zaman tüneli
stres altında vücudun verdiği garip tepkiler
aniden roman havası oynamaya başlamak..
yok böyle bir tepki bence ama olmalıydı..
yok böyle bir tepki bence ama olmalıydı..
devamını gör...
stres altında vücudun verdiği garip tepkiler
benim direkt mideme vuruyor maalesef
devamını gör...
akşama bir türkü bırak
"güle yel değdi"
hasret gültekin veya güler duman.. hangisi olursa..
hasret gültekin veya güler duman.. hangisi olursa..
devamını gör...
stres altında vücudun verdiği garip tepkiler
çok garip değil ama sinir bozucu olarak çene sıkma. geceleri olduğu gibi çok stresli günlerde gündüz de sıkıyor ve baş ağrısına davetiye çıkartıyorum.
(bkz: bruksizm)
(bkz: bruksizm)
devamını gör...
takıntılı düşünce
kazma kürek kovalamakla, silahla vurmakla, savaşmakla falan gitmez. o yüzden ge pisi pisi , gel yawrum, hoş geldin sefa geldin, başım gözü üstünesin , cansın, ciğersin bebeğim benim deyip çayını kahvesini söylemek lazım. yani sklemezsen kendi gider. savaşmaya kalkarsan reçete manyaa olur psikologları zengin edersin. lakin işin sonunda ama öyle ama böyle illaki gider.
kritik eşik kendini tekrar eden döngüye girmek. bu döngüye girdiyse kişi olay tamamdır. çünkü belli bir süre sonra beyin bu kendini tekrar sürecinden de bıkıyor ve sktiri çekmese bile kendi kaçıp gidiyor. ilaçlı 6 ay ilaçsız 1 senede gider. ilaçla kovmaya kalkarsan beyin kimyası da çürür. beynin süreç içinde çözüm bulamadığı hiçbir şey yok. ilaçsız atlatırsan beyin yeni nöronlar üretir ve önünde yeni ufuklar açılır, ilaçlı atlatırsan beyin kimyası hasar alır, başka takıntılarda da aynı cendereye sıkışır insan.
velhasıl bu süreci yaşamayan insan yoktur. "neden ben yaa! neden ben" gibi salakça triplere girmemek lazım. gayet doğal bir şey .
kritik eşik kendini tekrar eden döngüye girmek. bu döngüye girdiyse kişi olay tamamdır. çünkü belli bir süre sonra beyin bu kendini tekrar sürecinden de bıkıyor ve sktiri çekmese bile kendi kaçıp gidiyor. ilaçlı 6 ay ilaçsız 1 senede gider. ilaçla kovmaya kalkarsan beyin kimyası da çürür. beynin süreç içinde çözüm bulamadığı hiçbir şey yok. ilaçsız atlatırsan beyin yeni nöronlar üretir ve önünde yeni ufuklar açılır, ilaçlı atlatırsan beyin kimyası hasar alır, başka takıntılarda da aynı cendereye sıkışır insan.
velhasıl bu süreci yaşamayan insan yoktur. "neden ben yaa! neden ben" gibi salakça triplere girmemek lazım. gayet doğal bir şey .
devamını gör...
annelerin garip cümleleri
ben onu sana söylemedim ki.
devamını gör...
sözlüğün patolojik vakaya dönmesi
ya geçen haftalardaki benim sevgilime kalp atılmış vakasındaki dm okumaları sonrası anladığım kadarıyla bir sevgilinin mesajlarını okuma ve sen benim sevgilimle nasıllll konuşuyorsun vakası var. arkadaşlar sakin olalım kimse sizin sevgilinize bayılmıyor bundan emin olun. ona bayılan sizsiniz ve onlarla eylendi sizinle evlenecek buna inanın.*
devamını gör...
sözlüğün patolojik vakaya dönmesi
ben mitokondri olcam
devamını gör...
sözlüğün patolojik vakaya dönmesi
arkadaşlar, turuncudaşlar,
sözlük son dönemde tam olarak patolojik vakaya döndü;
birbirine dm okutanlar, o benim sevgilim onunla ne işin var diye arıza çıkartanlar, kadınlara küfreden ezikler falan derken normalden anormal sözlüğe evrilmeye başladık.
oğlum siz manyak mısınız? delirdik mi lan komple?
sözlük son dönemde tam olarak patolojik vakaya döndü;
birbirine dm okutanlar, o benim sevgilim onunla ne işin var diye arıza çıkartanlar, kadınlara küfreden ezikler falan derken normalden anormal sözlüğe evrilmeye başladık.
oğlum siz manyak mısınız? delirdik mi lan komple?
devamını gör...
takıntılı düşünce
bazı sabahlar gregor samsa gibi uyanırım. o günün konusu bellidir. tüm gün bir odanın içindeymişim gibi dönüp dururum içimde. günümü esir alan bu distopyadan kurtulmak için tek çare uyumak. bu düşünce ertesi gün tekrar etmiyorsa ne ala.. her günün dinamiği farklı çünkü ben yarın belki çok iyi uyanacağım ve her şey yolunda olacak. bu yüzden takılı kalanın bir günle sınırlı kalması benim için çok önemli.. her şey gerektiği kadar...
devamını gör...
aşk romanları okuyan ihtiyar
" benim adım antonio josé bolívar proano ve elimde sabırdan başka bir şey kalmadı.. "
1949/ 2020 yılları arasında yaşayan şilili yazar luis sepulveda imzalı eser; özgün adı un viejo que leía novelas de amor olan kitabımız roman türünde yer almakta iken 1989 yılında yayınlanmış ve ödül de almıştır.
kitabımı emrah imre çevirisinden okudum.
bir amazon köyünde yaşayan ve nüfusa geç kaydettirildiği için kaç yaşında olduğunu kendisi bile bilmeyen antonio josé bolívar proano adında yaşlı bir adamın egzotik yaşamı, jaguar ile mücadelesi, asla onlardan biri olarak kabul edilmese de artık "oralı " sayıldığı için orada verdiği mücadele, kâbile halkıyla olan bağı, aşk romanları okuyarak hayata tahammül edişi ve yalnızlığı da konu ediniliyor.
antonio josé bolívar proano çok erken yaşlarında bir kez evlenmiş, belki de aşkın yarım kalmasının ne demek olduğunu derinden bildiği için aşk romanları okumayı seviyor olabilir, köye gelen diş hekiminin getirdiği kitapları okuyarak hayal dünyasını genişletmeye çalışır, artık ezbere bilir okuduğu kitapları, yüzlerce kez okumuştur çünkü.
ormanı ondan iyi tanıyan yoktur denilebilir, bir gün mızrak yılanı tarafından sokulduğunda onu shuar kâbilesi ve büyücüsü iyileştirir, onun yaşına sonsuz saygı duyar ve onu bir bilge olarak gördükleri de derinden hissedilmektedir.
ondan çekinir, onu severler, onlardan olmasa da artık oralıdır...
yaşam vahşi, insanlar barbar, herkes biraz acımasızdır, bir gün belediye başkanı ve birkaç kişiden oluşan kâfile yola çıkar, belediye başkanı ise antonio josé bolívar proano' yu pek sevmez, onun bilgeliği karşısında kimse belediye başkanını ciddiye almaz olur, belediye başkanı da peşinde oldukları jaguarı öldürmesini ondan ister, böylelikle ondan kurtulacaktır.
antonio josé bolívar proano ve jaguar arasındaki rekabet ile kitabımızın sonlarına doğru yaklaşırız.
egzotik yaşamı, vahşeti, rekâbeti, savaşmayı, insanın acımasızlığını, sınırlarını zorlayarak kendini tanıma çabasını, primitif bir yaşamın kişi üzerinde yarattığı etkileri gözler önüne seren bir kitaptı.
anlatımı sürükleyici bulsam da umduğum kadar sert bir kitap değildi, aşk romanları okuyor olma eyleminin kitapta daha ön planda tutularak anlatılmasını beklemiştim, kitap okuma eyleminden ziyâde vahşi yaşam karşısında hayatta kalma çabası daha ön planda gibiydi.
seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.
kitabın sonunda biraz üzülmüş olabilirim..

dişlerin nasıl?
ihtiyar elini cebine götürerek,
“işte buradalar,” diye karşılık verdi.
cebinden rengi atmış bir mendil çıkarıp takma dişlerini dişçi’ye gösterdi.
“iyi de niye ağzına takmıyorsun, be adam?”
“birazdan takacağım. sadece yemek yerken veya konuşurken kullanıyorum.
öbür zamanlarda ne demeye takıp ömürlerini kısaltayım ki?”
büyüteç yardımıyla okurdu ve en sevdiği ikinci eşyası büyüteciydi. birinci sıradaysa takma dişleri vardı.
antonio josé bolívar proaño, dağdaki köyüne dönemeyeceğini biliyordu. yoksul hemşerileri her şeyi bağışlamaya hazır olsalar da başarısızlığa tahammülleri yoktu.
adam anılardan başka dostunun olmadığı ormanda kalmaya mecburdu. bu lanetli mekândan, aşkını ve rüyalarını elinden alan bu yeşil cehennemden intikam almak istiyordu.
hissettiği acizliğin sonucunda ormanı ondan nefret edebilecek kadar iyi tanımadığını fark etmişti.
gök gürültüsünü kimse zapt edemez.
terk ânında kimse ötekinin semâsını sahiplenemez.
yabancı için ağlamıyorlardı.
antonio josé bolívar ve nushino için ağlıyorlardı.
hayal etmeyi en çok sevdiği şeyse kardı..
gündüzleri insan ve orman ayrı varlıklardır. gece olduğundaysa insan ormanın bir parçası haline gelir.
varmak istediğimiz bir nokta olmazsa başıboş halde döner dururuz.
bilmediği bir güç ona jaguarı öldürmesinin mecburi bir merhamet eylemi olduğunu telkin ediyordu; fakat affedip unutma lüksüne sahip kişilere mahsus bir merhamet değildi bu.
işte buradayım.
benim adım antonio josé bolívar proano
ve elimde sabırdan başka bir şey kalmadı...
ihtiyar sızlayan ayağına aldırmadan hayvanın tüylerini okşadı ve utanarak, şerefsiz, alçak bir varlığa dönüştüğünü hissederek hüngür hüngür ağladı;
bu savaşın galibi kesinlikle kendisi değildi..
1949/ 2020 yılları arasında yaşayan şilili yazar luis sepulveda imzalı eser; özgün adı un viejo que leía novelas de amor olan kitabımız roman türünde yer almakta iken 1989 yılında yayınlanmış ve ödül de almıştır.
kitabımı emrah imre çevirisinden okudum.
bir amazon köyünde yaşayan ve nüfusa geç kaydettirildiği için kaç yaşında olduğunu kendisi bile bilmeyen antonio josé bolívar proano adında yaşlı bir adamın egzotik yaşamı, jaguar ile mücadelesi, asla onlardan biri olarak kabul edilmese de artık "oralı " sayıldığı için orada verdiği mücadele, kâbile halkıyla olan bağı, aşk romanları okuyarak hayata tahammül edişi ve yalnızlığı da konu ediniliyor.
antonio josé bolívar proano çok erken yaşlarında bir kez evlenmiş, belki de aşkın yarım kalmasının ne demek olduğunu derinden bildiği için aşk romanları okumayı seviyor olabilir, köye gelen diş hekiminin getirdiği kitapları okuyarak hayal dünyasını genişletmeye çalışır, artık ezbere bilir okuduğu kitapları, yüzlerce kez okumuştur çünkü.
ormanı ondan iyi tanıyan yoktur denilebilir, bir gün mızrak yılanı tarafından sokulduğunda onu shuar kâbilesi ve büyücüsü iyileştirir, onun yaşına sonsuz saygı duyar ve onu bir bilge olarak gördükleri de derinden hissedilmektedir.
ondan çekinir, onu severler, onlardan olmasa da artık oralıdır...
yaşam vahşi, insanlar barbar, herkes biraz acımasızdır, bir gün belediye başkanı ve birkaç kişiden oluşan kâfile yola çıkar, belediye başkanı ise antonio josé bolívar proano' yu pek sevmez, onun bilgeliği karşısında kimse belediye başkanını ciddiye almaz olur, belediye başkanı da peşinde oldukları jaguarı öldürmesini ondan ister, böylelikle ondan kurtulacaktır.
antonio josé bolívar proano ve jaguar arasındaki rekabet ile kitabımızın sonlarına doğru yaklaşırız.
egzotik yaşamı, vahşeti, rekâbeti, savaşmayı, insanın acımasızlığını, sınırlarını zorlayarak kendini tanıma çabasını, primitif bir yaşamın kişi üzerinde yarattığı etkileri gözler önüne seren bir kitaptı.
anlatımı sürükleyici bulsam da umduğum kadar sert bir kitap değildi, aşk romanları okuyor olma eyleminin kitapta daha ön planda tutularak anlatılmasını beklemiştim, kitap okuma eyleminden ziyâde vahşi yaşam karşısında hayatta kalma çabası daha ön planda gibiydi.
seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.
kitabın sonunda biraz üzülmüş olabilirim..

dişlerin nasıl?
ihtiyar elini cebine götürerek,
“işte buradalar,” diye karşılık verdi.
cebinden rengi atmış bir mendil çıkarıp takma dişlerini dişçi’ye gösterdi.
“iyi de niye ağzına takmıyorsun, be adam?”
“birazdan takacağım. sadece yemek yerken veya konuşurken kullanıyorum.
öbür zamanlarda ne demeye takıp ömürlerini kısaltayım ki?”
büyüteç yardımıyla okurdu ve en sevdiği ikinci eşyası büyüteciydi. birinci sıradaysa takma dişleri vardı.
antonio josé bolívar proaño, dağdaki köyüne dönemeyeceğini biliyordu. yoksul hemşerileri her şeyi bağışlamaya hazır olsalar da başarısızlığa tahammülleri yoktu.
adam anılardan başka dostunun olmadığı ormanda kalmaya mecburdu. bu lanetli mekândan, aşkını ve rüyalarını elinden alan bu yeşil cehennemden intikam almak istiyordu.
hissettiği acizliğin sonucunda ormanı ondan nefret edebilecek kadar iyi tanımadığını fark etmişti.
gök gürültüsünü kimse zapt edemez.
terk ânında kimse ötekinin semâsını sahiplenemez.
yabancı için ağlamıyorlardı.
antonio josé bolívar ve nushino için ağlıyorlardı.
hayal etmeyi en çok sevdiği şeyse kardı..
gündüzleri insan ve orman ayrı varlıklardır. gece olduğundaysa insan ormanın bir parçası haline gelir.
varmak istediğimiz bir nokta olmazsa başıboş halde döner dururuz.
bilmediği bir güç ona jaguarı öldürmesinin mecburi bir merhamet eylemi olduğunu telkin ediyordu; fakat affedip unutma lüksüne sahip kişilere mahsus bir merhamet değildi bu.
işte buradayım.
benim adım antonio josé bolívar proano
ve elimde sabırdan başka bir şey kalmadı...
ihtiyar sızlayan ayağına aldırmadan hayvanın tüylerini okşadı ve utanarak, şerefsiz, alçak bir varlığa dönüştüğünü hissederek hüngür hüngür ağladı;
bu savaşın galibi kesinlikle kendisi değildi..
devamını gör...
takıntılı düşünce
tekrarlamıyor. gün içerisinde gelip oturuyor zihne, köşk onun taht onunmuş gibi.
tam bir kahve yapayım derken o kahvenin olmasını beklerken kendini hatırlatır. eee ne yapacaksın bu konuda nasıl çözümün var, ee hadi beni gör beni duy vs vs.
aslında hep o oradadır.. bırakın orada kalsın.. yok sayıldıkça gider yerine yenisi gelir ama illaki gelir.
düşüncenin akıp gitmesine izin vermek olması gereken. ama severiz köşkümüzü de ona verelim tahtımızı da.. onu orada bırakıp kaybolmayın yeter. bulamam sonra sizi..
anlamaya çalışmayın. canım sıkılıyor.
tam bir kahve yapayım derken o kahvenin olmasını beklerken kendini hatırlatır. eee ne yapacaksın bu konuda nasıl çözümün var, ee hadi beni gör beni duy vs vs.
aslında hep o oradadır.. bırakın orada kalsın.. yok sayıldıkça gider yerine yenisi gelir ama illaki gelir.
düşüncenin akıp gitmesine izin vermek olması gereken. ama severiz köşkümüzü de ona verelim tahtımızı da.. onu orada bırakıp kaybolmayın yeter. bulamam sonra sizi..
anlamaya çalışmayın. canım sıkılıyor.
devamını gör...
mike hughes
bizde bunlar malum "niyazi" olarak anılır ve genelde "yok" yoluna giderler. (anlaşılan dışarda da benzer finaller yaşıyorlar..)
ne şehittir ne gazi, ha mike hughes ha niyazi...
ne şehittir ne gazi, ha mike hughes ha niyazi...
devamını gör...
akşama bir türkü bırak
bu yarayı dostan aldım ezeli.
of of ulan of. nasıl kıydınız lan akarsu'ya. siz nasıl can vereceksiniz kahpeler.
buradan
of of ulan of. nasıl kıydınız lan akarsu'ya. siz nasıl can vereceksiniz kahpeler.
buradan
devamını gör...
aldatan sevgiliyi affetmek
ilişkiye değil, karşıdakinin kendini aldatmasına ikinci hakkı vermektir.
(bu nasıl cümle lan, diye ben sorguluyorum zaten o yüzden siz okuyup geçiniz)
(bu nasıl cümle lan, diye ben sorguluyorum zaten o yüzden siz okuyup geçiniz)
devamını gör...
güne bir metal şarkısı bırak
devamını gör...



