#ödüllü filmler
yönetmen koltuğunda nuri bilge ceylan'ın yer aldığı, 2002 yapımlı yerli dram filmidir. konu; mahmut adındaki bir gencin etrafında dönmektedir. reklam fotoğrafları çekerek geçimini sağlayan mahmut, hayallerini gerçekleştirememiştir. öte yandan yusuf adındaki akrabası bazı nedenlerden dolayı mahmut'un yanına yerleşecek ve olaylar karışacaktır.
yönetmen:nuri bilge ceylan
oyuncular:mehmet emin toprak
muzaffer özdemir
fatma ceylan
ebru ceylan
zuhal gencer
nazan kesal
oyuncular:mehmet emin toprak
muzaffer özdemir
fatma ceylan
ebru ceylan
zuhal gencer
nazan kesal
altın portakal ulusal film yarışması en iyi yönetmen ödülü
2002 · nuri bilge ceylan
cannes film festivali en iyi erkek oyuncu ödülü
2003 · mehmet emin toprak, muzaffer özdemir
altın portakal ulusal film yarışması en iyi senaryo ödülü
2002 · nuri bilge ceylan
2002 · nuri bilge ceylan
cannes film festivali en iyi erkek oyuncu ödülü
2003 · mehmet emin toprak, muzaffer özdemir
altın portakal ulusal film yarışması en iyi senaryo ödülü
2002 · nuri bilge ceylan
öne çıkanlar | diğer yorumlar
başlık "hizlivemubarek" tarafından 23.01.2021 12:24 tarihinde açılmıştır.
1.
nuri bilge ceylan'ın 2002 yapımı ve cannes film festivali'nde büyük ödülü (fr. grand prix) kazanmış olan filmidir. konusu ise istanbul'da fotoğrafçılık yapan mahmut'un evine bir gün köyden akrabası yusuf gelir. istanbul'a iş bulmak için geldiğini bir süre kalmak istediğini söyler ve mahmut'un yanında kalmaya başlar. filmdeki genel tema şehirde yaşayan insanın yozlaşması ve yalnızlığı olarak görülür. bir zamanlar anadolu'da (film) ile birlikte en beğendiğim nuri bilge ceylan filmdir.
devamını gör...
2.
nuri bilge ceylan'a cannes'ın kapılarını bir daha kapanmamak üzere açan filmdir. nbc'nin taşra üçlemesi diye adlandırılan; (kasaba, mayıs sıkıntısı, uzak) serisinin son filmi. grand prix ödülünü sting takdim etmiştir.
taşralı - kentli çatışması çok etkili işlenmiştir.
filmin kamera arkasında zeki demirkubuz'u da sıkça görürüz. o aralar dostane ilişkileri devam etmekteydi.
taşralı - kentli çatışması çok etkili işlenmiştir.
filmin kamera arkasında zeki demirkubuz'u da sıkça görürüz. o aralar dostane ilişkileri devam etmekteydi.
devamını gör...
3.
bir nuri bilge ceylan filmi. nbc'nın bulut dörtlemesinden biri. mahmut'un evinde koca filminin afişinin asılı olması tesadüf değildir.
iki karakterin yabancılaşmasını anlatır biri şehre yeni gelmiş ve gün geçtikçe iş bulma hayalleri kararan yusuf diğeri de geçmişinde başarısızlıkları, vazgeçtiği idealleri ve hüsranla sonuçlanmış aşkları olan mahmut.
film boyunca mahmut'u hep yalnız görürüz.
uzak filminde iki karakter olan yusuf ile mahmut sürekli "sessizce" birbirini değerlendirir, tv izler, sokakta başkalarını izler ve boş gözlerle uzaklara dalar. mahmut seramik fotoğrafları çeker. yani artık büyük resmi de görememektedir.
uzak aynı zamanda, mahmut ve yusuf'un ufak tefek sıkıntı ve dertlerinin gösterdiği gibi, erillik ve erkek ilişkilerinin acınası başarısızlıkları üstüne alaycı bir incelemedir. zoraki fiziksel yakınlıklarına rağmen, hatta tam da bu nedenle, bu tuhaf çift birlikte anlayış ve uyum içinde yaşamayı bile beceremez. dolayısıyla film insanın aslında kendisini küçük düşürecek şekilde rahatsız ve sinir olmasının komedisi, bir acayiplik anatomisi olarak gelişir. iki adam sadece sosyal beceriksizlikleri ve cinsel hüsranlarında ortaklaşır. ikisinin de metropolde eğreti durduğu, buraya uyum sağlayamadığı ortadadır, ama birbirleriyle uyumsuz oldukları da bir o kadar açıktır. kişisel özlemleri hüsranla sonuçlandığı, sadece diğerinin namevcudiyetini amaçladıkları için, ortaklaştıkları yabancılaşmalarında birbirinden ayrıdırlar.
(bkz: nuri bilge ceylan sineması)
yanılsamalardan sıyrılmış sanatçı/entelektüel anadolu yakasını gören bir bankta bir düşünüm ânı yaşar ve belki de taşranın bakış açısını, kendi bastırılmış "ötekisini" görmeye başlar. buradaki anahtar kelime belki. mahmut'un önceden açıkça ve küçümser bir tavırla yusuf'un sigarasını içesi, ikiyüzlülüğünün ve riyakarlığının devam etmesi olarak da okunabilir. uzak'ın son sahnesi, kesinlikten uzaktır. bu filmdeki kurtuluş fikri için mahmut'un nihai büyük dönüşümünden ziyade istanbul manzarasının enfes sinematik işleyişine bakıyoruz
(bkz: dönmez-colin)
iki karakterin yabancılaşmasını anlatır biri şehre yeni gelmiş ve gün geçtikçe iş bulma hayalleri kararan yusuf diğeri de geçmişinde başarısızlıkları, vazgeçtiği idealleri ve hüsranla sonuçlanmış aşkları olan mahmut.
film boyunca mahmut'u hep yalnız görürüz.
uzak filminde iki karakter olan yusuf ile mahmut sürekli "sessizce" birbirini değerlendirir, tv izler, sokakta başkalarını izler ve boş gözlerle uzaklara dalar. mahmut seramik fotoğrafları çeker. yani artık büyük resmi de görememektedir.
uzak aynı zamanda, mahmut ve yusuf'un ufak tefek sıkıntı ve dertlerinin gösterdiği gibi, erillik ve erkek ilişkilerinin acınası başarısızlıkları üstüne alaycı bir incelemedir. zoraki fiziksel yakınlıklarına rağmen, hatta tam da bu nedenle, bu tuhaf çift birlikte anlayış ve uyum içinde yaşamayı bile beceremez. dolayısıyla film insanın aslında kendisini küçük düşürecek şekilde rahatsız ve sinir olmasının komedisi, bir acayiplik anatomisi olarak gelişir. iki adam sadece sosyal beceriksizlikleri ve cinsel hüsranlarında ortaklaşır. ikisinin de metropolde eğreti durduğu, buraya uyum sağlayamadığı ortadadır, ama birbirleriyle uyumsuz oldukları da bir o kadar açıktır. kişisel özlemleri hüsranla sonuçlandığı, sadece diğerinin namevcudiyetini amaçladıkları için, ortaklaştıkları yabancılaşmalarında birbirinden ayrıdırlar.
(bkz: nuri bilge ceylan sineması)
yanılsamalardan sıyrılmış sanatçı/entelektüel anadolu yakasını gören bir bankta bir düşünüm ânı yaşar ve belki de taşranın bakış açısını, kendi bastırılmış "ötekisini" görmeye başlar. buradaki anahtar kelime belki. mahmut'un önceden açıkça ve küçümser bir tavırla yusuf'un sigarasını içesi, ikiyüzlülüğünün ve riyakarlığının devam etmesi olarak da okunabilir. uzak'ın son sahnesi, kesinlikten uzaktır. bu filmdeki kurtuluş fikri için mahmut'un nihai büyük dönüşümünden ziyade istanbul manzarasının enfes sinematik işleyişine bakıyoruz
(bkz: dönmez-colin)
devamını gör...
4.
birbirimizden ne kadar uzaklaştığımızı yalnızlaştığımızı anlatan nuri bilge ceylan filmidir.şehirde yaşayan , görgülü de olsan köyden gelmiş şehir hayatına uzak bir insan da olsan yaşanılan duyguların benzerliği anlatılıyor. iki farklı insanın farklı yaşantıların çevresinde dönüyor. aklıma ilk gelen şuydu hepimizin yalnızlığı birbirimize olan mesafemiz uzaklığımız kim olursak olalım nasıl bir insan olursak olalım bi yerde bi noktada kesişir hepimizin duyguları bir diğerine benzer.
devamını gör...
5.
çok gerçek bulduğum film. "insanlar kendileriyle yaşar kendileriyle ölür." hayatınıza giren bir başkası, kurduğunuz veya kuramadığınız yuva, sahip olduğunuz statü... hepsi sizin önem verdiğin şeyler. hayatımızda meşru gördüklerimiz bizi biz yapıyor. oysa arada çok ince bir çizgi var. dün ak dediğinize bugün kara deseniz bütün emeklerinize rağmen çabalayarak sahip olduklarınızın ne anlamı kalır?
mahmut öyle böyle güvenli bir alan kurmuş kendisine. o alanı aşanlara yakınları da olsa pek tahammülü yok. bu tahammülsüzlüğün sebebi küçük kurallarla inşa ettiği hayatı mı? kişisel alan tanımayan cahil cesaretli dışardan gelenler mi? yoksa taşralı kökenleri ile yüzleşmekten kaçınması mı? sanırım hepsi ya da izleyenler kendine seçeneklerden hangi/hangilerini seçerse.
mahmut'un ilk zamanlarında elinden avucundan bir şey gelmediği için yusuf gibi boş boş şehri gezip çırpındığı zamanları da olmuştur kesin. işte yusuf iken mahmut olanlar veya o geçiş döneminde olanların içselleştirebileceği bir film bu.
bu arada film benim için, yanlış hatırlamıyorsam bir kaza ile yenikapı sahiline oturan ve bir türlü enkazı kaldırılamayan gemi gibi bir çok eski türkiye manzarasını da kartpostal tadındaki o 2002 kışı ile birlikte tekrar hatırlatmasıyla ayrı bir güzeldi.
mahmut öyle böyle güvenli bir alan kurmuş kendisine. o alanı aşanlara yakınları da olsa pek tahammülü yok. bu tahammülsüzlüğün sebebi küçük kurallarla inşa ettiği hayatı mı? kişisel alan tanımayan cahil cesaretli dışardan gelenler mi? yoksa taşralı kökenleri ile yüzleşmekten kaçınması mı? sanırım hepsi ya da izleyenler kendine seçeneklerden hangi/hangilerini seçerse.
mahmut'un ilk zamanlarında elinden avucundan bir şey gelmediği için yusuf gibi boş boş şehri gezip çırpındığı zamanları da olmuştur kesin. işte yusuf iken mahmut olanlar veya o geçiş döneminde olanların içselleştirebileceği bir film bu.
bu arada film benim için, yanlış hatırlamıyorsam bir kaza ile yenikapı sahiline oturan ve bir türlü enkazı kaldırılamayan gemi gibi bir çok eski türkiye manzarasını da kartpostal tadındaki o 2002 kışı ile birlikte tekrar hatırlatmasıyla ayrı bir güzeldi.
devamını gör...
6.
bir nuri bilge ceylan filmidir.

başrollerinde muzaffer özdemir ve mehmet emin toprak oynamaktadır. bu filmin iki başrol oyuncusu da cannes film festivalinde en iyi erkek oyuncu ödülünü kazanmıştır. ancak nuri bilge ceylan’ın yeğeni olan mehmet emin toprak o ödülü almadan önce hayatını kaybetmiştir. filmi izlerken içimden hep “bu çocuk ileride harika işler yapacak” deyip durmuştum. ölümüne çok üzülmüştüm, hala da adını yazmak bile üzer beni.
film bana nedense her izlediğimde sunay akın’ın şiirini anımsatır:
iki rayı gibiyiz bir tren yolunun
yakın olması neyi değiştirir son istasyonun
zamanla uzak düştük birbirimize. ister yaşam tarzlarımız deyin ister kişisel tercihlerimiz ister sınıf ayrımları ister yetişme tarzı. nedeni ne olursa olsun olabildiğince uzak düştük birbirimize. fiziksel yakınlıklar bile kapatmıyor ruhlarımız arasındaki mesafeyi artık. uzaklaştıkça birbirimizi anlama yetimiz de sekteye uğradı sanki. ne kadar uzaksak o kadar nefret etmeye başladık birimizi diğerinden ve her şey karşılıklı olduğu için bu dünyada, nefret katlanarak büyüdü.
bir sigara sahnesi vardı filmde. yusuf, mahmut’a sigara tutunca mahmut “o içilir mi be!” diyerek tersliyordu yusuf’u. sonra o paket filmin sonunda mahmut’un karşısına çıkıyordu bir daha. denize doğru dalıp içtiği sigara o paketten çıkan sigaraydı işte.
durup bir saniye dinlensek, bir sigara yakıp karşılıklı içsek, anlamaya çalışsak birbirimizi belki o kadar da uzak olmayacağız.

başrollerinde muzaffer özdemir ve mehmet emin toprak oynamaktadır. bu filmin iki başrol oyuncusu da cannes film festivalinde en iyi erkek oyuncu ödülünü kazanmıştır. ancak nuri bilge ceylan’ın yeğeni olan mehmet emin toprak o ödülü almadan önce hayatını kaybetmiştir. filmi izlerken içimden hep “bu çocuk ileride harika işler yapacak” deyip durmuştum. ölümüne çok üzülmüştüm, hala da adını yazmak bile üzer beni.
film bana nedense her izlediğimde sunay akın’ın şiirini anımsatır:
iki rayı gibiyiz bir tren yolunun
yakın olması neyi değiştirir son istasyonun
zamanla uzak düştük birbirimize. ister yaşam tarzlarımız deyin ister kişisel tercihlerimiz ister sınıf ayrımları ister yetişme tarzı. nedeni ne olursa olsun olabildiğince uzak düştük birbirimize. fiziksel yakınlıklar bile kapatmıyor ruhlarımız arasındaki mesafeyi artık. uzaklaştıkça birbirimizi anlama yetimiz de sekteye uğradı sanki. ne kadar uzaksak o kadar nefret etmeye başladık birimizi diğerinden ve her şey karşılıklı olduğu için bu dünyada, nefret katlanarak büyüdü.
bir sigara sahnesi vardı filmde. yusuf, mahmut’a sigara tutunca mahmut “o içilir mi be!” diyerek tersliyordu yusuf’u. sonra o paket filmin sonunda mahmut’un karşısına çıkıyordu bir daha. denize doğru dalıp içtiği sigara o paketten çıkan sigaraydı işte.
durup bir saniye dinlensek, bir sigara yakıp karşılıklı içsek, anlamaya çalışsak birbirimizi belki o kadar da uzak olmayacağız.
devamını gör...
7.
nuri bilge ceylan'ın 2002 yapımı filmidir. köyden iş bulmak ümidiyle istanbul'a gelen yusuf'u ve iş bulana kadar yanında kalmayı planladığı istanbul'da yaşayan fotoğrafçı ve aydın sayılabilecek akrabası mahmut'u anlatır. bu iki karakterin birbirleriyle olan ilişkilerini inceler film.
mahmut kendi özüne yabancılaşmış, mutsuz ve yalnız bir karakterdir. yusuf ise kollektif yaşama alışkın, ümidini henüz yitirmemiş ancak bir yandan da mahmut'un sınırlarına gereken şekilde yaklaşamamış biridir. filmin başından sonuna kadar bu iki karakterin ilişkilerindeki gerginlik kır-kent çatışmasını gözler önüne seriyor. mahmut sınırlarının ihlal edilmesinden son derece rahatsızlık duyarken yusuf'un bir an evvel yanından gitmesini umuyor. aynı evin içinden birden fazla kez kapıları açıp kapatmaları karakterlerin birbirlerine ne kadar uzak olduğunu ve mahmut'un sınırlarının içine yusuf'u alamayacağını gösteriyor. metaforik bir anlamı olduğunu düşünüyorum bu yüzden kapı ögesinin ki zaten yaygın bir metafordur. bunun yanı sıra her seferinde yusuf'un açık bıraktığı ışıkları mahmut'un onun arkasından söndürmesi de mahmut'un yusuf'un hayallerine olan yaklaşımı şeklinde yorumlanabilir belki. ya da gereksiz bir ayrıntıdır bilemiyorum sadece dikkatimi çekti.
yusuf'un sürekli olarak kadınlarla konuşmak istemesini ancak buna hiç cesaretinin olmayışını, özgüvensizliğini sonuna kadar hissettim. filmin sonlarına doğru karakterin çözümlemesini daha net yapabilirsiniz ancak burada bahsetmeyim bundan. genel anlamda sevdim, melankolik ancak üzerine düşünmesi güzel bir film.
mahmut'un yusuf'un telefon konuşmasını gizlice dinlerken yanlışlıkla fare için hazırladığı tuzağa takılması ve yusuf'un mahmut'un çantasını karıştırdığını anladıktan sonra evi terk etmesi bu ikisi filmin kilit noktalarıydı bana göre. iki karakter de aslında bu iki durumdan çözümlenebilir.
mahmut kendi özüne yabancılaşmış, mutsuz ve yalnız bir karakterdir. yusuf ise kollektif yaşama alışkın, ümidini henüz yitirmemiş ancak bir yandan da mahmut'un sınırlarına gereken şekilde yaklaşamamış biridir. filmin başından sonuna kadar bu iki karakterin ilişkilerindeki gerginlik kır-kent çatışmasını gözler önüne seriyor. mahmut sınırlarının ihlal edilmesinden son derece rahatsızlık duyarken yusuf'un bir an evvel yanından gitmesini umuyor. aynı evin içinden birden fazla kez kapıları açıp kapatmaları karakterlerin birbirlerine ne kadar uzak olduğunu ve mahmut'un sınırlarının içine yusuf'u alamayacağını gösteriyor. metaforik bir anlamı olduğunu düşünüyorum bu yüzden kapı ögesinin ki zaten yaygın bir metafordur. bunun yanı sıra her seferinde yusuf'un açık bıraktığı ışıkları mahmut'un onun arkasından söndürmesi de mahmut'un yusuf'un hayallerine olan yaklaşımı şeklinde yorumlanabilir belki. ya da gereksiz bir ayrıntıdır bilemiyorum sadece dikkatimi çekti.
yusuf'un sürekli olarak kadınlarla konuşmak istemesini ancak buna hiç cesaretinin olmayışını, özgüvensizliğini sonuna kadar hissettim. filmin sonlarına doğru karakterin çözümlemesini daha net yapabilirsiniz ancak burada bahsetmeyim bundan. genel anlamda sevdim, melankolik ancak üzerine düşünmesi güzel bir film.
mahmut'un yusuf'un telefon konuşmasını gizlice dinlerken yanlışlıkla fare için hazırladığı tuzağa takılması ve yusuf'un mahmut'un çantasını karıştırdığını anladıktan sonra evi terk etmesi bu ikisi filmin kilit noktalarıydı bana göre. iki karakter de aslında bu iki durumdan çözümlenebilir.
devamını gör...
8.
nbc tarzı bir film bu adam birşeyleri yuvarlamayı seviyor kesinlikle..
saati kayboldu sandığında bulduğunu söyleyememesi üzerine çok konuşulabilir ama saddece modern insan da denilebilir
izleyin izletin.
saati kayboldu sandığında bulduğunu söyleyememesi üzerine çok konuşulabilir ama saddece modern insan da denilebilir
izleyin izletin.
devamını gör...
9.
film, 2002 yılında istanbul'da müthiş kar yağışı altında çekilmiştir. o yüzden harika bir sinematografisi vardır.
gayet iyi bir filmdir. nbc filmografisinde ilk 3'e girer.
gayet iyi bir filmdir. nbc filmografisinde ilk 3'e girer.
devamını gör...
10.
senaryosu nuri bilge ceylan imzası taşıyan ve onun tarafından yönetilen 2002 yapımlı türk filmi, pek çok ödül de almış bir filmdir.

başrolde mehmet emin toprak ve muzaffer özdemir yer alır iken, zuhal gencer, nazan kesal, ercan kesal, ebru ceylan, fatma ceylan ve feridun koç gibi isimler de kadroda yer alan isimler arasındadır.
başrolde oynayan mehmet emin toprak ise nuri bilge ceylan'ın yeğeni olmakla birlikte, filmin çekildiği sene geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.
birbirine uzaklaşmış iki kuzenin bir araya gelmeleri sonucu hayatlarında meydana gelen değişimler, uzaklıklar, aşılmaz duvarlar, yabancılıklar konu edinilmektedir.
köylü ve kentli arasındaki zihniyet farkını birbirine yabancılaşan iki kuzen arasındaki gerilim ile anlatır nuri bilge ceylan;
birisi anlam arayan, diğeri ise anlamsızlıklar içinde boğuşan iki kuzen üzerinden uzaklık kavramını sorgulatır.
mahmut kırklı yaşlarında olan bir fotoğrafçıdır, evlenip boşanmıştır, kuzenine göre daha aydındır, kendini daha medenî görür, kuzenini ise köyden gelme olduğu için hor gördüğünü hissettirir.
yusuf yirmili yaşlarının sonlarında gözüken bir delikanlıdır ve çalıştığı iş yerinde toplu işten çıkarılanlar arasındadır,
gemilerde çalışma hayali kurarak kente gelir, kuzeninin yanında kalmaya başlar.
aralarında kapanmaz bir boşluk, aşılmaz duvarlar, uzaklıklar vardır, geldiği ilk gün iyi anlaşır gibi olsalar da birkaç gün içinde muhabbetleri gergin bir hâl alacaktır, mahmut kuzeninin gelmesiyle özgürlüğünün kısıtlandığını hissedecek, bir iş bulamayan bu adamdan kurtulmak isteyecektir zamanla.
mahmut nihilist bir imaj çizerken, yusuf ise anlam arayışında ve vâr olma çabası içindedir, belki de bu uzaklık bundan dolayıdır.
yusuf mahmut'tan kendisine iş bulması için yardım ister, mahmut ise onun taşradan gelip de hazıra konmak istediğini söyleyerek onu suçlar, kırar, tek istediği evinden, yani dünyasından artık gitmesidir...
filmin sonunda ise kuzenine kötü davrandığını anlayan mahmut pişman olmuştur ama artık pişman olmanın bir anlamının kalmamıştır.
film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse,
yalnızlık, yabancılaşma, hiçlik ve vârolma çabası, uzaklık gibi konular üzerine düşündüren bir filmdi.
benim için bazı noktalarda duygusal bir filmdi, oyunculuklar olağanüstü değildi ama gerçekçiydi.
ana fikir belki de şuydu;
uzaklıklar senin zihnindedir ancak, birbirini anlamak o kadar da zor değildir, zorlaştıran da bizzat insanın kendisidir, insan isterse uzaklıkları aşar ama aşmadan yaşar...
mahmut yusuf'a gitmesi için kötü davranır, tartışırlar ve yusuf köyüne dönmeye karar verir, yatağını toparlamış, yorganını döşeğini katlayıp gitmiştir...
en çok üzüldüğüm sahne buydu, karşındaki insanın dünyasında sana yer olmadığı için sessizce onun dünyasından gitmek...
hem de hiçbir şey söylemeden...

başrolde mehmet emin toprak ve muzaffer özdemir yer alır iken, zuhal gencer, nazan kesal, ercan kesal, ebru ceylan, fatma ceylan ve feridun koç gibi isimler de kadroda yer alan isimler arasındadır.
başrolde oynayan mehmet emin toprak ise nuri bilge ceylan'ın yeğeni olmakla birlikte, filmin çekildiği sene geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.
birbirine uzaklaşmış iki kuzenin bir araya gelmeleri sonucu hayatlarında meydana gelen değişimler, uzaklıklar, aşılmaz duvarlar, yabancılıklar konu edinilmektedir.
köylü ve kentli arasındaki zihniyet farkını birbirine yabancılaşan iki kuzen arasındaki gerilim ile anlatır nuri bilge ceylan;
birisi anlam arayan, diğeri ise anlamsızlıklar içinde boğuşan iki kuzen üzerinden uzaklık kavramını sorgulatır.
mahmut kırklı yaşlarında olan bir fotoğrafçıdır, evlenip boşanmıştır, kuzenine göre daha aydındır, kendini daha medenî görür, kuzenini ise köyden gelme olduğu için hor gördüğünü hissettirir.
yusuf yirmili yaşlarının sonlarında gözüken bir delikanlıdır ve çalıştığı iş yerinde toplu işten çıkarılanlar arasındadır,
gemilerde çalışma hayali kurarak kente gelir, kuzeninin yanında kalmaya başlar.
aralarında kapanmaz bir boşluk, aşılmaz duvarlar, uzaklıklar vardır, geldiği ilk gün iyi anlaşır gibi olsalar da birkaç gün içinde muhabbetleri gergin bir hâl alacaktır, mahmut kuzeninin gelmesiyle özgürlüğünün kısıtlandığını hissedecek, bir iş bulamayan bu adamdan kurtulmak isteyecektir zamanla.
mahmut nihilist bir imaj çizerken, yusuf ise anlam arayışında ve vâr olma çabası içindedir, belki de bu uzaklık bundan dolayıdır.
yusuf mahmut'tan kendisine iş bulması için yardım ister, mahmut ise onun taşradan gelip de hazıra konmak istediğini söyleyerek onu suçlar, kırar, tek istediği evinden, yani dünyasından artık gitmesidir...
filmin sonunda ise kuzenine kötü davrandığını anlayan mahmut pişman olmuştur ama artık pişman olmanın bir anlamının kalmamıştır.
film hakkında kişisel fikirlerime geçmem gerekirse,
yalnızlık, yabancılaşma, hiçlik ve vârolma çabası, uzaklık gibi konular üzerine düşündüren bir filmdi.
benim için bazı noktalarda duygusal bir filmdi, oyunculuklar olağanüstü değildi ama gerçekçiydi.
ana fikir belki de şuydu;
uzaklıklar senin zihnindedir ancak, birbirini anlamak o kadar da zor değildir, zorlaştıran da bizzat insanın kendisidir, insan isterse uzaklıkları aşar ama aşmadan yaşar...
mahmut yusuf'a gitmesi için kötü davranır, tartışırlar ve yusuf köyüne dönmeye karar verir, yatağını toparlamış, yorganını döşeğini katlayıp gitmiştir...
en çok üzüldüğüm sahne buydu, karşındaki insanın dünyasında sana yer olmadığı için sessizce onun dünyasından gitmek...
hem de hiçbir şey söylemeden...
devamını gör...
11.
nuri bölgenin en özel yapımı bence bu, trafik kazasında ölen mehmet emin toprak bunda ödül alıyordu daha sonra cannes ve ölmüş bir adama verilen ödül. trafik kazası çok can alıyordu be ülkemizde ne yazık. ama filmin akışı ve oyuncu kadrosu çok özel bence özellikle senaryosu ve çanakkale yenice ruhu bugüne de ithafen cuk oturdu.
devamını gör...
