zaman tüneli
geniş aile dizisindeki ulvi
nikah cüzdanına bozuk para koyar.
devamını gör...
geniş aile dizisindeki ulvi
kızın gazozuna ilaç atıp ilaçlı gazozu kendi içer.
devamını gör...
volim
#3553577
hocam skimflasyon mu ne o olmuş bence.
terimi doğru yazamadım ama what can i do sometimes...
hocam skimflasyon mu ne o olmuş bence.
terimi doğru yazamadım ama what can i do sometimes...
devamını gör...
bir günlüğüne zaman durdurma gücüne sahip olsan ne yapardın sorusu
gerçekten durdurabildim mi diye kontrol ederdim
devamını gör...
volim
yüzde 14'lük alkol oranı yüzde 7'ye inmiş.
devamını gör...
muharrem ince
deprem sorununu en önce görenlerden birisi olup bu soruna parmak basan tek siyasetçidir ama gel gör ki 2018'de aktroller, 2023'te oktroller; durduk yere bu adamı linç etti. ayrıca muharrem ince, nimet baş'ın milli eğitim bakanı olduğu yıllarda sağlam muhalefet yaparak eğitim sorununun üzerinde de durmuştur. ince'nin değerini bilin.
ilgili link: ince muharrem'in ahmet hakan coşkun'a deprem sorununu belirttiği cnn türk'teki 2018 tarihli konuşması
ilgili link: ince muharrem'in ahmet hakan coşkun'a deprem sorununu belirttiği cnn türk'teki 2018 tarihli konuşması
devamını gör...
magnum paketinden çıkan porsche
bu sene porsche çıkarsa ve vergi kanununda değişiklik olmazsa yaklaşık 1.7milyon lira vergisini ödemeden arabayı vermezler.
devamını gör...
birdemetpapatya ile çıkmayan fallar
buradaki davarların ne söylediği kimin umurunda ki?
adam daha giovanni gentile kim bilmiyor (google lama lan!) gelmil önüne gelene faşist diyor ben faşistin önde gideniyim dediğinde mosmor olup gidiyor.
çapları söylediğim kadar hepsinin salla gitsin.
adam daha giovanni gentile kim bilmiyor (google lama lan!) gelmil önüne gelene faşist diyor ben faşistin önde gideniyim dediğinde mosmor olup gidiyor.
çapları söylediğim kadar hepsinin salla gitsin.
devamını gör...
birdemetpapatya ile çıkmayan fallar
ey papatyam, eğer sen padişah isen lütfen kitlenin başına geç, yok eğer biz padişah isek derhal kitlenin başına geç! daha çok soundcheck adı altında saatlerce konuşacağız. senden haber bekliyoruz. *
devamını gör...
naruto dayı
#3553542
şappi sensin şappi armullah şappi yoldaş * şappi hepimizizzz!!!
çünkü biz homo şappiensiz çünkü homo sapienslere kafa tutanız *
bizler sıfırız üçüz beşiz ve hepimizzzzz
!!!!!! naruto dayıyız!!!!!!!!
çok gaza geldim gereksiz hajsjaba
şappi sensin şappi armullah şappi yoldaş * şappi hepimizizzz!!!
çünkü biz homo şappiensiz çünkü homo sapienslere kafa tutanız *
bizler sıfırız üçüz beşiz ve hepimizzzzz
!!!!!! naruto dayıyız!!!!!!!!
çok gaza geldim gereksiz hajsjaba
devamını gör...
magnum paketinden çıkan porsche
bi keresinde inandım ailenin yediği hiçbir çubuğu çöpe attırmadım...
büyük ödülde gözüm yoktu. 200 bin liralık çeke gözümü dikmiştim...
sayısız şifreyi üşenmeden ilgili internet sitesine girdim. bana çıkacaktı. emindim...
bana çıkmadı..
büyük ödülde gözüm yoktu. 200 bin liralık çeke gözümü dikmiştim...
sayısız şifreyi üşenmeden ilgili internet sitesine girdim. bana çıkacaktı. emindim...
bana çıkmadı..
devamını gör...
volim
tadına dair kötü bir yorum yapamam zira ben bu mereti zaten çakırken içiyorum. gidip de ben bir volim içeyim diye içmeye volimle başlanmıyor. dışarıda içtiğim bira/şarap miktarı kafamı istediğim düzeye getirmemişse eve giderken bir ya da iki tane volim alıyorum ki bayılacaksam evde bayılayım. ama artık bir fiyat-performans ürünü de değil aşırı zam gelmiş. bence içmeyin, içmeyelim. rezil bir baş ağrısı da yapıyor.
devamını gör...
bilinmeyen adanın öyküsü
portekiz'li yazar jose saramago tarafından 1997'de yayınlanan, orijinal adı o conto da ilha desconhecida olan, nobel edebiyat ödülü almış bir kısa öyküdür.
bilinmeyen adayı bulmak için kral'dan tekne isteyen bir adamın yaşadıklarını anlatır. kitap gibi özet geçeceğim size :)
bir adam, tekne için, kral'ın dilek kapısına gider ve sarayın temizlikçisine, kral ile konuşana kadar kapıdan ayrılmayacağını söyler. üçüncü günün sonunda, halkın gözünde kötü olmamak -daha çok halk tarafından verilecek armağanlardan geri kalmamak- için kapıya gider ve adama ne istediğini sorar. adam ise, bilinmeyen adayı bulmak için tekne istediğini söyler.
kral: sen kim oluyorsun ki sana bir tekne vereyim?
adam: sen kim oluyorsun ki bana bir tekne vermeyeceksin?
halkın da "tekneyi ver" sloganları üzerine kral, "sana bir tekne vereceğim. ancak, tayfanı kendin bulacaksın, benim denizcilerim bilinen adalar için bana lazım." der, adam da kabul eder. saraydaki işinden sıkılmış olan temizlikçi kadın, asıl mesleğinin tekneleri süpürüp paspaslamak olduğunu düşünür ve gizlice adamın peşine takılır.
adam limana doğru yola koyulur. limana varınca, hangi teknenin kendisine verileceğini düşünmeye başlar. reis gelir ve sorduğu ilk soru "tekne kullanmayı bilir misin?" olur. adam da, "denize açılınca öğreneceğim. denize açılmayı becerebileceğim, benim saygı duyacağım ve bana saygı duyacak bir tekne ver bana." der.
adam: son vardığım noktayı, liman kayıtlarına geçirmeni istiyorum.
reis: "mühim olan varış değil, gidiştir" mi demek istiyorsun?
adam: kim olduğunu bilmiyorsan, kendin olabilmen mümkün değildir.
bu sohbet sonrasında reis, bir sürü onarım ve değişimden geçen bir karavelayı işaret ederek "bilinmeyen adaları aramak için en uygun tekneler yelkenlilerdir" der. fıçıların arkasında gizlenen temizlikçi kadın, beğendiği teknenin seçildiğini görür görmez çığlığı basarak "bu benim teknem, benim teknem" diye ortaya çıkar. adam da tekneyi temizlemesi ve birlikte bilinmeyen adayı bulmak için temizlikçi kadını yanına kabul eder. reis, anahtarı teslim edip yanlarından ayrılır.
temizlikçi kadın, tekneyi temizlemek için tekneye yaklaşır ama martılar saldırmaya başlar. çünkü tekne martı yuvalarıyla doludur. bazıları boş, bazıları yumurta dolu, bazılarındaysa gagaları açık yemek bekleyen yavrucaklar vardır. boş olanları denize atar, diğerlerini olduğu yerde bırakarak temizliğe koyulur.
hava kararınca, adam elinde yemek paketiyle tekneye gelir. kimseyi bulamadığı için üzgündür. çünkü, bilinmeyen ada diye bir şeyin kalmadığını ve kalmış olsa bile, evlerinin huzurunu terk edip, yük gemilerindeki güzel hayatlarını bırakarak, denizin karanlık olduğu günlerde yapmış oldukları gibi bir hayalin peşinde koşmaya ve okyanus'ta maceralara atılmaya yanaşmayacaklarını söylemişlerdir.
temizlikçi kadın: yok mu bir işin, zanaatın veya şimdilerde dendiği gibi bir mesleğin?
adam: var, ama ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum. o adaya ayak bastığımda, kim olduğumu öğrenmek istiyorum.
"bilmiyor musun ki, kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça, kim olduğunu asla bilemezsin."
tayfa yok, erzak yok. denize açılacak cesaret de yok. ekmek, peynir, zeytin ve şarap ile karınlarını doyurduktan sonra, uykuları olmadığı halde uyumaya karar verirler.
adam rüyasında, teknesinin denize açıldığını, kendisini reddeden tayfanın da yanında olduğunu; ördek, tavşan, tavuk, öküz, eşek, at gibi hayvanların da teknede olduğunu görür. gözleri, temizlikçi kadını arar ama göremez. son dakika vazgeçtiğini, "senin gözlerin bilinmeyen adadan başka bir şey görmüyor" dediğini anımsar. derken, gökyüzü bulutlarla kaplayıverir ve yağmur başlar. tayfa, sıkış tıkış olmaktan rahatsızdır, ilk gördükleri kara parçasına demir atacaklarını söylerler. adam ise "bilinmeyen ada ne olacak?" der ama kimsenin umurunda değildir. denizciler, tüm adaların bilindiği, bilinmeyen ada olmadığı konusunda ısrarcıdır. dümendeki adam*, kara parçası görür. denizciler, adamı ölümle tehdit ederek karaya yanaşmasını emreder. dümendeki adam hariç herkes tekneden iner, hayvanlar bile. sonra dümendeki adam da tekneden iner. yanı başında bir gölge görür, bu temizlikçi kadının gölgesidir. temizlikçi kadına sarılı halde uyanır ve kadının da ona sarılmış olduğunu fark eder.
güneş doğar doğmaz dışarı çıkarlar. pruvanın iki yanına, teknenin henüz sahip olmadığı ismi, beyaz harflerle yazarlar. öğlene doğru, cezirle birlikte, bilinmeyen ada nihayet denize açılır, kendini aramak amacıyla.
biraz uzun bir özet oldu. önemli olan, bu hikayeden çıkarılacak anlam.
işte kader hep böyle davranır bizlere, hemen arkamızdadır, omzumuza dokunmak için elini çoktan ileri doğru uzatmıştır, bizlerse hâlâ "geçti gitti, gösteri bitti, yine aynı hikâye" diye homurdanıp dururuz.
bilinmeyen adayı bulmak için kral'dan tekne isteyen bir adamın yaşadıklarını anlatır. kitap gibi özet geçeceğim size :)
bir adam, tekne için, kral'ın dilek kapısına gider ve sarayın temizlikçisine, kral ile konuşana kadar kapıdan ayrılmayacağını söyler. üçüncü günün sonunda, halkın gözünde kötü olmamak -daha çok halk tarafından verilecek armağanlardan geri kalmamak- için kapıya gider ve adama ne istediğini sorar. adam ise, bilinmeyen adayı bulmak için tekne istediğini söyler.
kral: sen kim oluyorsun ki sana bir tekne vereyim?
adam: sen kim oluyorsun ki bana bir tekne vermeyeceksin?
halkın da "tekneyi ver" sloganları üzerine kral, "sana bir tekne vereceğim. ancak, tayfanı kendin bulacaksın, benim denizcilerim bilinen adalar için bana lazım." der, adam da kabul eder. saraydaki işinden sıkılmış olan temizlikçi kadın, asıl mesleğinin tekneleri süpürüp paspaslamak olduğunu düşünür ve gizlice adamın peşine takılır.
adam limana doğru yola koyulur. limana varınca, hangi teknenin kendisine verileceğini düşünmeye başlar. reis gelir ve sorduğu ilk soru "tekne kullanmayı bilir misin?" olur. adam da, "denize açılınca öğreneceğim. denize açılmayı becerebileceğim, benim saygı duyacağım ve bana saygı duyacak bir tekne ver bana." der.
adam: son vardığım noktayı, liman kayıtlarına geçirmeni istiyorum.
reis: "mühim olan varış değil, gidiştir" mi demek istiyorsun?
adam: kim olduğunu bilmiyorsan, kendin olabilmen mümkün değildir.
bu sohbet sonrasında reis, bir sürü onarım ve değişimden geçen bir karavelayı işaret ederek "bilinmeyen adaları aramak için en uygun tekneler yelkenlilerdir" der. fıçıların arkasında gizlenen temizlikçi kadın, beğendiği teknenin seçildiğini görür görmez çığlığı basarak "bu benim teknem, benim teknem" diye ortaya çıkar. adam da tekneyi temizlemesi ve birlikte bilinmeyen adayı bulmak için temizlikçi kadını yanına kabul eder. reis, anahtarı teslim edip yanlarından ayrılır.
temizlikçi kadın, tekneyi temizlemek için tekneye yaklaşır ama martılar saldırmaya başlar. çünkü tekne martı yuvalarıyla doludur. bazıları boş, bazıları yumurta dolu, bazılarındaysa gagaları açık yemek bekleyen yavrucaklar vardır. boş olanları denize atar, diğerlerini olduğu yerde bırakarak temizliğe koyulur.
hava kararınca, adam elinde yemek paketiyle tekneye gelir. kimseyi bulamadığı için üzgündür. çünkü, bilinmeyen ada diye bir şeyin kalmadığını ve kalmış olsa bile, evlerinin huzurunu terk edip, yük gemilerindeki güzel hayatlarını bırakarak, denizin karanlık olduğu günlerde yapmış oldukları gibi bir hayalin peşinde koşmaya ve okyanus'ta maceralara atılmaya yanaşmayacaklarını söylemişlerdir.
temizlikçi kadın: yok mu bir işin, zanaatın veya şimdilerde dendiği gibi bir mesleğin?
adam: var, ama ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum. o adaya ayak bastığımda, kim olduğumu öğrenmek istiyorum.
"bilmiyor musun ki, kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça, kim olduğunu asla bilemezsin."
tayfa yok, erzak yok. denize açılacak cesaret de yok. ekmek, peynir, zeytin ve şarap ile karınlarını doyurduktan sonra, uykuları olmadığı halde uyumaya karar verirler.
adam rüyasında, teknesinin denize açıldığını, kendisini reddeden tayfanın da yanında olduğunu; ördek, tavşan, tavuk, öküz, eşek, at gibi hayvanların da teknede olduğunu görür. gözleri, temizlikçi kadını arar ama göremez. son dakika vazgeçtiğini, "senin gözlerin bilinmeyen adadan başka bir şey görmüyor" dediğini anımsar. derken, gökyüzü bulutlarla kaplayıverir ve yağmur başlar. tayfa, sıkış tıkış olmaktan rahatsızdır, ilk gördükleri kara parçasına demir atacaklarını söylerler. adam ise "bilinmeyen ada ne olacak?" der ama kimsenin umurunda değildir. denizciler, tüm adaların bilindiği, bilinmeyen ada olmadığı konusunda ısrarcıdır. dümendeki adam*, kara parçası görür. denizciler, adamı ölümle tehdit ederek karaya yanaşmasını emreder. dümendeki adam hariç herkes tekneden iner, hayvanlar bile. sonra dümendeki adam da tekneden iner. yanı başında bir gölge görür, bu temizlikçi kadının gölgesidir. temizlikçi kadına sarılı halde uyanır ve kadının da ona sarılmış olduğunu fark eder.
güneş doğar doğmaz dışarı çıkarlar. pruvanın iki yanına, teknenin henüz sahip olmadığı ismi, beyaz harflerle yazarlar. öğlene doğru, cezirle birlikte, bilinmeyen ada nihayet denize açılır, kendini aramak amacıyla.
biraz uzun bir özet oldu. önemli olan, bu hikayeden çıkarılacak anlam.
işte kader hep böyle davranır bizlere, hemen arkamızdadır, omzumuza dokunmak için elini çoktan ileri doğru uzatmıştır, bizlerse hâlâ "geçti gitti, gösteri bitti, yine aynı hikâye" diye homurdanıp dururuz.
devamını gör...
tavlada içeriden vurup kaçmak
babamla oynadığımız her tavlada duygu sömürüsü yapıp bana yaptırmadığı ama kendi sıkışınca yaptığı eylemdir.
kıramıyoruz da babamız diye.
kıramıyoruz da babamız diye.
devamını gör...
tavlada içeriden vurup kaçmak
bak tavla dedin aklıma ne geldi. lisedeydim o zaman.
iranlı bir eleman vardı bizim okulda. biliyorsunuz tavladaki sayı tabirleri farsça kökenli.
neyse elemana diyorum, penç,dü, yek falan. eleman bunlar ney japonca mı konuşuyorsun demez mi?
kesin suriyeli idi bence.
neyse neden bunu anlattım inanın ben de bilmiyorum.
bu da böyle bir anımdır.*
iranlı bir eleman vardı bizim okulda. biliyorsunuz tavladaki sayı tabirleri farsça kökenli.
neyse elemana diyorum, penç,dü, yek falan. eleman bunlar ney japonca mı konuşuyorsun demez mi?
kesin suriyeli idi bence.
neyse neden bunu anlattım inanın ben de bilmiyorum.
bu da böyle bir anımdır.*
devamını gör...
volim
eski kafası yok .
devamını gör...
cinlisophie
tanımlarını okurken odanın ışığı yanıp sönüyor. tanımlarını beğenince şalterler atıyor. neyse ki korkulacak bir şey değilmiş bu. teşekkür anlamına geliyormuş. eksik olmasın. çok iyi biri.
devamını gör...
zugra (yazar)
o bir zugggggggggraaaaa. dibine kadar zugra ruhu taşıyor.
devamını gör...
bir günlüğüne zaman durdurma gücüne sahip olsan ne yapardın sorusu
üzgünüm yapacağım:
zamanı başlatırdım
zamanı başlatırdım
devamını gör...
