zaman tüneli
salçalı makarnadaki makarna tercihi
kalem makarna ya da yüksük makarna bu işin zirvesidir. diğerlerinin şekli ve tadı pek uymuyor damağa.
devamını gör...
zam geldi ağlaklığı
maaşlar zamlanırsa eğer bim markete ürün götüren şoför de zam ister. bim tırının içerisindeki ürünlere de zam gelmeli ki bim kasiyeri de maaşını zamlı alabilsin. size kalsa zaten bim kasiyerlerinin maaşı hiç yükselmesin zaten di mi?
devamını gör...
seo
seo danışmanlık hizmeti ; web sitesinin veya dijital varlığın arama motorlarındaki görünürlüğünü ve sıralamasını artırmak için uygulanan hizmet.
(bkz: arama motoru optimizasyonu)
ing. için (bkz: search engine optimization)
(bkz: arama motoru optimizasyonu)
ing. için (bkz: search engine optimization)
devamını gör...
galiba kayboldum hissi
kilometrelerce fazladan yol yapmaya sebep olur. bu aralar hep o histeyim. ancak 1 km çapımdaki yerleri öğrenebildim. navigasyon olmasa evi bulamam. tamam mübalağa ettim ama bulmam saatler alabilir. ayrıca navigasyon zihinsel haritanın ve yön hafızasının katilidir arkadaşlar. neyse ki çevre yolunu öğrendim. yeni yerlere oradan gidiyorum. biraz sol kulağı sağ elle göstermek gibi oluyor ama olsun. bu da bir şeydir.
kırk yaşından sonra yeni bir şey öğrenmek
kırk yaşından sonra yeni bir şey öğrenmek
devamını gör...
zam geldi ağlaklığı
ağlak oldum iki senedir. her şeye zam geliyor öyle gratise şuna buna saçma gereksiz ürünlere para harcayan biri de değilim. pasta börek çörek yapmaya harcarım yemeğe harcarım bir de zaruri giyime.
hele boykot etmeye başlayalı hepten tüketimi bıraktım böylesi çok daha huzurlu imiş.
hele boykot etmeye başlayalı hepten tüketimi bıraktım böylesi çok daha huzurlu imiş.
devamını gör...
sinir bozucu şeyler
trafik vizesi. düdük kadar arabayla yurt dışına mı çıkıyorum vize nedir. bir de tonla para. dört senede bir gidiyorum bende aynı para nasıl olsa.
devamını gör...
1 kasım 2023 youtube premium zammı
bir buna bir de poşete verilen paraya acırım.
devamını gör...
saçma olan bir şey söyle
hayal kurmak için toplulukça belirlenen yaşların mevcut olmasıdır.
çok söylerlerdi, çok duyardım. henüz ortaokuldaydık ve derlerdi ki 'ne olmak istiyorsan, hedefin ne ise, onu kendine sürekli hatırlat. bir kağıda yaz ve odanın kapısının arkasına as. hatta bunu istediğin lise gibi de düşünme, üniversiteyi düşün, mesleği düşün ve her ne olmak istiyorsan belirle.' kısacası derlerdi ki işte 'kendine bir hedef belirle'.
gerçekten de yapanlar vardı. gerçekten de o kağıtta yazılı şeyleri adım adım gerçekleştirenler vardı.
iradesiz bir çocuk değildim ben. ders çalışmakmış, okulmuş bunları da severdim. önce sorumluluk sonra oyun diyebilirdim. ancak bu hedef işini bir türlü anlayamazdım.
volkan öge'ydi sanırım bir podcastte diyordu ki liseye geçişte gireceğim sınavda ben ne sınavına gittiğimin bilincinde değildim. sınav çıkışı top oynama derdindeydim. ben de aynı hesapta düşünüyordum işte. tamam bunları yapmam gerekli ve bu işleri, güçleri, ödevleri yapayım. dersleri de dinleyeyim. o da olsun bu da olsun. ama bu hedef meselesi beni o kadar içine almıştı ki bunu düşünerek uzaklaştım çoğu şeyden. biraz hayalperestlikle de ilgisi olabilir bunun. çünkü gördüğüm hedefler başta beni heyecanlandırsa da sonrasında o kadar mükemmel görünmekteydi ki gözüme ben de mükemmel olmalıydım. mükemmel olmadığım her an da bu hayallerimdeki ihtimaller koca bir imkansızlığa doğru yol almaktaydı.
bir de hedeflerin sürekli değişmesi sorunu vardı. çünkü tek bir fikir olmuyordu aklımda hiç. insanlar vali kaymakam falan olmak istiyordu, benim aklıma gelmemişti yönetim işi. belki o da bir müsamerede gördü protokol meselesini ve forsuna hayran kaldı. ben protokolün rahat koltukta oturmasına ve önlerinde daima su bulunmasına; ayrıca güzel şeyleri en son gelip en önden izleyebilmelerine imrenirdim ama onlara öfkelenirdim. olmak istediğim onlar gibi bir karşılanmadan ziyade ilk kim geldiyse o otursun kırmızı ve rahat olan o koltuklara diye düşünürdüm.
eczacı olmak isterdim küçükken çünkü ilaç kutularını kesmek ve kasada para saymak çok eğlenceli görünmekteydi bana. hatta aynı mantıkla kasiyer ve eskiden otobüs içerisinde bilet kesen birisi olurdu, işte ondan olmak isterdim. sonra bir gün arkadaşımın bisikletinin zinciri atardı. ellerim yağ olacak diye düşünmeden onu halleder ve bisiklet tamircisi olmak isterdim. bir gün yumurtayı kabuk düşürmeden kırar, mikserle keki çırparken girdabın içerisine doğru yolculuk yaptığımı hisseder ve mutfakla ilgili bir meslek edinmek isterdim. sonra ben küçükken şebnem ferah beni çok etkilemişti . gitar çalmak istedim ama bunu benim yaşımda mümkün görmedim. uzun yastıklar vardı, onlar gitardı. günün birinde ufak bir klavye aldı ananem bana ve artık müzisyen olmak istiyordum. hatta en çok da bunu istiyordum ancak bilirsiniz işte, sen şunları bunları yap da müziği hobi olarak yine yap. manasız bir köreliş yolculuğudur bu da; bu da ayrı teranedir. her neyse.
böyle böyle her gün meslek fikri değiştirerek ilerledi zihnim.
orta son sınıf olunca aklı fikri yerinde bir türkçe hocamız vardı. dedi ki 'çocuklar, herkes fen lisesi istiyor. aileniz de bunu söylüyor. siz bilirsiniz yine ama fen dersleri çok yoğun orda. zaten lisede yine bölüm seçeceksiniz. bence bunu düşünerek tercih yapın.' tabi bu kadar naif konuşmuyor, lan ve ulanlar havada uçuşuyordu. komik bir üst akıldı. kendi meslek hayatını finalleyecek kadar da fevriydi.
liseye geçtim, yine yoktu net bir fikrim. yanılmıyorsam matematik defterimin üzerine gün dün yazmışım. bugün şunu olmak istiyorum bugün bunu olmak istiyorum diye. bir de on ikinci sınıfta yapmışım bunu.
şu an düşünüyorum mesela bakın, bilinç ne kadar önemli. ama ne bileyim 13-14 yaşlarında bir çocuğun bu bilinçle lise seçmesi anca vali kaymakam idealistleri için mümkün gibi. herkeste işlemiyor işte demek istediğim. bu ideailst yaş ve sınıf denkliği, bu toplum düzeninde hayal için yaşlara bölünme hadisesi gerçekten duvardaki bir tuğla olmaktan geçiyor. benim gözüme anca öyle mümkün görünüyor. bilmiyorum, kendimde bir hata görmüyorum. bu karasızlığım bir hata değil, çok karambole yaşamamız bekleniyor hayatı. ben ise karambole hayattan yorulan biri olarak gelmişim dünyaya, aklım böyle işliyor benim. ancak bu toz bulutunda işleyen bir şey de göremiyorum artık. gerekli mi onu da bilmiyorum. gerekli sanırım çünkü yaşama dair bir motivasyon kaynağı bulamıyorum.
aklımı, fikrimi, hevesimi, isteğimi; kırparak, şekillendirerek, kursaklarda mola verdirerek ve söndürerek hevessiz bir insana dönüştürdü beni bu mentalite. anlık heves ve acabalar için yaşar hale geldim. kendime ve belki olan yarınıma ayıp olmasın diye yaşar hale geldim. buraya gelip günde seksen beş saatimi boş geçirmekle bir kenara çekilip tezimi yazmak arasında fark göremez hale geldim.
hevesliydim. klişelere gireceğim biraz anacak beni siz delirttiniz ve sekiz dokuz seneyi de aşkın bir süredir kendimi iyi hissetmiyorum.
çok söylerlerdi, çok duyardım. henüz ortaokuldaydık ve derlerdi ki 'ne olmak istiyorsan, hedefin ne ise, onu kendine sürekli hatırlat. bir kağıda yaz ve odanın kapısının arkasına as. hatta bunu istediğin lise gibi de düşünme, üniversiteyi düşün, mesleği düşün ve her ne olmak istiyorsan belirle.' kısacası derlerdi ki işte 'kendine bir hedef belirle'.
gerçekten de yapanlar vardı. gerçekten de o kağıtta yazılı şeyleri adım adım gerçekleştirenler vardı.
iradesiz bir çocuk değildim ben. ders çalışmakmış, okulmuş bunları da severdim. önce sorumluluk sonra oyun diyebilirdim. ancak bu hedef işini bir türlü anlayamazdım.
volkan öge'ydi sanırım bir podcastte diyordu ki liseye geçişte gireceğim sınavda ben ne sınavına gittiğimin bilincinde değildim. sınav çıkışı top oynama derdindeydim. ben de aynı hesapta düşünüyordum işte. tamam bunları yapmam gerekli ve bu işleri, güçleri, ödevleri yapayım. dersleri de dinleyeyim. o da olsun bu da olsun. ama bu hedef meselesi beni o kadar içine almıştı ki bunu düşünerek uzaklaştım çoğu şeyden. biraz hayalperestlikle de ilgisi olabilir bunun. çünkü gördüğüm hedefler başta beni heyecanlandırsa da sonrasında o kadar mükemmel görünmekteydi ki gözüme ben de mükemmel olmalıydım. mükemmel olmadığım her an da bu hayallerimdeki ihtimaller koca bir imkansızlığa doğru yol almaktaydı.
bir de hedeflerin sürekli değişmesi sorunu vardı. çünkü tek bir fikir olmuyordu aklımda hiç. insanlar vali kaymakam falan olmak istiyordu, benim aklıma gelmemişti yönetim işi. belki o da bir müsamerede gördü protokol meselesini ve forsuna hayran kaldı. ben protokolün rahat koltukta oturmasına ve önlerinde daima su bulunmasına; ayrıca güzel şeyleri en son gelip en önden izleyebilmelerine imrenirdim ama onlara öfkelenirdim. olmak istediğim onlar gibi bir karşılanmadan ziyade ilk kim geldiyse o otursun kırmızı ve rahat olan o koltuklara diye düşünürdüm.
eczacı olmak isterdim küçükken çünkü ilaç kutularını kesmek ve kasada para saymak çok eğlenceli görünmekteydi bana. hatta aynı mantıkla kasiyer ve eskiden otobüs içerisinde bilet kesen birisi olurdu, işte ondan olmak isterdim. sonra bir gün arkadaşımın bisikletinin zinciri atardı. ellerim yağ olacak diye düşünmeden onu halleder ve bisiklet tamircisi olmak isterdim. bir gün yumurtayı kabuk düşürmeden kırar, mikserle keki çırparken girdabın içerisine doğru yolculuk yaptığımı hisseder ve mutfakla ilgili bir meslek edinmek isterdim. sonra ben küçükken şebnem ferah beni çok etkilemişti . gitar çalmak istedim ama bunu benim yaşımda mümkün görmedim. uzun yastıklar vardı, onlar gitardı. günün birinde ufak bir klavye aldı ananem bana ve artık müzisyen olmak istiyordum. hatta en çok da bunu istiyordum ancak bilirsiniz işte, sen şunları bunları yap da müziği hobi olarak yine yap. manasız bir köreliş yolculuğudur bu da; bu da ayrı teranedir. her neyse.
böyle böyle her gün meslek fikri değiştirerek ilerledi zihnim.
orta son sınıf olunca aklı fikri yerinde bir türkçe hocamız vardı. dedi ki 'çocuklar, herkes fen lisesi istiyor. aileniz de bunu söylüyor. siz bilirsiniz yine ama fen dersleri çok yoğun orda. zaten lisede yine bölüm seçeceksiniz. bence bunu düşünerek tercih yapın.' tabi bu kadar naif konuşmuyor, lan ve ulanlar havada uçuşuyordu. komik bir üst akıldı. kendi meslek hayatını finalleyecek kadar da fevriydi.
liseye geçtim, yine yoktu net bir fikrim. yanılmıyorsam matematik defterimin üzerine gün dün yazmışım. bugün şunu olmak istiyorum bugün bunu olmak istiyorum diye. bir de on ikinci sınıfta yapmışım bunu.
şu an düşünüyorum mesela bakın, bilinç ne kadar önemli. ama ne bileyim 13-14 yaşlarında bir çocuğun bu bilinçle lise seçmesi anca vali kaymakam idealistleri için mümkün gibi. herkeste işlemiyor işte demek istediğim. bu ideailst yaş ve sınıf denkliği, bu toplum düzeninde hayal için yaşlara bölünme hadisesi gerçekten duvardaki bir tuğla olmaktan geçiyor. benim gözüme anca öyle mümkün görünüyor. bilmiyorum, kendimde bir hata görmüyorum. bu karasızlığım bir hata değil, çok karambole yaşamamız bekleniyor hayatı. ben ise karambole hayattan yorulan biri olarak gelmişim dünyaya, aklım böyle işliyor benim. ancak bu toz bulutunda işleyen bir şey de göremiyorum artık. gerekli mi onu da bilmiyorum. gerekli sanırım çünkü yaşama dair bir motivasyon kaynağı bulamıyorum.
aklımı, fikrimi, hevesimi, isteğimi; kırparak, şekillendirerek, kursaklarda mola verdirerek ve söndürerek hevessiz bir insana dönüştürdü beni bu mentalite. anlık heves ve acabalar için yaşar hale geldim. kendime ve belki olan yarınıma ayıp olmasın diye yaşar hale geldim. buraya gelip günde seksen beş saatimi boş geçirmekle bir kenara çekilip tezimi yazmak arasında fark göremez hale geldim.
hevesliydim. klişelere gireceğim biraz anacak beni siz delirttiniz ve sekiz dokuz seneyi de aşkın bir süredir kendimi iyi hissetmiyorum.
devamını gör...
hayal kırıklığına uğramak
insanı yaşamdan bezdirir.
devamını gör...
ah muhsin ünlü
kadınlar şairleri sever; ama mütahitlerle evlenir sözünün sahibidir.
devamını gör...
otobüste yaşanan ilginç olaylar
yolcu olarak belediye otobüsünde mutaassıp bir ablanın yanına oturdum. aramıza kutsal kitap koydu ben zülfikar tercih ederdim ama çok şükür günaha girmedik.
devamını gör...
celal kadri kınoğlu
cem yılmaz'ın (bkz: do not disturb (film))'inde depresif edebiyat profesörünü çok başarılı bir şekilde oynayan güzide insan.
devamını gör...
buluşmak
karşılıklı birbirini bulma işi. planlı olur.
devamını gör...
bir erkeği kırmadan ona hıyar olduğunu söylemek
tuzluk alıp yanına koşun şüphesiz ki o size kollarını açacaktır.
devamını gör...
1 kasım 2023 youtube premium zammı
erisebildiginiz icerik tutarina bakinca istenen fiyat fazla degil. reklam izleyerek gecireceginiz zaman ayda odeyeceginiz 40-50 liradan daha degerli emin olun.
avrupada aylik 8.99 euro'dan dan basliyor uyelik, neyseki hala turkiye fiyatiyla kullanabiliyorum aboneligi orada baslattigim icin. 57 lira = 1.89 euro. saka gibi fiyat.
avrupada aylik 8.99 euro'dan dan basliyor uyelik, neyseki hala turkiye fiyatiyla kullanabiliyorum aboneligi orada baslattigim icin. 57 lira = 1.89 euro. saka gibi fiyat.
devamını gör...
ilişkilerde dürüst davranmak
hiç bir mke yaramıyormuş, test edildi ve onaylandı.
devamını gör...
buluşmak
kişi veya kişiler ile aynı nokta da aynı saate bir araya gelmektir.
devamını gör...
sinir bozucu şeyler
salak salak ticari aramaların gelmesi senelerdir en sinir olduğum şey herhalde.
az önce 0372'li bir numaradan geldi bir tane. herhalde bu da ticaridir.
eskiden klima ve su arıtma cihazı pazarlamacıları takmıştı bana. en sonunda, "aaaaa, 2 haftadır aramamıştınız. ben sizden her aramanızda su arıtma cihazı alıyordum. 3 malikanem cihazlarla doldu. 4. evimi satın aldım. bu, böyle giderse dolmayacak. lütfen her gün en az 1 kere arayın da koleksiyonum eksik kalmasın, evim boş kalmasın." falan dedim. bu işe yaramıştı ve aylarca aramadılar bir daha. artık aramıyorlar da hatta.
az önce 0372'li bir numaradan geldi bir tane. herhalde bu da ticaridir.
eskiden klima ve su arıtma cihazı pazarlamacıları takmıştı bana. en sonunda, "aaaaa, 2 haftadır aramamıştınız. ben sizden her aramanızda su arıtma cihazı alıyordum. 3 malikanem cihazlarla doldu. 4. evimi satın aldım. bu, böyle giderse dolmayacak. lütfen her gün en az 1 kere arayın da koleksiyonum eksik kalmasın, evim boş kalmasın." falan dedim. bu işe yaramıştı ve aylarca aramadılar bir daha. artık aramıyorlar da hatta.
devamını gör...
hamlet
hamlet: şu kavalı çalar mısın?
guildenstern: çalamam lord'um.
hamlet: lütfen.
guildenstern: inanın yapamam.
hamlet: ama rica ediyorum.
guildenstern: nasıl tutulur, onu bile bilmiyorum lord'um.
hamlet: yalan söylemek kadar kolay. şu delikleri parmaklarınla idare edeceksin; ağzınla da üfleyeceksin ve en alasından müzik çalacak sana. işte bak şunlar da anahtarlar.
guildenstern: ama, uyumlu ses çıkaramam ki bunları yapmakla. hiçbir bilgim yok bu konuda.
hamlet: yaa, demek öyle! şimdi anladın mı beni nasıl küçümsediğini?
benim tellerimi kurcaladın durdun.
görünüşe göre anahtarlarımı tanıyordun. içimdeki esrarın özünü seslendireceğini sandın.
en tizinden en pesine dek ne kadar ses varsa çıkarmaya kalkıştın benden.
oysa şu küçücük aletten çok iyi müzik, eşsiz ses çıkar.
ama sen onu bile konuşturamıyorsun.
be allahın belası adam, beni çalmak kaval çalmaktan daha mı kolay yani?
hangi çalgıyım, bilemem.
bildiğim şu,
"beni istediğin kadar kurcala çalamazsın"
devamını gör...
işin aslı
olayın ne olduğunu bilmeyen birine başka birinin olayı kısadan anlatmasıdır.
devamını gör...