orijinal adı: den stygge stesøsteren
2025 norveç, isveç ve danimarka ortak yapımı olan film güzelliğin önemli olduğu bir dünyada prensi etkilemek için kardeşi ile bir yarış halinde olan ve mücadeleyi kazanmak için değişik yöntemlere başvuran elvira'yı anlatır.
2025 norveç, isveç ve danimarka ortak yapımı olan film güzelliğin önemli olduğu bir dünyada prensi etkilemek için kardeşi ile bir yarış halinde olan ve mücadeleyi kazanmak için değişik yöntemlere başvuran elvira'yı anlatır.
yönetmen:
emilie blichfeldt
oyuncular:
lea myren
ane dahl torp
thea sofie loch naess
flo fagerli
malte gardinger
emilie blichfeldt
oyuncular:
lea myren
ane dahl torp
thea sofie loch naess
flo fagerli
malte gardinger
*boston yeraltı film festivali (2025) - yönetmen ödülü [emilie blichfeldt]
*neuchatel uluslararası fantastik film festivali - en iyi avrupa fantastik uzun metraj filmi
*norveç amanda ödülleri (2025) - en iyi çıkış yapan [lea myren] / en iyi makyaj
*neuchatel uluslararası fantastik film festivali - en iyi avrupa fantastik uzun metraj filmi
*norveç amanda ödülleri (2025) - en iyi çıkış yapan [lea myren] / en iyi makyaj
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "zed's dead baby" tarafından 18.03.2025 00:08 tarihinde açılmıştır.
1.
bir emilie blichfeldt filmidir.

filmin senaryosunu da yönetmen emilie blichfeldt yazmıştır. film aslında charles perrault tarafından ilk olarak derlenen daha sonra grimm kardeşler tarafından da yazılan külkedisi ya da cindirella masalının yeniden yorumlanmış halidir.
filmde lea myren, thea sofie loch naess, flo fagerli, ane dahl torp, isac calmroth, malte gardinger ve ralph carlson rol almıştır.
annesinin ölümünün ardından yeniden evlenen babasının yeni eşi iki kızı ile evlerine taşınınca aslında sonradan külkedisi olarak anılacak olan agnes'in hayatında bir değişiklik olmaz. ama aniden ölen babası ve prensin kendi eş seçme balosu ile işler biraz karışmaya başlar.
agnes çok güzeldir. üvey kız kardeşi elvira ise bir o kadar çirkin. elvira hep hayalini kurduğu şekilde prensle evlenmek için güzelleşme çabalarına girişir. ancak işler hiç de onun ve annesinin umduğu ve planladığı gibi gitmez. bu arada agnes de öyle sanıldığı gibi bir melek değildir.
body horror alt türüne dahil olan film umduğumdan çok daha başarılı bir filmdi. güzellik ve güzellik algısı üzerine söyleyecek çok şeyi var filmin.

filmin senaryosunu da yönetmen emilie blichfeldt yazmıştır. film aslında charles perrault tarafından ilk olarak derlenen daha sonra grimm kardeşler tarafından da yazılan külkedisi ya da cindirella masalının yeniden yorumlanmış halidir.
filmde lea myren, thea sofie loch naess, flo fagerli, ane dahl torp, isac calmroth, malte gardinger ve ralph carlson rol almıştır.
annesinin ölümünün ardından yeniden evlenen babasının yeni eşi iki kızı ile evlerine taşınınca aslında sonradan külkedisi olarak anılacak olan agnes'in hayatında bir değişiklik olmaz. ama aniden ölen babası ve prensin kendi eş seçme balosu ile işler biraz karışmaya başlar.
agnes çok güzeldir. üvey kız kardeşi elvira ise bir o kadar çirkin. elvira hep hayalini kurduğu şekilde prensle evlenmek için güzelleşme çabalarına girişir. ancak işler hiç de onun ve annesinin umduğu ve planladığı gibi gitmez. bu arada agnes de öyle sanıldığı gibi bir melek değildir.
body horror alt türüne dahil olan film umduğumdan çok daha başarılı bir filmdi. güzellik ve güzellik algısı üzerine söyleyecek çok şeyi var filmin.
devamını gör...
2.
allahın belası bir filmdir. allahın belası bir filmle daha karşınızdayım.
norveç yapımı bir emilie blichfeldt filmi. tabii ki son zamanlarda izlediğim en body horror şey substance olduğu için onu da bi çıtır hatırlatmadı değil ve bende hal kalmadı.
orada konumuz gençlik - yaşlılıktı, burada ise güzellik - çirkinlik üzerinden şekilleniyor öykü. ve yönetmen bize unutamayacağımız bir külkedisimasalı sunuyor.
ben bu tür üretimlerden çok etkileniyorum. bence beden imajı çarpık olan herkes de dehşetle izliyordur. ve dolayısıyla anlamlandırmakta da çok zorlanıyorum.
prensin gözüne girip onunla evlenme hayalleri kuran elvira, bu uğurda nezaketi ve masumiyeti başta olmak üzere beden parçaları falan da dahil olmak kaydıyla her şeyden vazgeçiyor. buna psikolojide bir şey deniyordu, hani bi herifle bir ilişkiye başlarsınız ve bir şekilde uzunca bir süre de sürer. sonra da tüm o yıllar heba olacak korkusuyla mutsuz olduğunuz ilişkiden ayrılamazsınız. tam olarak öyle bir manyaklık içine düştüğünü düşünüyorum elvira'nın. hırslı olmakta bir sakınca yok ama herhangi bir şey uğruna bu kadar değişmeye değer mi sorgulamak lazım. hatta değişim nedir ona da bakmak lazım. kendimizden hiçbir şeyin kalmadığı bir değişim sanki değişimden çok kimlik yıkımı ve dejenerasyon gibi duruyor. oysa ki elvira, prensle ilgili çocuksu, romantik hayallerini muhafaza edebilseydi, prensin sandığı gibi biri olmadığını gördüğü anda kalp kırıklığı ile ufak bir buhran yaşayıp en azından ayak parmaklarına sahip çıkabilirdi gibi duruyor.
öte yandan güzeller güzeli külkedisi başta bize huysuz, sevimsiz biri gibi görünse de film ilerledikçe onun daha gerçekçi ihtirasları olan bir genç kadın olduğunu görüyoruz. aşkı ve şehveti de tanımış ancak aşk uğruna soğan ekmek yemeye de razı değil. ve yine de hala bir parça sağduyu sahibi.
önemli olan elbette yalnızca "iç güzellik" değil, hep inandığım gibi sanırım önemli olan bütünlük. içinizle dışınızın uyum içerisinde olması. hadi bakalım, dön dolaş mevlana'dayız.
hayatım boyunca kendimi hep çirkin bulmuşumdur. kendi bedenimle yeni yeni barışıyor gibiyim. o da hiçbir koşulda "çok güzelim yaa" aşamasına gelmiş değil. sadece "kusurlu olmakta sorun yok belki de ya" gibi olabilir. sanırım zaten daha sağlıklı olan da bu, kusurlu olmakta pek de sorun olmaması.
vallahi içim dışıma çıktı, mahvetti film beni.
türü seviyorsanız, tavsiyedir.
norveç yapımı bir emilie blichfeldt filmi. tabii ki son zamanlarda izlediğim en body horror şey substance olduğu için onu da bi çıtır hatırlatmadı değil ve bende hal kalmadı.
orada konumuz gençlik - yaşlılıktı, burada ise güzellik - çirkinlik üzerinden şekilleniyor öykü. ve yönetmen bize unutamayacağımız bir külkedisimasalı sunuyor.
ben bu tür üretimlerden çok etkileniyorum. bence beden imajı çarpık olan herkes de dehşetle izliyordur. ve dolayısıyla anlamlandırmakta da çok zorlanıyorum.
prensin gözüne girip onunla evlenme hayalleri kuran elvira, bu uğurda nezaketi ve masumiyeti başta olmak üzere beden parçaları falan da dahil olmak kaydıyla her şeyden vazgeçiyor. buna psikolojide bir şey deniyordu, hani bi herifle bir ilişkiye başlarsınız ve bir şekilde uzunca bir süre de sürer. sonra da tüm o yıllar heba olacak korkusuyla mutsuz olduğunuz ilişkiden ayrılamazsınız. tam olarak öyle bir manyaklık içine düştüğünü düşünüyorum elvira'nın. hırslı olmakta bir sakınca yok ama herhangi bir şey uğruna bu kadar değişmeye değer mi sorgulamak lazım. hatta değişim nedir ona da bakmak lazım. kendimizden hiçbir şeyin kalmadığı bir değişim sanki değişimden çok kimlik yıkımı ve dejenerasyon gibi duruyor. oysa ki elvira, prensle ilgili çocuksu, romantik hayallerini muhafaza edebilseydi, prensin sandığı gibi biri olmadığını gördüğü anda kalp kırıklığı ile ufak bir buhran yaşayıp en azından ayak parmaklarına sahip çıkabilirdi gibi duruyor.
öte yandan güzeller güzeli külkedisi başta bize huysuz, sevimsiz biri gibi görünse de film ilerledikçe onun daha gerçekçi ihtirasları olan bir genç kadın olduğunu görüyoruz. aşkı ve şehveti de tanımış ancak aşk uğruna soğan ekmek yemeye de razı değil. ve yine de hala bir parça sağduyu sahibi.
önemli olan elbette yalnızca "iç güzellik" değil, hep inandığım gibi sanırım önemli olan bütünlük. içinizle dışınızın uyum içerisinde olması. hadi bakalım, dön dolaş mevlana'dayız.
hayatım boyunca kendimi hep çirkin bulmuşumdur. kendi bedenimle yeni yeni barışıyor gibiyim. o da hiçbir koşulda "çok güzelim yaa" aşamasına gelmiş değil. sadece "kusurlu olmakta sorun yok belki de ya" gibi olabilir. sanırım zaten daha sağlıklı olan da bu, kusurlu olmakta pek de sorun olmaması.
vallahi içim dışıma çıktı, mahvetti film beni.
türü seviyorsanız, tavsiyedir.
devamını gör...
3.
korkunç ötesi, toplumun güzellik algılarının saçmalığını gösterirken bizim midemizi altüst etmek zorunda mıydı diye yönetmene sormak isterim,
sindirella hikayesini üvey kız kardeşin gözünden anlatan, kadınların hayvan pazarı gibi erkeklere sergilendiği, bir çok mide bulandırıcı kan, kemik kırma, kusma gibi sahnelerin bolca yer aldığı 2x te izlememe rağmen bir an hiç bitmeyecek sanıp benimde kusma isteğimi getiren film, bu filmin neden bu kadar sayfalarca paylaşıldığına da anlam veremedim iğrençti
sindirella hikayesini üvey kız kardeşin gözünden anlatan, kadınların hayvan pazarı gibi erkeklere sergilendiği, bir çok mide bulandırıcı kan, kemik kırma, kusma gibi sahnelerin bolca yer aldığı 2x te izlememe rağmen bir an hiç bitmeyecek sanıp benimde kusma isteğimi getiren film, bu filmin neden bu kadar sayfalarca paylaşıldığına da anlam veremedim iğrençti
devamını gör...
