zaman tüneli

sizi emniyete ihbar etmesi olabilir.
devamını gör...

net kafayı yemelik olay.

vahşi kapitalist plazalarda millletin anasını ağlata ağlata
iki taş ev görünce hipnotize oluyor millet bi' şey de diyemiyorsun adamlara.

stressiz bi' yere görünce kediye dönüyor garibim
sahil kasabasında kışın kafayı kırar insan
rakı iç iç nereye kadar?

knight'ta char kasarsın işte
ben hep bu ifadeyi kullanırım küçük kasabalar gördüğümde
tam char kasmalık yer.
devamını gör...

(bkz: kötü danışan olma belirtileri)
devamını gör...

bence ilginç zamanlardı. yine evdeydik. ama en azından dans ediyorlar, saçma da olsa sohbetler ediyorlardı... biz de o garip ortamı ekran başından teneffüs ederek, bunlar neyin kafasını yaşıyor diyerek yeni yıla girmiş oluyorduk.

bu sene yine battaniyemi üstüme çekip yeni yıla dualarla girmeyi planlıyorum. en hayırlısı öylesi çünkü.
devamını gör...

psikoloğa giden danışan/ hasta/ analizan manasında açtım başlığı.

bu başlık altına yazan psikolog kötü psikologtur net. gitsin süpervizörüne ağlasın :)
devamını gör...

(bkz: balonu patlayan imaj tüccarı)
devamını gör...

bir zamanlar benim vardı.
tekne derken küçük bir kapalı kabin ve mazotla çalışan bir motor. av mevsimi istavrit çekmeye yarardı bir tek. bir yıl kaldı bende. sonra sattım. yılın çoğunu karada geçiren biri için değil.
devamını gör...

e bunlar zaten gizli gizli ahmet kaya dinlemiyor muydu? pkk'ya düşman olanlara düşman olmaları şaşırtıcı değil o yüzden.
devamını gör...

turkish power wrestling oluşumunu kurduğu dönem aralığı tam prime dönemiydi kingonun.

o dönem wwe 97-2000 doğumlular arasında fırtına gibi esiyordu
undertakerlar, pazardan alınmış slip don tadında yüz rey mysterio maskeleri falan
marketini de beraberinde getirmişti amerikan güreşi rüzgarı, nereden mi biliyorum ? o dönem kardeşim deli eşek gibi koltuktan koltuğa falan zıplayıp bu simekdavncıların özel hareketlerini falan yapıyordu, ulti atıyordu yani, çocuktu o zaman tabi.

bilgehan demir'in bu türk power wrestling işi baya dandik olsa da böyle bir atılımda bulunması kanaatimce takdire şayandır, baya komikti bence bu bile yeterli.

döneminde bilgehan demir ile özdeşleşmiş şu tweet ile yazımı sonlandırıyorum

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

aferizm.
nedir diye soracak olursanız:
90'ların ortalarında, bir dünya bankası raporu , "cumhuriyetin kuruluşundan beri musallat olmuş, özal döneminde iyice artmış aferizm yok edilmezse, türkiye'nin ekonomisi düzelmez" şeklindeydi.
kısaca bulunduğu makam ve mevkiyi kendisinin ve/veya yakınlarının çıkarları için kullanmaya aferizm denir. 1924 yılında, iş bankası'nın kurulmasıyla ekonomiye musallat olmuştur. (iş bankası= bank d'affaire'den mülhem)
kısaca bu konuda dünyaya örneğiz.
devamını gör...

online yazarlar sekmesinden gözümü kapayıp mouse'u salladım; insan olun biraz çıktı. hayırlı uğurlu olsun.
devamını gör...

hanımım olsa da desem.
devamını gör...

(bkz: naruto dayı)

tamam iyiyim de beklentinizi yükseltmeyin len.
devamını gör...

hanımda nasıl bir karşılık bulacağını görebilmek için geldik belki de bu dünyaya.

ilişki dengesiymiş falan filan. hadi oradan, niye bu kadar kasıyorsunuz ki? herkes içinden geldiği gibi yaşamalı.
devamını gör...

dıp tıs dıp tıs
öyle de kopuyoruz böyle de kopuyoruz.

böyle bir yazar yok, ben uydurdum çünkü neden olmasın.
devamını gör...

'emekli olmak'
bu koşula bağlanmasaydı güzel başlıktı.
devamını gör...

bana faydası olmayan kilisenin papazı hesabı...
devamını gör...

blablabla vikbikvikbikvik
fotoğraffotoğraf kahvekahvekahve
alkoliçkirakıbira
günaydıniyigeceler
günebirşeybırak
üsttekiyazaralttakiyazar

potpori yaptım
devamını gör...

"emekli olup gecekondu otellerde, ortak banyo ve kenefli otellerde tek odaya yerleşmek" şekline evrilen hayal, plan.
devamını gör...

babam bir şizofrendi..

bunu yazmak bile hâlâ zor geliyor.. çünkü bu cümle tek başına hiçbir şeyi anlatmıyor. şizofreni, bir kelime değil bir evin içine yerleşen, duvarlara sinen, seslere, bakışlara, suskunluklara karışan uzun bir hâl..

ben bu hastalıkla büyüdüm..

şizofren bir babayla yaşamak, her günün nabzını ölçerek başlamaktır..
bugün iyi mi?
bugün hangi yüzle karşılaşacağım?
sevgi mi var, şüphe mi?
babam bana bakarken beni mi görüyor, yoksa kafasının içindeki bir tehdidi mi?
bunları çocukken sorarsın kendine.. sessizce.. çünkü yüksek sesle sorulmaz bu sorular..

evde kelimeler dikkatle seçilir.. bir cümle yanlış yere basarsa, sonuçları ağır olur..
ses tonun fazla neşeliyse “alay ediyorsun” sanılır..
fazla sessizsen “bir şey saklıyorsun” denir..
orta yoktur.. dengede durmak imkansızdır..
ev, güvenli bir alan değildir.. bir denge oyunu alanı olup çıkar..
ve sen, daha çocukken diplomasi öğrenirsin..

gerçekle, gerçek olmayan arasındaki çizgi siliktir..
babam bazen bana inanmazdı..
bazen anneme..
bazen kimseye..
takip edildiğini düşünürdü..
konuşmaların dinlendiğini..
insanların ona karşı planlar yaptığını..
ve bu planların parçası olabilecek herkes potansiyel düşmandı..
buna ben de dahildim..

babam bazen babamdı..
bazen de hiç tanımadığım biri..
aynı bedende iki farklı gerçek yaşardı ve hangisinin o gün ortaya çıkacağını asla bilemezdik..
o bakış…
şüpheyle dolu, mesafeli, sert..
beni tanımayan bir yabancı gibi bakardı bazen..
gözlerinin içi soğurdu..
sanki ben ben değildim..
sanki ona zarar verebilecek biriymişim gibi..
bir çocuğun kendini tehdit gibi hissetmesi bu yaşlarda da kapıya yakın oturmasına çıkıyordu..

evde herkes rol yapardı..
annem güçlüydü..
ben sessizdim..
sessizlik, hayatta kalma yöntemimdi..
az konuşursan az yanlış yaparsın..
az görünürsen hedef olmazsın..
hayatı böyle şekillendirmiştim..

öfke patlamaları vardı..
sebebi bize ait olmayan..
kafasının içindeki sesler, senaryolar, kuruntular..
biz o filmin figüranlarıydık..
ve figüranlar, sahnenin ortasında ezilirdi.. sonuç hep buna çıktı zaten..

sonra pişmanlık gelirdi..
ağlamalar..
“sizi çok seviyorum”lar.. sevgi, tutarlı olmadığında yaralar açıyor.. fiziksel yaralara da yol açardı.. gece uyuyup sabaha uyanamama riskiniz vardı.. normal insanların evde kullandıkları normal eşyalar bizim evde bir potansiyel suç aletine dönüşebiliyordu..

hastaneler gördük..
ilaçlar gördük..
ilaçların işe yaradığı günlerde başka bir babam olurdu..
donuk, yorgun, sanki hayata biraz geç kalmış biri..
ilaçları bırakmak istediğinde ise hepimiz korkardık..
çünkü o “ben iyiyim” cümlesi, bizim için alarm demekti..
işte o zaman evde herkes nefesini tutardı..
çünkü ilaçsızlık, fırtınanın yaklaştığı anlamına gelirdi..

toplum kısmı ayrı bir yük..
kimse bilmek istemez.. anlatamazsın..
“babam hasta” dersin, yetmez..
“şizofren” dediğinde bakışlar değişir..
insanlar ya korkar ya acır..
ikisi de insana iyi gelmez..
o yüzden susarsın..
ve bu suskunluk zamanla senin karakterin olur..

ben uzun süre kendimi suçladım..
daha sabırlı olsaydım,
daha sessiz olsaydım,
daha iyi bir evlat olsaydım belki..
çocuk aklı böyle çalışıyor..
kendini merkeze koyuyor..
oysa şizofreni, sevgiyle iyileşen bir şey değil..
bunu anlamak yıllar aldı..

babamı sevdim mi?
evet..
özledim mi?
evet..
kızdım mı?
çok..
bu üç duygu aynı anda var olabiliyor..
babamla aynı anda hem bağ kurup hem bağ kopardım..
hem özledim hem kaçtım..
hem korumak istedim hem kendimi korumaya çalıştım..

babam bir şizofrendi..
bu onun suçu değildi..
bu benim de suçum değildi..

bu hastalık sadece babamı hasta etmedi.. etrafındaki insanlarda da izler bıraktı..
aşırı farkındalık..
sürekli tetikte olma..
insanların ruh halini bir bakıştan çözme yeteneği..
ama aynı zamanda derin bir yorgunluk..
rahatlayamama..
“her şey yolunda” hissine inanamama..

ben bu hikayeden güçlü çıktım denir ya..
buna pek inanmıyorum sanırım..
ben sadece hayatta kaldım..
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim