zaman tüneli

gün hala ağırmadı buralarda. insanlar uykulu gözlerle hayattan bıkmış bir vaziyette işlerine gidiyorlar. patronlarını biraz daha zenginleştirmek için mutsuzca yollara düşmüşler...
yaşamanın yükü ağır gelmiş omuzlarına çoğunun omuzları çökmüş... ümitlerini yitirmişler.
gerçi,
ümitsiz yaşamak insanın fıtratında yok. bu sebeple de,bizler yeryüzünün geleceğini yeniden inşaa etmek üzere yeni nesillere söz vermiştik bir zamanlar...
benim hâlâ ümidim var...
bir kurtulalım hele tüm asalaklardan,
nasıl seveceğiz birbirimizi,
şiirler okuya okuya!
çekip gidince soyguncular,
bir başka dünya kuracağız.
yaşamak neymiş, yaşamak,
sen o zaman gör bak!

günaydın dostlar güzel günlere olan ümidinizi hiç bir zaman yitirmeyin...
güzel bir gün olsun bugün....
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

#2766752

ben demiştim.
(bkz: 2024 hac kurasına katılacak yazarlar)
devamını gör...

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
vokalde shirley bassey, gitar, bas, davul ve beste chris rea ve chris rea'nın oto biyografik filmi ile aynı adı taşıyan şarkısı la passione ( 1996 );
devamını gör...

elektrik, su ve doğalgaz.
devamını gör...

bu 1963 tarihli pembe panter için henry mancini bestesi, meglio stasera;


bu da aynı şarkının 1964 tarihli ennio morricone ve orkestrasının yorumu;


*
devamını gör...

öylemi dedim birden.
devamını gör...

boşanmak isteyene sebep çok.
devamını gör...

jim carrey izleyebilirsiniz. hayattan güzel bir şeyler görmek için.
devamını gör...

piliyi pirtiyi toplayip kita degistirmek.
devamını gör...

büyük bir kayserispor taraftarı olan udo jurgens'in haftasonu maça gelmeyen taratarlar için yazdığı şarkı.


koştum topun peşinden koştum
ama ne yazık ki stad boştu.


was ich dir sagen will (drehscheibe 26.07.1967)
devamını gör...

herkes her şeyi biliyor.
devamını gör...

gene birilerinin hakkının yenildiği ve sonunda messi'ye verilen ödül.

bu ödüller neye göre veriliyor artık bir açıklanmalı. belki de bir puanlama algoritması yapıp öyle değerlendirilmeli. messi iyi futbolcudur, kimine göre dünyanın en iyisidir. bireysel olarak biriyle kıyaslayınca messi daha iyi de çıkabilir. ama bu gelmiş geçmiş en iyi topçu kim ya da iki ismin genel kariyerini kıyaslayın hangisi daha iyi ödülü değil o senenin ödülü.

messi dünya kupası kazandı diye bu ödül verildiyse daha önce dünya kupası kazanmış oyuncular varken neden ödül onlara değil messi'ye verildi. yanlış hatırlamıyorsam varane hem dünya kupası almış hem de şampiyonlar ligi şampiyonu olmuştu ama alamadı. iniesta dünya kupası aldığında sadece la liga şampiyonu olmuş olan messi kazanmıştı. eğer en büyük kupa dünya kupasıysa onu almış adam varken nasıl la liga şampiyonu messi aldı.

haaland premier lig, şampiyonlar ligi ve ingiltere kupası şampiyonluğu gördü bu sezon üstelik ilk senesinde. bunlarda gol kralı oldu. daha ne yapsın. hani en iyi lig premier ligdi. tamam dünya kupası daha prestijli diyelim ama ucl'de ikiye yazılır o zaman. hem ucl hem de dünyanın en iyi ligi'nde sampiyon olup gol kralı olmuş çocuk.

fransa dünya kupası şampiyonu olduğundan birkaç ay sonra jorginho chelsea ile ucl sampiyonu olmuştu yanlış hatırlamıyorsam. o da bişey alamamıştı.

bu sene messi ile birlikte dünya kupası şampiyonu olan biri de alvarez. ayrıca city ile hem premier lig hem ucl hem fa kupası şampiyonluğu da gördü. tüm önemli turnuvalarda hep kazanan takımda işte. o neden değerlendirilmedi.

messi barcadaki son senesi ve sonrasındaki psg serüveninde bir başarı yakalayamadı. sadece lig şampiyonluğu gördü ki tek takımlı lig resmen. zaten son 10 senede hep psg şampiyon oluyordu. buna rağmen orada iki kez ballon dor almış oldu. kupa yokken de ödül veriliyor. herşey kupa değilse skor istatistikse daha iyisi varken de messi'ye veriliyor. bir tutarsızlık var.

messi'nin arjantin kadrosuyla başarılı olması denilip duruluyor ezelden beri. arjantin'e san marino muamelesi yapılmasını hiç anlamadım. avrupa'nın en büyük liglerinde isim yapmış iyi oyuncular vardı hep. kötü oynadılarsa bu ayrı ama higuain, di maria, martinez, dybala vs adamlar vardı hep. sanki halil dervişoğlu falan ile oynuyor. buna karşılık portekiz kadrosu hep açık ara dünyanın en iyisiymis gibi yazıldı. dünyanın en büyük takımı denilen real barçadan kaç adam vardı portekizli. 2016da avrupa şampiyonu olduklarında finalde fransa karşısında defanslarında fonte, sağ bekleri soares. o zaman biri sportingde oynuyor diğeri southamptonda.
bu iki takımda tanınmış oyuncu, yıldız oyuncu denilen adam sayısı da nispeten sıradan denilen adam sayısı da hemen hemen hep denk gibi. zaman zaman biri diğerinden bir tık öndedir. hatta tarihi bakınca arjantin portekiz'den büyük takım.

arjantinle copa amerika aldı diye bile ödülü verdiler messi'ye. diğer adamların emeği hep hiçe sayılıyor. copa amerika'da kaç tane büyük ülke var kaç maç oynanıyor ki zaten. sadece onu aldı diye ödül haketti mi gerçekten. diğer oyuncular daha ne yapmalı messiden ödülü almak icin. amerika ligine gitmiş avrupa arenasındaki rekabetten çekilmiş adama ödül vermek iyice kaliteyi düşürdü.

messi dünya kupasında 5 penaltı attı 1ini kaçırdı 4ü gol oldu yani 7 gol attı kupa kazandırdı denilirken 4ünün penaltı olduğunu da göz ardı etmeyelim.

velhasıl iyi oyuncudur. teke tek kıyas yapsan playstation oyunlarındaki gibi çoğu şeyde çoğu oyuncuyu geçer, genel kıyasta da otomatikman daha iyi oyuncu olduğunu gösterir bu. hatta dediğim gibi dünyanın en iyisi bile olabilir ama bu son iki ödülü hakettiği anlamına gelmez. zaten dünya kupası da içime sinmemişti. romantiklerin futbolun messi'ye bir dünya kupası borcu var lafıyla ekstra ittirildiler sanki. bence dünya kupasında da mbappe çok daha iyi bir performans gösterdi zaten.
sezon genelinde de öyle ya da böyle her alanda gollerini atıp gol kralı olup kupalar kazanmış haaland vardı. o takımın orkestra şefi de bruyne vardı onlardan birine verilebilirdi. ya da bir şekilde her önemli kupada kazanan takımda olan alvarez'e.
devamını gör...

reform değil tam tersine antireformdur gerçek dine yani kuran'a yöneliş: www.kurandakidin.com/2011/1...
devamını gör...

nana mouskouri, harry belafonte and danny kaye / opa ni na nai - 1965
devamını gör...

(bkz: lost in translation)
devamını gör...

araç kullanmak. trafik kazalarında istatistiksel olarak alkollü araç kullanma ile aynı orana sahip.
devamını gör...

düşünebilen üretebilen ve eyleme geçebilen insanların yaşam tarzı. ben düşününce başım ağrıyor diye düşünmüyorum. yazar çizerim ama kimseye hadi gelin birlik olalım örgütlü düşünelim demedim.

burjuvaziye mensup olsam kendimi titanik pozisyonunda gemiye zincirler , balina avlayan teknelere falan saldırırdım ama maslow’un piramidinde giriş seviyesinde olan halk için entelektüel yaşam tarzı bir ütopya.
devamını gör...

bu görüşü savunan ılık bir meme düsmanıdır.
devamını gör...

iş hayatına atılana kadar bendim. sonra depremle birlikte şu ana kadar yaşadığımız insanlar (akraba) var. hep 3-5 tane olan aynı küfürleri etsem de ediyorum. kendime "küfürbaz haydo'nun kız versiyonu oldun yeter susss artık." desem de nafile. aile apartinda 6 aileyken olay bitmezdi. sonrasında gelenlerden birisi benim sinsiriçe olan 2 yengemi neredeyse 3'e katlayacak potansiyelde ve bunlar 3'lü de takılıyor nasıl ortalığı karıştırdıklarını anlatamam. işte o gelene sövüyorum. normalde hakaret bile etmeyen beni o kadın bozdu. öyle bir illet. arkasından sövmek bile kesmiyor yüzüne ve dolu dolu sövmek istiyorum. ve nasıl birikmişim anlatamam. kaç ay oldu yani patlayacak fırsat kolluyorum.
annemlere önden bilgilendirme yaptım. "bakın ben bu kadına çok pis kinlendim ve doldum. patlarsam onu da benle patlatacağım ona göre. kavga etme çabasına girerse ayırmaya geleni küserim..."
böyle deme sebebim bizimkilerin şoka girmemesi. ve bu raddede olduğumu anlayıp onu gereksiz yere evde tutmamaları. çünkü normalde tersim çok pis ve bu kadar ayı sabrede sabrede geçirmişsem artık şükretsinler. patlarsam "çok bile dayandı." diyecekler.
çünkü ben "evi yıkıldı sus, maddi sıkıntılar çekiyorlar sus, çocuklarının bazıları uzakta sus, ev sahibi değil misafir o sus vs." dedim.
ama dediğim şeylerin onda hiçbir yeri yok. hayatı normal gidiyormuş gibi davranıyor ve bizden daha çok ev sahibi ha. ne yemek yapılacak kendi karar verir, bahçedeki sebzeleri kafasına göre koparir, malzemeleri kafasına göre kullanır ben bizim malzemeleri kullanmaya gelince elimden kolumu koparırcasına çekip alır "idareli kullanalım az var." der. ulan ev sahibi biziz biz size böyle davranmıyoruz öyle şeyler yapmıyoruz sen nasıl yaparsın özellikle de sana hiç sempati duymayan bana hem de o hareketi?
sonra kızları var, işlere neredeyse hiç el sürmezler ve biz ablamla ne olursa olsun yapıyoruz ya da yardım ediyoruz ya onda bile elinize sağlık yok ne var biliyor musunuz "benim kızlarım daha hamarat, zaten sizin yaptığınız bir şey yok." yüzüme bakıp bunları demekten utanmadı ama ben ona alaylı gülerken utandım. saniyelik göz göze geldim ve bunu görsün istedim sonra yüzümü çevirdim. "o hamaratli kızlarından kaç aydır haber alınamıyor. şu an bile onlar değil biz varız. ilk bir haber alalım sonra hamaratlığı konuşuruz." dedim böyle dememin sebebi de damarıma bastı yoksa ben duymazdan geliyordum da aptallık etmişiz. kıçını kaldırmaktan aciz kızlarına güzelleme yapıyor. neredeyse hep, birlikte yemek yaptık son 2-3 ay ayrı yiyoruz ama annem yemek yolluyor. ve ben hiç ağzından elinize sağlık lafı duymadım. ona yemek götürmüşum (annemin zoruyla) bana diyor ki "niye bunu getirdin, dün ben yapmıştım bundan yenilmedi döktüm. geri götür bunu."
ben burada da sinirlendim. annemi yaklaşık 2 hafta yatağa düşürdü ve ona rağmen bize gelip "yemekte hesabımızı kattiniz mi?" diye sorma yüzsüzlugunde birkaç defa bulundu. annem hasta olunca biz az hasarlı evimize geçtik yoksa onlarlaydik eve geçme şansımıza rağmen neyse.
yemeği o gün ben yapmıştım. biraz sert bir şekilde "benimki yenilir çünkü güzel yaptım. ve ben sana getirmedim sadece buradaki herkes için getirmişim. tabak kalacak." dedim sonu bastırarak. gerizekalıya bak...
annemi yataklık etmeden önce yemek yapma saatlerinde o kadar çok kaytardı ki ve bunun sorun çıkardığını görmesine rağmen yaptı bunu. hanımefendi misafirliklere gidiyor. kızları yok zaten, o da yok.
bir ara annemler yardım kolisi için gitmişti. yemek ona ve teyzeme kalıyordu. teyzemin misafirliği uzun sürmüş o zaten habersiz kayboluyor ve anca yemek kurulma saatinde geliyor.
annem geç gelmişti ve gördü yemeğe girişilmemiş, geldi sinirden beni azarladı. ben ise ne yemek yapılacağını bile bilmiyorum çünkü ben annem hasta olmadan önce oradan bağımi kestim. evde yapıyorum evde yiyorum ama annemler çok yorulmasın diye yardıma çıkıyorum vs.
beni azarladı ben de sinirlendim. sonra ben kuzenimle hazırlık yaparken saat neredeyse 5-5.30 gibi geldi ve gülerek iniyor "kızlar ne yapıyorsunuz?" dedi böyle kor gibi. artık ben sinirliyim ya yukardan yokuşu inerken duydum sesini bana yetti. sonra böyle bilmez ve aptala yatması beni daha çok kızdırdı. "bu saatte ne yapabiliriz, gördüğün üzere yemek hazırlığı yapıyoruz." dedim ters bir şekilde. sonra bana dedi ki "bunların yarına kalacağını söylemişlerdi. niye yapıyorsunuz ki?"
"yarına kalacağını söylemiş olsalardı şu an yapıyor olmazdık. ayrıca bu yarına kalıyor diye yemek yapılmayacağı anlamına mı geliyor?" dedim yüzüne bakmadan konuşuyorum ayrıca.
o gün var ya gitmiş anneme demiş ki "asra bana kaba davrandı. tersindeydi." tabi benim haberim yok. başka olayı konuşulurken annem bunu söyledi. dedim "ne nee, cidden böyle mi söylemiş? niye direkt bana demiyorsun ya? mis gibi kabalık yapacağım fırsatı almışsın elimden."
annem ona "onun hiçbir suçu yokken ona bağırdım o yüzden sinirliydi. siz dışarıya çıktığınızda yemek olayı aksamıyor ama ben nadiren çıksam da illa aksayacak." gibisinden bir şeyler demiş. ben de anneme "iyi en azından bir şeyler demeye başlamışsın. ama yine de sana kızgınım. resmen kendi yaptığı g.tlukleri görmeyip beni sana şikayet etmiş daha ilkinde."
sonra bir gün dedemler balık tutmuştu. bize yollamışlar cimrilikten az bir şey ve haftada neredeyse 2 kez idi. o yüzden balığı geri çevirdim. canlı kesmek zorunda kalmıştım ya (bunu yazmıştım başka bir başlıkta.) artık balık göresim yoktu. üstüne ablamla annem hastaydı direkt bana kalacak, hiç gerek yok yani.
neyse sonrasında bizimle evde yiyen dayım(o kadın yüzünden cnku ona da dışarıda rahat vermedi) onlara yardım ederken balığı birlikte yıkayıp bana tertemiz göndermiş. yemek saatinde ben onları unlarken bu o. geldi niye geldi hatırlamıyorum. o bize özellikle mutfağa gelince hiç ağzımı açmıyorum yüzüne de bakmıyorum eğer tek değilsem.
geldi ben unluyorum, annemle balık hakkında konuştular biraz sonra bana döndü "asra balığı geri çevirince çok şaşırdık. çok ayıp etti." dedi. ben de "balığı pişiremeyecekken geri yollamamın neresi ayıp? ben yemek yapmışım zaten gerek yoktu yani."
"olsun sonuçta deden yollamış, bu yaptığın saygısızlık annen öğretmedi mi, ben öğreteyim o zaman." dedi.
o bakmadığım sıfatına bir dönüşüm var "kim yollarsa yollasın, dedem diye veya büyük diye yiyecek ziyanı yapmayacağım. benim için asıl saygısızlık bu." deyip bıraktım karşımda duran anneme. çünkü sonrası onu ilgilendiriyor ve kendisi burada hoş orada olmasa "saygı kelimesini ağzına alacak en son insan bile değilsin. ki bu saygı olayıyla karşıma gelecek kişi de. öğretme olayına gelirsek insan bilmediği bir şeyi öğretemez. o yüzden ilk önce öğren sonra öğretmeye kalk." derdim yani hemen dövmezdim.
annem hiçbir şey demedi. ona bir hayal kırıklığıyla bakışım var o an. kendi de gittikten sonra sinirle "iadeyi saygısızlık olarak mı görüyorsun? dediği gibi sen bana öğretememiş misin?" dedim. durdu bir süre "bana cevap ver, evet ya da hayır?" öyle görmediğini biliyorum yoksa bu şekilde başlamazdım. bilmek istediğim önünde ona küfür gibi edilen lafı neden ona sokmadığı. "hayır görmüyorum."
"iyi bundan sonra o da benden saygı görmeyecek. çünkü sen öğretememissin. dünya'nın en aşağılık kadını sayılabilir ve ondan saygı hakkında laf yedin. bana da yedirdin sana inanamıyorum. lafı iade etmeyeceğini bilseydim ben ederdim. bugün benimle hiç konuşma! onu başımıza sessiz kalışlarınla daha çok sarıyorsun. bir de sustuğun yere bak! dibimde ona bakışımla kafamın içinde onu dövdüm biliyor musun?! ah delirteceksiniz beni! bir daha, bak yemin ediyorum eğer ki bana maneviyattan ya da ahlaktan konuşursa ağzına sicmayan asra değil! o saygı olayını da ona o zaman yedireceğim."
sonra biz nar ekşisi yaptık. 3.5 çuval çıktı gitmiş 7-8 çuval çıktı demiş bizimle o gün narı dövmesine rağmen. (yani miktarı gördü)
geldi burada işleri karıştırdı.
sonra ki günlerde annemle konuşmaya geldi ben mutfaktayken. beni resmen kovmak istedi mutfaktan. sanki olduğu ortama ve ona bayılıyorum. ablama çay götürmek için seslendim önüme döndüm"asra bizi yalnız bırakır misin?"
mutfak oturma odası ya da salon değil. ben işimi keyfine özellikle senin keyfine göre hiç ayarlayamam. "tamam." dedim sadece. ama çıkmadım çünkü işim bitmedi. ona çay koyarken kendime sade soda açtım bira bardağına döktüm. 3 mandalina sıktım içine çok yavaş döktüm çünkü aşırı köpük çıkıyor neyse. bu süreçte o isteğini tekrarladı. sinirlendim. önüme döndüm, kollarımı önümde bağladım ve bakışlarım direkt yüzünü döverken "hakkımızda yalan dolan konuşup annemle dertleşmeye yüzün var. geçen balık iadesi için saygısızlık dedin. sen de kızlarına yüzsüzluğu veya yalan dolanı mı öğretiyorsun? iyi bir öğretmensin bunlarda hakkını yememek lazım. ayrıca gördüğün üzere burası mutfak, oturma odası ya da salon veya evinin mutfağı değil. keyfine göre çıkamam çünkü keyfin için aksatmayacağim işlerim var. ister bekle ister git unrumda değil. konuşma yerini bile bilmeyen seni dert edinecek değilim. ha bir de o kadar halt yerken hiç özür dilemesini bilir misin mesela karşındaki kadından? o kadınla bana iyi bak, annem ama hiç benzemeyiz. iyilik anlayışı neredeyse enayilik sayılacak kadar ama benim hak etmeyene zerre iyilik veya incelik anlayışım yok. yediğin bklari tek başına yerken tek başına çözmesini öğren. annemin migreni var, git başkalarının başını ağırt. biz seni dinleyelim burada sen başımıza çorap ör. yattığın aptalığına sicarim. -biraz durup_ ıhmm ben en son çıkıyordum değil mi? -tepsiyi alıp kapıya giderken gülümseyerek- iyi dertleşmeler." dedim.
ben balkona varmadim hop kapı sesi. "umarım kapımızı son kapatışın olur."
g.t korkusundan ağzını bile açamadı. bunlara böyle davranacaksın. görmezden değil yüzlerine vuracaksın. çünkü anlayış demezler derler ki bu enayi yaptığımı görmüyor veya görse bile bir şey demiyor daha yapayım. demez değer bileyim vs.
daha nice olayları var...
ben maneviyata ve ahlaka çok değer veririm. onu o kadar ay rencide etmeden çekmemin sebebi özel durumuydu. ulan yer açtık diye her gün mü her an mı pişman edilir bir insan. herkesi karıştırdı burada. herkese zarar verdi. annem onun çıkardığı sorunlardan çok kez hasta oldu. daha hastayken gelip o oruspuyu dinleyecek. demiyor kafam ağrıyor sen de bana masal anlatma vs. dinlerim diyor. o da kör sanki görmüyor yüzünün halini; cansız, gözünü açamıyor doğru düzgün, solgun, hasta gibi yani bariz.
anneme yüklüyor annem bize dağıtıyor, babama da yüklüyor babam anneme ve bize dağıtıyor, nenem ve dayıma da yüklüyor onlar da herkese yine. bu kadının eve geçmesini, hakkında konuşulmasını vs. istemiyorum artık. babamda annemden farksız davranıyor. böyle kardeşin allah bin türlü belasını versin. böyle insanın yuzlerce kez versin hepsini bizden uzağa atsın.
dert varken bin dertler çünkü. hep yük koyuyor. sensin eşek, sen taşı. böyle insanların ne kendisini ne de onlarla ilgili şeylerini taşırım.
benden de nefret ediyor ha, çünkü ben dobrayım. yeri geldiğinde çatır çutur konuşurum. ailemin veya kendimin bu tarz şeylerini bile çekmiyorum. onu mu çekeceğim? ki çektim ama. özel durum olmasa ilk haftadan zehir ederdim. ama hiçbir şey yapmadım. yapsam bu kadar ay duramazdı.
ne anne, ne kardeş, ne eş, ne çocuk, ne gelin yemin ediyorum olduğu hiçbir anlamı taşımıyor. çok iğrenç çok.
ölüm bir ona var sanki. bu yüzden annemle babama sinirleniyorum. ve hatta "bu hâla buradayken ben ölürsem zehir ettiği günlerin ah'ı ikinize. hiç umrumda değil. evde huzur bırakmadı, ailenin içinden geçti ama küçük bir çocuk gibi sabır ve anlayış gösteriyorsunuz, hiç düzeldi mi yok. daha da boka bağlıyor. ve ciddi söylüyorum onun zehir ettiği günler içinde ölürsem mezarıma gelmeyin. ülkenin genelinde yaşatmıyorlar zaten daha kendi evimin içinde de yaşayamıyorum. onun mezarına giderseniz tamam? sizi istemiyorum. önden gidersem onun nasıl içinizden geçtiğini de izleyeceğim. çünkü ben olmayacağım. gideceğiniz mezarım olur mu bilmem ama olursa sizi istemiyorum. onu eve sokan kimseyi istemiyorum. ona hak etmediği değeri veriyorsunuz bize de hak etmediğimiz değersizliği. biz düştüğünüz durumdan çok memnunuz sanki. sizi o düşürmüş o! o düşünmemiş sizi! neyse. ben susayım siz gidin onu dinleyin. normal halinizde ben agritiyorum başınızı! ama o siz hastayken şifa oluyor değil mi?!
sizde haksızlık yapıyorsunuz. ve dengeyi sağlamak için bizi gözden çıkartınız. çekirdek aile içi dengeyi değil onunkini seçtiniz çünkü. hakkım helal değil. göz göre göre yiyen hiç kimseye helal değil. çocuğun hakkı ebeveynlerinde hiç olmazmış gibi davranıyorsunuz. bence gayet var da kör göremez. siz de helal etmeyin eğer öyle bir durum varsa. benim içim çok rahat. gerçek yüzünü gördüğüm andan itibaren bir kez yüzüne bakamayacağım insana sırf siz üzülmeyin diye aylardan beri tahammül ediyorum. o basit insan evimize giriyor! deprem bir ona oldu, bir onun psikolojisi etkilendi, bir o, sadece o! herkese utanmadan yük koyan kendi, onunkiyi de sırtlarken sizinkilerden almaya çalışan bizi görmüyorsunuz. kendi evimde duramıyorum ya! hep bahçeye gidiyorum. kendi evimde hep tartışma seslerine uyanıyorum. buna siz neden oluyorsunuz. o adi kadını bile affederim ama ikinizi asla. niye çünkü o şerefsiz ve düşmanca davranıyor. ama siz sözde sevgili ebeveynlersiniz. sizin ki daha acı ve asıl ihanet benim nazarımda. bizi değil onu seçtiniz. peki, ben de sizi değil kendimi seçiyorum. bu demek oluyor ki o kadın sizin değerinizden faydalanmayacak. yok sıfıra bile değil her şeyiyle eksiye inecek. ve sizin değeriniz onunkiden çokta farklı olmayacak. neredeyse 1 yıl olmak üzere. ve benim bu tarz kimselere harcayacak 1 saniyem bile yok. yabancıyla aile, aile ile yabancı olun. ilk siz ölürseniz o ölmüş gibi sayacağım. yani mezarımiza gelme demenize gerek yok yakinindan geçmem. hayat seçimlerden ibaret. o yüzden ne seçtiğinizi unutmayın. isteye dayalı ve bilinçli bir olay demek istediğim. 4 kişi o kişiliksiz etmiyor. bununla daha ayrı ilgileneceğim. bu küfrün hesabını size çok ağır keseceğim. 1 kişiye 1 kişiliksiz olsa da aynı olurdu. çünkü içinde her türlü ben varım. bunu ikinize çok pis ödeteceğim. size bu cüreti hayatımdaki konumunuz verdiyse darmadağın edeceğim o konumları! bağı kopardınız o hâlde ipi yakmamda bir sakınca yok. etrafa sıçrarsa iple başka yerleri tutuşturasım gelmiştir.
olayın başından sonuna kadar herkes sorumlu. ve ben bunda hiç kimseyi pas geçmeyeceğim. o yüzden dikkat edin.
ister ciddiye alın ister gülün geçin. ben bu satılmışlığı, kime satılmışlığı vs. unutmam ama size hep hatırlatacağım. cehennem mi istiyorsunuz onun yaşattığını cennet saydırmazsam görün..."
sonuç; umursamadılar ya da öyle davranmak istediler. aile fertlerinde kişiliksiz varsa ben atarım ama kişiliksizi getiren, öncelik hâline getiren olursa ben çıkarım. benim midem bu şeyleri kimse de almaz ama sizin ki kendinizde bile alıyor. iğreniyorum ve utanç kaynağısınız, en az onun yaptıkları kadar rezil bir hareketti...
devamını gör...

daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim