1.
hayata geldik. ailemizi, nerede doğacağımızı, hangi döneme denk geleceğimizi biz seçmedik.
hayat yolculuğunun başlarında aklımız erdiği dönemlerde hayaller kurmaya başladık. ilerde yapacağımız işi, evleneceğimiz insanı, yaşayacağımız evi düşledik.
bunların bir kısmı gerçekleşti, bir kısmı gerçekleşmedi. büyüdükçe fark ettik ki ipler bizim elimizde değil. elde ettiklerimizi biz kazanmış olsak da elimizden kayıp gitmeleri bir anlık olay.
bu sebeple insan bu noktada bir çıkmaza düşüyor. hayatı ve kazanımları bir anda anlamsızlaşabiliyor. bu devirde neye anlam yükleyip tutunabilirim diye düşünüyor.
hele ki vahşi tüketimin körüklendiği günümüzde bu daha da zor.
kendimden örnek vermem gerekirse bundan birkaç yıl öncesine kadar bana çok büyük anlamlar ifade eden ve beni ayakta tuttuğuna inandığım işim için şu an düşündüğümde en ufak bir heyecan ya da arzu hissetmiyorum. yine buna benzer durumlar insan ilişkilerinde de mevcut. benim için çok önemli olduğuna inandığım birçok insanı sıkıntılı zamanda yanımda bulamayınca onlara çok gereksiz anlamlar yüklediğimi fark ettim.
ağaca anlam yüklesem keserler
çiçeğe anlam yüklesem soldururlar
çocuklara anlam yüklesem hayattan koparırlar
şiirlere anlam yüklesem yasaklarlar
bir kere gelmişim dünyaya
söz dinlemezsem zindana tıkarlar
hayat yolculuğunun başlarında aklımız erdiği dönemlerde hayaller kurmaya başladık. ilerde yapacağımız işi, evleneceğimiz insanı, yaşayacağımız evi düşledik.
bunların bir kısmı gerçekleşti, bir kısmı gerçekleşmedi. büyüdükçe fark ettik ki ipler bizim elimizde değil. elde ettiklerimizi biz kazanmış olsak da elimizden kayıp gitmeleri bir anlık olay.
bu sebeple insan bu noktada bir çıkmaza düşüyor. hayatı ve kazanımları bir anda anlamsızlaşabiliyor. bu devirde neye anlam yükleyip tutunabilirim diye düşünüyor.
hele ki vahşi tüketimin körüklendiği günümüzde bu daha da zor.
kendimden örnek vermem gerekirse bundan birkaç yıl öncesine kadar bana çok büyük anlamlar ifade eden ve beni ayakta tuttuğuna inandığım işim için şu an düşündüğümde en ufak bir heyecan ya da arzu hissetmiyorum. yine buna benzer durumlar insan ilişkilerinde de mevcut. benim için çok önemli olduğuna inandığım birçok insanı sıkıntılı zamanda yanımda bulamayınca onlara çok gereksiz anlamlar yüklediğimi fark ettim.
ağaca anlam yüklesem keserler
çiçeğe anlam yüklesem soldururlar
çocuklara anlam yüklesem hayattan koparırlar
şiirlere anlam yüklesem yasaklarlar
bir kere gelmişim dünyaya
söz dinlemezsem zindana tıkarlar
devamını gör...
2.
büyük patlamayla başlayan evren, galaksi, yıldız, kara delik, bilmem ne filan sahneye nihayet insan çıkmış:
sabah alarmı üçüncü kez ertelerken “hayatın amacı ne?” diye düşünen,
aydınlanmayı mindfulness uygulamasının 7 günlük ücretsiz deneme sürümünde arayan,
kendi ruhunu tanımak için bilmem kac tl’ye kişilik testine giren,
mutluluk için avokado tost ile story atan(sozum meclisten disari), ve bütün bu arayışın sonunda “keşke bi mesaj atsa selamsiz sabahsiz” diye iç çeken varlık.
yani modern insanın anlam arayışı, sanki evrenin devasa kozmos sahnesinde sonsuzluğun çığlık attığı bir yerde; elinde kahvesiyle “medium yazılarını okursam kendimi bulurum” diye gezinen, ama günün sonunda mutluluğu kuryeye bahşiş bırakıp bırakmamayı düşünürken bulan trajikomik bir performans.
sabah alarmı üçüncü kez ertelerken “hayatın amacı ne?” diye düşünen,
aydınlanmayı mindfulness uygulamasının 7 günlük ücretsiz deneme sürümünde arayan,
kendi ruhunu tanımak için bilmem kac tl’ye kişilik testine giren,
mutluluk için avokado tost ile story atan(sozum meclisten disari), ve bütün bu arayışın sonunda “keşke bi mesaj atsa selamsiz sabahsiz” diye iç çeken varlık.
yani modern insanın anlam arayışı, sanki evrenin devasa kozmos sahnesinde sonsuzluğun çığlık attığı bir yerde; elinde kahvesiyle “medium yazılarını okursam kendimi bulurum” diye gezinen, ama günün sonunda mutluluğu kuryeye bahşiş bırakıp bırakmamayı düşünürken bulan trajikomik bir performans.
devamını gör...
3.
ben de düştüm bu tongaya bi' dönem. sonra dedim ki "ah be rene, koskoca evrende o kadar minik bir şeysin ki senin varlığının bir anlamı olsa neee olmasa ne?"
saldım işte sonra. çok düşünmemek lazım bunları. yaşıyoruz işte, kalp kırmamaya ve de keyif almaya bakalım.
saldım işte sonra. çok düşünmemek lazım bunları. yaşıyoruz işte, kalp kırmamaya ve de keyif almaya bakalım.
devamını gör...
4.
anlamın kaynağı insan olursa, yük insanın kaldıramayacağı kadar ağır olur.
yükü tek başına sırtlanmak dışında bir hakikat olabileceğini düşünmeyi gerektiren yorucu bir hadise.
yükü tek başına sırtlanmak dışında bir hakikat olabileceğini düşünmeyi gerektiren yorucu bir hadise.
devamını gör...
5.
hepimizin varoluşunun ayrılmaz bir parçası anlam arayışıdır; belki de yalnızca insana özgü olan budur. çünkü bizler, dünyada olup bitenlere yalnızca tanıklık etmez, onlara anlam da yükleriz. modern insanlar olarak, anlamdan yoksun olduğu söylenen bir evrende anlam bulmaya adeta mahkûm edilmişiz... franz kafka’nın “huzur mu istiyorsun? az eşya, az insan” sözü, bu mahkûmiyetin içindeki bir kaçış arzusunu fısıldıyor bana. kalabalıklar, eşyalar, hız ve beklentiler arasında sıkışmış ruhum, bazen yalnızca sadeleşerek nefes alabileceğini hatırlamak istiyor. tam anlamıyla yapabiliyor muyum? hayır...*
canım yunus emre’nin “ete kemiğe büründüm, yunus diye göründüm” dizeleri, insanın yalnızca görünen bedenden ibaret olmadığını anlatır ve çok vurucudur. bu sözlerde, benliğin daha derin, daha aşkın bir boyutla temas etme isteği vardır. modern insan olarak ben de, maddi dünyanın dayattığı kimliklerin ötesinde bir “ben” arıyorum. sahip olduklarım arttıkça değil, gönlüm hafifledikçe kendime yaklaştığımı hissediyorum. yaşadığımız dünya bize ne kadar bunun tam tersini dayatsa da... yunus’un dediği gibi, “bunca varlık var iken, gitmez gönül darlığı”; demek ki eksiklik, dışarıda değil, içimde...
bu noktada japonların wabi-sabi düşüncesi aslında kafamdaki sorulara net bir cevap verirken, bana başka bir kapı daha aralıyor. kusurdaki güzelliği, geçiciliğin içindeki anlamı fark etmeyi öğretiyor. her şeyin benim de, hayatın da eksik, fani ve kırılgan olduğunu kabul etmek, tuhaf bir huzur getiriyor. mükemmel olmaya çalışmaktan vazgeçtiğimde, olduğum halimle var olabilmenin dinginliğini hissettiriyor. belki de anlam, tamamlanmışlıkta değil, eksik olmayı kabullenebilme cesaretindedir...
modern dünyanın gürültüsü içinde, yunus’un sade diliyle, kafka’nın yalnızlığıyla ve wabi-sabi’nin sessiz bilgeliğiyle şunu öğreniyorum; anlam, dışarıda hazır bir cevap değildir. o, benim kendi içime doğru yaptığım yolculukta, sorularıyla birlikte yürür. azaltarak, yavaşlayarak ve kusurlarımı sevmeyi öğrenerek… belki de anlam dediğimiz şey, tam olarak bu arayışın kendisidir.
canım yunus emre’nin “ete kemiğe büründüm, yunus diye göründüm” dizeleri, insanın yalnızca görünen bedenden ibaret olmadığını anlatır ve çok vurucudur. bu sözlerde, benliğin daha derin, daha aşkın bir boyutla temas etme isteği vardır. modern insan olarak ben de, maddi dünyanın dayattığı kimliklerin ötesinde bir “ben” arıyorum. sahip olduklarım arttıkça değil, gönlüm hafifledikçe kendime yaklaştığımı hissediyorum. yaşadığımız dünya bize ne kadar bunun tam tersini dayatsa da... yunus’un dediği gibi, “bunca varlık var iken, gitmez gönül darlığı”; demek ki eksiklik, dışarıda değil, içimde...
bu noktada japonların wabi-sabi düşüncesi aslında kafamdaki sorulara net bir cevap verirken, bana başka bir kapı daha aralıyor. kusurdaki güzelliği, geçiciliğin içindeki anlamı fark etmeyi öğretiyor. her şeyin benim de, hayatın da eksik, fani ve kırılgan olduğunu kabul etmek, tuhaf bir huzur getiriyor. mükemmel olmaya çalışmaktan vazgeçtiğimde, olduğum halimle var olabilmenin dinginliğini hissettiriyor. belki de anlam, tamamlanmışlıkta değil, eksik olmayı kabullenebilme cesaretindedir...
modern dünyanın gürültüsü içinde, yunus’un sade diliyle, kafka’nın yalnızlığıyla ve wabi-sabi’nin sessiz bilgeliğiyle şunu öğreniyorum; anlam, dışarıda hazır bir cevap değildir. o, benim kendi içime doğru yaptığım yolculukta, sorularıyla birlikte yürür. azaltarak, yavaşlayarak ve kusurlarımı sevmeyi öğrenerek… belki de anlam dediğimiz şey, tam olarak bu arayışın kendisidir.
devamını gör...
6.
bilim arasın ve varsa bilim insanlarından öğreneyim kafasındayım ben. yani anlam aradığım bir dönem oldu hayatımda ama çok geçmeden tek beklentimin mümkün olduğunca az sorun yaşayarak keyifli bir yaşam sürmek olduğunun idrakine vardım. kaldı ki, bilimsel bir geçerliliği olmayan mutlak ve nesnel bir anlamını da kendim bulamam herhalde diye düşünüyorum yaşamın.
dark oracle dizisi için girdiğim tanımda aktardığım şu alıntıyı da manalı buluyorum ve "gerçeği" aramak ile "hayatın anlamını" aramak arasında da bir paralellik kurulabileceği kanısındayım.
"many seek the truth not because it is lost, but because they are."
çevirisi: "birçok kişi gerçeği, gerçek kayıp olduğu için değil, kendileri kaybolduğu için arar."
— doyle
dark oracle dizisi için girdiğim tanımda aktardığım şu alıntıyı da manalı buluyorum ve "gerçeği" aramak ile "hayatın anlamını" aramak arasında da bir paralellik kurulabileceği kanısındayım.
"many seek the truth not because it is lost, but because they are."
çevirisi: "birçok kişi gerçeği, gerçek kayıp olduğu için değil, kendileri kaybolduğu için arar."
— doyle
devamını gör...
7.
ekmeğinin peşinde düşmüş, bir şey aradığı yok şu an.
devamını gör...