sözlük radyosunda susmalı modern sanat performansı
başlık "sehpadaki midi klavye" tarafından 27.09.2026 11:57 tarihinde açılmıştır.
1.
uyanır uyanmaz aklıma gelen, kendimi en iyi yansıtabileceğimi düşündüğüm ve aynı zamanda sadece radyo yayını olarak kalmayacak, yıllar içinde kült bir esere dönüşecek, mubi çantalı gençlerin podcastlerinde kullanacağı, kadıköylü akademisyenlerin üzerine tezler yazacağı, rahmetli aytunç altındal bıyıklı bağımsız küratörlerin vazgeçilmezi olacak bir şey...
evet, amacım kavramsal sanata saygı gösterisi. john cage'in 4'33'ünü hatırlarsınız... kendisi 4 dakika 33 saniyelik bir beste yapmış, piyanonun başına oturmuş ve hiçbir şey çalmadan yaptığı eseri icra etmişti... aslında olay dinleyicinin çevreden aldığı seslerden ibaretti, her dinleyince değişen bi döngü, bi devinim... (içime şadan karadeniz kaçtı özür dilerim)
benim de aklıma bu geldi... bir saatlik hiçbir şey konuşmadığım, hiçbir şey çalmadığım radyo yayını...
ben size müzik vaat etmiyorum, ben size kendinizi, kendi odanızın varoluşsal gürültüsünü, sözlül kavgasında başlıklara tıklarken çıkan mouse takırtısını ve dördüncü duvarın yerle bir oluşunu vaat ediyorum...
bu ne biçim yayın diyecek sözlük yazarlarına şunu söylemek istiyorum... kavramsal sanata bayılan o entel kitle seneler sonra bu olayı türk radyo tarihinin en cesur, en sarsıcı ve en provokatif performansaydı diye öve öve bitiremeyecek... uyduruk podcastlerinde analizini kasacak... not alın, seneler sonra bu başlık hakkında bulusuruz...
evet, amacım kavramsal sanata saygı gösterisi. john cage'in 4'33'ünü hatırlarsınız... kendisi 4 dakika 33 saniyelik bir beste yapmış, piyanonun başına oturmuş ve hiçbir şey çalmadan yaptığı eseri icra etmişti... aslında olay dinleyicinin çevreden aldığı seslerden ibaretti, her dinleyince değişen bi döngü, bi devinim... (içime şadan karadeniz kaçtı özür dilerim)
benim de aklıma bu geldi... bir saatlik hiçbir şey konuşmadığım, hiçbir şey çalmadığım radyo yayını...
ben size müzik vaat etmiyorum, ben size kendinizi, kendi odanızın varoluşsal gürültüsünü, sözlül kavgasında başlıklara tıklarken çıkan mouse takırtısını ve dördüncü duvarın yerle bir oluşunu vaat ediyorum...
bu ne biçim yayın diyecek sözlük yazarlarına şunu söylemek istiyorum... kavramsal sanata bayılan o entel kitle seneler sonra bu olayı türk radyo tarihinin en cesur, en sarsıcı ve en provokatif performansaydı diye öve öve bitiremeyecek... uyduruk podcastlerinde analizini kasacak... not alın, seneler sonra bu başlık hakkında bulusuruz...
devamını gör...
2.
dinlerim.
dakikada 20 kere falan eeeee ıııııı aaaaaa ööööö diyen yayıncılardan iyidir*
dakikada 20 kere falan eeeee ıııııı aaaaaa ööööö diyen yayıncılardan iyidir*
devamını gör...
3.
bu sanatsal zırvalardan acaip sıkılıyorum, sıtkım sıyrılıyor. bir çerçeveye muz bantlayıp “eriyen zamanın ontolojik izdüşümü” diye satan sanat anlayışından da bir bok anlamıştım. demek ki ben buyum arkadaş.. düşük sanatsal beğenilere sahip bir insanım, eyvallah. ben düz adam samiyim.
ama kardeşim, adı üstünde radyo performansı. ses performansı gerektiriyorsa ben radyodan ses duymak istiyorum. susmayı sanat diye paketleyip önüme koyunca, benim orada sanat eserinden ziyade sessizliğin pazarlamasını izlediğim hissine kapılmam gayet normal.
yok efendim sessizlik de bir sestir, yok efendim dinleyicinin kendi iç sesiyle karşılaşmasıymış. ben zaten kendi iç sesimi günün yirmi dört saati dinliyorum sözlük, ekstra performans satın almama gerek yok. düşünen adam heykeli gibi soyunup radyo başında oturup iç sesimi mi dinleyeceğim? ben radyo açmışım, yayın bekliyorum. bana yayın yap.
yani burada benim anladığım şey “biz hiçbir şey yapmayacağız, sen de buna derinlik atfedeceksin” gibi bi durum..
bütün bunlar beni düşük sanatsal beğenilere sahip, estetik kapasitesi sınırlı bir insan yapıyorsa tamam, kabulüm. ben düz adam sami, memnun oldum. radyoda ses, konserde müzik, tiyatroda oyun, sergide de mümkünse bir şey görmek istiyorum. çok mu şey istiyorum sözlük?
ama kardeşim, adı üstünde radyo performansı. ses performansı gerektiriyorsa ben radyodan ses duymak istiyorum. susmayı sanat diye paketleyip önüme koyunca, benim orada sanat eserinden ziyade sessizliğin pazarlamasını izlediğim hissine kapılmam gayet normal.
yok efendim sessizlik de bir sestir, yok efendim dinleyicinin kendi iç sesiyle karşılaşmasıymış. ben zaten kendi iç sesimi günün yirmi dört saati dinliyorum sözlük, ekstra performans satın almama gerek yok. düşünen adam heykeli gibi soyunup radyo başında oturup iç sesimi mi dinleyeceğim? ben radyo açmışım, yayın bekliyorum. bana yayın yap.
yani burada benim anladığım şey “biz hiçbir şey yapmayacağız, sen de buna derinlik atfedeceksin” gibi bi durum..
bütün bunlar beni düşük sanatsal beğenilere sahip, estetik kapasitesi sınırlı bir insan yapıyorsa tamam, kabulüm. ben düz adam sami, memnun oldum. radyoda ses, konserde müzik, tiyatroda oyun, sergide de mümkünse bir şey görmek istiyorum. çok mu şey istiyorum sözlük?
devamını gör...
4.
#4072423
katılıyorum bey abiye, "sanat toplum içindir!" dağılın.
katılıyorum bey abiye, "sanat toplum içindir!" dağılın.
devamını gör...
5.
radyo kapalıyken zaten "sessiz".
sanatsever yazarımızdan daha yaratıcı performanslar bekleriz ya da bergson falan mı okusa...
sanatsever yazarımızdan daha yaratıcı performanslar bekleriz ya da bergson falan mı okusa...
devamını gör...
6.
kendisi 4 dakika 33 saniyelik bir beste yapmış, piyanonun başına oturmuş ve hiçbir şey çalmadan yaptığı eseri icra etmişti... aslında olay dinleyicinin çevreden aldığı seslerden ibaretti, her dinleyince değişen bi döngü, bi devinim.
ben bunu bildim ya, zengin silkeleme ayakları bunlar.
devamını gör...