapları daha güzeldir. bu kitabı biraz sıkıcı buldum açıkçası.
büyülü gerçekçilik akımı edebiyatta en sevdiğim şey olsa da yazılış tarzına göre beğenim değişiyor.
kitabın konusu adından da anlaşılacağı üzere kopyalanmış bir adamın, birbirlerinin tıpkısı olan iki adamın hikayesi. baş karakterimiz maximo afonso’ya zaman zaman gıcık olsam da benlik savaşını takdir ettim genel olarak. kitaptaki en sevdiğim ayrıntı da sağduyu’nun ayrı bir karakter olmasıydı. çok zekice yapılmış ve de yazılmış bir karakterdi.
bu kitapta diyalogların yazılış üslubu hiç bana göre değildi. kitaptaki tüm karakterler filozof gibi konuşuyor. herkes bir felsefe peşinde. tabii çok da gerçekçi olmasını beklemiyorum kitaptan ama yine de herkesin de böyle olması sıkıcı ve çok sürrealist idi. rastgele bir şey için aradığı bir görevli bile felsefik konuşuyor...
bir de diyalogların yazılış şekli var ki takip etmesi imkansız gibi bir şey. yayınevinde sıkıntı var sandım ama sonradan öğrendim ki yazarın yazma tarzı buymuş. nokta ve virgül haricinde bir noktalama işareti kullanmadan yazıyormuş, çeviri de aslına uygun olması açısından bu şekilde yapılmış tabii.
genel olarak beğendim ama yazarın çok daha iyi kitapları olduğuna emin gibiyim. onları da okumak isterim.
büyülü gerçekçilik akımı edebiyatta en sevdiğim şey olsa da yazılış tarzına göre beğenim değişiyor.
kitabın konusu adından da anlaşılacağı üzere kopyalanmış bir adamın, birbirlerinin tıpkısı olan iki adamın hikayesi. baş karakterimiz maximo afonso’ya zaman zaman gıcık olsam da benlik savaşını takdir ettim genel olarak. kitaptaki en sevdiğim ayrıntı da sağduyu’nun ayrı bir karakter olmasıydı. çok zekice yapılmış ve de yazılmış bir karakterdi.
bu kitapta diyalogların yazılış üslubu hiç bana göre değildi. kitaptaki tüm karakterler filozof gibi konuşuyor. herkes bir felsefe peşinde. tabii çok da gerçekçi olmasını beklemiyorum kitaptan ama yine de herkesin de böyle olması sıkıcı ve çok sürrealist idi. rastgele bir şey için aradığı bir görevli bile felsefik konuşuyor...
bir de diyalogların yazılış şekli var ki takip etmesi imkansız gibi bir şey. yayınevinde sıkıntı var sandım ama sonradan öğrendim ki yazarın yazma tarzı buymuş. nokta ve virgül haricinde bir noktalama işareti kullanmadan yazıyormuş, çeviri de aslına uygun olması açısından bu şekilde yapılmış tabii.
genel olarak beğendim ama yazarın çok daha iyi kitapları olduğuna emin gibiyim. onları da okumak isterim.
devamını gör...
