şükrü erbaş
8 ödül almış olan türk şair ve yazar. şiirleri o kadar akıcı o kadar güzel ki güne kendisinin seslendirmiş olduğu şiirleriyle başlıyorum.
"ne yapacağımı sanıyorsun ki?
tenin tenime bu kadar sinmişken
ömrüm azala azala akarken önümde
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken
senin korkularını
benim inceliğimi doldurup yüreğime
bıraktığın boşluğu yonta yonta
binlerce heykelini yapacağım."
"ne yapacağımı sanıyorsun ki?
tenin tenime bu kadar sinmişken
ömrüm azala azala akarken önümde
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken
senin korkularını
benim inceliğimi doldurup yüreğime
bıraktığın boşluğu yonta yonta
binlerce heykelini yapacağım."
devamını gör...
edward hallett carr
ekim devrimi, sosyalizm ve rus edebiyatı hakkında çalışmalar yapmış olan ingiliz tarihçi ve yazar. what is history? isimli eseri ile tarihsel gerçeklerin objektif olamayacağını ve kusursuz bir gerçekliğin yalnızca büyük bir yanılsama olduğunu savunmuştur çünkü tarih onun görüşünde tarihçinin yazdığıdır ki bu cümle özünde görüldüğü kadar basit sayılmaz. the twenty years' crisis isimli batı diplomasisini yerden yere vuran eserinde, idealizme ( ütopyacılık) yönelttiği eleştiriler ve woodrow wilson'u yerin dibine sokarcasına eleştirmesi kadar realizm hakkında eleştiri getirmekten de geri durmamıştır. realizmin gerçekleri görmesinin bir işe yaramadığını çünkü çözüm üzerine bir şey yapmadıkları konusunda görüşleri vardır. çelişkili ifadeleri bulunsa bile yine de gerek yazdığı biyografiler ( bakunin ve dostoyevski) ve sunduğu eleştiriler ile önemli bir figürdür.
(bkz: what is history?)
(bkz: conditions of peace)
(bkz: nationalism and after) oldukça tartışmalı bir eser olduğunu söylemeliyim.
(bkz: the twenty years' crises)
(bkz: the romantic exiles)
(bkz: the comintern and spanish civil war)
--- alıntı ---
the facts speak only when the historian calls on them: it is he who decides to which facts to give the floor, and in what order or context.
- what is history?
--- alıntı ---
(bkz: what is history?)
(bkz: conditions of peace)
(bkz: nationalism and after) oldukça tartışmalı bir eser olduğunu söylemeliyim.
(bkz: the twenty years' crises)
(bkz: the romantic exiles)
(bkz: the comintern and spanish civil war)
--- alıntı ---
the facts speak only when the historian calls on them: it is he who decides to which facts to give the floor, and in what order or context.
- what is history?
--- alıntı ---
devamını gör...
sözlük yazarlarının yaşları
(bkz: sözlük yazarlarının tc kimlik numaraları)
(bkz: sözlük yazarlarının anne kızlık soyadları)
sözlüğe bir katkısı olmayacak yaşlardır.
(bkz: sözlük yazarlarının anne kızlık soyadları)
sözlüğe bir katkısı olmayacak yaşlardır.
devamını gör...
girift radyo yayını
reginamills'in güzel sesiyle şahane başlamış yayındır, aman kimseler hastalanmasın, mobil halde dinlemedeyiz.* aykut, kırkyama ve thedansözkiller'a iyi yayınlar dileyelim de nazar değmesin.*
devamını gör...
meral akşener'den sayın öcalan gafı
herkese sayın deme alışkanlığı yüzünden gerçekleşmiştir. büyütmeye gerek yok.
devamını gör...
sözlükte tanışıp sevgili olmak
evlenmeyeceksek neden favladı.. diye düşündüren başlık. evet soruyorum...
devamını gör...
umutsuzluk ve intiharı yenmek
önce olumlu tarafından başlamak isterim. kısa ve net. intihar gereksizdir. bu içsel dürtü, bilişsel teknikler ile hızla yenilip yok edilebilir. duygudurumu çalkantılı olan insanların depresif ataklardan korunması uzun vadede intihar dürtülerinin azalması ile sonuçlanır.
depresif insanlar neden bu kadar çok intiharı düşünürler? ve bu düşüncelerden kendimizi nasıl koruyabiliriz ?
kendimizi melankolik ve depresif hissettiğimizde bazen o kadar büyük bir karamsarlığa kapılırız ki hayat sanki bir kabus gibi gelmeye başlar. sanki hiçbir zaman mutlu olmamışız ve olamayacağımız yanılsamasına kapılırız.
birisi bize geçmişte veya depresyon dönemlerimizin dışında, yani normalde mutlu bir insan olduğumuzu söylediğinde onun yanıldığını veya bunu bizi neşelendirmeye, teselli etmeye çalıştığı için söylediğini düşünürüz.
öncelikle depresyon ve intihar eğilimi arasında dolaylı bir ilişki olsa da arasındaki farkı şöyle açıklayabiliriz.
depresyon : kendinizi ne kadar kötü hissetseniz de işlerin eninde sonunda düzeleceğine dair bir inancınız içten içe hala vardır.
intihar eğilimi ise: duygu durumunuzun hiçbir zaman düzelmeyeceği, hep böyle gideceği kanısına dayanan mantıksız bir inançtır.
unutmayın "bazı insanlar için gün doğar ama güneş ışık saçmaz." bu insanlar kendilerini kaçışı imkansız olan bir tuzağa düşmüş gibi hissederler ve sorunlarının çözümü olmadığı sonucuna varırlar.
bölüm 1 : intihar eğilimli düşüncenin seviyesini belirlemek
öncelikle intihar düşüncesi olan insanların sıkça yaptıkları bir hataya dikkat çekmek istiyorum. "anlatmamak"bu insanlar profesyonel olsun veya olmasın, bu düşüncelerini paylaşmazlar. çünkü diğer insanların onları anlayamayacağı, onların "özel" bir durum içinde olduğu, onaylanmama, aşağılanma, dalga geçilme gibi unsurların yaratacağı tetikleyici etkiden korklarlar. 1. ve en önemli tavsiyem böyle düşünceleriniz varsa lütfen ama lütfen eğer mümkünse profesyonel bir yardım alın. eğer bu da mümkün değilse çevrenizde sevdiğiniz insanlar ile bu düşüncelerinizi paylaşın. bunu yapınca ne kadar rahatladığınızı ve ne kadar fark ettiğini siz de göreceksiniz.
diğer insanlara uyarı : bu tür düşünceleri olan ve sizinle paylaşmak isteyen insanlara bunun bir dikkat çekme, ilgi isteme yöntemi olduğunu ve ciddiye alınmaması gerektiğini düşünmek çok çok yanlış ve tehlikelidir. unutmayı belki siz bir insanın hayatını kurtaracak veya onun hayatına mal olacak ( en azından bu yolda bir rol oynayacak) olabilirsiniz.
intihar düşüncesi ileri depresyon evreleri ile gelir. ama bu çarpıtılmış düşüncelerden kaynaklanır. şöyle ki "öksürük bir zatürre belirtisi olabilir lakin bu öksürdüğünüz zaman zatüreye teslim olmanız demek değildir. tıpkı depresyonda olan bir insanın intihar düşücelerine teslim olması demek olmadığı gibi"
tehlikeli sebepler ve yapılması gerekenler : eğer
- şiddetli depresyondaysanız ve kendinizi ümitsiz hissediyorsanız
- geçmişte intihar girişimlerinde bulunduysanız
- intihar için "somut" planlar yaptıysanız
- sizi engelleyen bir caydırıcı yoksa hemen profesyonel destek almalısınız.
popüler bir yanlış mantık " hayatta zevk alınacak çok az şey var. ve bu az şeylere ulaşmak için de bir sürü uğraş veremiz gerekiyor" bu doğru olmayan bir abartmadır. hayatın iyi yönleri ve kötü yönleri vardır ve bunun ortası vardır. intihar eğilimdeki insaların söylediği gbi hayatın tamamen kötü olduğunu söylemek gerçek dışıdır. ayrıca hayatta kötü olan birçok şeyi düzelebilme imkanımız varken, iyi olan şeyler katkıda bulunma imkanımız varken, hayatın bu can alıcı noktasına odaklanıp kendimizi neden üzelim?
şuan teknoloji ve bilimin sayesinde hayatlarımız sadece ama sadece 100 yıl öncesine göre o kadar ileride ve kolay ki. peki insanlığın bu noktaya gelmesinde kaç tane bilim insanın ne şartlarda hayatlarını ortaya koyduklarını hiç düşündünüz mü? bunlardan birçoğu kendi zamanlarında ve toplumlarında sıkışıp kaldıkları için çoğunlukla yalnızdılar. bırakın yalnız olmayı düşüncelinden dolayı canları bile tehlikedeydi. toplum baskısı, başarı yoluda önünün kesilmesi vs. birçok sorunla maalesef tek başına baş etmek zorunda kaldılar. belki de biraz bu insanlara bakıp bir nebze de olsa umut, cesaret ve hayata dair heves de almamız gerekiyor. her şeye her şeye ama her şeye rağmen hayat yaşamaya değer arkadaşlar. tanışılacak onca insan, gezilecek onca yer, görülecek onca mekan, öğrenilecek onsa bilgi, keşfedilmeyi bekleyen o kadar sayısız şey var ki, biz belki de milyarda bir olan bu dünyaya gelme şansımızı içinde bulunduğumuz küçük fanusta sıkışıp kalarak, kendimizi sorunlara ve kötü şeylere odaklayarak çöpe atmakla meşgul oluyoruz...
depresif insanlar neden bu kadar çok intiharı düşünürler? ve bu düşüncelerden kendimizi nasıl koruyabiliriz ?
kendimizi melankolik ve depresif hissettiğimizde bazen o kadar büyük bir karamsarlığa kapılırız ki hayat sanki bir kabus gibi gelmeye başlar. sanki hiçbir zaman mutlu olmamışız ve olamayacağımız yanılsamasına kapılırız.
birisi bize geçmişte veya depresyon dönemlerimizin dışında, yani normalde mutlu bir insan olduğumuzu söylediğinde onun yanıldığını veya bunu bizi neşelendirmeye, teselli etmeye çalıştığı için söylediğini düşünürüz.
öncelikle depresyon ve intihar eğilimi arasında dolaylı bir ilişki olsa da arasındaki farkı şöyle açıklayabiliriz.
depresyon : kendinizi ne kadar kötü hissetseniz de işlerin eninde sonunda düzeleceğine dair bir inancınız içten içe hala vardır.
intihar eğilimi ise: duygu durumunuzun hiçbir zaman düzelmeyeceği, hep böyle gideceği kanısına dayanan mantıksız bir inançtır.
unutmayın "bazı insanlar için gün doğar ama güneş ışık saçmaz." bu insanlar kendilerini kaçışı imkansız olan bir tuzağa düşmüş gibi hissederler ve sorunlarının çözümü olmadığı sonucuna varırlar.
bölüm 1 : intihar eğilimli düşüncenin seviyesini belirlemek
öncelikle intihar düşüncesi olan insanların sıkça yaptıkları bir hataya dikkat çekmek istiyorum. "anlatmamak"bu insanlar profesyonel olsun veya olmasın, bu düşüncelerini paylaşmazlar. çünkü diğer insanların onları anlayamayacağı, onların "özel" bir durum içinde olduğu, onaylanmama, aşağılanma, dalga geçilme gibi unsurların yaratacağı tetikleyici etkiden korklarlar. 1. ve en önemli tavsiyem böyle düşünceleriniz varsa lütfen ama lütfen eğer mümkünse profesyonel bir yardım alın. eğer bu da mümkün değilse çevrenizde sevdiğiniz insanlar ile bu düşüncelerinizi paylaşın. bunu yapınca ne kadar rahatladığınızı ve ne kadar fark ettiğini siz de göreceksiniz.
diğer insanlara uyarı : bu tür düşünceleri olan ve sizinle paylaşmak isteyen insanlara bunun bir dikkat çekme, ilgi isteme yöntemi olduğunu ve ciddiye alınmaması gerektiğini düşünmek çok çok yanlış ve tehlikelidir. unutmayı belki siz bir insanın hayatını kurtaracak veya onun hayatına mal olacak ( en azından bu yolda bir rol oynayacak) olabilirsiniz.
intihar düşüncesi ileri depresyon evreleri ile gelir. ama bu çarpıtılmış düşüncelerden kaynaklanır. şöyle ki "öksürük bir zatürre belirtisi olabilir lakin bu öksürdüğünüz zaman zatüreye teslim olmanız demek değildir. tıpkı depresyonda olan bir insanın intihar düşücelerine teslim olması demek olmadığı gibi"
tehlikeli sebepler ve yapılması gerekenler : eğer
- şiddetli depresyondaysanız ve kendinizi ümitsiz hissediyorsanız
- geçmişte intihar girişimlerinde bulunduysanız
- intihar için "somut" planlar yaptıysanız
- sizi engelleyen bir caydırıcı yoksa hemen profesyonel destek almalısınız.
popüler bir yanlış mantık " hayatta zevk alınacak çok az şey var. ve bu az şeylere ulaşmak için de bir sürü uğraş veremiz gerekiyor" bu doğru olmayan bir abartmadır. hayatın iyi yönleri ve kötü yönleri vardır ve bunun ortası vardır. intihar eğilimdeki insaların söylediği gbi hayatın tamamen kötü olduğunu söylemek gerçek dışıdır. ayrıca hayatta kötü olan birçok şeyi düzelebilme imkanımız varken, iyi olan şeyler katkıda bulunma imkanımız varken, hayatın bu can alıcı noktasına odaklanıp kendimizi neden üzelim?
şuan teknoloji ve bilimin sayesinde hayatlarımız sadece ama sadece 100 yıl öncesine göre o kadar ileride ve kolay ki. peki insanlığın bu noktaya gelmesinde kaç tane bilim insanın ne şartlarda hayatlarını ortaya koyduklarını hiç düşündünüz mü? bunlardan birçoğu kendi zamanlarında ve toplumlarında sıkışıp kaldıkları için çoğunlukla yalnızdılar. bırakın yalnız olmayı düşüncelinden dolayı canları bile tehlikedeydi. toplum baskısı, başarı yoluda önünün kesilmesi vs. birçok sorunla maalesef tek başına baş etmek zorunda kaldılar. belki de biraz bu insanlara bakıp bir nebze de olsa umut, cesaret ve hayata dair heves de almamız gerekiyor. her şeye her şeye ama her şeye rağmen hayat yaşamaya değer arkadaşlar. tanışılacak onca insan, gezilecek onca yer, görülecek onca mekan, öğrenilecek onsa bilgi, keşfedilmeyi bekleyen o kadar sayısız şey var ki, biz belki de milyarda bir olan bu dünyaya gelme şansımızı içinde bulunduğumuz küçük fanusta sıkışıp kalarak, kendimizi sorunlara ve kötü şeylere odaklayarak çöpe atmakla meşgul oluyoruz...
devamını gör...
mağusa limanı
birinci dünya savaşı’nın bittiği yıllar… kıbrıs’ın magosa kentinde, arnavut mahallesi’nde yaşamaktadır arap mahmut…
mahmut’un küçük oğlu arap ali ele avuca sığmayan, tuttuğunu koparan bir delikanlıdır. hovardalıkta da kimsenin boy ölçüşemediği ve yemeğe, içmeğe meraklı olan arap ali’ye leymos sokaklarında yürüdüğünde, ona herkes dikkatli yaklaşmaktadır.yüreği insan sevgisi ile dolu olan arap ali, daima haklının yanında yer alır.
meyhane muhabbetlerini çok seven arap ali’nin cebinde hiç para bulunmaz. elinde avucunda ne varsa “arkadaşları ile” bölüşmeyi sever. genellikle meyhanelere müdavim olduğu için ailesinden para alır.
yine para istediği bir gün annesinin “artık yeter” diyerek tepki göstermesi üzerine, arap ali kız kardeşinin boğazını sıkıp öldürmekle tehdit etmesiyle, çaresiz kalan annesi mecburen parayı verir. arap ali'nin, çok sevdiği kız kardeşine asla zarar verme niyeti yoktur.
arap ali bir gün poli köyüne gider, dolaşırken “ayakla taş” oynayan bir kıza gözleri takılır. bu kızın, yeşil ve kumral olan saçları arap ali’nin gönlüne ışık saçar. o anda kalbinin heyecanlanla çarpmasıyla .....yaşındaki seniha’yı kendisine eş yapmak için annesine koşar ve seniha hemen istenir, ardından güzel bir düğünle dünya evine girerler.
***
arnavut mahallesi, mahalleler arasında tanınmış bir mahalledir... çünkü, sakinlerin çoğu kavgacı ve ağızlarından küfür eksik olmayan kişilerdir. arap ali ise sadece bu mahallenin değil, bütün leymos’un kabadayısı olarak tanınır. yolda yürürken, kimse yan gözle bile bakamaz, her an bela arayan bir kişi görünümündedir. ancak, daima haklının yanında yer aldığından kimin ne sorunu varsa arap ali’ye gelir.
bu arada ali, evlenmesine rağmen kendi zevklerinden, meyhane muhabbetleri gibi alışkanlıklarından vaz geçemez. nasıl olsa ailesi seniha’ya iki gözü gibi bakmaktadır. arap
ali bir gece yine bir meyhanede konyağını yavaş yavaş zevkine vara vara yudumlamaktadır..tam o sırada meyhaneye kendisi gibi sert görünümlü ve aynı zamanda boksör olan bir kabadayı girer..
adam içeride olduğunu farkettiği arap ali’ye sataşmaya başlar. duyduğu laflara çok kızan arap ali; “bana sakın bulaşma, pişman olursun” diye karşılık veririr. fakat kabadayı bunun üzerine daha ağır konuşmaya başlar.
arap ali buna fırsat vermeden, masadaki bıçağı kaptığı gibi mekanda bulunanların şaşkın bakışları arasında, boksörün kendisine vurmak için havaya kaldırdığı eline saplar. ne olduğunu anlayamayan boksör elinden büyük yara alır, bu olaydan sonra kavga da sona erer. yaralanan boksör bir daha arap ali’ye bulaşmaz ve üstelik her yerde kendisinden övgüyle bahseder.
haksızlıklara karşı göğsünü geren ali, kadınlara karşı hassastır.
zira, herhangi bir kadın kocasından dayak yiyecek olsa, soluğu arap ali’nin yanında alır ve dayaktan kurtulur.
***
ali de babası ve amcası gibi limanda hamal olarak çalışır. güçlü kolları ve çevik vücudu ile işini iyi yapan genç adam, babası gibi hamal başı olur.
arkadaş canlısı ve daima haklının yanında olan ali, bir gün yevmiyesini almak için herkes gibi sıraya girer. iskele başında masa kuran patron, işçilere paralarını dağıtmaktadır. ali de diğer işçiler de parasını alır.
işçilerle yürürken bir kaç gencin paralarını eksik almasından şikayet ettiklerini duyar. gençlerden meseleyi öğrenen arap ali onlara beklemelerini söyler.
hemen parayı dağıtan patronun yanına giderek bunun nedenini sorar ve “sen paranı tamam almadın mı ali?” diyerek tepki gösterir. ali ısrarla, “onlar da benim gibi sabahtan akşama kadar çalıştılar. haklarını vermen lazım” diye çıkışır.
arap ali’nin kim ve ne olduğunu bilen adam paranın verdiği güçle; “senin kabadayılığın burada sökmez ali, çekip git başımdan” diye cevap verince,ali işverinin suratına öyle bir yumruk atar ki, paralar ve evraklar masa ile birlikte iskeleden denize dökülür. olay polise intikal ettiği gibi hakkında dava açılarak hapse mahkum olup cezaevine girer.
ali birkaç ay yattıktan sonra tahliye olur ve evine döner ama arap ali, patrona hesap sormak için zaman kollar. leymos’un fırtınalı bir gecesinde yağmurluğunu ve çizmelerini giyererek limana giden ali, gece geç bir saatte bir takanın altındaki tıpayı çekip ve bağlı olduğu demiri serbest bırakarak tekneyi batırır.
fırtınanın dindiği, güneşin parladığı yeni bir gün başlamıştır ali de işine gider.
fakat herkeste bir telaş ve iskelede bir koşuşturma vardır. patron ise çok kızgın, sağa sola küfürler sallayıp bunu kimin yaptığını sormaktadır.
bu işi arap ali’den başka kimsenin yapamayacağını herkes tahmin etmektedir. zaten arap ali de inkar etmeyip, işverene yaklaşarak kulağına;
“ben yaptım. ama ispat edebilirsen et bakalım. istersen polis çağır” diye fısıldar.
arap ali ile başa çıkamayacağını anlayan patron, bütün teknelere hasar verebilir düşüncesiyle ali’ye bulaşmaktan vazgeçer.
***
takvimler 1943’ü gösterirken, alman harbi başlamış ingiliz’ler tetikte, her yerde silahlı ingiliz askerleri dolaşmaktadır...
ingiliz askerleri kıbrıs’ın her köşesinde adım adım yer almaktadır, arap ali işi gereği limandan limana gitmekte, her gittiği limanda ise meyhanelere uğramaktadır.
yine böyle bir gece, arap ali işini bitirip gittiği meyhanelerden birisinde ingiliz askerleri de yiyip içmektedirler. . ama, kimsenin yan bakmaya cesaret dahi edemediği arap ali’ye ilk kez ingiliz askerleri bakıp bakıp dururlar ancak, buna dayanamayan ali, askerlere saldırıp yumrukları askerleri perişan eder.
gece saatler ilerlerken alkolü fazla kaçıran ali, evine gitmek üzere dışarı çıkar. ancak ingiliz askerleri meyhane dışında ali’ye pusu kurmuş, onu beklemektedirler ve dışarı çıkar çıkmaz ingiliz askerleri ali’nin üstüne çullanır. bunu gören arap ali toparlanmaya çalışarak, dövüşmeye başlar. işte tam o sırada aniden bir süngü saplanır sırtına. hepsi birden arka arkaya süngülemeye başlarlar ali’yi..yedinci süngü darbesiyle yere yığılır ve öylece kalır arap ali..
ingiliz askerleri bununla da yetinmeyip, arabaları ile üstünden geçip ölüsünü de havaalanı yakınlarına götürüp atarlar.
acı haber, arnavut mahallesi mescit sokağına hemen ulaşır. kimse arap ali’nin ölümüne inanamaz. geride üç çocuğunu ve sevdiği kadını bırakan arap ali’nin ölümü herkesi yasa boğar. annesi hatice de dayanamayıp kısa bir süre sonra vefat eder.
babası arap mahmut, bu büyük acıya dayanamayıp eşi hatice’nin ardından o da hayata veda eder. arap ali’nin ölümü sadece leymos’da değil, tüm adada herkesi üzüntüye boğar..onun yiğitliği, fakirden ve haklıdan yana yaptıkları daima anlatılır.
bedeni ingiliz süngüleriyle delik deşik olan arap ali’nin akan kanı, bir direnişin türküsüne dönüşür ve “uyan alim uyan” dizelerinin yer aldığı ünlü, “magusa limanı” türküsü bir ağıta dönüşüp, o günden günümüze kadar dillerde dolaştığı gibi, sonsuza kadar da söylenecek…
söz ve müziği anonim olan türküye, selda bağcan da bir albümünde yer vermişti.
mahmut’un küçük oğlu arap ali ele avuca sığmayan, tuttuğunu koparan bir delikanlıdır. hovardalıkta da kimsenin boy ölçüşemediği ve yemeğe, içmeğe meraklı olan arap ali’ye leymos sokaklarında yürüdüğünde, ona herkes dikkatli yaklaşmaktadır.yüreği insan sevgisi ile dolu olan arap ali, daima haklının yanında yer alır.
meyhane muhabbetlerini çok seven arap ali’nin cebinde hiç para bulunmaz. elinde avucunda ne varsa “arkadaşları ile” bölüşmeyi sever. genellikle meyhanelere müdavim olduğu için ailesinden para alır.
yine para istediği bir gün annesinin “artık yeter” diyerek tepki göstermesi üzerine, arap ali kız kardeşinin boğazını sıkıp öldürmekle tehdit etmesiyle, çaresiz kalan annesi mecburen parayı verir. arap ali'nin, çok sevdiği kız kardeşine asla zarar verme niyeti yoktur.
arap ali bir gün poli köyüne gider, dolaşırken “ayakla taş” oynayan bir kıza gözleri takılır. bu kızın, yeşil ve kumral olan saçları arap ali’nin gönlüne ışık saçar. o anda kalbinin heyecanlanla çarpmasıyla .....yaşındaki seniha’yı kendisine eş yapmak için annesine koşar ve seniha hemen istenir, ardından güzel bir düğünle dünya evine girerler.
***
arnavut mahallesi, mahalleler arasında tanınmış bir mahalledir... çünkü, sakinlerin çoğu kavgacı ve ağızlarından küfür eksik olmayan kişilerdir. arap ali ise sadece bu mahallenin değil, bütün leymos’un kabadayısı olarak tanınır. yolda yürürken, kimse yan gözle bile bakamaz, her an bela arayan bir kişi görünümündedir. ancak, daima haklının yanında yer aldığından kimin ne sorunu varsa arap ali’ye gelir.
bu arada ali, evlenmesine rağmen kendi zevklerinden, meyhane muhabbetleri gibi alışkanlıklarından vaz geçemez. nasıl olsa ailesi seniha’ya iki gözü gibi bakmaktadır. arap
ali bir gece yine bir meyhanede konyağını yavaş yavaş zevkine vara vara yudumlamaktadır..tam o sırada meyhaneye kendisi gibi sert görünümlü ve aynı zamanda boksör olan bir kabadayı girer..
adam içeride olduğunu farkettiği arap ali’ye sataşmaya başlar. duyduğu laflara çok kızan arap ali; “bana sakın bulaşma, pişman olursun” diye karşılık veririr. fakat kabadayı bunun üzerine daha ağır konuşmaya başlar.
arap ali buna fırsat vermeden, masadaki bıçağı kaptığı gibi mekanda bulunanların şaşkın bakışları arasında, boksörün kendisine vurmak için havaya kaldırdığı eline saplar. ne olduğunu anlayamayan boksör elinden büyük yara alır, bu olaydan sonra kavga da sona erer. yaralanan boksör bir daha arap ali’ye bulaşmaz ve üstelik her yerde kendisinden övgüyle bahseder.
haksızlıklara karşı göğsünü geren ali, kadınlara karşı hassastır.
zira, herhangi bir kadın kocasından dayak yiyecek olsa, soluğu arap ali’nin yanında alır ve dayaktan kurtulur.
***
ali de babası ve amcası gibi limanda hamal olarak çalışır. güçlü kolları ve çevik vücudu ile işini iyi yapan genç adam, babası gibi hamal başı olur.
arkadaş canlısı ve daima haklının yanında olan ali, bir gün yevmiyesini almak için herkes gibi sıraya girer. iskele başında masa kuran patron, işçilere paralarını dağıtmaktadır. ali de diğer işçiler de parasını alır.
işçilerle yürürken bir kaç gencin paralarını eksik almasından şikayet ettiklerini duyar. gençlerden meseleyi öğrenen arap ali onlara beklemelerini söyler.
hemen parayı dağıtan patronun yanına giderek bunun nedenini sorar ve “sen paranı tamam almadın mı ali?” diyerek tepki gösterir. ali ısrarla, “onlar da benim gibi sabahtan akşama kadar çalıştılar. haklarını vermen lazım” diye çıkışır.
arap ali’nin kim ve ne olduğunu bilen adam paranın verdiği güçle; “senin kabadayılığın burada sökmez ali, çekip git başımdan” diye cevap verince,ali işverinin suratına öyle bir yumruk atar ki, paralar ve evraklar masa ile birlikte iskeleden denize dökülür. olay polise intikal ettiği gibi hakkında dava açılarak hapse mahkum olup cezaevine girer.
ali birkaç ay yattıktan sonra tahliye olur ve evine döner ama arap ali, patrona hesap sormak için zaman kollar. leymos’un fırtınalı bir gecesinde yağmurluğunu ve çizmelerini giyererek limana giden ali, gece geç bir saatte bir takanın altındaki tıpayı çekip ve bağlı olduğu demiri serbest bırakarak tekneyi batırır.
fırtınanın dindiği, güneşin parladığı yeni bir gün başlamıştır ali de işine gider.
fakat herkeste bir telaş ve iskelede bir koşuşturma vardır. patron ise çok kızgın, sağa sola küfürler sallayıp bunu kimin yaptığını sormaktadır.
bu işi arap ali’den başka kimsenin yapamayacağını herkes tahmin etmektedir. zaten arap ali de inkar etmeyip, işverene yaklaşarak kulağına;
“ben yaptım. ama ispat edebilirsen et bakalım. istersen polis çağır” diye fısıldar.
arap ali ile başa çıkamayacağını anlayan patron, bütün teknelere hasar verebilir düşüncesiyle ali’ye bulaşmaktan vazgeçer.
***
takvimler 1943’ü gösterirken, alman harbi başlamış ingiliz’ler tetikte, her yerde silahlı ingiliz askerleri dolaşmaktadır...
ingiliz askerleri kıbrıs’ın her köşesinde adım adım yer almaktadır, arap ali işi gereği limandan limana gitmekte, her gittiği limanda ise meyhanelere uğramaktadır.
yine böyle bir gece, arap ali işini bitirip gittiği meyhanelerden birisinde ingiliz askerleri de yiyip içmektedirler. . ama, kimsenin yan bakmaya cesaret dahi edemediği arap ali’ye ilk kez ingiliz askerleri bakıp bakıp dururlar ancak, buna dayanamayan ali, askerlere saldırıp yumrukları askerleri perişan eder.
gece saatler ilerlerken alkolü fazla kaçıran ali, evine gitmek üzere dışarı çıkar. ancak ingiliz askerleri meyhane dışında ali’ye pusu kurmuş, onu beklemektedirler ve dışarı çıkar çıkmaz ingiliz askerleri ali’nin üstüne çullanır. bunu gören arap ali toparlanmaya çalışarak, dövüşmeye başlar. işte tam o sırada aniden bir süngü saplanır sırtına. hepsi birden arka arkaya süngülemeye başlarlar ali’yi..yedinci süngü darbesiyle yere yığılır ve öylece kalır arap ali..
ingiliz askerleri bununla da yetinmeyip, arabaları ile üstünden geçip ölüsünü de havaalanı yakınlarına götürüp atarlar.
acı haber, arnavut mahallesi mescit sokağına hemen ulaşır. kimse arap ali’nin ölümüne inanamaz. geride üç çocuğunu ve sevdiği kadını bırakan arap ali’nin ölümü herkesi yasa boğar. annesi hatice de dayanamayıp kısa bir süre sonra vefat eder.
babası arap mahmut, bu büyük acıya dayanamayıp eşi hatice’nin ardından o da hayata veda eder. arap ali’nin ölümü sadece leymos’da değil, tüm adada herkesi üzüntüye boğar..onun yiğitliği, fakirden ve haklıdan yana yaptıkları daima anlatılır.
bedeni ingiliz süngüleriyle delik deşik olan arap ali’nin akan kanı, bir direnişin türküsüne dönüşür ve “uyan alim uyan” dizelerinin yer aldığı ünlü, “magusa limanı” türküsü bir ağıta dönüşüp, o günden günümüze kadar dillerde dolaştığı gibi, sonsuza kadar da söylenecek…
söz ve müziği anonim olan türküye, selda bağcan da bir albümünde yer vermişti.
devamını gör...
türkiye'de tartışma kültürü
öğrenciye şimdi bu konuyu tartışacağız dediğimde geriliyorlar resmen. oysa bir sürü tartışma teknikleri öğrenmiştik. tartışmanın aslında fikir alışverişi olduğunu, her zaman tek gerçek olmadığını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz.
devamını gör...
metrobüste taciz
ülkemiz kadınlarının sıklıkla başına gelen durumdur.
bundan birkaç yıl evvel metrobüste orta bölümde cam kenarında ayakta seyehat ederken üç erkek etrafımı sardı. sürekli iğrenç şeyler söylemeye başladılar. etraftakiler duydukları halde bu karaktersiz sapıklara tepki göstermedi. bir zaman sonra sinirlerim bozuldu ağlamaya başladım. o zamana kadar bunları duyup müdahale etmeyenlerden biri "gel bacım otur" diyerek bana yerini verdi. oturdum koltuga çok geçmedi, yer veren kişi fiziksel tacize başladı. ellerim dizlerim titremeye başladı, ağlayarak ilk durakta indim.
o olaydan sonra devasa bir postacı çantası aldım,sırtımı eskisi cama yaslamaya devam ettim. önüme çantamı getirip, elime de bir toplu iğne aldım. gereginden fazla yaklaşana, burnumun dibine girip laf atıp haddini aşana saplıyorum. siz de yapın başka türlü bize seyehat hakkı yok.
edit: imla.
bundan birkaç yıl evvel metrobüste orta bölümde cam kenarında ayakta seyehat ederken üç erkek etrafımı sardı. sürekli iğrenç şeyler söylemeye başladılar. etraftakiler duydukları halde bu karaktersiz sapıklara tepki göstermedi. bir zaman sonra sinirlerim bozuldu ağlamaya başladım. o zamana kadar bunları duyup müdahale etmeyenlerden biri "gel bacım otur" diyerek bana yerini verdi. oturdum koltuga çok geçmedi, yer veren kişi fiziksel tacize başladı. ellerim dizlerim titremeye başladı, ağlayarak ilk durakta indim.
o olaydan sonra devasa bir postacı çantası aldım,sırtımı eskisi cama yaslamaya devam ettim. önüme çantamı getirip, elime de bir toplu iğne aldım. gereginden fazla yaklaşana, burnumun dibine girip laf atıp haddini aşana saplıyorum. siz de yapın başka türlü bize seyehat hakkı yok.
edit: imla.
devamını gör...
sigmund freud alıntıları
insanın büyüklük arzusu vardır. kendisini en değerli görmesi bir masal dünyasına benzer. oysa her birimiz egomuza karşı kendi içimizde bile söz geçiremeyiz. günümüz psikolojik araştırmaları, insanın mutlu kalması gerektiğini kanıtlamaya çalışıyor. işte bu acı darbedir. insan kendi zihninde bilinçsizce, neler olup bittiğine dair kendisini kandırıp duruyor.
devamını gör...
ordu'da bir cips reyonunun marketten kaçması
herhalde ssk'sız çalıştırdıgı için bunu yaptı diye düşünüyorum.
devamını gör...
tik tok kullanmayan yazarlar veri tabanı
sosyal medya kullanmıyorum bir de tik tok mu kullanacağım.
devamını gör...
gelen moderatörlük teklifini reddetmiş olmam
ziyaaaaaa
çakıyla aslan mı öldürülür!?
çakıyla aslan mı öldürülür!?
devamını gör...
m.cricoarythenoideus posterior
mizmar aralığı'nı genişleterek nefes almaya yardımcı olan kastır.
devamını gör...
eski sevgiliniz bir eşya olsaydı
devamını gör...
1000. tanımı girince sözlükte patlayan konfetiler
"tebrikler çok işsizsiniz." yazısından sonra çıkmaktalardır.
devamını gör...
haydan gelen huya gider
"allah'tan gelen allah'a gider"
hayy allah'ın esması,hu ise yine allah'ı ifade eden bir harf.
hayy allah'ın esması,hu ise yine allah'ı ifade eden bir harf.
devamını gör...
baban kırılmasın diye imdbsi 3 olan aksiyon filmi izlemek
ilk başta isteksiz olduğum ama sonradan kendimi kaptırdığım filmler var . sanırım babamla yaptığım tek aktivite diye böyle keyifli oluyor
devamını gör...

