1.
sözlüğe gelişimin 3. yıl dönümünde benim için en özel metal albümlerinden birini tanıtasım geldi sizler için ve bu uğurda açtığım başlık ve girdiğim tanımdır bu.

1999 sonbaharında symphony of enchanted lands albümüyle tanıştığım italyan power metal devi rhapsody'nin yasal sebeplerle adı rhapsody of fire olduktan sonra çıkan ilk stüdyo albümüdür ve 2006 tarihlidir. bana göre topluluğun en iyi 4 albümünden biridir ve son muhteşem albümüdür; yani ilk üç albümleri ve bu yedinci albümlerini grubun en iyi çalışmaları olarak görüyorum. şimdi rhapsody'nin ilk iki albümü legendary tales ve symphony of enchanted lands bir nevi dokunulamaz/tartışılamaz senfonik metal klasikleridir. dawn of victory adlı üçüncü albümleri de grubun sevenlerince ilk ikisi kadar olmasa da değer verilen çalışmalardır. işte tanıttığım albüm arada çıkan bana göre "tuhaf" üç albümden sonra ilaç gibi gelen, epik bir kahraman gibi yetişen işleridir. cidden de hiç beklemiyordum ben böyle bir albüm gruptan artık, beni şaşırtarak sevindirmişlerdi bu eseri çıkarttıklarında. sonrasında ise maalesef bu kaliteyi yine bana göre maalesef sürdüremediler.
öncelikle... topluluğun ilk iki albümünü evet, efsanevi klasikler olarak görüyorum ama neden onların başlıklarını açmadım da bununkini açıyorum şimdi?.. bir kere soel'yi daha önce başka bir internet platformunda tanıtmıştım uzun uzun. legendary tales'i ise... yani tanıtmama çok da gerek yok bence zira zaten bu albümün hakkı verildi ve hala veriliyor. rhapsody ile ilgili bir konuya rastlarsanız zaten bu albümlerinin ne kadar iyi olduğuyla ilgili yazılara da rastlayabilirsiniz beraberinde. triumph or agony'nin ise mükemmelliği birçoklarınca ıskalanmış gibi hissediyorum. öyle gözlemliyorum yani. rating'lerine genelde değer verdiğim rate your music [rym] sitesinde bile bu albüme büyük haksızlık yapılmış bence. resmen 3.06/5 rating ortalamasına sahip bu albüm orada. şaka gibi. yani özellikle de gruptan öncesinde ve sonrasında gelen son derece "dersiz topsuz" albümlerinin bile neredeyse hepsinin daha yüksek rating ortalamasına sahip olmasını aşırı absürt buldum diyebilirim.
triumph or agony'yi şu yönden topluluğun ilk iki albümüne bile üstün tutuyorum: çok organik bir sound'u var ve müthiş koro ve orkestralarla çalışarak gerçek bir senfoniklik sunmuşlar burada. elbette grup daha önce ve sonrasında da birçok klasik müzik profesyoneliyle çalıştı hatta muhtemelen bana göre son gayet iyi albümleri olan into the legend'da herhalde daha bile geniş bir konuk müzisyenler kadrosu vardı ama işte tanıttığım albümde bana göre bütünlük muhteşem sağlanmış ve tüm o korolar, orkestralarla falan simbiyotik bir uyumu olmuş rhapsody of fire'ın. çek the brno academy choir, the epic choir üyesi 4 şancı, the opera choir elemanı bir başka isim falan... the bohuslav philarmonic orchestra ile bir birliktelik sağlanmış orkestral bölümler için de. işte tüm bunların neticesi muazzam olmuş diyebilirim. bunlardan başka katkıda bulunan da epey isim var albümde elbette, örneğin 7-8 tane ses aktörü/aktrisi (voice actor) var ki bu zaten sinematik yollara girmeyi seven grubun müziğinin bu mahiyetini daha da dramatikleştirmiş.
genel bağlamda da karşımızda çok iyi bir müzisyenlik var bu albümde ve müthiş davulcu alex holzwarth'ı da "insan gibi kullanmışlar" diyebiliyorum memnuniyetle. yok, bu tam olmadı. grubun ilk dönemlerindeki davulcuları farklıydı ve zaten konserler dışında olsa olsa ilgili albümlerdeki davul partisyonlarının yazımını yapmıştır kendisi bence zira drum machine ile kotarıldığı çok belliydi bunu. bu yola giren sayısız müzik topluluğu olagelmiştir şüphesiz fakat rhapsody'ninkiler kadar sentetiklerine de pek rastlamadım desem yerinde olur doğrusu. böyle mesela sağ crash'e vuruluyor altta twin'ler taramalı tüfek gibi saydırırken, sonra sol, en son gene sağ... hepsi aynı tornadan çıkmış gibi sesler ve işte bu kadar bariz olmasaymış demekten de kendimi hiç alamamışımdır ben şahsen. holzwarth zaten progressive sularda da ustalıkla yüzebilen bir davulcu ve onu aldıktan sonra grup da nihayet "insan çalmış" diyebileceğim davulları entegre etmeye başladı albümlerine. hem çalıyor hem çalışıyor... * bu arada tanıttığım albümdeki davullarda öyle çok numara yok aslında ama işte bu da bir senfonik power metal albümü. senfonik müziklerde de davul/perküsyon o kadar da çılgın numaralar yapmaz zaten yapsa bile bir solo gibi rol çalmaz mesela. bu sebeple albümdeki davul kullanımından son derece memnunum.
tek tek albümdeki her şeyi analiz etme derdinde değilim ki zaten şimdiden uzun bir yazı oldu... yani derli toplu bir sound, düzgün enstrümantasyon, işte tüm o korolar ve orkestranın kattığı ihtişam, fabio lione'nin eşsiz vokalleri falan... fabio'ya özel bir parantez açmalıyım elbette zira kendisi tüm müzik türleri söz konusuyken bile favori şarkıcımdır. şöyle bir şeylerden bahsedeyim kendisiyle ilgili... geçenlerde grubun ilk dönem kayıtlarını/demolarını bir yerden duyup dinlemiştim ve "oha, fabio'nun sesi başta ne kadar kötüymüş..." demiştim. ama sonra kendim de senelerce aynı tarzda vokalistlik yapan biri olduğum için "kimseye dinletmeyiz" diye, mesela şarkıları ezberlemek için aldığımız kayıtlar yaptığımız aklıma geldi. fabio'nunkiler de öyle olabilir zira ilk albümü legendary tales'ta adam mükemmel vokaller yapıyordu ve birdenbire rezaletten mükemmele sıçramamıştır herhalde diye bir kanım oluştu. rhapsody'yi ayrıksı yapan şeylerden biri de ilk albümlerinin muhteşem olmasıydı ki o dönemde power metal gruplarına bakıldığında ekseriyetinin müziklerini ilerleyen albümlerinde geliştirdiklerini görürüz. lione'nin sonra her albümde vokalleri daha kötüleşti bu arada ama bunu çok kişi anlamamış olabilir, ben kendim de vokalistlik yaptığım için bu tür algıda daha iyi olabilirim. ikinci rhapsody albümü symphony of enchanted land'te bile adamın ses hacmi düşmüştü aslında. sonra da zorlama vokaller yapmaya başladı. yanlış hatırlamıyorsam 2004'te çıkan soel part:2 albümüyle sesi bir toparlanma evresine girdi ve bu albümde de tamamen sağlıklı ve güçlü vokallerine döndü bence fabio.
ama tabii ilk dönemindeki kadar heyecanlı söylemiyor kendisi artık ama bu da her insan için bir nevi doğaldır da diyebiliriz. gerçi sweden rock 2017'deki grubun orijinal kadrosuyla yapılması planlanan ancak alex staropoli'nin maddi olarak kendisi için iyi bir tercih gibi görünmediğini söyleyip sinirlerimi bozarak katılmadığı veda turnesinin isveç ayağında kendisi (lione) beni şoklara uğratarak aynı gençliğindeki gibi söyleyebilmişti 43 yaşındayken tüm o eski epik şarkılarını. belki de şöyle bakmak lazım... sanatçıların çoğu kendilerini tekrar etmek istemez. yani lione yıllar içinde benim hayranı olduğum tarzında devam etmedi, böyle agresif vokaller falan ekledi paletine. bu beni hayal kırıklığına uğratsa da o da "hep aynı vokali neden yapayım?" diyebilir ve kendince haklı olur. gene de o üstlerde bahsettiğim ara dönemde clean'lerinde ciddi sıkıntılar da vardır bence. neyse ki sonradan toparlandı sesi/vokali... triumph or agony'de tiz perdelerde de geziniyor lione ama partisyonların çoğu kendisini rahat hissedeceği aralıklarda yazılmış. bunda şunu da göz önünde tutmalıyız sanırım: bu gruplar manyak gibi turnelere çıkıyor ve 90'larda bu iş böyle değildi ve sadece albüm satışlarından iyi para kazanabiliyordu gruplar. 2000'lerle birlikte albüm satışlarından 0'dan hallica para kazanabildiklerinden de elbette konserlere/turnelere mecbur kaldılar ve yani cidden çok sık konser verdikleri yoğun turnelere çıkıyorlar ve mesela tanıttığım albümde grubun 90'lardaki albümlerindeki gibi tiz seslerin "zorlandığı" tarzda vokaller yazılsa fabio'nun perti çıkabilirdi turneler bittiğinde hatta daha bitmeden...
yavaş yavaş da birkaç şarkısından bahsedip yazımın sonlarına geleyim. bakın, yavaş yavaş bahsediyorum. y a v a şşşşş y a v a şşşşşşş, mansur yavaş = adamım, yavaş sür diyor. ama power metalde öyle bir yavaşlık olmaz tabii... neyse, geyikçi damarım tuttu gene ehehe. ben bu albümdeki tüm şarkıları seviyorum aslında ki en büyük hayal kırıklığı olarak sondan bir önceki parça, tam 16 dakikalık the mystic prophecy of the demonknight'tan bahsedebilirim. yani bu da gayet güzel de bir symphony of enchanted lands değil... yani o epik albümün aynı adlı kapanış şarkısı değil... yani o ayarda bir parça olsaydı bu cidden de 9.5/10 bile verebilirdim. gene de 9/10 veriyorum ya. dediğim gibi bana göre grubun en iyi 4 albümünden biri ve "unique" bir yerde de duruyor aslında. yani diğer albümlerle kıyaslanamayacak bir albümden bahsettiğimden, senfonikliği ve operatikliği dibine kadar verebildikleri bir çalışma olduğundan, rhapsody of fire'ın gelmiş geçmiş en iyi senfonik power metal grubu olduğunun adeta bir belgesi niteliğinde olduğundan çok değerli görüyorum bu çalışmayı. bu arada grubun daha önce de beraber çalıştığı christopher lee de var çalışmada emeği/sesi olanlardan. zaten kendisi rhapsody'nin grubunu çok sevdiğini defalarca belirtmişti ve the magic of the wizard's dream parçasında fabio ile düet bile yapmışlardı. burada kendisini bir ses aktörü olarak görüyoruz, the wizard king karakteriyle.
bu arada üst paragrafa öyle bir geyikle girdim ki parçalardan bahsedemedim. haha. şimdi yapayım bunu madem. öncelikle intro'dan hemen sonra gelen, albüme adını veren açılış şarkısı (yani intro'ya da açılış şarkısı denebilir de ben öyle tercih etmiyorum genelde, sonuçta "introduction") gayet görkemli ve klas. zaten daha girişinden "bu, senfonik bir albüm herhalde" dedirtiyor ve bu doğru. gerçi intro da bunu söylüyor tabii ama senfonik bir intro konup sonra dündüz power metal yapılan albümler de olageliyor. işin aslı albümdeki bazı parçalarda düz heavy veya power metal havası nispeten baskın olabilse de çoğunda o senfonik ağırlık hissedilebiliyor/duyulabiliyor. bu arada intro'dan sonraki açılış şarkısındaki "angelus sempiternus, angelus ex inferno" vokallerine bayılıyorum. aşırı havalı bence. eyy latince, sen neden bu kadar havalısın ya?.. fabio da yardırıyor ve genel anlamda da çok iyi bir şarkı bu elbette. old age of wonders şarkısındaki grubun o pastoral, flütlü mülütlü zamanlarına bir selam çaktığını görüyoruz. şahane nakaratları var ve şarkının gerisi de ayrı güzel. the myth of the holy sword'da o kadar farklı elementlerin aynı potada mükemmel eritildiğine rastlıyoruz ki... mesela başları manowar'vari bir epiklik sunarken sonra işte bu rhapsody diyoruz. mükemmel bir nakaratı var bu parçanın da ve ortalarından sonraki bir yerinde karanlık, dramatik, çarpıcı koro vokalli kısımndan sonra gene böyle pastoral havalı bir sekansın girmesi ve ardından gitar solosu falan... son olarak da il canto del vento adlı italyanca ballad'dan bahsedeyim. albümdeki müzik yazımından klavyeci alex staropoli ile gitarist luca turilli sorumluyken bir tek bu parçanın sözleriyle birlikte müziği de favori şarkıcım fabio lione'ye ait. öyle böyle fevkalade bir ballad değil. sanırım başlığını açıp şöyle bir şeyler demiştim: "metal müzik söz konusu olduğunda dinleyebileceğiniz en duygulu ballad'lardan biridir". şimdi bakmayayım da buna benzer bir şeyler dediğimi hatırlıyorum. öyle de inanılmaz bir ballad işte bu.
artık yazıma bir nokta koymamın zamanı geldi. bana göre triumph or agony hakikaten de hakkı verilmemiş bir albümdür. üstte bahsettiğim parçalarıyla da sınırlı değil, albüm tümden çok bütünlüklü ve kalitesini ilk şarkısından son parçasına kadar koruyor bence. bir de bu topluluğun müziğine entegre ettiği senfonik elementlerin karakteristik yönünün gayet baskın olduğunu düşünüyorum ve aslında operatik ve koro vokallerde de aynı karakteristiklikten bahsetmekte bir beis göremiyorum. yani iki gıy gıy keman ekleyelim, bir yerden de bir oda korosu ayarlayalım da senfonik metal yapalım pespayeliğinde bir kahvehane muhabbeti yoktur işin içinde luca turilli gibi olağanüstü bir besteci varken ki bunların daha da iyi ve profesyonellerini aslında kendisinin luca turilli's rhapsody grubuyla çıkardığı albümlerde de görebilirsiniz. yani hem profesyonelce yaklaşıyor adam olaya, hem çok iyi bir kompozitör hem de bir şekilde "bu rhapsody senfonikliği" dedirtebilen, mühimsenesi bir sihir katabiliyor müzisyen mevzuya. staropoli'nin de çok iyi bir müzisyen olduğunu düşünsem ve turilli ile birlikte harika şarkılar yazdıkları kanısında olsam da turilli hakikaten müthiş bir besteci, hatta tarzında en iyisi bence ve metal dünyasında da çok ayrıksı bir yere sahiptir kanımca kendisi bestecilik yönüyle. ben de gittim onun değil de alex staropoli'nin başlığını açıp uzun uzun tanıttım kendisini. cinsim ben olm, her zaman söylerim. ahaha. gelgelelim turilli'nin başlığını da açarım bir gün ve onu belki de çok daha iyi tanıtırım. bakalım... neyse... triumph or agony'nin birkaç şarkısını da koyuyorum ve dinlemeyi düşünenlere iyi dinlemeler diliyorum. epik kalın.
valla gruba saygısızlık olmasın diye unofficial full-album link'i koymayacaktım ama tek tek parçalarına bakarken albüme adını veren şarkının official paylaşımını bile bulamadım. yani insan yükler değil mi grubun resmi hesabıyla? siz benim beklediğim şeyi yapmamışsınız ben de sizin benden beklenmeyeceğiniz tarzda unofficial full-album kaydını koyuyorum aşağı. hayır, heart of the darklands falan da yok... bir de demin aşağıdaki bağlantıdan videoya gittim ve yorumlara baktım, spotify'a da konmamış albüm. hatta galiba konmayan tek albümleri falanmış. şimdi belki vardır da epey kişi yakınmış yani zamanında spotify'da yok diye. ahaha. yoksa grup da mı bu albümünün hakkını vermiyor? bir tek ben mi hayranım lan ben bu albüme?.. *
ekleme: video altındaki yorumlara bakarsak benim gibi düşünen epey sayıda insan olduğu çıkarımını yapabiliriz aslında. kaldı ki biri yakın bir dostum diğeri de sevdiğim bir arkadaşım olmak üzere 20 yıldan fazladır tanıdığım 2 rhapsody hayranı arkadaşımla da aynı düşünüyoruz aslında bu albümle alakalı, bu da şimdi aklıma geldi. yalnız o ikisinin favori albümü ilk rhapsody albümü olan legendary tales, benimki ise ikinci rhapsody albümü olan symphony of enchanted lands. ama işte üçümüz de triumph or agony'nin grubun en iyi üç albümünden biri olduğunda hemfikiriz. ben dawn of victory'yi de katarım işin içine ancak 3'e indirmek durumunda kalırsam bu üçünü seçerdim. sonrasına gelirsek... herhalde rhapsody of fire başlığında bahsetmişimdir. staropoli ve turilli ayrı rhapsody'lerin liderleri oldular falan fistan. daha doğrusu, rhapsody olarak metal dünyasına damga vuran grubu klavyeci staropoli devam ettirdi ve vokalist lione ile çalıştılar bir süre. fabio gittikten sonra gelen vokaliste katlanamamıştım ben. çok kötüydü bence. son albümlerini dinlemedim bile hatta... turilli ise alessandro conti diye über-yetenekli bir vokalistle şahane iki albüm çıkardı kendi rhapsody'siyle ki bu vokalist de ilk 3'ümdedir. dağıldılar mı hatırlamıyorum, daha doğrusu emin değilim ama sanki o proje de sonlanmıştı. bakalım zaman neler gösterecek... turilli'nin müziği falan bırakmasını hiç istemem bu arada. yani yeni projelerle de olsa kendisini biz hayranlarından mahrum etemesini temenni ederim kendisinin.
yazı da amma uzun oldu. hatta sözlüğü bırakın hayatımda yazdığım en uzun albüm kritiği bu olabilir. 6.5 sene ülkenin en popüler metal webzine'inde müzik eleştirmenliği/yazarlığı yapmıştım ve o süreçte yazdığım bunun kadar uzun bir yazım olmayabilir cidden. ama olabilir de. hatırlamıyorum açıkçası ya da kelime sayısını saymadım. * gerçi yazının tümü de albümle alakalı olmasa da çoğu oldu sanırım ve diğer kısımlarında da albüm adına daha derinlikli bir anlayışa vesile olabilecek belirli bir kontekst getirdiğimi ve bağlamdan tam uzaklaşmadığımı ümit ediyorum.
işte epikler epiği triumph or agony albümü:

1999 sonbaharında symphony of enchanted lands albümüyle tanıştığım italyan power metal devi rhapsody'nin yasal sebeplerle adı rhapsody of fire olduktan sonra çıkan ilk stüdyo albümüdür ve 2006 tarihlidir. bana göre topluluğun en iyi 4 albümünden biridir ve son muhteşem albümüdür; yani ilk üç albümleri ve bu yedinci albümlerini grubun en iyi çalışmaları olarak görüyorum. şimdi rhapsody'nin ilk iki albümü legendary tales ve symphony of enchanted lands bir nevi dokunulamaz/tartışılamaz senfonik metal klasikleridir. dawn of victory adlı üçüncü albümleri de grubun sevenlerince ilk ikisi kadar olmasa da değer verilen çalışmalardır. işte tanıttığım albüm arada çıkan bana göre "tuhaf" üç albümden sonra ilaç gibi gelen, epik bir kahraman gibi yetişen işleridir. cidden de hiç beklemiyordum ben böyle bir albüm gruptan artık, beni şaşırtarak sevindirmişlerdi bu eseri çıkarttıklarında. sonrasında ise maalesef bu kaliteyi yine bana göre maalesef sürdüremediler.
öncelikle... topluluğun ilk iki albümünü evet, efsanevi klasikler olarak görüyorum ama neden onların başlıklarını açmadım da bununkini açıyorum şimdi?.. bir kere soel'yi daha önce başka bir internet platformunda tanıtmıştım uzun uzun. legendary tales'i ise... yani tanıtmama çok da gerek yok bence zira zaten bu albümün hakkı verildi ve hala veriliyor. rhapsody ile ilgili bir konuya rastlarsanız zaten bu albümlerinin ne kadar iyi olduğuyla ilgili yazılara da rastlayabilirsiniz beraberinde. triumph or agony'nin ise mükemmelliği birçoklarınca ıskalanmış gibi hissediyorum. öyle gözlemliyorum yani. rating'lerine genelde değer verdiğim rate your music [rym] sitesinde bile bu albüme büyük haksızlık yapılmış bence. resmen 3.06/5 rating ortalamasına sahip bu albüm orada. şaka gibi. yani özellikle de gruptan öncesinde ve sonrasında gelen son derece "dersiz topsuz" albümlerinin bile neredeyse hepsinin daha yüksek rating ortalamasına sahip olmasını aşırı absürt buldum diyebilirim.
triumph or agony'yi şu yönden topluluğun ilk iki albümüne bile üstün tutuyorum: çok organik bir sound'u var ve müthiş koro ve orkestralarla çalışarak gerçek bir senfoniklik sunmuşlar burada. elbette grup daha önce ve sonrasında da birçok klasik müzik profesyoneliyle çalıştı hatta muhtemelen bana göre son gayet iyi albümleri olan into the legend'da herhalde daha bile geniş bir konuk müzisyenler kadrosu vardı ama işte tanıttığım albümde bana göre bütünlük muhteşem sağlanmış ve tüm o korolar, orkestralarla falan simbiyotik bir uyumu olmuş rhapsody of fire'ın. çek the brno academy choir, the epic choir üyesi 4 şancı, the opera choir elemanı bir başka isim falan... the bohuslav philarmonic orchestra ile bir birliktelik sağlanmış orkestral bölümler için de. işte tüm bunların neticesi muazzam olmuş diyebilirim. bunlardan başka katkıda bulunan da epey isim var albümde elbette, örneğin 7-8 tane ses aktörü/aktrisi (voice actor) var ki bu zaten sinematik yollara girmeyi seven grubun müziğinin bu mahiyetini daha da dramatikleştirmiş.
genel bağlamda da karşımızda çok iyi bir müzisyenlik var bu albümde ve müthiş davulcu alex holzwarth'ı da "insan gibi kullanmışlar" diyebiliyorum memnuniyetle. yok, bu tam olmadı. grubun ilk dönemlerindeki davulcuları farklıydı ve zaten konserler dışında olsa olsa ilgili albümlerdeki davul partisyonlarının yazımını yapmıştır kendisi bence zira drum machine ile kotarıldığı çok belliydi bunu. bu yola giren sayısız müzik topluluğu olagelmiştir şüphesiz fakat rhapsody'ninkiler kadar sentetiklerine de pek rastlamadım desem yerinde olur doğrusu. böyle mesela sağ crash'e vuruluyor altta twin'ler taramalı tüfek gibi saydırırken, sonra sol, en son gene sağ... hepsi aynı tornadan çıkmış gibi sesler ve işte bu kadar bariz olmasaymış demekten de kendimi hiç alamamışımdır ben şahsen. holzwarth zaten progressive sularda da ustalıkla yüzebilen bir davulcu ve onu aldıktan sonra grup da nihayet "insan çalmış" diyebileceğim davulları entegre etmeye başladı albümlerine. hem çalıyor hem çalışıyor... * bu arada tanıttığım albümdeki davullarda öyle çok numara yok aslında ama işte bu da bir senfonik power metal albümü. senfonik müziklerde de davul/perküsyon o kadar da çılgın numaralar yapmaz zaten yapsa bile bir solo gibi rol çalmaz mesela. bu sebeple albümdeki davul kullanımından son derece memnunum.
tek tek albümdeki her şeyi analiz etme derdinde değilim ki zaten şimdiden uzun bir yazı oldu... yani derli toplu bir sound, düzgün enstrümantasyon, işte tüm o korolar ve orkestranın kattığı ihtişam, fabio lione'nin eşsiz vokalleri falan... fabio'ya özel bir parantez açmalıyım elbette zira kendisi tüm müzik türleri söz konusuyken bile favori şarkıcımdır. şöyle bir şeylerden bahsedeyim kendisiyle ilgili... geçenlerde grubun ilk dönem kayıtlarını/demolarını bir yerden duyup dinlemiştim ve "oha, fabio'nun sesi başta ne kadar kötüymüş..." demiştim. ama sonra kendim de senelerce aynı tarzda vokalistlik yapan biri olduğum için "kimseye dinletmeyiz" diye, mesela şarkıları ezberlemek için aldığımız kayıtlar yaptığımız aklıma geldi. fabio'nunkiler de öyle olabilir zira ilk albümü legendary tales'ta adam mükemmel vokaller yapıyordu ve birdenbire rezaletten mükemmele sıçramamıştır herhalde diye bir kanım oluştu. rhapsody'yi ayrıksı yapan şeylerden biri de ilk albümlerinin muhteşem olmasıydı ki o dönemde power metal gruplarına bakıldığında ekseriyetinin müziklerini ilerleyen albümlerinde geliştirdiklerini görürüz. lione'nin sonra her albümde vokalleri daha kötüleşti bu arada ama bunu çok kişi anlamamış olabilir, ben kendim de vokalistlik yaptığım için bu tür algıda daha iyi olabilirim. ikinci rhapsody albümü symphony of enchanted land'te bile adamın ses hacmi düşmüştü aslında. sonra da zorlama vokaller yapmaya başladı. yanlış hatırlamıyorsam 2004'te çıkan soel part:2 albümüyle sesi bir toparlanma evresine girdi ve bu albümde de tamamen sağlıklı ve güçlü vokallerine döndü bence fabio.
ama tabii ilk dönemindeki kadar heyecanlı söylemiyor kendisi artık ama bu da her insan için bir nevi doğaldır da diyebiliriz. gerçi sweden rock 2017'deki grubun orijinal kadrosuyla yapılması planlanan ancak alex staropoli'nin maddi olarak kendisi için iyi bir tercih gibi görünmediğini söyleyip sinirlerimi bozarak katılmadığı veda turnesinin isveç ayağında kendisi (lione) beni şoklara uğratarak aynı gençliğindeki gibi söyleyebilmişti 43 yaşındayken tüm o eski epik şarkılarını. belki de şöyle bakmak lazım... sanatçıların çoğu kendilerini tekrar etmek istemez. yani lione yıllar içinde benim hayranı olduğum tarzında devam etmedi, böyle agresif vokaller falan ekledi paletine. bu beni hayal kırıklığına uğratsa da o da "hep aynı vokali neden yapayım?" diyebilir ve kendince haklı olur. gene de o üstlerde bahsettiğim ara dönemde clean'lerinde ciddi sıkıntılar da vardır bence. neyse ki sonradan toparlandı sesi/vokali... triumph or agony'de tiz perdelerde de geziniyor lione ama partisyonların çoğu kendisini rahat hissedeceği aralıklarda yazılmış. bunda şunu da göz önünde tutmalıyız sanırım: bu gruplar manyak gibi turnelere çıkıyor ve 90'larda bu iş böyle değildi ve sadece albüm satışlarından iyi para kazanabiliyordu gruplar. 2000'lerle birlikte albüm satışlarından 0'dan hallica para kazanabildiklerinden de elbette konserlere/turnelere mecbur kaldılar ve yani cidden çok sık konser verdikleri yoğun turnelere çıkıyorlar ve mesela tanıttığım albümde grubun 90'lardaki albümlerindeki gibi tiz seslerin "zorlandığı" tarzda vokaller yazılsa fabio'nun perti çıkabilirdi turneler bittiğinde hatta daha bitmeden...
yavaş yavaş da birkaç şarkısından bahsedip yazımın sonlarına geleyim. bakın, yavaş yavaş bahsediyorum. y a v a şşşşş y a v a şşşşşşş, mansur yavaş = adamım, yavaş sür diyor. ama power metalde öyle bir yavaşlık olmaz tabii... neyse, geyikçi damarım tuttu gene ehehe. ben bu albümdeki tüm şarkıları seviyorum aslında ki en büyük hayal kırıklığı olarak sondan bir önceki parça, tam 16 dakikalık the mystic prophecy of the demonknight'tan bahsedebilirim. yani bu da gayet güzel de bir symphony of enchanted lands değil... yani o epik albümün aynı adlı kapanış şarkısı değil... yani o ayarda bir parça olsaydı bu cidden de 9.5/10 bile verebilirdim. gene de 9/10 veriyorum ya. dediğim gibi bana göre grubun en iyi 4 albümünden biri ve "unique" bir yerde de duruyor aslında. yani diğer albümlerle kıyaslanamayacak bir albümden bahsettiğimden, senfonikliği ve operatikliği dibine kadar verebildikleri bir çalışma olduğundan, rhapsody of fire'ın gelmiş geçmiş en iyi senfonik power metal grubu olduğunun adeta bir belgesi niteliğinde olduğundan çok değerli görüyorum bu çalışmayı. bu arada grubun daha önce de beraber çalıştığı christopher lee de var çalışmada emeği/sesi olanlardan. zaten kendisi rhapsody'nin grubunu çok sevdiğini defalarca belirtmişti ve the magic of the wizard's dream parçasında fabio ile düet bile yapmışlardı. burada kendisini bir ses aktörü olarak görüyoruz, the wizard king karakteriyle.
bu arada üst paragrafa öyle bir geyikle girdim ki parçalardan bahsedemedim. haha. şimdi yapayım bunu madem. öncelikle intro'dan hemen sonra gelen, albüme adını veren açılış şarkısı (yani intro'ya da açılış şarkısı denebilir de ben öyle tercih etmiyorum genelde, sonuçta "introduction") gayet görkemli ve klas. zaten daha girişinden "bu, senfonik bir albüm herhalde" dedirtiyor ve bu doğru. gerçi intro da bunu söylüyor tabii ama senfonik bir intro konup sonra dündüz power metal yapılan albümler de olageliyor. işin aslı albümdeki bazı parçalarda düz heavy veya power metal havası nispeten baskın olabilse de çoğunda o senfonik ağırlık hissedilebiliyor/duyulabiliyor. bu arada intro'dan sonraki açılış şarkısındaki "angelus sempiternus, angelus ex inferno" vokallerine bayılıyorum. aşırı havalı bence. eyy latince, sen neden bu kadar havalısın ya?.. fabio da yardırıyor ve genel anlamda da çok iyi bir şarkı bu elbette. old age of wonders şarkısındaki grubun o pastoral, flütlü mülütlü zamanlarına bir selam çaktığını görüyoruz. şahane nakaratları var ve şarkının gerisi de ayrı güzel. the myth of the holy sword'da o kadar farklı elementlerin aynı potada mükemmel eritildiğine rastlıyoruz ki... mesela başları manowar'vari bir epiklik sunarken sonra işte bu rhapsody diyoruz. mükemmel bir nakaratı var bu parçanın da ve ortalarından sonraki bir yerinde karanlık, dramatik, çarpıcı koro vokalli kısımndan sonra gene böyle pastoral havalı bir sekansın girmesi ve ardından gitar solosu falan... son olarak da il canto del vento adlı italyanca ballad'dan bahsedeyim. albümdeki müzik yazımından klavyeci alex staropoli ile gitarist luca turilli sorumluyken bir tek bu parçanın sözleriyle birlikte müziği de favori şarkıcım fabio lione'ye ait. öyle böyle fevkalade bir ballad değil. sanırım başlığını açıp şöyle bir şeyler demiştim: "metal müzik söz konusu olduğunda dinleyebileceğiniz en duygulu ballad'lardan biridir". şimdi bakmayayım da buna benzer bir şeyler dediğimi hatırlıyorum. öyle de inanılmaz bir ballad işte bu.
artık yazıma bir nokta koymamın zamanı geldi. bana göre triumph or agony hakikaten de hakkı verilmemiş bir albümdür. üstte bahsettiğim parçalarıyla da sınırlı değil, albüm tümden çok bütünlüklü ve kalitesini ilk şarkısından son parçasına kadar koruyor bence. bir de bu topluluğun müziğine entegre ettiği senfonik elementlerin karakteristik yönünün gayet baskın olduğunu düşünüyorum ve aslında operatik ve koro vokallerde de aynı karakteristiklikten bahsetmekte bir beis göremiyorum. yani iki gıy gıy keman ekleyelim, bir yerden de bir oda korosu ayarlayalım da senfonik metal yapalım pespayeliğinde bir kahvehane muhabbeti yoktur işin içinde luca turilli gibi olağanüstü bir besteci varken ki bunların daha da iyi ve profesyonellerini aslında kendisinin luca turilli's rhapsody grubuyla çıkardığı albümlerde de görebilirsiniz. yani hem profesyonelce yaklaşıyor adam olaya, hem çok iyi bir kompozitör hem de bir şekilde "bu rhapsody senfonikliği" dedirtebilen, mühimsenesi bir sihir katabiliyor müzisyen mevzuya. staropoli'nin de çok iyi bir müzisyen olduğunu düşünsem ve turilli ile birlikte harika şarkılar yazdıkları kanısında olsam da turilli hakikaten müthiş bir besteci, hatta tarzında en iyisi bence ve metal dünyasında da çok ayrıksı bir yere sahiptir kanımca kendisi bestecilik yönüyle. ben de gittim onun değil de alex staropoli'nin başlığını açıp uzun uzun tanıttım kendisini. cinsim ben olm, her zaman söylerim. ahaha. gelgelelim turilli'nin başlığını da açarım bir gün ve onu belki de çok daha iyi tanıtırım. bakalım... neyse... triumph or agony'nin birkaç şarkısını da koyuyorum ve dinlemeyi düşünenlere iyi dinlemeler diliyorum. epik kalın.
valla gruba saygısızlık olmasın diye unofficial full-album link'i koymayacaktım ama tek tek parçalarına bakarken albüme adını veren şarkının official paylaşımını bile bulamadım. yani insan yükler değil mi grubun resmi hesabıyla? siz benim beklediğim şeyi yapmamışsınız ben de sizin benden beklenmeyeceğiniz tarzda unofficial full-album kaydını koyuyorum aşağı. hayır, heart of the darklands falan da yok... bir de demin aşağıdaki bağlantıdan videoya gittim ve yorumlara baktım, spotify'a da konmamış albüm. hatta galiba konmayan tek albümleri falanmış. şimdi belki vardır da epey kişi yakınmış yani zamanında spotify'da yok diye. ahaha. yoksa grup da mı bu albümünün hakkını vermiyor? bir tek ben mi hayranım lan ben bu albüme?.. *
ekleme: video altındaki yorumlara bakarsak benim gibi düşünen epey sayıda insan olduğu çıkarımını yapabiliriz aslında. kaldı ki biri yakın bir dostum diğeri de sevdiğim bir arkadaşım olmak üzere 20 yıldan fazladır tanıdığım 2 rhapsody hayranı arkadaşımla da aynı düşünüyoruz aslında bu albümle alakalı, bu da şimdi aklıma geldi. yalnız o ikisinin favori albümü ilk rhapsody albümü olan legendary tales, benimki ise ikinci rhapsody albümü olan symphony of enchanted lands. ama işte üçümüz de triumph or agony'nin grubun en iyi üç albümünden biri olduğunda hemfikiriz. ben dawn of victory'yi de katarım işin içine ancak 3'e indirmek durumunda kalırsam bu üçünü seçerdim. sonrasına gelirsek... herhalde rhapsody of fire başlığında bahsetmişimdir. staropoli ve turilli ayrı rhapsody'lerin liderleri oldular falan fistan. daha doğrusu, rhapsody olarak metal dünyasına damga vuran grubu klavyeci staropoli devam ettirdi ve vokalist lione ile çalıştılar bir süre. fabio gittikten sonra gelen vokaliste katlanamamıştım ben. çok kötüydü bence. son albümlerini dinlemedim bile hatta... turilli ise alessandro conti diye über-yetenekli bir vokalistle şahane iki albüm çıkardı kendi rhapsody'siyle ki bu vokalist de ilk 3'ümdedir. dağıldılar mı hatırlamıyorum, daha doğrusu emin değilim ama sanki o proje de sonlanmıştı. bakalım zaman neler gösterecek... turilli'nin müziği falan bırakmasını hiç istemem bu arada. yani yeni projelerle de olsa kendisini biz hayranlarından mahrum etemesini temenni ederim kendisinin.
yazı da amma uzun oldu. hatta sözlüğü bırakın hayatımda yazdığım en uzun albüm kritiği bu olabilir. 6.5 sene ülkenin en popüler metal webzine'inde müzik eleştirmenliği/yazarlığı yapmıştım ve o süreçte yazdığım bunun kadar uzun bir yazım olmayabilir cidden. ama olabilir de. hatırlamıyorum açıkçası ya da kelime sayısını saymadım. * gerçi yazının tümü de albümle alakalı olmasa da çoğu oldu sanırım ve diğer kısımlarında da albüm adına daha derinlikli bir anlayışa vesile olabilecek belirli bir kontekst getirdiğimi ve bağlamdan tam uzaklaşmadığımı ümit ediyorum.
işte epikler epiği triumph or agony albümü:
devamını gör...