pisi balığı
vücut üstten ve alttan yassılaşmıştır. gözler vücudun sağ tarafında olup, gözlerin bulunduğu sırt yeşilimsi veya sarımsı kahverengi lekelerle kaplıdır. sırt yüzgeci başta gözden, kuyruk yüzgeci kaidesine kadar devam eder, kuyruk yüzgeciyle birleşmez. üst kısmının rengi esmer, kısmen kahverengi, koyu noktalı, alt tarafı ise beyazdır. vücut küçük pullarla kaplıdır. yan çizgi gözün bulunduğu tarafta göğüs yüzgeci etrafında kıvrımlıdır. sırt ve anüs yüzgeçleri kuyruk yüzgecine ulaşmaz.
devamını gör...
laf ile peynir gemisi yürümez
mart şubattan, nisan marttan güzel olacak, yerli uçağımız göklerde, yerli arabamız yollarda gibi boş laflar bu deyime örnektir.
devamını gör...
zartoşt
#1071066 özerklik istiyorlarmış.
ahahahahahahahahahahahahahahahahahahahahahah.
al özerklik.

moderasyonu da tebrik ederim bu gibi pkk sempatizanlarını seçerek buluyorlar galiba.
ahahahahahahahahahahahahahahahahahahahahahah.
al özerklik.

moderasyonu da tebrik ederim bu gibi pkk sempatizanlarını seçerek buluyorlar galiba.
devamını gör...
m – eine stadt sucht einen mörder
özgün adı m olan, fritz lang'ın yönetmen koltuğunda oturduğu, 1931 yılında berlin'de vizyona girmiş, türkiye'de "m - bir şehir katilini arıyor" olarak gösterilen, siyah beyaz bir film.
bu film, kara film dediğimiz film-noir akımının da öncülerinden diyebileceğimiz bir atmosfere-senaryoya sahiptir.
senaryosunu fritz lang, sevgili eşi eşi thea von harbou ile birlikte kaleme almıştır. senaryo kısmı ile döneminin yapıtlarından şıp diye sıyrılan bir filmdir, zira o dönemin analizini de öylesine güzel yapmamıza sebebiyet verir ki,yıllar sonra naziler bile böylesine bir yapıt yapan adam olan sevgili fritz lang'a devlet sinema müdürlüğü önermişlerdir, düşünün artık.
her neyse, nerede kaldık? bu filmi biraz spoiler vermeden senaryosundan bahsedelim bakalım.
filmde küçük kızları öldüren ve gazetelere mektup yazarak ünlü olmayı amaçlayan bir seri katilimiz var, bu seri katilimiz her geçen gün bir kız çocuğunu daha öldürür iken, polisin tek yapabildiği şey mesaiye kalmak oluyor. halk ayaklanıyor, polise hakaretler savurmaya başlıyor ve polis şeflerinin tam da zekalarına göre bir fikir çıkıyor ortaya; daha çok baskı, daha çok kimlik kontrolü ve her yer baskın!
e tabi, bir de şöyle düşünelim, savaştan çıkmış ve neredeyse açlıktan yok olmak üzere olan bir ülke var ortada.. bir ortam daima neye gebe oluyor? çetelere, yasa dışı işlere elbette...
yasa dışı işlerle ilgilenen bir çete bu polis baskısından oldukça hoşnutsuz olur ve polisin bu seri katili yakalayamayacağını fark eder ve bu işi kendileri bitirmek adına bir operasyona başlarlar, korkmayın spoiler değil zaten en başları bu kısımları.
sonrası mı? adeta oyunculuk kısmıyla almış götürmüş, diyalogları ile insanı yerine çivileyen ve birinci dünya savaşı sonrası insanların açlıktan ölürken birbirlerine olan nefretinden kaynaklanan linç girişimlerini öylesine güzel izliyorsunuz ki, bu film aklınızda bambaşka bir yerde aklanıyor.
bu film, kara film dediğimiz film-noir akımının da öncülerinden diyebileceğimiz bir atmosfere-senaryoya sahiptir.
senaryosunu fritz lang, sevgili eşi eşi thea von harbou ile birlikte kaleme almıştır. senaryo kısmı ile döneminin yapıtlarından şıp diye sıyrılan bir filmdir, zira o dönemin analizini de öylesine güzel yapmamıza sebebiyet verir ki,yıllar sonra naziler bile böylesine bir yapıt yapan adam olan sevgili fritz lang'a devlet sinema müdürlüğü önermişlerdir, düşünün artık.
her neyse, nerede kaldık? bu filmi biraz spoiler vermeden senaryosundan bahsedelim bakalım.
filmde küçük kızları öldüren ve gazetelere mektup yazarak ünlü olmayı amaçlayan bir seri katilimiz var, bu seri katilimiz her geçen gün bir kız çocuğunu daha öldürür iken, polisin tek yapabildiği şey mesaiye kalmak oluyor. halk ayaklanıyor, polise hakaretler savurmaya başlıyor ve polis şeflerinin tam da zekalarına göre bir fikir çıkıyor ortaya; daha çok baskı, daha çok kimlik kontrolü ve her yer baskın!
e tabi, bir de şöyle düşünelim, savaştan çıkmış ve neredeyse açlıktan yok olmak üzere olan bir ülke var ortada.. bir ortam daima neye gebe oluyor? çetelere, yasa dışı işlere elbette...
yasa dışı işlerle ilgilenen bir çete bu polis baskısından oldukça hoşnutsuz olur ve polisin bu seri katili yakalayamayacağını fark eder ve bu işi kendileri bitirmek adına bir operasyona başlarlar, korkmayın spoiler değil zaten en başları bu kısımları.
sonrası mı? adeta oyunculuk kısmıyla almış götürmüş, diyalogları ile insanı yerine çivileyen ve birinci dünya savaşı sonrası insanların açlıktan ölürken birbirlerine olan nefretinden kaynaklanan linç girişimlerini öylesine güzel izliyorsunuz ki, bu film aklınızda bambaşka bir yerde aklanıyor.
devamını gör...
ready player one
ernest cline'ın aynı isimli romanında uyarlama steven spilberg filmi. film uzak gelecekte, oasis isimli sanal gerçekliğin programcısı james halliday'in ölümünün ardından ortaya çıkan bir etkinliği konu almaktadır. halliday, oasis içine bir takım easter eggler koymuştur ve bütün bu bulmacayı çözene oasis'in anahtarını teslim edeceğini vaad etmektedir.
çok sevdiğim bir yapım oluyor kendileri. star wars efsanesini saymazsak (ki saymayalım) en fazla izlediğim ikinci film olma titrini taşıyorlar aynı zamanda (birincisi (gbkz: v for vendetta)) (yine, yeni, yeniden... star wars hariç).
filmin hitap ettiği, asıl doyurduğu nesil aslında 80'lerin çocukları. inanın bu filmden x3 daha fazla keyif alıyorlar. filmde o kadar çok gönderme, o kadar fazla referans var ki ben büyüüükk çoğunu bilmiyorum fakat benden yaşça büyük iş arkadaşlarım çok mutlu oluyorlar filmi izlediklerinde. 2045 yılında geçmesine rağmen müzikleriyle 80'lere götürmesi hoş bir detay.
ayrıca filmin logosu bir labirent, ve labirentin sonunda yumurta var (easter egg) bkz. logo. kitabı okumadıysanız okuyun. filmle hiç alakası yok, hatta filmden çok daha güzel diyebilirim. anlatılan 3 anahtarın hepsi filmde farklı yarışmalarla elde ediliyor, kitapta farklı. dungeons and dragons seviyorsanız kitabı mutlaka okuyun derim *
çok sevdiğim bir yapım oluyor kendileri. star wars efsanesini saymazsak (ki saymayalım) en fazla izlediğim ikinci film olma titrini taşıyorlar aynı zamanda (birincisi (gbkz: v for vendetta)) (yine, yeni, yeniden... star wars hariç).
filmin hitap ettiği, asıl doyurduğu nesil aslında 80'lerin çocukları. inanın bu filmden x3 daha fazla keyif alıyorlar. filmde o kadar çok gönderme, o kadar fazla referans var ki ben büyüüükk çoğunu bilmiyorum fakat benden yaşça büyük iş arkadaşlarım çok mutlu oluyorlar filmi izlediklerinde. 2045 yılında geçmesine rağmen müzikleriyle 80'lere götürmesi hoş bir detay.
ayrıca filmin logosu bir labirent, ve labirentin sonunda yumurta var (easter egg) bkz. logo. kitabı okumadıysanız okuyun. filmle hiç alakası yok, hatta filmden çok daha güzel diyebilirim. anlatılan 3 anahtarın hepsi filmde farklı yarışmalarla elde ediliyor, kitapta farklı. dungeons and dragons seviyorsanız kitabı mutlaka okuyun derim *
devamını gör...
yazarların unutamadığı çocukluk anısı
selda bağcan öpmüştü beni.
devamını gör...
çocuk yapmanın anlamsız olması
yanılıyorsunuz, bu dünyada ki tek anlamlı şey.
devamını gör...
herkesin kendini kayı boyundan sanması
şu osmanlı dizilerinden sonra ortaya çıkan durum.
devamını gör...
belleğin azmi
ressam salvador dali'nin eriyen saatleri tasvir ettiği ünlü tablosu. ressam, bu tabloyu çizerken peynirden ilham almış.
devamını gör...
okuduğun kitaptan bir alıntı bırak
“hani insan bazen gökte yabancı bir cisim görür de gözlerine inanamaz ya, yanındakine “benim gördüğümü sen de görüyor musun? ” diye sorar.
ben de seninleyken gözlerime inanamıyordum. kulaklarıma inanamıyordum. vücudumdaki hiçbir hücreye inanamıyordum.
kimseye soramıyordum da “benim gördüğümü sen de görüyor musun? ” diye.
seni unutma fikri bile, sana kavuşma umuduna bağlanıyor içimde.
senden kaçış varsa bile kurtuluş yok şebnem.
artık, su olsam sana doğru akarım,
uçak olsam sana doğru uçarım,
erik olsam sana doğru yuvarlanırım.
bizi ancak aynı banyoda yıkanmak paklar şebnem.
yüreğin derinliklerinden yükselen sesler, kulakta sapıkça bir şey gibi tınlıyor farkındayım.
öpüyorum gözkapaklarını, dizkapaklarını, kalp kapakçıklarını.”
korkma ben varım sf. 297-298 *
ben de seninleyken gözlerime inanamıyordum. kulaklarıma inanamıyordum. vücudumdaki hiçbir hücreye inanamıyordum.
kimseye soramıyordum da “benim gördüğümü sen de görüyor musun? ” diye.
seni unutma fikri bile, sana kavuşma umuduna bağlanıyor içimde.
senden kaçış varsa bile kurtuluş yok şebnem.
artık, su olsam sana doğru akarım,
uçak olsam sana doğru uçarım,
erik olsam sana doğru yuvarlanırım.
bizi ancak aynı banyoda yıkanmak paklar şebnem.
yüreğin derinliklerinden yükselen sesler, kulakta sapıkça bir şey gibi tınlıyor farkındayım.
öpüyorum gözkapaklarını, dizkapaklarını, kalp kapakçıklarını.”
korkma ben varım sf. 297-298 *
devamını gör...
la isla bonita
madonna'nın 1980'lerdeki kült şarkısı. çok kişinin kulağa aşina olan ve ismini bilemediği yabancı şarkılardan biridir. gene o döneme ait olan self control ve life is live ile aynı klasmandadır.
devamını gör...
birbiriyle karıştırılan mahlaslar
devamını gör...
1 yıl sonraki kendine not
"1 yıl önceki hâlini düşün ve ne kadar ilerlediğini gör. gör ve 1 sene sonrası için de çok çalış. yorulsan da vazgeçme. uyku her şey değil, hem alıştın da zaten uyuyamıyorsun pek. hayalindeki kütüphaneyi kur ve mümkün olduğundan daha fazla kitap oku. bıçak takımları için dert etme çünkü en iyi bıçak takımı sende. şu piyano olayını da halledersin knk artık"
*unutmadan! kedilerinin sana ne kadar iyi geldiğini düşün ve motive et kendini. kahkaha atmana gerek yok. tebessümlerin eksilmesin yeter ki...*
*unutmadan! kedilerinin sana ne kadar iyi geldiğini düşün ve motive et kendini. kahkaha atmana gerek yok. tebessümlerin eksilmesin yeter ki...*
devamını gör...
gece yolculuğu
hangi mevsim olursa olsun insan hep üşür gece yolculuklarında. ama uykusuzluktan, ama ayrılıktan....
bir parlayıp bir sönen şehir ışıklarıyla yüzleri aydınlanan yanında oturanların hayatlarını sorgularken aslında hiçbir yere ait olmadığı hissi, yalnızlığını daha bir sert vurur insanın yüzüne.
kafanın içinde cevabı olmayan bir sürü soru ve ağzında pis bir pas tadıyla hüzünlü bir sabaha uyanırsın bir otogarda.
bir parlayıp bir sönen şehir ışıklarıyla yüzleri aydınlanan yanında oturanların hayatlarını sorgularken aslında hiçbir yere ait olmadığı hissi, yalnızlığını daha bir sert vurur insanın yüzüne.
kafanın içinde cevabı olmayan bir sürü soru ve ağzında pis bir pas tadıyla hüzünlü bir sabaha uyanırsın bir otogarda.
devamını gör...
ex sözlük
malum sözlük değil, ex sözlük vatandaşlarım. niye yanlış anlıyorsunuz. orası ex, burası da now. next olmasın, text olsun.
(bkz: günlük boşumu yaptım)
(bkz: günlük boşumu yaptım)
devamını gör...
bill gates'in 1 milyon kilometrekare arazi satın alması
feodalizm ve derebeyliği, kral ve kralcılık bitti artık yeni çağdayız bu çağda kölelik yok hepimiz özgürüz yaşasın özgür dünya.(!)
yersen.
muhtemelen orta çağ'da hiçbir derebeyinin bu kadar toprağı olmamıştır.
yersen.
muhtemelen orta çağ'da hiçbir derebeyinin bu kadar toprağı olmamıştır.
devamını gör...
kocasının ilgisini çekebilmek için gasp edildiğini iddia eden kadın
kedius taktikus hastalığıdır. kedimin sıkça uyguladığı taktiği benimsemiş kadın. koridorda yürürken bir anda kendini yere atıp garip sesler çıkarır. o sıra yakınlarında diğer canım kedilerim varsa vay hallerine. sanki onlar bir şey yapmış gibi acınarak bana bakar. neyse ki her seferinde ben durumu görmüş ya da fark etmiş olurum. oğullarım hep zan altında. geçen gece baktım birbirlerini temizliyorlar, benim odaya girdiğimi anladığı an çocuğa vurmaya, bağırmaya ve akabinde bana doğru koşmaya başladı. sırtta taşınmıyor, sıvazlanmıyor, pohpohlanmıyorsa evde sürekli gerginlik hakim, hep macera, katakulli peşinde. gülüyoruz ağlanacak halimize. tez zamanda şifa diliyorum hanım ablama.
devamını gör...
sabır
sabır; yüzünü ekşitmeden, acıyı yudumlamaktır. hiçbir şey yapmadan beklemek değil, dayanması güç olaylar karşısında umudunu yitirmeden mücadele etmektir.
devamını gör...

