bu sözlüğün bir sahibi olmadığı anlaşılınca kafaya oynayacağı gerçeği
günaydın günaydın dediğim başlıktır.
ben hayatımda bu kadar bir şey anlatmak isteyip anlatamayan bir yazı ve başlık görmedim açana teşekkür ederim.
o anlatma çabasını anladım takdir ettim ama ne anlatmaya çalıştığını hiç anlamadım. neyse günaydın sözlük sabah sabah iyi geldi bu yazı.
ben hayatımda bu kadar bir şey anlatmak isteyip anlatamayan bir yazı ve başlık görmedim açana teşekkür ederim.
o anlatma çabasını anladım takdir ettim ama ne anlatmaya çalıştığını hiç anlamadım. neyse günaydın sözlük sabah sabah iyi geldi bu yazı.
devamını gör...
yıldız moran arun

1932- 1995 yılları arasında yaşamış türkiye'nin ilk kadın fotoğrafçılarından biri, belki ilki. aynı zamanda özdemir asaf'ın eşi, üç çocuğunun annesi.
robert kolej'de okumuş yıldız hanım, ingiltere'de fotoğrafçılık eğitimi almış. ilk sergisini 1953 yılında yurtdışında, henüz 21 yaşındayken açmış. 1954 yılında türkiye'ye dönüp istanbul'da kendisine bir atölye kurmuş. ve o yıl özdemir asaf ile tanışmış.

bu güzel fotoğraf çekimi de yine yıllar sonra eşi olacak yıldız moran arun'a ait.
1962 yılında özdemir asaf'tan ilk çocuğunu doğurur yıldız moran arun. henüz evli değillerdir. 1963 yılında evlenirler.
1950-1962 yıllarında başarıyla yaptığı fotoğraf sanatçılığını bırakır, evlenince.
yıldız moran arun, 1964 yılında özdemir asaf'ın 92 şiirini ingilizceye çevirir ve bu şiirler to go to adıyla yayınlanır.
şimdi yanyana aşiyan da yatıyor iki sevgili.

mezar taşında yazan şiir;
ikilem
sevgi ise, sevişeceğiz seninle ..
kavga ise, dövüşeceğiz seninle ..
ölümü de paylaştığımız yaşamda
ortaklaşa bölüşeceğiz seninle
kaynak : www.yildizmoran.com.tr/biog...
devamını gör...
4 haziran 2021 135 milyar metreküp doğalgaz keşfi
tamam, hadi hesaplayalım.
igdaş'ın sitesine giderseniz, doğalgazın metreküp fiyatının 1,7043 tl olduğunu görebilirsiniz.
135b * 1,7043 = 230b türk lirası.
peki türkiye'nin kısa vadeli dış borcu ne kadar?
192 milyar dolar.
21 mart tarihinde, ki kendisi ekinokstur, severim, dolar kuru 7.20'lerde.
o günden, bugüne kadar dolardaki değişim, 1 lira 40 kuruş.
yani kısa vadeli dış borcumuz ne kadar artmış durumda
192b * 1.4 = 268b tl.
üç ay bile geçmeden, kısa vadeli dış borcumuzun artan miktarı, bulduğunuz tüm doğalgazın parekende fiyatından bile fazla.
ben bu yalancı, aşağılık insanların yönettiği ülkede yaşamayı hak edecek ne yaptım?
sadece soruyorum.
igdaş'ın sitesine giderseniz, doğalgazın metreküp fiyatının 1,7043 tl olduğunu görebilirsiniz.
135b * 1,7043 = 230b türk lirası.
peki türkiye'nin kısa vadeli dış borcu ne kadar?
192 milyar dolar.
21 mart tarihinde, ki kendisi ekinokstur, severim, dolar kuru 7.20'lerde.
o günden, bugüne kadar dolardaki değişim, 1 lira 40 kuruş.
yani kısa vadeli dış borcumuz ne kadar artmış durumda
192b * 1.4 = 268b tl.
üç ay bile geçmeden, kısa vadeli dış borcumuzun artan miktarı, bulduğunuz tüm doğalgazın parekende fiyatından bile fazla.
ben bu yalancı, aşağılık insanların yönettiği ülkede yaşamayı hak edecek ne yaptım?
sadece soruyorum.
devamını gör...
aşk derken bahsedilen şey
herhangi bir şeye duyulan aşırı beğeni ve sevgi nedeniyle hissedilen, aklı başından alan, çok kuvvetli çekim kuvveti.
devamını gör...
dedikodu
zihni çalıştırır diye duyduğum, en masum olanını yakın arkadaşla yapmanın tadına doyulmadığı, yanına çayın tatlının yakıştığı bol konuşmalı eylem.
devamını gör...
pazartesi sendromu
caanım yurdum insanının günümüz şımarıklığı. bunu da yönetici kısmı yapar. ayy yarın pazartesiiii ühühüüüğğ ay kahve içmeden ayılamıcam yineeeğğ falan. ulan sivri zekkaağğ. bir işin var. şükredip didineceğine salak salak triplere giriyorsun. bunu asla bir vardiyalı çalışandan duyamazsınız. onların pazartesisi yoktur. bazen cumartesi bile onlar için hafta başıdır.
devamını gör...
aret'in yeri
beyoğlu ilçe sınırları içinde yer alan bundan daha güzel meze yiyebileceğiniz bir mekan var mıdır emin değilim.
topik için daha önce görüş belirtmiştim; #953541. yalnız bu da değil. bu meyhanede yediğiniz her şey çok çok üst düzey lezzetlidir. ahtapot salatası için serçe parmağımın ucunu hiç acımadan veririm. böyle bir şey olamaz.
topik için daha önce görüş belirtmiştim; #953541. yalnız bu da değil. bu meyhanede yediğiniz her şey çok çok üst düzey lezzetlidir. ahtapot salatası için serçe parmağımın ucunu hiç acımadan veririm. böyle bir şey olamaz.
devamını gör...
don't
ingilizce do not kelimesinin kısaltılmış halidir. do bir nota olduğu gibi, ingilizce de "yapmak" manasına gelir. "not"ın ingilizce karşılığı "değil"dir.
ikisi birleşince olumsuz bir durum ifade eder. "yapamam" gibi bir anlama çıkar.
okunuşu: dümdüz don't.
ayrıca ed sheeran'ın muntazam bir şarkısıdır.
şarkı için tık tık.
ikisi birleşince olumsuz bir durum ifade eder. "yapamam" gibi bir anlama çıkar.
okunuşu: dümdüz don't.
ayrıca ed sheeran'ın muntazam bir şarkısıdır.
şarkı için tık tık.
devamını gör...
albert camus
" ağaçlar arasında bir ağaç, hayvanlar arasında bir kedi olsaydım dünyanın hiç bir anlamı olmazdı, daha doğrusu bu sorunun bir anlamı olmazdı. çünkü bu dünyanın bir parçası, giderek kendisi olurdum. sahip olduğum bu akıl, işte beni evrenin karşıtı yapan bu"
devamını gör...
erkeklerin regl olması durumunda yaşanabilecekler
(bkz: mahmut abi vuruldun mu)
devamını gör...
yazarların yaşadığı en büyük şanssızlık
her şey o gün doğmamla başladı...
devamını gör...
kaplan kedisi
ingilizce oncilla olarak bilinen bu kediler, güney amerika'daki vahşi kedilerin en küçüğüdür. kahverengiden koyu sarıya kadar farklı renklerde, kalın ve yumuşak bir kürkü vardır ve bazen tropikal ormanın alacalı güneş ışığına karışmasına yardımcı olan, ortası açık rozet şeklinde desenler bulunur.
yalnız ve gece yaşayan bir tür olan oncilla, çevik bir ağaç tırmanıcısıdır ve yoğun ormanlık bir yaşam alanını tercih eder. kertenkeleler, kuşlar ve kemirgenlerle beslenir, avını belli bir mesafeden takip eder ve menziline girdikten sonra atlar. bilim adamları, oncilla’nın ekosistemdeki rolünü araştırmamışlardır, ancak bu türün kemirgen popülasyonlarını kontrol etmede rol oynayabileceğine inanılıyor.
yine aynı şekilde, gebelik süresinin 74-76 gün arasında olması ve dişisinin 1-3 yavru doğurması dışında, bu türün üremesi hakkında çok az şey bilinmektedir.
bir de tatlı mı tatlı bir şeydir. * * yavrusuna bakar mısınız, insanın alıp besleyesi geliyor gerçekten. *

kaynak
yalnız ve gece yaşayan bir tür olan oncilla, çevik bir ağaç tırmanıcısıdır ve yoğun ormanlık bir yaşam alanını tercih eder. kertenkeleler, kuşlar ve kemirgenlerle beslenir, avını belli bir mesafeden takip eder ve menziline girdikten sonra atlar. bilim adamları, oncilla’nın ekosistemdeki rolünü araştırmamışlardır, ancak bu türün kemirgen popülasyonlarını kontrol etmede rol oynayabileceğine inanılıyor.
yine aynı şekilde, gebelik süresinin 74-76 gün arasında olması ve dişisinin 1-3 yavru doğurması dışında, bu türün üremesi hakkında çok az şey bilinmektedir.
bir de tatlı mı tatlı bir şeydir. * * yavrusuna bakar mısınız, insanın alıp besleyesi geliyor gerçekten. *

kaynak
devamını gör...
46 yok olan
13 bölümden oluşan erdal beşikçioğlu dizisidir.
komadaki kardeşi için ilaç geliştiren doktorun, ilaçları kendi üzerinde test etmesiyle farklı bir kişiliği ortaya çıkıyor.
gayet güzel dizi, izlenir.
bölüm süreleri de 1 saatin biraz üzerinde.
komadaki kardeşi için ilaç geliştiren doktorun, ilaçları kendi üzerinde test etmesiyle farklı bir kişiliği ortaya çıkıyor.
gayet güzel dizi, izlenir.
bölüm süreleri de 1 saatin biraz üzerinde.
devamını gör...
1.80 boyundaki türk erkeği
ortalamanın 174 olduğunu düşünürsek halâ uzun boydur.
ayrıca genelde 180 diyen 180 değildir ya 179 ya da 181’dir.
not: bu boyda erkek diye konuşan kadınların babaları sandalye bacağı kadar, kendileri de sandalye bacakları arasındaki kiriş kadar olurlar genelde. ondandır böyle konuşmaları.
ayrıca genelde 180 diyen 180 değildir ya 179 ya da 181’dir.
not: bu boyda erkek diye konuşan kadınların babaları sandalye bacağı kadar, kendileri de sandalye bacakları arasındaki kiriş kadar olurlar genelde. ondandır böyle konuşmaları.
devamını gör...
hastanede seks skandalı
arkadaş yazık be içinde seks olan başlık olunca herkes nasıl patır patır dökülüyor, biz de yazın başlık açın diyoruz siteminde bulunduğum skandal.(bkz: lol)
devamını gör...
likit radyo yayını
şampiyon cimbom yazdıracağız! support patagonyalı kardeşime selamlarımı söyle lütfen.*
şampiyon olursak, ona yapacaklarımın yarısı aklımda yok.*
şampiyon olursak, ona yapacaklarımın yarısı aklımda yok.*
devamını gör...
türk kadınlarının kendini prenses zannetmesi
ne kadar komikli bir başlık. büyürken aileleri tarafından erkekliğin dünyanın en önemli şeyiymiş düşüncesi aşılanan insanların düşündüğü bir durumdur işte. kimse kimseden üstün değildir.
devamını gör...
sansür
her başlığın altına aynı tanımı yazıyor gibi hissetsem de bu hissim söylediğim şeyin doğru olmadığını göstermez. tabi ki sansürün de kökenleri sandığımızdan da eskilere dayanıyor.
her ne kadar tarafsız oldukları söylense de hititlerin yıllıkları da sansüre maruz kalmıştı. onlardan önceki uygarlıklarda da gerek sözlü gelenekte gerekse yazılı geleneklerde sansür hep vardı. hititlerden sonraki uygarlıklardan günümüze kadar bu sansürün artarak devam ettiğini söylememe gerek yok sanırım. *
işte tam da bu süreklilikten dolayı hem sansür hem de otosansür iliklerimize adar işlemiş durumda. çoğu zaman farkında olmadan yapıyoruz bunu.
peki önce sansür mü doğdu yoksa otosansür mü?
bence otosansür. çünkü bu iki kavram da temelde iletişim kavramı ile ilişkili. insan açısından düşündüğümüzde ilk iletişim yöntemi olan vucüt dili ve bazı sesler çıkararak sağlanan iletişimde sansür ve otosansür için yeterli zemin oluşmuyor. ancak daha sonraları ortaya çıkmaya başlayan ve giderek karmaşık bir hal alan konuşma dediğimiz iletişim türü sansür ve otosansür kavramlarının oluşma zeminini oluşturdu.
insanlar konuşmaya başladıklarında da her şeyin söylenmeyeceğini veya her şekilde söylenmeyeceğini kavradılar ve söylediklerinde otosansür uygulamaya başladılar. uygarlık geliştikçe ve devletler kuruldukça da sansür denilen kavram da hayatlarımızda yer etmeye başladı.
bazı dil bilimcilerin konuşmayı kötü bir iletişim aracı olarak tanımlamalarının sebeblerinden biri bu olabilir sanırım.
madem bir sözlük platformundayız ''sözlük ve otosansür'' üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. bahsedeceğim sansür yazarların kendi kendilerine uyguladıkları sansür. hiç kimse inkar etmesin ama burada her zaman kafamızın içinden geçenleri eksiksiz yazmıyoruz. yazsak alacağımız tepkilerden korkuyoruz. sansürsüzce yazan hiç bir yazarın sözlüklerde pek sevildiğini görmedim duymadım. söyledikleri şeyler hep birilerine battı. bugün şu kesime battı, yarın diğer kesime batacak. ama her zaman için sansürsüz konuşanlar sevilmedi. takdir etmek denmese de bu tür insanlara her zaman için ''helal olsun''derim.
tanımların sonunu getirmekte hep zorlanmışımdır. bari bir telkinle bitireyim.
sansürsüz yazıcam diye işin şeyini çıkarmayın lütfen. *
her ne kadar tarafsız oldukları söylense de hititlerin yıllıkları da sansüre maruz kalmıştı. onlardan önceki uygarlıklarda da gerek sözlü gelenekte gerekse yazılı geleneklerde sansür hep vardı. hititlerden sonraki uygarlıklardan günümüze kadar bu sansürün artarak devam ettiğini söylememe gerek yok sanırım. *
işte tam da bu süreklilikten dolayı hem sansür hem de otosansür iliklerimize adar işlemiş durumda. çoğu zaman farkında olmadan yapıyoruz bunu.
peki önce sansür mü doğdu yoksa otosansür mü?
bence otosansür. çünkü bu iki kavram da temelde iletişim kavramı ile ilişkili. insan açısından düşündüğümüzde ilk iletişim yöntemi olan vucüt dili ve bazı sesler çıkararak sağlanan iletişimde sansür ve otosansür için yeterli zemin oluşmuyor. ancak daha sonraları ortaya çıkmaya başlayan ve giderek karmaşık bir hal alan konuşma dediğimiz iletişim türü sansür ve otosansür kavramlarının oluşma zeminini oluşturdu.
insanlar konuşmaya başladıklarında da her şeyin söylenmeyeceğini veya her şekilde söylenmeyeceğini kavradılar ve söylediklerinde otosansür uygulamaya başladılar. uygarlık geliştikçe ve devletler kuruldukça da sansür denilen kavram da hayatlarımızda yer etmeye başladı.
bazı dil bilimcilerin konuşmayı kötü bir iletişim aracı olarak tanımlamalarının sebeblerinden biri bu olabilir sanırım.
madem bir sözlük platformundayız ''sözlük ve otosansür'' üzerine bir şeyler söylemek istiyorum. bahsedeceğim sansür yazarların kendi kendilerine uyguladıkları sansür. hiç kimse inkar etmesin ama burada her zaman kafamızın içinden geçenleri eksiksiz yazmıyoruz. yazsak alacağımız tepkilerden korkuyoruz. sansürsüzce yazan hiç bir yazarın sözlüklerde pek sevildiğini görmedim duymadım. söyledikleri şeyler hep birilerine battı. bugün şu kesime battı, yarın diğer kesime batacak. ama her zaman için sansürsüz konuşanlar sevilmedi. takdir etmek denmese de bu tür insanlara her zaman için ''helal olsun''derim.
tanımların sonunu getirmekte hep zorlanmışımdır. bari bir telkinle bitireyim.
sansürsüz yazıcam diye işin şeyini çıkarmayın lütfen. *
devamını gör...
the platform
birçok konuda eleştiri olduğu gibi göndermeleriyle de zengin 2019 ispanyol yapımı netflix distopya filmi.
filmde isminden anlaşılacağı üzere kurulu bir platform var. bu platforma alınmadan önce herkesin sevdiği yemek soruluyor. ve platforma alındıktan sonra herkesin istediği yemeklerin olduğu bir sofra kurulup yukarıdan aşağıya kademe kademe indiriliyor.

görsel kaynak
yanlış hatırlamıyorsam yemekler her katta 2 dakika süreyle kalıyor. herkes kendi sevdiğinden yeterince yese kimse aç kalmayacak, fakat gelin görün ki bu durum söz konusu bile değil. filmde ''üsttekiler'' ve ''alttakiler'' işlendiği için, üsttekiler alttakilere yemek bırakmıyor. yeteri kadar değil de daha fazlasını yiyorlar, hatta 2 dakika içerisinde hepsini yemeleri mümkün olmadığı için (her hatta 2 kişi var), yemekleri bilerek bozup yenmeyecek duruma sokuyorlar.
insanın bencilliği ve açgözlülüğünün güzel işlendiğini düşünüyorum. film ilk çıktığı zamanlarda sonunu birçok kişi eleştirmişti fakat ben iyi ki o şekilde bitti dedim, bence sonu gayet yerindeydi çünkü
sistemi eleştiren başrol, kızı yukarı göndererek platform anlayışına/sistemine büyük bir darbe indirdi. yukardakilerin yüz ifadesini görmeyi isterdim*.
filmde isminden anlaşılacağı üzere kurulu bir platform var. bu platforma alınmadan önce herkesin sevdiği yemek soruluyor. ve platforma alındıktan sonra herkesin istediği yemeklerin olduğu bir sofra kurulup yukarıdan aşağıya kademe kademe indiriliyor.

görsel kaynak
yanlış hatırlamıyorsam yemekler her katta 2 dakika süreyle kalıyor. herkes kendi sevdiğinden yeterince yese kimse aç kalmayacak, fakat gelin görün ki bu durum söz konusu bile değil. filmde ''üsttekiler'' ve ''alttakiler'' işlendiği için, üsttekiler alttakilere yemek bırakmıyor. yeteri kadar değil de daha fazlasını yiyorlar, hatta 2 dakika içerisinde hepsini yemeleri mümkün olmadığı için (her hatta 2 kişi var), yemekleri bilerek bozup yenmeyecek duruma sokuyorlar.
insanın bencilliği ve açgözlülüğünün güzel işlendiğini düşünüyorum. film ilk çıktığı zamanlarda sonunu birçok kişi eleştirmişti fakat ben iyi ki o şekilde bitti dedim, bence sonu gayet yerindeydi çünkü
sistemi eleştiren başrol, kızı yukarı göndererek platform anlayışına/sistemine büyük bir darbe indirdi. yukardakilerin yüz ifadesini görmeyi isterdim*.
devamını gör...
