zaman tüneli
büyü
midesi yanan genc, aciyla yattigi yerde bacaklarini karnina cekerek cenin pozisyonu aldi. kac yildir bu gastrit ile bogusuyordu, artik unutmustu. doktorlarin stresten kaynakli oldugunu soyledigi bu hastaligin verdigi rahatsizlik ilaclarla azalsa da ilaclar biter bitmez tekrar eski seviyeye cikiyordu. ne stresim olabilir diye dusundu. belirli bir sey yoktu. tamam oyle mutlu biri falan degildi ama mutsuz da sayilmazdi. iyi bir isi ve geliri vardi. bekar evinde yalniz yasiyordu, son kiz arkadasindan ayrilali uc ay olmustu ve yeni bir iliski icin pek hevesli degildi. zaten son bir kac senedir kiminle flort etse ya da sevgili olsa bir turlu yurumuyor, kisa surede sona eriyordu. hevessiz olmasi biraz da bu yuzdendi. sonra yarin tasinacagi aklina geldi ve belki de bu yuzden stresliyim diye dusundu. sonra o yuzden olmadigina karar verdi ve uyumaya calisti.
ertesi gun sabahtan annesi ile beraber esyalari toparlamaya basladilar. baska sehirde yasayan annesi tasinmasi ve yerlesmesi icin yanina gelmisti. tasinacak esyalar arasinda cok agir bir yun yorgan da vardi. kendisi onu atmak istedi. artik cok daha hafif yorganlar vardi, ama annesi karsi ciki. yun yorgan en sagliklisi, ben onu temizleyecegim dedi ve yorgani katlamaya koyuldu. anne tam o sirada yorganin ayak ucu tarafindaki dikislerin biraz atmis oldugunu gordu. burasini dikmem gerek diyerek iceriden igne iplik getirdi. dikmek icin yorgani tuttugunda eline bir sey geldi. yorganin icinde yun olmayan bir sey vardi. dikisleri sokerek cikardi. bu kucuk boyda dorde katlanmis bir kagitti. anne kagidi acti ve acar acmaz sapsari kesilerek yere atti ve ogluna seslendi. genc annesinin yanina kostu ve "ne oldu" diye sordu. annesi kagidi isaret edip "yorganin icinden cikti" dedi. adam kagidi aldi ve bakti. arapcaya benzer harflerle iki satir yazi vardi. "ne ki bu" diye annesine sordu. annesi dehsetle "buyu" diye karsilik verdi. genc guldu. "hadi canim, buyu falan boyle seyler yok. rahat ol." diyerek annesini rahatlatmaya calisti. gulerek kagidi katlayip cebine koydu. annesi "ne yapiyorsun onu hemen yakip denize atmamiz gerek" dedi. genc, "ne yazdigini merak ettim. arapca bilen bir arkadasima gosterecegim" dedi. annesi itiraz etse de dinlemedi.
tasinma bitip ise dondugunde arapca bilen arkadasina kagidi gosterdi. arkadasi "iyi de bu arapca degil ki birileri bir seyler karalamis. muhtemelen buyu yaptigini soyleyen bir dolandirici" dedi. o da omuz silkti ve aksam kagidi yakip kullerini cope atti. annesi denize atalim demisti ama o sahile gitmeye usenmisti.
bundan bir hafta sonra annesi yasadigi sehre geri dondu. o gider gitmez gastrit sancilari artti ve bir gece dayanilmaz noktaya ulasinca hastaneye gitmeye karar verdi. saat gecenin biri idi. en yakin ozel hastanenin aciline gitti ve sikayetini anlatti. acilde gorevli doktor kendisinden bir kac yas buyuk genc biriydi. hemen "midende muhtemelen helikobakteri" var dedi. mide sikayetiyle kac kez doktora gitmisti, ama ilk defa bu bakteriyi duyuyordu. genc doktor, "sana bir recete yazacagim. bir ay bu ilaclari kullan, sanmiyorum ama sikayetlerin devam ederse detayli tetkikler yapilmasi gerekecek. normal randevu alir gelirsin" dedi. ilaclari kullanmaya basladiktan uc gun sonra sancilari azalmaya basladi. "umarim genc doktorun dedigi gibi olur." diye dusundu. seneler icerisinde biri profesor olmak uzere uc farkli doktora gorunmustu. onlarin tedavi edemedigi bu hastaligi dahiliye uzmani bile olmayan bu genc doktorun tedavi edebilmesi kendisine inanilir gelmiyordu. bir ay sonra ilaclar bittiginde tamamen iyilesmisti. inanamiyordu ama gayet memnundu.
bundan bir sure sonra bir arkadasiyla birlikte tatile cikti. bir hafta boyunca ege kiyilarinda bir kac farkli yerde konaklayarak tatil yaptilar. hala izni oldugu icin donuste ailesinin yanina gitti. baba evine vardiginda saat gece 10du ve araba surmekten yorulmus vaziyetteydi. bir seyler yedi, sonra biraz sohbet ettiler. uyudugunda vakit hayli ilerlemisti. sabah annesi ona seslenerek uyandirdi. bu alisilmadik bir seydi. "arkadasin geldi asagida bekliyor, seni kahvaltiya goturecekmis" dedi. uykulu gozlerle annesine bakti ve "cok yorgunum ve uykum var. gelmeyecek de. aksama ben onunla bulusurum." annesi basini sallayarak gitti ve bir kac dakika sonra arkadasi yatagin basinda bitti. onu durturek "haydi oglum, miskinlik sirasi degil kalk gidiyoruz" dedi. "manyak misin bu saatte uyandiriyorsun. dun butun gun araba surdum zaten. uyumak istiyorum." diye karsilik verdi. arkadasi "oglum arabada iki kiz var gel iste, birlikte kahvalti yapalim sonra sen ne yaparsan yap, yardimin lazim" dedi. "lan buraya ayda yilda bir geliyorum, yardim edecek baska kimseyi bulamadin mi da beni uyandirdin" dedi. arkadasi "nazlanma ulan iste, kizlar bekliyor" deyince gulerek "tamam" dedi. "sen asagi git, ben de birazdan geliyorum." on dakika sonra arabanin arka koltugundaki kizin yanina oturmustu. ondeki kiz, sofor koltugundaki arkadasina "uyuyan prens tesrif etti sonunda" dedi. yaninda oturan diger kiz ve arkadasi buna yuksek sesle guldu. kendisi de gulumsedi. "bende sans olsa uyandirmaya ikinizden biri gelirdi. opmeyi de bilmiyor bu, dana gibi yaladi" dedi. hepsi guldu, sonra arkadasi kizlarla tanistirdi. arkadasinin sevgilisi olan kiz baska sehirde yasiyordu ve kalmak icin diger kizin yanina gelmisti. universiteden arkadastilar. ikisi de neseli gorunuyordu. iki erkek yol ve kahvalti boyunca sakalar yapip birbirlerini igneleyip durdular. bu karagoz hacivat tarzi sakalar kizlari bayagi eglendiriyordu. arada ciddi seylerden de bahsediyorlardi ama bu konusmalar kisa suruyordu. herkesin nesesi yerindeydi. ogleden sonra ne yapacaklarini tartisip uludag'a cikmaya karar verdiler. orada biraz yuruyus yaptiktan sonra et mangal lokantalarindan birine oturup yemek yediler. hepsinin uzerine tatli bir yorgunluk cokmustu. hava da sogudugu icin donmeye karar verdiler. sehre vardiklarinda hava karanlikti. arkadasi "once seni birakayim da kizin evini ogrenme" dedi gulerek. kiz da "olur mu hepinize kahve yapicam daha" diyerek davet etti. kahve ve kisa bir sohbetten sonra genc adam ve arkadasi vedalasarak evden ayrildi. guzel bir gun gecirmislerdi. arkadasi "bak sabah o kadar sikayet ettin seni getirdim fena mi oldu" dedi. o da "yok fena olmadi da senin bu kizlari bulmus olmana sasirdim. seviyeleri seni biraz asiyor" diye takildi.
o gunden bir yil sonra, o gun kendisini uyandiran arkadasi ve sevgilisinin dugunundeydi. yaninda oturan kiza bakti. bir yildir beraberlerdi. siyah abiye elbise icinde ve sade makyajiyla muhtesem gorunuyordu. "galiba biz de evlenecegiz" diye dusundu. tanistiklari gunu hatirladi ve acaba "annemin buldugu o kagit buyu muydu" diye dusundu. onu bulup yaktiktan sonra kisa sure icinde senelerdir kendisine cektiren hastaliktan kurtulmus ve belki de hayatinin askini bulmustu. acaba onu oraya kim koymustu. bir donem eve giren cikan belli olmadigi icin bir suru kisi olabilirdi. gercekten buyu diye bir sey var miydi?
(yasanmis hikaye)
ertesi gun sabahtan annesi ile beraber esyalari toparlamaya basladilar. baska sehirde yasayan annesi tasinmasi ve yerlesmesi icin yanina gelmisti. tasinacak esyalar arasinda cok agir bir yun yorgan da vardi. kendisi onu atmak istedi. artik cok daha hafif yorganlar vardi, ama annesi karsi ciki. yun yorgan en sagliklisi, ben onu temizleyecegim dedi ve yorgani katlamaya koyuldu. anne tam o sirada yorganin ayak ucu tarafindaki dikislerin biraz atmis oldugunu gordu. burasini dikmem gerek diyerek iceriden igne iplik getirdi. dikmek icin yorgani tuttugunda eline bir sey geldi. yorganin icinde yun olmayan bir sey vardi. dikisleri sokerek cikardi. bu kucuk boyda dorde katlanmis bir kagitti. anne kagidi acti ve acar acmaz sapsari kesilerek yere atti ve ogluna seslendi. genc annesinin yanina kostu ve "ne oldu" diye sordu. annesi kagidi isaret edip "yorganin icinden cikti" dedi. adam kagidi aldi ve bakti. arapcaya benzer harflerle iki satir yazi vardi. "ne ki bu" diye annesine sordu. annesi dehsetle "buyu" diye karsilik verdi. genc guldu. "hadi canim, buyu falan boyle seyler yok. rahat ol." diyerek annesini rahatlatmaya calisti. gulerek kagidi katlayip cebine koydu. annesi "ne yapiyorsun onu hemen yakip denize atmamiz gerek" dedi. genc, "ne yazdigini merak ettim. arapca bilen bir arkadasima gosterecegim" dedi. annesi itiraz etse de dinlemedi.
tasinma bitip ise dondugunde arapca bilen arkadasina kagidi gosterdi. arkadasi "iyi de bu arapca degil ki birileri bir seyler karalamis. muhtemelen buyu yaptigini soyleyen bir dolandirici" dedi. o da omuz silkti ve aksam kagidi yakip kullerini cope atti. annesi denize atalim demisti ama o sahile gitmeye usenmisti.
bundan bir hafta sonra annesi yasadigi sehre geri dondu. o gider gitmez gastrit sancilari artti ve bir gece dayanilmaz noktaya ulasinca hastaneye gitmeye karar verdi. saat gecenin biri idi. en yakin ozel hastanenin aciline gitti ve sikayetini anlatti. acilde gorevli doktor kendisinden bir kac yas buyuk genc biriydi. hemen "midende muhtemelen helikobakteri" var dedi. mide sikayetiyle kac kez doktora gitmisti, ama ilk defa bu bakteriyi duyuyordu. genc doktor, "sana bir recete yazacagim. bir ay bu ilaclari kullan, sanmiyorum ama sikayetlerin devam ederse detayli tetkikler yapilmasi gerekecek. normal randevu alir gelirsin" dedi. ilaclari kullanmaya basladiktan uc gun sonra sancilari azalmaya basladi. "umarim genc doktorun dedigi gibi olur." diye dusundu. seneler icerisinde biri profesor olmak uzere uc farkli doktora gorunmustu. onlarin tedavi edemedigi bu hastaligi dahiliye uzmani bile olmayan bu genc doktorun tedavi edebilmesi kendisine inanilir gelmiyordu. bir ay sonra ilaclar bittiginde tamamen iyilesmisti. inanamiyordu ama gayet memnundu.
bundan bir sure sonra bir arkadasiyla birlikte tatile cikti. bir hafta boyunca ege kiyilarinda bir kac farkli yerde konaklayarak tatil yaptilar. hala izni oldugu icin donuste ailesinin yanina gitti. baba evine vardiginda saat gece 10du ve araba surmekten yorulmus vaziyetteydi. bir seyler yedi, sonra biraz sohbet ettiler. uyudugunda vakit hayli ilerlemisti. sabah annesi ona seslenerek uyandirdi. bu alisilmadik bir seydi. "arkadasin geldi asagida bekliyor, seni kahvaltiya goturecekmis" dedi. uykulu gozlerle annesine bakti ve "cok yorgunum ve uykum var. gelmeyecek de. aksama ben onunla bulusurum." annesi basini sallayarak gitti ve bir kac dakika sonra arkadasi yatagin basinda bitti. onu durturek "haydi oglum, miskinlik sirasi degil kalk gidiyoruz" dedi. "manyak misin bu saatte uyandiriyorsun. dun butun gun araba surdum zaten. uyumak istiyorum." diye karsilik verdi. arkadasi "oglum arabada iki kiz var gel iste, birlikte kahvalti yapalim sonra sen ne yaparsan yap, yardimin lazim" dedi. "lan buraya ayda yilda bir geliyorum, yardim edecek baska kimseyi bulamadin mi da beni uyandirdin" dedi. arkadasi "nazlanma ulan iste, kizlar bekliyor" deyince gulerek "tamam" dedi. "sen asagi git, ben de birazdan geliyorum." on dakika sonra arabanin arka koltugundaki kizin yanina oturmustu. ondeki kiz, sofor koltugundaki arkadasina "uyuyan prens tesrif etti sonunda" dedi. yaninda oturan diger kiz ve arkadasi buna yuksek sesle guldu. kendisi de gulumsedi. "bende sans olsa uyandirmaya ikinizden biri gelirdi. opmeyi de bilmiyor bu, dana gibi yaladi" dedi. hepsi guldu, sonra arkadasi kizlarla tanistirdi. arkadasinin sevgilisi olan kiz baska sehirde yasiyordu ve kalmak icin diger kizin yanina gelmisti. universiteden arkadastilar. ikisi de neseli gorunuyordu. iki erkek yol ve kahvalti boyunca sakalar yapip birbirlerini igneleyip durdular. bu karagoz hacivat tarzi sakalar kizlari bayagi eglendiriyordu. arada ciddi seylerden de bahsediyorlardi ama bu konusmalar kisa suruyordu. herkesin nesesi yerindeydi. ogleden sonra ne yapacaklarini tartisip uludag'a cikmaya karar verdiler. orada biraz yuruyus yaptiktan sonra et mangal lokantalarindan birine oturup yemek yediler. hepsinin uzerine tatli bir yorgunluk cokmustu. hava da sogudugu icin donmeye karar verdiler. sehre vardiklarinda hava karanlikti. arkadasi "once seni birakayim da kizin evini ogrenme" dedi gulerek. kiz da "olur mu hepinize kahve yapicam daha" diyerek davet etti. kahve ve kisa bir sohbetten sonra genc adam ve arkadasi vedalasarak evden ayrildi. guzel bir gun gecirmislerdi. arkadasi "bak sabah o kadar sikayet ettin seni getirdim fena mi oldu" dedi. o da "yok fena olmadi da senin bu kizlari bulmus olmana sasirdim. seviyeleri seni biraz asiyor" diye takildi.
o gunden bir yil sonra, o gun kendisini uyandiran arkadasi ve sevgilisinin dugunundeydi. yaninda oturan kiza bakti. bir yildir beraberlerdi. siyah abiye elbise icinde ve sade makyajiyla muhtesem gorunuyordu. "galiba biz de evlenecegiz" diye dusundu. tanistiklari gunu hatirladi ve acaba "annemin buldugu o kagit buyu muydu" diye dusundu. onu bulup yaktiktan sonra kisa sure icinde senelerdir kendisine cektiren hastaliktan kurtulmus ve belki de hayatinin askini bulmustu. acaba onu oraya kim koymustu. bir donem eve giren cikan belli olmadigi icin bir suru kisi olabilirdi. gercekten buyu diye bir sey var miydi?
(yasanmis hikaye)
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
saç tıraşımı kısa yaptırıyorum hem bana çok yakışıyor hem de uzun süre gidiyor. öbür türlü saçım kıvrılıyor bir türlü düzelmiyor filan. hanımlar iyi anlar benim halimden.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
sarı sözler var aklımda. söylersem kızıl, susarsam siyah.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
zannedersem söylenecek bir şey kalmadı.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
devamını gör...
olgunluk belirtileri
öfke kontrolü.
devamını gör...
güne bir şarkı bırak
devamını gör...
trepanasyon
rabbim sana geliyorum.
anestezi ilaçları olmadığında insanların kafasına taşla vurulup bayıltıldığı bilgisi bir,
bu alet edevat iki.
anestezi ilaçları olmadığında insanların kafasına taşla vurulup bayıltıldığı bilgisi bir,
bu alet edevat iki.
devamını gör...
14 eylül 2023 nasa başkanı açıklaması
aksini açıklasa işsiz kalacak başkanın pek tabii ki başka açıklama yapması beklenmez.
devamını gör...
zarar vermeden sevmek
avı bütün yutmak.
devamını gör...
alex de souza
aykut kocaman denen vasat altı teknik direktörün gs ile şampiyonluk maçına çıkıp oynatmadığı, ertesi sezonun başında da kasımpaşa maçında başını yediği fenerbahçe efsanesidir.
alex'in en büyük şanssızlığı kariyerinde aykut kocaman gibi vasat altı bir teknik direktörle çalışmak zorunda olmasıdır.
alex'in en büyük şanssızlığı kariyerinde aykut kocaman gibi vasat altı bir teknik direktörle çalışmak zorunda olmasıdır.
devamını gör...
zarar vermeden sevmek
günümüzde çoğu insanın yapamadığı eylemdir. zarar vermek derken sadece fiziksel değil psikolojik olarak da birine zarar veriyorsanız aranızdaki sevgi zedelenir.
devamını gör...
alex de souza
hem televizyon başında hem de stadyumda canlı izleyebildiğim, yoğurtçu parkı'nda, heykelinin yanıbaşında bira içtiğim için kendimi hep şanslı sayarım.
benim için futbolun romantik yanının son temsilcilerinden biri oldun. oyunun içinde ve dışındaki zekan, hoşgörülülüğün, ağırbaşlılığın, oyuna ve rakibe saygınla bize çok şey öğrettin. senden bu oyunun ve rekabetin güzelliklerini öğrendik. gidişin, gözyaşların ise dün gibi gözümün önünde...
kaptan bugün 46 yaşına basmış. umarım gelecekte bir gün seni tekrar çubukluya hizmet ederken göreceğiz.
obrigado capitano!!!
benim için futbolun romantik yanının son temsilcilerinden biri oldun. oyunun içinde ve dışındaki zekan, hoşgörülülüğün, ağırbaşlılığın, oyuna ve rakibe saygınla bize çok şey öğrettin. senden bu oyunun ve rekabetin güzelliklerini öğrendik. gidişin, gözyaşların ise dün gibi gözümün önünde...
kaptan bugün 46 yaşına basmış. umarım gelecekte bir gün seni tekrar çubukluya hizmet ederken göreceğiz.
obrigado capitano!!!
devamını gör...
14 eylül 2023 nasa başkanı açıklaması
devamını gör...
esra ceyhan
açmayın grandma
devamını gör...
türkiye'de bir kişinin mutluluğu için 32 bin tl gerek olması
700 dolar olsa yeter be abi valla yeter..
devamını gör...



