puhahah. amca delirmiş. kimlerle aynı oksijeni paylaşıyoruz. amcaya biri sigara uzataydı, susardı.
devamını gör...

<tam on iki den vurdu kalbimi
olan oldu bu gönül
ferman dinlemiyorrrrr>

yazar arkadaşım buyrunuz (google bakmak en son çaremiz olması dileğiyle, azcık düşünelim. kolay zaten:))
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

benim aylardır iş aradığım ve zor durumda olduğum dönemde, sadece aldığı zammı ve ikramiyeyi ballandıra ballandıra anlatmak için aradığı an. swh

eline geçen totali söyleyip telefonu kapatmıştır canım arkadaşım. ben de kendisini canı gönülden hayırlı ederken ne mal olduğunu anlamış oldum. (bkz: görgüsüzlük)
devamını gör...

düşünce ve belirsizlik. belirsizliği düşünmek daha yavaş öldürüyor.
devamını gör...

ebubekir sıddık.
devamını gör...

sözlükte gönlünce, dibine vura vura saçmalayabilmektir.

şurada dillendirdiğim konuları dışarıda arkadaşlarımla konuşsam çamaşır suyu falan mı içtin diye sorar bizim tayfa.

ama burada öyle mi? yaz çiz saçmala kafana göre format içinde kaldığın sürece ne içtin diye soran yok hatta al bir bardak çamaşır suyu da benden iç diyorlar*.
devamını gör...

"bazen özledim diyemezsin.
nazım okuyorum dersin.

ben nazım okuyorum.
sen ne yapıyorsun?"

dizelerini hatırlatan can acıtıcı, eksik bir eylemdir.
devamını gör...

"çok paslanmışım be" diye hayıflanıyor şu sıralar.
devamını gör...

"şairim,
zifiri karanlıkta gelse şiirin hası,
ayak seslerinden tanırım.
ne zaman bir köy türküsü duysam,
şairliğimden utanırım.
şairim,
şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum,
türkülerle yunmuş yıkanmış dilim,
onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm."

bedri rahmi eyüboğlu'na katılarak köy türküleri diyorum ben de. mani okuyan dedeler, nineler...
devamını gör...

sadece kendi soyadını kullanmak kadar havalı değildir.
devamını gör...

soğumuş bir yemeği yemek gibidir. yemek zorunda olunduĝu gibi, yazar da, yazmak zorundadır. kürkçü dükkanıdır tilkinin son duraĝı. yani sözlük.
devamını gör...

1977 yapımı bir david lynch şaheseri. charles bukowskinin hayatım boyunca izlediğim en iyi film ikinci bir film adı veremem size diyerek övdüğü filmdir ayrıca lynch üstadın ilk uzun metraj filmidir. film sizi içine çekerek gerçeklik algılarınızı alır uzaklaştırır. klasik bir sonradan baba olacağını öğrenip kadını yanına alma hikayesi olarak başlasa da çok farklıdır ortaya çıkan bebek bir yaratıktır konusu ama film resmen bir sürreal şölen yaşatır size düş mü gerçeklik mi anlayamazsınız bile. stanley kubrick bile bu film için arkadaşlarna muhakkak izleyin demiş ve filmde olan bebeğin nasıl yapıldığını öğrenmek için para teklif etmştir ama lynch'tan bir cevap alamamıştır. sağlam bir sabır çelik gibi bir irade ve güçlü bir mide isteyen bu filmin içerisinde klasik lynch dokunuşlarını hemen farkediyorsunuz. her filminde olduğu gibi bu filmde de baştan aslında mesajları veriyor lynch ama biz tabii ki çok sonradan anlıyoruz. imgesel dokunuşları bu kez fazlasıyla hissettiğimiz için sanki bir silgi ile beynimizi siliyor yönetmen filmin içerisinde 1977 yılında klasik sinema kurallarını altüst edip üstüne birde ayaklarının altına alıp çiğnemiştir. zamanın çok ötesinde oyunculuklar, senaryo ve makyaj ile. john nance nasıl oyunculuktur o.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

lc waikiki'nin maymunlu poşetli devri. şimdi semt pazarı kategorisinde devam ediyor.
devamını gör...

epilepsi nöbeti geçiren birini gördüğünüzde yapmanız gerekenle ilgili dünyada iki farklı görüş vardır, eğer tıp hekimi değilseniz (crysis management for a prudent lay person) yapmanız gereken kriz esnasında sadece başına zarar vermemesi için yaslayabileceği yumuşak zemin yaratmaktır. ileri düzey epilepsi nöbetlerinde şiddetli çene kasılması ve dilin geriye giderek farenksi tıkaması durumu görülür. ama buna müdahale etmek birçok avrupa ülkesinde göreviniz değildir hatta bunu yaptığınız takdirde yargılanmanız mümkündür (hasta ölüyor olsa bile). diğer görüş ise ilk görüşe ek olarak çok sert olmayan yutulmaycak bir cisimle hastanın ağzının açtırılıp, dile müdahale edilmesini, dişlerin ve dilin zarar görmemesi için cismin ısırtılması gerekliliğini savunur. ilk görüşü savunan otör, tıp hekimi olmayan birine cpr biliyor olsa bile kalp krizi esnasında abc kontrolü dışında müdahaleyi de sınırlandırmaktadır. ama siz yeterli donanıma sahipseniz bir an bile düşünmeden iki durumda da müdahale edersiniz. bir hocamın dediği gibi; "eğer benim önümde hasta sara nöbeti geçirir ve ben ağzına koyacak bir şey bulamazsam elimi sokar yine engel olurum. elimi ve belki de mesleğimi kaybederim ama onun boğulmasını asla izleyemem." bu söz pratik ve teoriğin örtüşmediği farklı bir noktayı da gözler önüne seriyor: vicdan.
devamını gör...

bence sahip çıkmalıdır o çocuğa. çocukluk hem en masum* olduğumuz hem de en çok hayal kurduğumuz zamandır. bu iki özellik de insan için elzem şeyler. hayal edemeyen insan başkalarının hayallerinde piyon olur, iyi düşünmeyen insan ise kötülükler içinde debelenip durur.

yetişkin sayılır mıyım bilmiyorum ama içimde bir yerlerde bir çocuk var ve ben onu çok seviyorum. bana umut ve yaşam sevgisi sağlıyor. o olmasa belki düşünmeyen, geleceği hayal edemeyen sadece başkalarının düşündüklerini uygulayan biri olurdum.
devamını gör...

türkiye'de kitap fiyatlarının ateş pahası olduğu gerçeğidir. dün ünlü bir kitapçı zincirinin alsancak'taki şubesine gittiğimde hiçbir kitabın 50 liranın altında olmadığı gerçeğiyle yüzleştim. ben zaten öyle kitap kurdu bir insan değilim. dün heves ettim bir kitap alayım dedim, insanların tuvalette okudukları ikinci el kitapları şu pandemi sürecinde okumayı doğru bulmadığım için sıfır alayım istedim ama yok yok yok! param yetmedi. 9.5 liraya komünist manifesto gördüm onu alayım bari dedim, kasada cüzdanımdan parayı çıkarmak için bir köşeye koydum ama geri almak için davrandığımda kitap koyduğum yerde yoktu. kaşla göz arasında yürütmüşler. başka da kopyası yoktu. şaka gibi değil mi? arkadaşım da çok güldü bu duruma. ''gezme ceylan buralarda seni harcarlar'' diye dalga bile geçti.

bana göre eğer anıtsal bir değeri yoksa ve hacimli değilse bir kitap 25 liradan pahalı olmamalıdır. kitap fiyatlarının bu kadar el yakmasının sebebi şüphesiz ki bir takım ekonomik parametrelere dayanıyordur ama burası okuru pek ilgilendirmemelidir. kitap okumak yemek, içmek gibi temel bir ihtiyaç olarak görülmeli ve ona göre asgari fiyatlandırılmalıdır (hayır yani, gören de bunu yazanın pempe fularlı bir kitap kurdu olduğunu sanacak).

ha ucuz yayınevleri yok mu? elbette var ama çok kalitesizler. üniversitedeyken dünya klasiklerini iğrenç bir çeviri ve okurken mide bulandıran bir basımla yayınlayan bir yayınevinden o dönemin parasıyla 365 liraya 64 tane kitap almıştım. kıyak iş gibi değil mi? hepsini okumam iki senemden biraz fazlasını aldı ve sürenin sonunda size samimi olarak söylüyorum ki türkçem bozuldu yahu. tercümesi o kadar kötüydü yani. özne-tümleç-yüklem şeklindeki türkçe sentaks yerine yıllarca yüklem-özne-tümleç hatta yükleç-öznem-tümle şeklinde cümleler kurdum inanabiliyor musunuz? bu durumu yeni yeni düzelttiğimi düşünüyorum. kötü baskıdan dolayı migrenim bile çıkmıştı. neyse ki kitap okumayı bıraktım da migrenden de kurtuldum.

peki hem ucuz hem de kaliteli yayınevleri hiç mi yok? benim bildiğim sadece hasan ali yücel klasikleri serisi var. külliyattaki kitapların olması gereken fiyatta olduklarını düşünüyorum.
devamını gör...

(bkz: takibe takip)
devamını gör...

adabı muaşeret. bazılarının gerçekten ihtiyacı var.
devamını gör...

bazen soluksuz kalır insan...

duyguları nefes almayı unutunca kendisini de unutur. göğsü sıkıştıran bir ağrı, hafif bir göz kararması eşliğinde süzülür gözyaşları. güçlüdür aslında ama hiç olmadığı kadar acizlikle suçlanır. kendisi tarafından...

boğazına yarım kalmış bir sevgi takılır bazen. kimi zaman düşüncelerini donduran yalnızlıkla üşür, ihanetin acı tadıyla kahrolur. kimi zaman da özlem ateşiyle yanar, ümitsizlikle mahvolur. kördür, sağırdır, dilsizdir ve çoğunlukla ölüdür! üzerine toprak atılması gerekirken dünyada çürümeye bırakılan kahrolası bir cesettir...

gırtlağına çökmüş olan korkuyla baş başadır. unutulmuş, yitirilmiş olmanın tedirginliğiyle beklerken kaybetmiş, kayıp edilmiş olmanın korkusuyla... terk edilmenin aşağılık yankısıyla yaşamamak için gururunu baston edinir ve cesaretini kilitlendiği zindanlardan firar ettirir.

nitekim bunlar da oksijensizdir!

çünkü öfke, nefret ve kin nefes aldırmayacak sinsi ve namerttir. insan ise kendi kendini bitirir....
devamını gör...

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim