301.
sürekli "ben bunu yapamam, ben şuna yetişemem, ben su şişemin kapağını açamam" diye her işini çevresindekilere yaptıran menfaatçi insanlar. böyle birine denk gelirseniz arkanıza bakmadan kaçın. böyle insanlar asalak olarak yaşamayı çok severler.
devamını gör...
302.
tanisali iki gun olmasina ragmen seni seviyorum sana asigim diyen erkekler
devamını gör...
303.
çevresindeki kişilerin kendisine verdiği değeri onlara sürekli irili ufaklı işler kitleyerek sınava tabii tutan insan modeli.
genelde "bu da kendini kurnaz sanıyor sürekli iş kitlemeye çalışıyor" denilerek aforoz edilirler ama aslında iki katmanlı bir öz sevgi sağlaması yapıyorlardır. yani gün sonunda işlerinin hallolmuş olması önemli değil, önemli olan insanların bunu onlar için yapmış olmasıdır. böylece bana değer veriyor, ben de kendime değer veriyorum mantık hatasına tutulurlar.
neyse efendim vardı çalıştığım yerde de böyle bir model. peki ben ne yaptım? sırf benle daha fazla arkadaşlık kurmaya çalışmasın diye iki ay boyunca bilerek adını yanlış söyledim. *en son sinirlenip terslemişti beni. bir daha da yanıma yanaşmadı, uzak durdu benden. böylece ben de her defasında uzak durmak için spesifik bir çaba harcamamış oldum. *
genelde "bu da kendini kurnaz sanıyor sürekli iş kitlemeye çalışıyor" denilerek aforoz edilirler ama aslında iki katmanlı bir öz sevgi sağlaması yapıyorlardır. yani gün sonunda işlerinin hallolmuş olması önemli değil, önemli olan insanların bunu onlar için yapmış olmasıdır. böylece bana değer veriyor, ben de kendime değer veriyorum mantık hatasına tutulurlar.
neyse efendim vardı çalıştığım yerde de böyle bir model. peki ben ne yaptım? sırf benle daha fazla arkadaşlık kurmaya çalışmasın diye iki ay boyunca bilerek adını yanlış söyledim. *en son sinirlenip terslemişti beni. bir daha da yanıma yanaşmadı, uzak durdu benden. böylece ben de her defasında uzak durmak için spesifik bir çaba harcamamış oldum. *
devamını gör...
304.
bencil, görevini kötüye kullanan, yaptığı işin hakkını vererek yapmamasına rağmen bununla delicesine övünen insan.
devamını gör...
305.
yalancı.
devamını gör...
306.
empati yapmaktan ve farklı bakış açılarından yoksun insanlardır. zira kendileriyle asla anlaşamazsınız. bir şey onlar için öyleyse en kuvvetli tezle bile gitseniz boştur. özellikle duygusal hayatta bu tarz insanlara karşı daha temkinli olmak gerekir.
devamını gör...
307.
ben , hep ben, ama biraz daha ben diyen; bugün kendimden çok bahsettim, hadi biraz da sen benden bahset diyen tipler.
devamını gör...
308.
narsistlerden uzak durunuz...
devamını gör...
309.
sürekli sizi, ne yaptığınızı, ne düşündüğünüzü her daim sizi elestiren insanlar. böyle insanlardan uzak durun kendilerine duydukları nefreti sizinde kendinize duymanızı sağlar.
devamını gör...
310.
aşağıda yazılan girdiyi okurken dinlemeniz önerilen, melodisi olan sözlerin söylendiği (bazı insanlar şarkı, bazıları müzik diyor buna) öneri: the rolling stones'dan geliyor. i can't get no diyorlar (bazı insanlar buna satisfaction da diyor).
düzenli okuma alışkanlığı olan insanlar için yaklaşık okuma süresi: 6 dakika olarak belirlenmiştir. (evet; entry'ler okuma süresi dikkate alınarak yazılmaktadır kurumumuzda.)
tanım tadına farklı bir soluk getirerek; aşağıda anlatacağım insandır diyor, sözü bana bırakıyorum.
kurumumuz dediğim yerde de 15 (yazıyla: onbeş) kişi çalışıyor. 25 yaşın altındaki girişimcilere özel devlet teşviklerinden yararlanılmak üzere bir tanıdığın üzerine yapılan şirketimizin ödenmiş sermayesi bulunmamaktadır. çünkü şirketimizin geliri bulunmamaktadır. sürekli vergi iadesi yapmak suretiyle gider gösterip gelir kaydetmemekteyiz. işletmemizin bereketi ise kayıt dışı çalıştırdığımız ülke vatandaşlarından elde ettiğimiz kazançla değil, xxxx xxxxxxxxx hoca efendimizin arap alfabesini kullanarak bizzat kendi eliyle yazdığı, bizim de ucuz bir çerçeveye yerleştirip, dışarıdan gelen herkesin kolaylıkla görebileceği duvara astığımız bereket duasından gelmektedir.
---
sosyal ilişkilerim çok güçlüdür. herkese eyvallah der, herkese mavi boncuk dağıtırım.
her gündüz mesaimden sonra, hep farklı kişi ve kişilerden oluşan buluşmalarımda arkadaşlarımı dinler, onlara hiç deneyimlemediğim halde dertlerine derman olmak amacıyla biliyormuş gibi yorum yaparım. fikrimi sormasalar bile.
sorununu çözemediğimiz bir arkadaşım var, uzun zamandır iş yerinde yaşadığı sorunları anlatıyor, dinliyorum. o kadar haklı ki, iş yerindeki müdürüne karşı inanılmaz stres yüklendim. arkadaşımın asıl sorunu şu:
kendi yetkinliğine bakmadan, arkadaşımın hedeflediği bir üst pozisyona göz diken bir rakip. bir de olayları öyle bir anlatıyor ki; sanki her buluşmamız netflix'de yeni başladığım ve keyif aldığım bir dizi gibi merak uyandırıyor. merakımı yenemediğim için de usül haline gelmiş "farklı kişi/ler"le olan buluşma ritüelimi bozdum. hergün aynı kişiyle buluşup düğümün çözülmesini umuyorum. kafamda da bir diğer yandan "acaba bu hikayeyi alıp uyarlayabileceğim bir hale getirebilir miyim? diye de gülseren budayıcıoğlu'luk yapıyorum.
bir buluşmamızda; "benim boşanıp istanbul'a yerleşmem lazım. bu işi yapmama engel oluyor." dediğinde şaşkınlığımı yüzümde gizleyememiş olacağım ki; şimdiye kadarki dinlemelerimde benimle ilgili hiçbir konuda konuşmamamıza rağmen benim bu tepkimi sordu. hiç hatrımı da sormadı, bir derdim var mı? diye de merak etmedi.
son buluşmamızdan sonra yeni bir buluşma talebi oluşturmayınca, kendi kurallarım gereği arayıp; "bu akşam buluşuyor muyuz?" diye sormadım. nitekim bu modellerde "işi düşerse" opsiyonu standart donanım olarak sunuluyor.
haftalar sonra bir mesajla irkildim. çünkü o sırada uyuyordum, mesajın benim uyku saatim içinde gelmiş olması, tüm insanların uyuyacağı ve mesaj atılamayacağı anlamına gelmiyor sonuçta. saat: 02:06.
ertesi gün saat 16:15'e kadar cevap yazmadım. günlük işlerimin tahminimce bitebileceğini öngörmüş olmama rağmen beklettim. nasılsa o benim bu davranışımın nedenini anlamayacaktı.*
herzamanki yerde ve bildirdiğim saatte buluştuk. ağzından salyalar aka aka başarısını tırnaklarıyla kazıyarak kazandığını anlatırken; gözündeki ışıltıyı görmek hoşuma gitti.
2 ay sonra, rutin arkadaş buluşmamda o grubun içinde bu arkadaşımın da olduğunu gördüğümde şaşırdım. ortak arkadaşımız olduğunu keşfettiğim arkadaş grubuma yeni dahil olmuş. hepbirlikte bol gülmeceli bir arkadaş buluşmasını, aynı hafta sonunda daha kalabalık bir insan grubuyla birlikte önce kahvaltı ve ardından akşam da nane yapraklı limonatalarımızı içerek taçlandırmak istedik. taçlandırdık da.
bu seferki ortam daha kalabalık olunca ortak konularda herkesin katılımının olduğu bir ortam oluşmadı maalesef. kısa süre sonra daha küçük grupların kendi içine dönerek lafladığı bir gece oldu genel olarak. bana düşen 3 arkadaş da bir dedikoducu çıktı, bir dedikoducu çıktı!.. aman dertli diyecektim. içlerini dökmeye yer arıyorlarmış. onlar anlatıyor, ben ağlama duvarı gibi dimdik karşılarında duruyorum. onlar naneli limonatalarını içtikçe çeneleri çözüldü. onların çalıştığı şirkette çalışmamama rağmen öncelikle şirket içi kişiler arası iletişimi keşfettim. sonra ticari eylemleri hakkında gazetede köşe yazısı yazacak kadar bilgi edindim. neyse ki bir gazetede yazmıyorum.
herkes hakkında dedikodu yaparlarken... pardon klavyem sürçtü. dertlerini anlatırlarken; benim arkadaşımı da ipe çıkardılar. arkadaşımın kendi penceresinden anlattıklarını, başkalarının penceresinden görmek de benim için farklı bir deneyimdi.
bu deneyimde öğrendiklerimi size de yazıyorum ki uzak durulması gerekenler listenizde yer alabilsin. eminim sizlerin hayatında benim arkadaşımdan daha güzelleri de vardır da bu kendine güzel.
arkadaşımın arkadaşlarının anlattığına göre; arkadaşımın hedeflediği görev için hiçbir deneyimimin olmamasına rağmen yükselerek göreve getirilmesinin birçok nedeni vardı. ben iç ilişkileri ve arkadaşımın talip olduğu görevi ve pozisyonun gerekleri hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım için aile babası münir özkul'un aile içindeki her şeyden haberi olmaması gibi hissettim kendimi. çok kısa bir süre sonra, papağan gibi hayretle "eee?" dediğimi farkettim. hemen frenledim kendimi, çünkü arkadaşımın arkadaşları nane yapraklı limonatanın etkisiyle zaten beni hiç duymadan bir futbol maçı / survivor program sonrası kritiği yapar gibi konuşuyorlardı kendi aralarında.
detaylarını uzun uzun anlatıp sıkıcı olmak istemiyorum. arkadaşım tüm kulis çalışmalarını dantel gibi işlemiş, bölümün müdürüyle sıkı bir iletişim içine girmiş, pozisyona aday olan / olabileceklerle ilgili tüm dezenformasyonu çalışıp uygulamış, nasıl yapılacağına dair bilgisi olmamasına rağmen göreve geldikten sonra da eş pozisyondaki arkadaşını sömürerek, ondan öğrendiklerini kendi düşüncesi / yorumuymuş gibi toplantılarda ve mail zincirlerinde vitrinize etmiş.
bunları duyduğum için üzülmüştüm, çok sevdiğim biri olmamasına rağmen. benim öğrenmemin kendisine hiçbir faydası olmayacağını bildiği halde haksızlığa uğruyormuş gibi bunları bana anlatması, sadece vicdanını rahatlatma yöntemiydi sanırım.
arkadaşımın haftalarca dert yanıp, uğruna evliliğini bitirip, il değiştirirerek geldiği coğrafyada; "başarıyı tırnaklarımla kazıyarak elde ettim" diyebilmek için ödemesi gereken bedelin ne kadar ağır olduğunu anlamam bu gece oldu.
düzenli okuma alışkanlığı olan insanlar için yaklaşık okuma süresi: 6 dakika olarak belirlenmiştir. (evet; entry'ler okuma süresi dikkate alınarak yazılmaktadır kurumumuzda.)
tanım tadına farklı bir soluk getirerek; aşağıda anlatacağım insandır diyor, sözü bana bırakıyorum.
kurumumuz dediğim yerde de 15 (yazıyla: onbeş) kişi çalışıyor. 25 yaşın altındaki girişimcilere özel devlet teşviklerinden yararlanılmak üzere bir tanıdığın üzerine yapılan şirketimizin ödenmiş sermayesi bulunmamaktadır. çünkü şirketimizin geliri bulunmamaktadır. sürekli vergi iadesi yapmak suretiyle gider gösterip gelir kaydetmemekteyiz. işletmemizin bereketi ise kayıt dışı çalıştırdığımız ülke vatandaşlarından elde ettiğimiz kazançla değil, xxxx xxxxxxxxx hoca efendimizin arap alfabesini kullanarak bizzat kendi eliyle yazdığı, bizim de ucuz bir çerçeveye yerleştirip, dışarıdan gelen herkesin kolaylıkla görebileceği duvara astığımız bereket duasından gelmektedir.
---
sosyal ilişkilerim çok güçlüdür. herkese eyvallah der, herkese mavi boncuk dağıtırım.
her gündüz mesaimden sonra, hep farklı kişi ve kişilerden oluşan buluşmalarımda arkadaşlarımı dinler, onlara hiç deneyimlemediğim halde dertlerine derman olmak amacıyla biliyormuş gibi yorum yaparım. fikrimi sormasalar bile.
sorununu çözemediğimiz bir arkadaşım var, uzun zamandır iş yerinde yaşadığı sorunları anlatıyor, dinliyorum. o kadar haklı ki, iş yerindeki müdürüne karşı inanılmaz stres yüklendim. arkadaşımın asıl sorunu şu:
kendi yetkinliğine bakmadan, arkadaşımın hedeflediği bir üst pozisyona göz diken bir rakip. bir de olayları öyle bir anlatıyor ki; sanki her buluşmamız netflix'de yeni başladığım ve keyif aldığım bir dizi gibi merak uyandırıyor. merakımı yenemediğim için de usül haline gelmiş "farklı kişi/ler"le olan buluşma ritüelimi bozdum. hergün aynı kişiyle buluşup düğümün çözülmesini umuyorum. kafamda da bir diğer yandan "acaba bu hikayeyi alıp uyarlayabileceğim bir hale getirebilir miyim? diye de gülseren budayıcıoğlu'luk yapıyorum.
bir buluşmamızda; "benim boşanıp istanbul'a yerleşmem lazım. bu işi yapmama engel oluyor." dediğinde şaşkınlığımı yüzümde gizleyememiş olacağım ki; şimdiye kadarki dinlemelerimde benimle ilgili hiçbir konuda konuşmamamıza rağmen benim bu tepkimi sordu. hiç hatrımı da sormadı, bir derdim var mı? diye de merak etmedi.
son buluşmamızdan sonra yeni bir buluşma talebi oluşturmayınca, kendi kurallarım gereği arayıp; "bu akşam buluşuyor muyuz?" diye sormadım. nitekim bu modellerde "işi düşerse" opsiyonu standart donanım olarak sunuluyor.
haftalar sonra bir mesajla irkildim. çünkü o sırada uyuyordum, mesajın benim uyku saatim içinde gelmiş olması, tüm insanların uyuyacağı ve mesaj atılamayacağı anlamına gelmiyor sonuçta. saat: 02:06.
ertesi gün saat 16:15'e kadar cevap yazmadım. günlük işlerimin tahminimce bitebileceğini öngörmüş olmama rağmen beklettim. nasılsa o benim bu davranışımın nedenini anlamayacaktı.*
herzamanki yerde ve bildirdiğim saatte buluştuk. ağzından salyalar aka aka başarısını tırnaklarıyla kazıyarak kazandığını anlatırken; gözündeki ışıltıyı görmek hoşuma gitti.
2 ay sonra, rutin arkadaş buluşmamda o grubun içinde bu arkadaşımın da olduğunu gördüğümde şaşırdım. ortak arkadaşımız olduğunu keşfettiğim arkadaş grubuma yeni dahil olmuş. hepbirlikte bol gülmeceli bir arkadaş buluşmasını, aynı hafta sonunda daha kalabalık bir insan grubuyla birlikte önce kahvaltı ve ardından akşam da nane yapraklı limonatalarımızı içerek taçlandırmak istedik. taçlandırdık da.
bu seferki ortam daha kalabalık olunca ortak konularda herkesin katılımının olduğu bir ortam oluşmadı maalesef. kısa süre sonra daha küçük grupların kendi içine dönerek lafladığı bir gece oldu genel olarak. bana düşen 3 arkadaş da bir dedikoducu çıktı, bir dedikoducu çıktı!.. aman dertli diyecektim. içlerini dökmeye yer arıyorlarmış. onlar anlatıyor, ben ağlama duvarı gibi dimdik karşılarında duruyorum. onlar naneli limonatalarını içtikçe çeneleri çözüldü. onların çalıştığı şirkette çalışmamama rağmen öncelikle şirket içi kişiler arası iletişimi keşfettim. sonra ticari eylemleri hakkında gazetede köşe yazısı yazacak kadar bilgi edindim. neyse ki bir gazetede yazmıyorum.
herkes hakkında dedikodu yaparlarken... pardon klavyem sürçtü. dertlerini anlatırlarken; benim arkadaşımı da ipe çıkardılar. arkadaşımın kendi penceresinden anlattıklarını, başkalarının penceresinden görmek de benim için farklı bir deneyimdi.
bu deneyimde öğrendiklerimi size de yazıyorum ki uzak durulması gerekenler listenizde yer alabilsin. eminim sizlerin hayatında benim arkadaşımdan daha güzelleri de vardır da bu kendine güzel.
arkadaşımın arkadaşlarının anlattığına göre; arkadaşımın hedeflediği görev için hiçbir deneyimimin olmamasına rağmen yükselerek göreve getirilmesinin birçok nedeni vardı. ben iç ilişkileri ve arkadaşımın talip olduğu görevi ve pozisyonun gerekleri hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım için aile babası münir özkul'un aile içindeki her şeyden haberi olmaması gibi hissettim kendimi. çok kısa bir süre sonra, papağan gibi hayretle "eee?" dediğimi farkettim. hemen frenledim kendimi, çünkü arkadaşımın arkadaşları nane yapraklı limonatanın etkisiyle zaten beni hiç duymadan bir futbol maçı / survivor program sonrası kritiği yapar gibi konuşuyorlardı kendi aralarında.
detaylarını uzun uzun anlatıp sıkıcı olmak istemiyorum. arkadaşım tüm kulis çalışmalarını dantel gibi işlemiş, bölümün müdürüyle sıkı bir iletişim içine girmiş, pozisyona aday olan / olabileceklerle ilgili tüm dezenformasyonu çalışıp uygulamış, nasıl yapılacağına dair bilgisi olmamasına rağmen göreve geldikten sonra da eş pozisyondaki arkadaşını sömürerek, ondan öğrendiklerini kendi düşüncesi / yorumuymuş gibi toplantılarda ve mail zincirlerinde vitrinize etmiş.
bunları duyduğum için üzülmüştüm, çok sevdiğim biri olmamasına rağmen. benim öğrenmemin kendisine hiçbir faydası olmayacağını bildiği halde haksızlığa uğruyormuş gibi bunları bana anlatması, sadece vicdanını rahatlatma yöntemiydi sanırım.
arkadaşımın haftalarca dert yanıp, uğruna evliliğini bitirip, il değiştirirerek geldiği coğrafyada; "başarıyı tırnaklarımla kazıyarak elde ettim" diyebilmek için ödemesi gereken bedelin ne kadar ağır olduğunu anlamam bu gece oldu.
devamını gör...
311.
(bkz: mustafa topaloğlu)
nasa onu uzaya göndermedi diye küstü geçen. artık göndermek isteseler bile ben gitmem diyerek posta koydu. işin garibi o an hiç saçma gelmedi bana bu tutumu, helal olsun arkandayım diye düşünürken buldum kendimi. kendisinin tehlikeli bir çekim gücü var. çok saçma konularda çok saçma fikirlere ikna edebilir insanları. tam olarak fareli köyün kavalcısı. ivedilikle uzak durmalıyız.
nasa onu uzaya göndermedi diye küstü geçen. artık göndermek isteseler bile ben gitmem diyerek posta koydu. işin garibi o an hiç saçma gelmedi bana bu tutumu, helal olsun arkandayım diye düşünürken buldum kendimi. kendisinin tehlikeli bir çekim gücü var. çok saçma konularda çok saçma fikirlere ikna edebilir insanları. tam olarak fareli köyün kavalcısı. ivedilikle uzak durmalıyız.
devamını gör...
312.
313.
aksi gibi hangi ortama girsek dibimizde biten insanlardır.
devamını gör...
314.
sıkıldığım tüm insanlar.
benim için durum bu.
sizde kendinize göre karar verin.
koca koca insanlarsınız
yoksa değil misiniz,
kaç yaşındasınız evladım?
benim için durum bu.
sizde kendinize göre karar verin.
koca koca insanlarsınız
yoksa değil misiniz,
kaç yaşındasınız evladım?
devamını gör...
315.
nankörler
yalancılar
arkadan iş çevirenler
karaktersizler
burada sayıp bitiremeyeceğim kadar var...
yalancılar
arkadan iş çevirenler
karaktersizler
burada sayıp bitiremeyeceğim kadar var...
devamını gör...
316.
insanlar.
devamını gör...
317.
geçmişinde takılı kalmış olan insanlar.*
devamını gör...
318.
osuruklu insanlardan uzak durun. unutmayın siz değerlisiniz.
devamını gör...
319.
devamını gör...
320.
bakışı bakış olmayan insanlardan, kötü bakışa sahip insanlardan.
devamını gör...