1.
bu ikili çok karıştırılan kavramlardır.
satış bir ürünün alıcı ile buluşması ve ardından takibinin sağlanmasıdır, pazarlama ise satış ekibini destekleyen reklam, ambalajlama, kampanya gibi süreçleri kapsamaktadır.
satış bir ürünün alıcı ile buluşması ve ardından takibinin sağlanmasıdır, pazarlama ise satış ekibini destekleyen reklam, ambalajlama, kampanya gibi süreçleri kapsamaktadır.
devamını gör...
2.
üniversite okurken yaptığım mesleklerden biridir.
ben işin satış kısmındaydım tabiki. köy kahvesinden bahsetmişken aklıma geldi. yazalım bakalım.
şimdi satış işinin bir nevi dilencilik olduğunu düşünmekteyim. burada amaç ürünü tamamen satmaktır. satarken türlü yalan söyler, ürünü müşteriye kitlemeye çabalarsınız.
belki hala üniversite okuyan yazar arkadaşlar bilir, bilmiyorsa bu işi anlatayım ve ne kadar harika paralar kazandırdığını görün.
üniversitenin ilk senesi staja çıkmaya başladım. benim bölümüm tamamen kalp ameliyatları ile alakalıydı ve kalp ameliyatı oldukça hastaneye gider ameliyata girerdik. böylece haftada 3 günüm çoğunlukla boş olurdu, hafta sonu da eklenince etti 5 gün. 5 gün demek müthiş para demek.
bir reklam ajansı buldum. ajansın aradığı tek şey konuşmayı bilen güzel kızlardı. benim çalıştığım ajans erkek satış elemanı çalıştırmıyordu ancak başka ajanslarda erkekler olduğunu da gördüm. yani diline güvenen ve boş günü olan üniversiteli arkadaşlar pekala bu mesleği yapabilir.
sabahın köründe jilet gibi hazırlanıp ajansta buluşuyorduk. o günün ürünü veriliyordu, kotamız söyleniyor ve ürünün fiyatı belirtiliyordu. elimizde koca bir çantayla, bir doblonun arkasına sıkış tepiş binip yola koyulurduk. bu meslek sayesinde güneydoğu ve akdenizin bir çok köyünü gezmişimdir. bizi sahaya tek tek dağıtıp bölgede ürünleri satmamız bekleniyordu.
her gün başka şehrin bir köyü yahut ilçesinde, dolanır durur ve ürünleri satardık. ürünleri belirlenen fiyattan da satabiliyor, daha yüksek fiyata da satabiliyordunuz ve yüksek fiyata sattıysanız o para sie kalıyordu. kotayı doldurduysanız kazancın yüzde otuzunu alıyordunuz. eğer toptan satış yaptıysanız yüzde kırk ve primin dibine vuruyordunuz. çok güzel paralardan bahsediyorum, bu sayede muazzam bir kıyafet dolabı dizdim ve harika bir makyaj koleksiyonum oldu.
sosyal becerilerim gelişti mi derseniz aslında hayır, dilenclik becerilerim gelişti. * ısrar etmeyi ve uzun uzun konuşmayı hiç sevmeyen biriyim, zaten konuşmakla alakalı sıkıntılarım vardı ancak mesele para olunca yapılıyor.
epey yorucu yıpratıcı iş ancak öğrenci için çok ideal. hem bedavaya bir sürü yer gezmiş olursunuz. şehrinizde bir ajans araştırıp gidip kaydolun derim. merkezi yerlerde çalıştığınız zaman iş gerçekten eğlenceli oluyordu, müthiş paraydı ayrıca. sadece sabır ve dil dökmek. profesyonelleşince daha pahalıya satıp ufak bir birikim elde edilebilir.
ben işin satış kısmındaydım tabiki. köy kahvesinden bahsetmişken aklıma geldi. yazalım bakalım.
şimdi satış işinin bir nevi dilencilik olduğunu düşünmekteyim. burada amaç ürünü tamamen satmaktır. satarken türlü yalan söyler, ürünü müşteriye kitlemeye çabalarsınız.
belki hala üniversite okuyan yazar arkadaşlar bilir, bilmiyorsa bu işi anlatayım ve ne kadar harika paralar kazandırdığını görün.
üniversitenin ilk senesi staja çıkmaya başladım. benim bölümüm tamamen kalp ameliyatları ile alakalıydı ve kalp ameliyatı oldukça hastaneye gider ameliyata girerdik. böylece haftada 3 günüm çoğunlukla boş olurdu, hafta sonu da eklenince etti 5 gün. 5 gün demek müthiş para demek.
bir reklam ajansı buldum. ajansın aradığı tek şey konuşmayı bilen güzel kızlardı. benim çalıştığım ajans erkek satış elemanı çalıştırmıyordu ancak başka ajanslarda erkekler olduğunu da gördüm. yani diline güvenen ve boş günü olan üniversiteli arkadaşlar pekala bu mesleği yapabilir.
sabahın köründe jilet gibi hazırlanıp ajansta buluşuyorduk. o günün ürünü veriliyordu, kotamız söyleniyor ve ürünün fiyatı belirtiliyordu. elimizde koca bir çantayla, bir doblonun arkasına sıkış tepiş binip yola koyulurduk. bu meslek sayesinde güneydoğu ve akdenizin bir çok köyünü gezmişimdir. bizi sahaya tek tek dağıtıp bölgede ürünleri satmamız bekleniyordu.
her gün başka şehrin bir köyü yahut ilçesinde, dolanır durur ve ürünleri satardık. ürünleri belirlenen fiyattan da satabiliyor, daha yüksek fiyata da satabiliyordunuz ve yüksek fiyata sattıysanız o para sie kalıyordu. kotayı doldurduysanız kazancın yüzde otuzunu alıyordunuz. eğer toptan satış yaptıysanız yüzde kırk ve primin dibine vuruyordunuz. çok güzel paralardan bahsediyorum, bu sayede muazzam bir kıyafet dolabı dizdim ve harika bir makyaj koleksiyonum oldu.
sosyal becerilerim gelişti mi derseniz aslında hayır, dilenclik becerilerim gelişti. * ısrar etmeyi ve uzun uzun konuşmayı hiç sevmeyen biriyim, zaten konuşmakla alakalı sıkıntılarım vardı ancak mesele para olunca yapılıyor.
epey yorucu yıpratıcı iş ancak öğrenci için çok ideal. hem bedavaya bir sürü yer gezmiş olursunuz. şehrinizde bir ajans araştırıp gidip kaydolun derim. merkezi yerlerde çalıştığınız zaman iş gerçekten eğlenceli oluyordu, müthiş paraydı ayrıca. sadece sabır ve dil dökmek. profesyonelleşince daha pahalıya satıp ufak bir birikim elde edilebilir.
devamını gör...
3.
düzenli maaşı olan bir işte bu aralar beni çok cezbeden iş kolu. altında arabasıyla dışarıdan çalışıyorlar. yaptıkları da gezip ve mail atıp iş bağlamak. yılan gibi iş aslında bakalım şu ingilizceyi halledeyim sıra ona da gelir umarım.
devamını gör...
4.
en iyi yaptığım iş olmasına karşın yapmadığımdır.
devamını gör...
5.
çok çirkin değilse pazarlama tabii.
devamını gör...
6.
zibilyon tane işte calismisimdir ama bu topa hiç girmedim girmem de. meziyet gerektiren bir iş kolu. benim böyle bir yeteneğim yok.
devamını gör...
7.
hep aynı şey sanılan ama aslında iki ayrı dünya.
pazarlama talebi yaratır, satış o talebi paraya çevirir.
biri algıyı yönetir diğeri gerçeği.
ayrılar ama pazarlama olmadan satış zor, satış olmadan pazarlama boşa.
pazarlama talebi yaratır, satış o talebi paraya çevirir.
biri algıyı yönetir diğeri gerçeği.
ayrılar ama pazarlama olmadan satış zor, satış olmadan pazarlama boşa.
devamını gör...
8.
asla başarılı olmayacağım bir alan. ben hiçbir şeyi pazarlayamam, satışını gerçekleştiremem. böyle bir yetenek yok ben de. kuru iş olacak rutin onu yapacağım. hedefiydi, stresiydi kaldıramam. bu sektör için çok dilli olman gerekiyor zaten.
devamını gör...
9.
dost sanılan bazı kişilerin uzmanlık alanı.
devamını gör...