zaman tüneli
türbanlılar onu yapmasın bunu yapmasın diyen tip
afganistan'da yaşaması gereken gerici, baskıcı ve kadını kısıtlayıcı zihniyettir. sokakta hiç tanımadığı insanları "öyle yapma günah" diye rahatsız eden tebliğcilere benzerler.
devamını gör...
karacaahmet mezarlığı
anadolu yakasının ve istanbul'un en eski ve en büyük mezarlığı, kadıköy-üsküdar yolu üzerindedir.
devamını gör...
recep tayyip erdoğan
(bkz: bop eş başkanı)
"türkiye'nin ortadoğu'da bir görevi var. nedir o görev? biz geniş ortadoğu ve kuzey afrika projesinin eş başkanlarından bir tanesiyiz. ve bu görevi yapıyoruz." diye açıklama yapan kişi. buradan
bugünlerde yılbaşını kutlattırma diyen islamcı teröristler hep mossad'ın organize ettiği, türkiye'yi ırak ve suriye gibi kutuplaştırıp iç savaşla yıkmak isteyen siyonistlerin maşaları. tepedeki ajanların gazıyla müslümanlar tıpkı afganistan'daki taliban gibi ve ışid gibi özgürlükleri yok edip herkesi baskı altına almaya çalışıyorlar. insanların en ilkel dürtüsü olan toplumu kontrol etme ve güç elde etme duygularını palazlandırıyorlar. bop eş başkanının politikalarıyla daha da cesaretlenip orta çağ arap inanışlarını dayatıyorlar. türklerin emperyalizme ve cehalete karşı verdiği savaşı, elde ettiği başarıları sindiremiyorlar. tarikatlar aracılığıyla her müslüman türk'ü siyonistlerin kontrol ettiği arapçı bir ajana yada militana dönüştürüyorlar.
türkiye'de son 23 yılda yaşanan sosyolojik ve politik dönüşümü anlayabilmek için ırak, libya ve suriye gibi ülkelerdeki iç karışıklıkları akp'li olmayan kaynaklardan araştırmak lazım. müslüman türkler hala siyonistlerin tezgahına geldiklerini görmüyorlar. atatürkçü türkleri siyonist iş birlikçisi sanıyorlar. halbuki allah gibi taptıkları kişilere pembe gözlüklerini çıkarıp baksalar ne kadar büyük bir yanlışın içinde olduklarını görecekler. osmanlıya özenip osmanlı dönemindeki dinler arası hoşgörüyü anlatıyorlar. ama şimdilerde her türlü farklılığa düşmanlık etmenin siyonistlerin gözünden bir müslümanlık olduğunu fark edemiyorlar.
anadolu'da 1000 yıldır süregelmiş allah sevgisine dayalı bir hoşgörülü sufi bir bakış açısı vardı. bunu geride bırakıp allah korkusuna ve baskıya dayalı suudi arap bakış açısına teslim olduklarını göremezlerse müslüman türkler türkiye'nin parçalanmasında siyonistlerin en önemli askerleri olacaklar. vatan millet sakarya mantığıyla israil'e karşı gelmenin de anlamı yok. bu adamlar 1800'lerin sonlarında güneş batmayan imparatorluk britanya'nın bankalarını ele geçirmiş bir topluluk. türkiye'nin de kilit pozisyonlarını ele geçirmediklerine inanmak nahiflik olur. hele ki yukarıdaki video ve 23 yıllık iktidarın ülkemizin düşürdüğü durum ortadayken...
ayrıca #3836518
"türkiye'nin ortadoğu'da bir görevi var. nedir o görev? biz geniş ortadoğu ve kuzey afrika projesinin eş başkanlarından bir tanesiyiz. ve bu görevi yapıyoruz." diye açıklama yapan kişi. buradan
bugünlerde yılbaşını kutlattırma diyen islamcı teröristler hep mossad'ın organize ettiği, türkiye'yi ırak ve suriye gibi kutuplaştırıp iç savaşla yıkmak isteyen siyonistlerin maşaları. tepedeki ajanların gazıyla müslümanlar tıpkı afganistan'daki taliban gibi ve ışid gibi özgürlükleri yok edip herkesi baskı altına almaya çalışıyorlar. insanların en ilkel dürtüsü olan toplumu kontrol etme ve güç elde etme duygularını palazlandırıyorlar. bop eş başkanının politikalarıyla daha da cesaretlenip orta çağ arap inanışlarını dayatıyorlar. türklerin emperyalizme ve cehalete karşı verdiği savaşı, elde ettiği başarıları sindiremiyorlar. tarikatlar aracılığıyla her müslüman türk'ü siyonistlerin kontrol ettiği arapçı bir ajana yada militana dönüştürüyorlar.
türkiye'de son 23 yılda yaşanan sosyolojik ve politik dönüşümü anlayabilmek için ırak, libya ve suriye gibi ülkelerdeki iç karışıklıkları akp'li olmayan kaynaklardan araştırmak lazım. müslüman türkler hala siyonistlerin tezgahına geldiklerini görmüyorlar. atatürkçü türkleri siyonist iş birlikçisi sanıyorlar. halbuki allah gibi taptıkları kişilere pembe gözlüklerini çıkarıp baksalar ne kadar büyük bir yanlışın içinde olduklarını görecekler. osmanlıya özenip osmanlı dönemindeki dinler arası hoşgörüyü anlatıyorlar. ama şimdilerde her türlü farklılığa düşmanlık etmenin siyonistlerin gözünden bir müslümanlık olduğunu fark edemiyorlar.
anadolu'da 1000 yıldır süregelmiş allah sevgisine dayalı bir hoşgörülü sufi bir bakış açısı vardı. bunu geride bırakıp allah korkusuna ve baskıya dayalı suudi arap bakış açısına teslim olduklarını göremezlerse müslüman türkler türkiye'nin parçalanmasında siyonistlerin en önemli askerleri olacaklar. vatan millet sakarya mantığıyla israil'e karşı gelmenin de anlamı yok. bu adamlar 1800'lerin sonlarında güneş batmayan imparatorluk britanya'nın bankalarını ele geçirmiş bir topluluk. türkiye'nin de kilit pozisyonlarını ele geçirmediklerine inanmak nahiflik olur. hele ki yukarıdaki video ve 23 yıllık iktidarın ülkemizin düşürdüğü durum ortadayken...
ayrıca #3836518
devamını gör...
libya
"türkiye'nin ortadoğu'da bir görevi var. nedir o görev? biz geniş ortadoğu ve kuzey afrika projesinin eş başkanlarından bir tanesiyiz. ve bu görevi yapıyoruz." diye açıklama yapmış malum şahsı hatırlatan ülke. buradan
(bkz: libya genelkurmay başkanının uçağının düşmesi)
bu belki gerçekten de kazadır, bilemiyorum. ama güvenemiyorum da.
libya bildiğiniz gibi kuzey afrika'da.
(bkz: muammer kaddafi) libya'nın eski lideriydi.
libya 2011 yılı öncesinde kendi su kaynakları, tarımsal üretimi, petrolü ve abd'den bağımsız devlet bankasıyla neredeyse tam bağımsız bir devletti.
eğitim ve sağlık ücretsizdi. ev sahibi olmak insan hakkı sayılıyordu. dünyanın belki de en geniş tarımsal sulama ağına sahipti.
onca fakir afrika ülkesi arasında yıldız gibi parlıyordu.
siyonist abd ve avrupa'dan bağımsız şekilde tüm afrika için bir para birimi çıkarmak istiyordu.
2011 yılında abd'yi 2009 yılında nobel barış ödülü almış olan barack obama hükümeti yönetiyordu. obama'nın devlet bakanı hillary clinton'un e-postaları sonrası nato libya'ya girdi. ve 2011'de muammer kaddafi'yi öldürdü.
sonrasında cbs'e konuşan hillary clinton şunları söyledi: geldik, gördük, öldürdük. buradan
libya yıllarca iç savaşla talan ve perişan edildi.
yukarıda bahsettiğim tüm kazanımlar nobel barış ödüllü abd başkanı ve hillary clinton onayıyla bırakılan on binlerce bomba ve yine abd hükümetinin desteklediği iç savaş sebebiyle yok edildi.
uzmanlar abd'nin libya'da çok ciddi insan hakları ihlalleri yaptığını, emperyalist sömürgeciliğin en güncel örneği olduğunu söyledi. ama tabi ki boşuna.
bop eş başkanı ve yandaşları ise o dönemden beri gücüne güç, servetine servet kattı.
şimdi yine bir nobel barış ödüllü kişi sayesinde abd yine bir işgal, terörizm ve korsanlık peşinde. maria corina machado, venezuela'nın siyonist muhalif lideri, yıllardır abd'ye "venezuela'yı işgal et, tüm kaynaklarını ele geçir" diye yalvarıyordu. abartı değil, kadın aynen böyle isteklerde bulunuyordu. nobel "barış" ödülünü aldıktan sonra trump'a atfetti. ve trump hükümeti şimdilerde haydutça venezuela'ya ve onun petrol kaynaklarına askeri operasyonlar düzenliyor, başka ülkelere petrol sattığı tankerlerine el koyuyor. türk seçmen de tayyipin bu organizasyonun bir halkası olduğuna inanmayıp milliyetçi müslüman diyerek oy veriyor.
(bkz: libya genelkurmay başkanının uçağının düşmesi)
bu belki gerçekten de kazadır, bilemiyorum. ama güvenemiyorum da.
libya bildiğiniz gibi kuzey afrika'da.
(bkz: muammer kaddafi) libya'nın eski lideriydi.
libya 2011 yılı öncesinde kendi su kaynakları, tarımsal üretimi, petrolü ve abd'den bağımsız devlet bankasıyla neredeyse tam bağımsız bir devletti.
eğitim ve sağlık ücretsizdi. ev sahibi olmak insan hakkı sayılıyordu. dünyanın belki de en geniş tarımsal sulama ağına sahipti.
onca fakir afrika ülkesi arasında yıldız gibi parlıyordu.
siyonist abd ve avrupa'dan bağımsız şekilde tüm afrika için bir para birimi çıkarmak istiyordu.
2011 yılında abd'yi 2009 yılında nobel barış ödülü almış olan barack obama hükümeti yönetiyordu. obama'nın devlet bakanı hillary clinton'un e-postaları sonrası nato libya'ya girdi. ve 2011'de muammer kaddafi'yi öldürdü.
sonrasında cbs'e konuşan hillary clinton şunları söyledi: geldik, gördük, öldürdük. buradan
libya yıllarca iç savaşla talan ve perişan edildi.
yukarıda bahsettiğim tüm kazanımlar nobel barış ödüllü abd başkanı ve hillary clinton onayıyla bırakılan on binlerce bomba ve yine abd hükümetinin desteklediği iç savaş sebebiyle yok edildi.
uzmanlar abd'nin libya'da çok ciddi insan hakları ihlalleri yaptığını, emperyalist sömürgeciliğin en güncel örneği olduğunu söyledi. ama tabi ki boşuna.
bop eş başkanı ve yandaşları ise o dönemden beri gücüne güç, servetine servet kattı.
şimdi yine bir nobel barış ödüllü kişi sayesinde abd yine bir işgal, terörizm ve korsanlık peşinde. maria corina machado, venezuela'nın siyonist muhalif lideri, yıllardır abd'ye "venezuela'yı işgal et, tüm kaynaklarını ele geçir" diye yalvarıyordu. abartı değil, kadın aynen böyle isteklerde bulunuyordu. nobel "barış" ödülünü aldıktan sonra trump'a atfetti. ve trump hükümeti şimdilerde haydutça venezuela'ya ve onun petrol kaynaklarına askeri operasyonlar düzenliyor, başka ülkelere petrol sattığı tankerlerine el koyuyor. türk seçmen de tayyipin bu organizasyonun bir halkası olduğuna inanmayıp milliyetçi müslüman diyerek oy veriyor.
devamını gör...
paradise lost
aynı zamanda john milton'un bir şiiri. nick cave babuş song of joy şarkısında pek çok atıfta bulunur, direkt şiirin ismini anar, şiirden dizeler okur hatta. bakınız;
#73943
#73943
devamını gör...
ciguli
binnaz şarkısıyla türk müzik tarihine adını altın harflerle yazdırmış büyük usta*
devamını gör...
paradise lost
1988 yılında gitaristler gregor mackintosh ve aaron aedy, vokalist nick holmes ve bas gitarist stephen edmondson tarafından kurulmuş, ingiliz death/doom/gothic metal grubudur.
grubun kurucu üyeleri bugün halen grubun çekirdek kadrosunu oluştururken, davullarda ise jeff singer bulunmaktadır.
paradise lost, doom metalin kurucu ve dönüştürücü gruplarından biri olarak kabul edilir. ilerleyen yıllarda aynı plak şirketi olan peaceville records bünyesinden çıkan anathema ve my dying bride’ın da bu türde üretim yapmasıyla, bu üç grup müzik basınında peaceville three olarak anılmaya başlanmıştır. paradise lost, doom metal ile gothic metali birleştiren bir çizgi izlerken; my dying bride daha romantik, edebi ve dramatik bir yaklaşım benimsemiş, anathema ise death/doom’dan atmosferik rock’a uzanan bir müzikal dönüşüm yaşamıştır. bu yönleriyle her üç grubun da sanatsal çizgisi birbirinden ayrılır.
paradise lost’a dönelim. grup, 1990’larında karanlık, ağır ve depresif bir atmosfer yaratmış, ilerleyen yıllarda gothic metal ve daha melodik yapılara yönelerek tarzını genişletmiştir. bu süreçte risk almaktan da asla çekinmemişlerdir. 1999’da yayımladıkları host ve hemen akabinde gelen 2001 çıkışlı albüm believe in nothing bunun bir göstergesidir. bu iki albüm grubun diskografisindeki en radikal ve bir o kadar da beğenilmeyen, metal çizgisinde uzaklaşıp, gitarları geri plana atıp, elektronik altyapıların, synthesizerların ve gotik/alternatif rock etkilerinin öne çıktığı albümlerdir. müzik eleştirmenlerinin de, grubun hayran kitlesinin de yerden yere vurduğu, hayal kırıklığı yaşatan albümlerdir. muhakkak beğenenler vardır, ancak ben henüz bu iki albümü seven biriyle karşılaşmadım. neyse ki ilerleyen yıllarda grubun çizgisi yeniden yükselişe geçmiş, ardından yayımladıkları albümler genel paradise lost müzikalitesiyle daha uyumlu bir seyir izlemiştir. hatta 2025 yılında yayımlanan ascension, grubun bugüne kadar çıkardığı 18 stüdyo albümü arasında kısa sürede en çok beğenilen ilk üç çalışma arasına girmiş; beni de yıllar sonra yeniden kendisine bağlamış ve muhtemelen bu tanımı girmeme de vesile olmuştur.
paradise lost, yaklaşık 40 yıllık müzik kariyeri boyunca sürekli üretmiş, çekirdek kadrosunu büyük ölçüde korumuş, heyecanını yitirmemiş ve bunca yıldan sonra daha iyisini yapmak için çabalayıp bunu da başarabilen, metal müziğin saygıyı hak eden gruplarından biridir.
grubun logosu da dönem dönem aşağıdaki şekilde değişmiştir.
1988-1992

1993-1999

1999-2008

2009-2012

2013-2025

2025-....
grubun kurucu üyeleri bugün halen grubun çekirdek kadrosunu oluştururken, davullarda ise jeff singer bulunmaktadır.
paradise lost, doom metalin kurucu ve dönüştürücü gruplarından biri olarak kabul edilir. ilerleyen yıllarda aynı plak şirketi olan peaceville records bünyesinden çıkan anathema ve my dying bride’ın da bu türde üretim yapmasıyla, bu üç grup müzik basınında peaceville three olarak anılmaya başlanmıştır. paradise lost, doom metal ile gothic metali birleştiren bir çizgi izlerken; my dying bride daha romantik, edebi ve dramatik bir yaklaşım benimsemiş, anathema ise death/doom’dan atmosferik rock’a uzanan bir müzikal dönüşüm yaşamıştır. bu yönleriyle her üç grubun da sanatsal çizgisi birbirinden ayrılır.
paradise lost’a dönelim. grup, 1990’larında karanlık, ağır ve depresif bir atmosfer yaratmış, ilerleyen yıllarda gothic metal ve daha melodik yapılara yönelerek tarzını genişletmiştir. bu süreçte risk almaktan da asla çekinmemişlerdir. 1999’da yayımladıkları host ve hemen akabinde gelen 2001 çıkışlı albüm believe in nothing bunun bir göstergesidir. bu iki albüm grubun diskografisindeki en radikal ve bir o kadar da beğenilmeyen, metal çizgisinde uzaklaşıp, gitarları geri plana atıp, elektronik altyapıların, synthesizerların ve gotik/alternatif rock etkilerinin öne çıktığı albümlerdir. müzik eleştirmenlerinin de, grubun hayran kitlesinin de yerden yere vurduğu, hayal kırıklığı yaşatan albümlerdir. muhakkak beğenenler vardır, ancak ben henüz bu iki albümü seven biriyle karşılaşmadım. neyse ki ilerleyen yıllarda grubun çizgisi yeniden yükselişe geçmiş, ardından yayımladıkları albümler genel paradise lost müzikalitesiyle daha uyumlu bir seyir izlemiştir. hatta 2025 yılında yayımlanan ascension, grubun bugüne kadar çıkardığı 18 stüdyo albümü arasında kısa sürede en çok beğenilen ilk üç çalışma arasına girmiş; beni de yıllar sonra yeniden kendisine bağlamış ve muhtemelen bu tanımı girmeme de vesile olmuştur.
paradise lost, yaklaşık 40 yıllık müzik kariyeri boyunca sürekli üretmiş, çekirdek kadrosunu büyük ölçüde korumuş, heyecanını yitirmemiş ve bunca yıldan sonra daha iyisini yapmak için çabalayıp bunu da başarabilen, metal müziğin saygıyı hak eden gruplarından biridir.
grubun logosu da dönem dönem aşağıdaki şekilde değişmiştir.
1988-1992

1993-1999

1999-2008

2009-2012

2013-2025

2025-....
devamını gör...
uzun entry okuyamamak
uzun yazı - tanım - entry okuyamamak, bu sözlüğün en yaygın kronik vakalarından biridir.
belirtileri nettir, entry üç paragrafı geçince gözler satır atlamaya başlar, beyin bunu sonra okurum diyerek kendini kandırır, başparmak refleksif şekilde aşağı kayar.
o entry aslında okunmamış ama zihinde okunmuş gibi işaretlenir.
ve hastalık genelde şu cümleyle zirve yapar;
"kanka güzel yazmışsın ama uzun be."
uzun tanım yazıp bunu mesajı almayan yoktur.
bu cümle, yazıyı okumayan ama yazara da ayıp etmek istemeyen bünyenin savunma mekanizmasıdır.
nedeni basit aslında; twitter/x gibi platformların alışkanlığıyla limitli karakterle düşen dikkat süresi, izlenilen sosyal medya içeriklerinin artık kısa ve hızlı tüketilebilir olması.
ve bir de tabi "ben zaten başlıktan anladım" özgüveni yer alır.
ilginç olan şudur ki aynı kişi, hiç tanımadığı birinin 14 entrylik kavgasını sonuna kadar okur ama bilgi veren, derli toplu bir tanımı "çok uzun" diye pas geçer. çünkü drama ve kaos bilgiden daha fazla heyecan verir.
tedavisi malesef yoktur.
ve evet, bu entry’yi de muhtemelen yarısına kadar okudun.
sorun değil.
hepimiz hastayız.
belirtileri nettir, entry üç paragrafı geçince gözler satır atlamaya başlar, beyin bunu sonra okurum diyerek kendini kandırır, başparmak refleksif şekilde aşağı kayar.
o entry aslında okunmamış ama zihinde okunmuş gibi işaretlenir.
ve hastalık genelde şu cümleyle zirve yapar;
"kanka güzel yazmışsın ama uzun be."
uzun tanım yazıp bunu mesajı almayan yoktur.
bu cümle, yazıyı okumayan ama yazara da ayıp etmek istemeyen bünyenin savunma mekanizmasıdır.
nedeni basit aslında; twitter/x gibi platformların alışkanlığıyla limitli karakterle düşen dikkat süresi, izlenilen sosyal medya içeriklerinin artık kısa ve hızlı tüketilebilir olması.
ve bir de tabi "ben zaten başlıktan anladım" özgüveni yer alır.
ilginç olan şudur ki aynı kişi, hiç tanımadığı birinin 14 entrylik kavgasını sonuna kadar okur ama bilgi veren, derli toplu bir tanımı "çok uzun" diye pas geçer. çünkü drama ve kaos bilgiden daha fazla heyecan verir.
tedavisi malesef yoktur.
ve evet, bu entry’yi de muhtemelen yarısına kadar okudun.
sorun değil.
hepimiz hastayız.
devamını gör...
hiçbir yazarın benimle dövüşmek istememesi
dayı gel güreşek.
devamını gör...
victory06 (yazar)
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
yazarlar hakkında çok fazla detaylı fikir beyan ediyor.
neden böyle birşey yapıyor bence açıklama yapması lazım.
neden böyle birşey yapıyor bence açıklama yapması lazım.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
...
noktayı koyayım, sırası geçmesin öyle yazayım devamını. (artık her üstteki tanıma böyle yapıyorum)
evetttt sevgili yazarımız: romantik sesli yazar
bekleyiniz ...
31 aralık olmadan yazacağım. dedim ve yazdım.
sıkılmayın diye kısa tutuyorum.
evet “romantik sesli yazar” nick li kardeşimiz. acaba bu kendine layık gördüğün bir nitelik mi, başkaları mı söyledi sesinin romantik olduğunu bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.
#3836510 tabii ki de hiçbir zaman sövmeyeceğim. nitekim “sosyal medya üzerinden işlenen hakaret suçu tck md.125/2'de düzenlenmiş olup, suçun temel şekline ilişkin cezaya tabidir ve cezası da üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıdır.”
denk gelirsek yüzüne söverim, şartlar uygun olursa. :-)
kişisel tanımında fransızca 𝐸𝑥𝑐𝑢𝑠𝑒𝑧-𝑚𝑜𝑖. 𝑐𝑒 𝑛'𝑒𝑠𝑡 𝑝𝑎𝑠 𝑚𝑜𝑖 diyerek “affedersiniz ama o ben değilim.” demiştir. hangimiz kimiz ki zaten.
oyun bilgisayarlarını uzaktan bebeğim diye sever.
sözlükte 1 seneyi yeni doldurmuş yazarımızdır. sözlükteki ilk doğum gününü 2 gün önce kutladı. 1994 yılının ilk yarısının son ayının ilk günü doğmuş reelde. 1994 brodwayyy gibi. otomatik camlı. manuel vites.
ruhunu eritip te kalıpta dondurmuşlar onu istanbul diye toprağa kondurmuşlar. istanbul’lu.
takipçi sayısı görece az. sadece 6, hem rakamla hem de sayıyla altı. ama tanımı bu saat itibariyle 2676.
177 başlık açmış erinmeden tebrik ederiz.
nickaltına ilk tanımı da rahmetli kediyiyenfare yapmış.
tam bir y kuşağı, 1.86 lık delikanlı, saf zeytinyağı gibi asit oranı 0.3.
uzun entry leri okumaya tahammülü olmadığı için benim yazdığımı da okumazlar diyerek kısa entry lerle işi geçiştiriyor.
tanım cinsi “bkz”. lı, bol bol “bkz” lı ifadeler bırakıyor tanımlarına.
beni şaşırtmadığı konulardan birisi de ırk eksenli tartışmalara girmekten çekinmeyecek bir arkadaşımız olduğu gerçeği. şaşırmıyorum çünkü bu ulusal bir problem. hatta bir kültür.
akdenizli olamayacak kadar ters. epsilonla itişmişler gördüm (epsilonu da tanımıyorum). egeli olamayacak kadar da esmer. karadenizli olamayacak kadar da esenyurtlu sanki. beykoz, tarabya, sarıyerli değil haliyle. kartal’lı da olabilir. hatta madrid midyat’lıda.
unuttuğundan mıdır bilinmez birden fazla tanıma, benzer birden fazla resim koymuştur, genç yaşta alzheimer olacak değil ya. dikkatinden kaçmıştır. çok dikkate alınmaya değer olarak görmediği bellidir sözlüğü, eğlence ve sosyal amaçla kullandığı nettir.
en yakın arkadaşı sezai, kardeş payındaki sezai gibi de çirkin.
çok değişik ruh halinde tanımlara cevap vermiş, odaklanmakta çok zorluyorsun beni kardeş.
tanımlarında bir taraftan kayboluş ve mutsuzluğa doyum gibi sarsıntı içeren ifadelere rastlarken diğer taraftan tanıştığın hatta elini sıktığın siyasetçilerdeki çelişki beni benden aldı.
yazarlara takılmayı seviyor, favori yazarları var 4 harfli ve 10harfli nicke sahip yazarlar.
sözlük kültürüne, gündelik hayata ve popüler konulara dair şahsi görüşerini yazarken bir taraftan da mizahi içerikli, tartışmalı ve eleştirel konularda da varım diyor.
adam donanımcı yazılımcı değil “anydesk”tende yardımcı olur her şekilde.
kardeşimiz ingiliz istifçisi, hem evi kablo dolu hem de eski pc kasalarını atmaya kıyamıyor, pc yi güncellemelere doyamıyor.
“aha bu ben” dedirten cümleleri seviyor, başka bir yazar o kelime dizisini de kullanınca mutlu oluyor ve kır atın yanında duran ya huyundan ya tüyünden ampulü parlıyor kafasının üzerinde.
sen duygusal tanımlardan yürü reis, tanımlarında en çok favlanan hususlar bunlar zira, küçük hayal kırıklıkları, sessiz romantizim, melankoli, ağlak değilsin ama bunlar rağbet görüyor analiz ettiğimde. millet yan masadan dinliyor gibi ilgi görüyorsun farketmedin mi.
kendinle dalga geçtiğin tanımlarında beğenilmiş, okuyucu senin yazıları da okuyunca afallıyor bazen, “ne diyor oğlum bu” demelerinin sebebi de bu.
kendinle ilgili tanımlarda kibiri bir tarafa bırakman insanlara samimi geliyor haliyle, etkileşim alıyorsun. ama bazen seni seviyorum derken bile milletin anasına söver gibi söylenir ya. onu da yapıyorsun, seninle sohbet etmeye çekinmiş bazı yazarlar, sonumuz ne olacak korkusuyla onu da farkettim.
edebiyat yapma gayretinin olmaması hususunu da takdir ettim. mahmut tuncer gibi samimi gösteriyor seni. uzun yazdığın yerlerde de mustafa keser’e benzettim. sen şarkını söyle keser reis, keser döner sap döner dedirtme denilecek cinsten oluyor yoksa muhabbet.
nedir sendeki bu binnaz çılgınlığı ciguli. sürekli bi binnaz binnaz.
birkaç kişi yazdıklarını eleştirmiş dikkat ettin mi bilmiyorum, “yine aynı şey yine aynı his” dediğin gibi.
duygusal yazı yazdığında sözlük ahalisi tanımlarına koşuyor, kitleyi çeken popüler başlıklara tanım yaptığında ise tartışmalara gark oluyorsun.
ilk başta dediğim gibi 6 takipçin olmasına rağmen entrylerin gayet görünür. popülarite-fav-eleştiri ekseni istikrarlı. millet belki takip etmekten mi korkuyor da uzaktan izliyor onu algılayamadım.
cekunun klasiklerini de seviyor, “gelin olmuş gidiyorsun” dan, “resmini öptüm de yattım”ına kadar.
“ezel” ci ama bir kenan imirzalıoğlu değil, bazen “deli yürek”liği de tutuyor.
artıkyaylı güncel gürsel’i sevmesi öznel bir yaklaşım, saygı duyuyoruz.
“sinistralite” kardeşimiz. “bkz” ulu google. bu özelliği ana tarafından geliyor. genetik yani.
anakartları ve hatta bios pilini değiştiriken bile zorlanmıyor musun birader. osiloskop ta kullanabiliyor.
beylikdüzü ile ilgili de travmaların var bence, malum başkan ile ilgili mi bilemedim, sürekli başkanı da eleştiriyorsun zaten. şu 2014 te ki seçimde %50,8 oy alan başkandan bahsediyorum.
kadınlarda en çok sevdiği isimlerden birisi kurtlar vadisindeki polat’ın kızkardeşi ve aynı zamanda karahanlı’nın kızının ismi.
ve sana artık veda etme zamanım geldi yoruldum gerçekten. geceye yazarım dediğim için yazıyorum bunca işin arasında, hem kısa olsun da milleti sıkmasın yazdıklarım.
veda ederken tükçe rap mi bıraksam buraya ahmet kaya’dan kum gibi mi, yoksa cem karaca dan tamirci çırağı mı bilemedim.
senin nezdinde tüm sözlük ahalisine sevgi ve saygılarımı iletiyorum.
ahalinin ve senin yeni yılınızı kutluyorum.
şahsıma ait yılın son tanımı da sana nasip oldu.
noktayı koyayım, sırası geçmesin öyle yazayım devamını. (artık her üstteki tanıma böyle yapıyorum)
evetttt sevgili yazarımız: romantik sesli yazar
bekleyiniz ...
31 aralık olmadan yazacağım. dedim ve yazdım.
sıkılmayın diye kısa tutuyorum.
evet “romantik sesli yazar” nick li kardeşimiz. acaba bu kendine layık gördüğün bir nitelik mi, başkaları mı söyledi sesinin romantik olduğunu bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz.
#3836510 tabii ki de hiçbir zaman sövmeyeceğim. nitekim “sosyal medya üzerinden işlenen hakaret suçu tck md.125/2'de düzenlenmiş olup, suçun temel şekline ilişkin cezaya tabidir ve cezası da üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezasıdır.”
denk gelirsek yüzüne söverim, şartlar uygun olursa. :-)
kişisel tanımında fransızca 𝐸𝑥𝑐𝑢𝑠𝑒𝑧-𝑚𝑜𝑖. 𝑐𝑒 𝑛'𝑒𝑠𝑡 𝑝𝑎𝑠 𝑚𝑜𝑖 diyerek “affedersiniz ama o ben değilim.” demiştir. hangimiz kimiz ki zaten.
oyun bilgisayarlarını uzaktan bebeğim diye sever.
sözlükte 1 seneyi yeni doldurmuş yazarımızdır. sözlükteki ilk doğum gününü 2 gün önce kutladı. 1994 yılının ilk yarısının son ayının ilk günü doğmuş reelde. 1994 brodwayyy gibi. otomatik camlı. manuel vites.
ruhunu eritip te kalıpta dondurmuşlar onu istanbul diye toprağa kondurmuşlar. istanbul’lu.
takipçi sayısı görece az. sadece 6, hem rakamla hem de sayıyla altı. ama tanımı bu saat itibariyle 2676.
177 başlık açmış erinmeden tebrik ederiz.
nickaltına ilk tanımı da rahmetli kediyiyenfare yapmış.
tam bir y kuşağı, 1.86 lık delikanlı, saf zeytinyağı gibi asit oranı 0.3.
uzun entry leri okumaya tahammülü olmadığı için benim yazdığımı da okumazlar diyerek kısa entry lerle işi geçiştiriyor.
tanım cinsi “bkz”. lı, bol bol “bkz” lı ifadeler bırakıyor tanımlarına.
beni şaşırtmadığı konulardan birisi de ırk eksenli tartışmalara girmekten çekinmeyecek bir arkadaşımız olduğu gerçeği. şaşırmıyorum çünkü bu ulusal bir problem. hatta bir kültür.
akdenizli olamayacak kadar ters. epsilonla itişmişler gördüm (epsilonu da tanımıyorum). egeli olamayacak kadar da esmer. karadenizli olamayacak kadar da esenyurtlu sanki. beykoz, tarabya, sarıyerli değil haliyle. kartal’lı da olabilir. hatta madrid midyat’lıda.
unuttuğundan mıdır bilinmez birden fazla tanıma, benzer birden fazla resim koymuştur, genç yaşta alzheimer olacak değil ya. dikkatinden kaçmıştır. çok dikkate alınmaya değer olarak görmediği bellidir sözlüğü, eğlence ve sosyal amaçla kullandığı nettir.
en yakın arkadaşı sezai, kardeş payındaki sezai gibi de çirkin.
çok değişik ruh halinde tanımlara cevap vermiş, odaklanmakta çok zorluyorsun beni kardeş.
tanımlarında bir taraftan kayboluş ve mutsuzluğa doyum gibi sarsıntı içeren ifadelere rastlarken diğer taraftan tanıştığın hatta elini sıktığın siyasetçilerdeki çelişki beni benden aldı.
yazarlara takılmayı seviyor, favori yazarları var 4 harfli ve 10harfli nicke sahip yazarlar.
sözlük kültürüne, gündelik hayata ve popüler konulara dair şahsi görüşerini yazarken bir taraftan da mizahi içerikli, tartışmalı ve eleştirel konularda da varım diyor.
adam donanımcı yazılımcı değil “anydesk”tende yardımcı olur her şekilde.
kardeşimiz ingiliz istifçisi, hem evi kablo dolu hem de eski pc kasalarını atmaya kıyamıyor, pc yi güncellemelere doyamıyor.
“aha bu ben” dedirten cümleleri seviyor, başka bir yazar o kelime dizisini de kullanınca mutlu oluyor ve kır atın yanında duran ya huyundan ya tüyünden ampulü parlıyor kafasının üzerinde.
sen duygusal tanımlardan yürü reis, tanımlarında en çok favlanan hususlar bunlar zira, küçük hayal kırıklıkları, sessiz romantizim, melankoli, ağlak değilsin ama bunlar rağbet görüyor analiz ettiğimde. millet yan masadan dinliyor gibi ilgi görüyorsun farketmedin mi.
kendinle dalga geçtiğin tanımlarında beğenilmiş, okuyucu senin yazıları da okuyunca afallıyor bazen, “ne diyor oğlum bu” demelerinin sebebi de bu.
kendinle ilgili tanımlarda kibiri bir tarafa bırakman insanlara samimi geliyor haliyle, etkileşim alıyorsun. ama bazen seni seviyorum derken bile milletin anasına söver gibi söylenir ya. onu da yapıyorsun, seninle sohbet etmeye çekinmiş bazı yazarlar, sonumuz ne olacak korkusuyla onu da farkettim.
edebiyat yapma gayretinin olmaması hususunu da takdir ettim. mahmut tuncer gibi samimi gösteriyor seni. uzun yazdığın yerlerde de mustafa keser’e benzettim. sen şarkını söyle keser reis, keser döner sap döner dedirtme denilecek cinsten oluyor yoksa muhabbet.
nedir sendeki bu binnaz çılgınlığı ciguli. sürekli bi binnaz binnaz.
birkaç kişi yazdıklarını eleştirmiş dikkat ettin mi bilmiyorum, “yine aynı şey yine aynı his” dediğin gibi.
duygusal yazı yazdığında sözlük ahalisi tanımlarına koşuyor, kitleyi çeken popüler başlıklara tanım yaptığında ise tartışmalara gark oluyorsun.
ilk başta dediğim gibi 6 takipçin olmasına rağmen entrylerin gayet görünür. popülarite-fav-eleştiri ekseni istikrarlı. millet belki takip etmekten mi korkuyor da uzaktan izliyor onu algılayamadım.
cekunun klasiklerini de seviyor, “gelin olmuş gidiyorsun” dan, “resmini öptüm de yattım”ına kadar.
“ezel” ci ama bir kenan imirzalıoğlu değil, bazen “deli yürek”liği de tutuyor.
artıkyaylı güncel gürsel’i sevmesi öznel bir yaklaşım, saygı duyuyoruz.
“sinistralite” kardeşimiz. “bkz” ulu google. bu özelliği ana tarafından geliyor. genetik yani.
anakartları ve hatta bios pilini değiştiriken bile zorlanmıyor musun birader. osiloskop ta kullanabiliyor.
beylikdüzü ile ilgili de travmaların var bence, malum başkan ile ilgili mi bilemedim, sürekli başkanı da eleştiriyorsun zaten. şu 2014 te ki seçimde %50,8 oy alan başkandan bahsediyorum.
kadınlarda en çok sevdiği isimlerden birisi kurtlar vadisindeki polat’ın kızkardeşi ve aynı zamanda karahanlı’nın kızının ismi.
ve sana artık veda etme zamanım geldi yoruldum gerçekten. geceye yazarım dediğim için yazıyorum bunca işin arasında, hem kısa olsun da milleti sıkmasın yazdıklarım.
veda ederken tükçe rap mi bıraksam buraya ahmet kaya’dan kum gibi mi, yoksa cem karaca dan tamirci çırağı mı bilemedim.
senin nezdinde tüm sözlük ahalisine sevgi ve saygılarımı iletiyorum.
ahalinin ve senin yeni yılınızı kutluyorum.
şahsıma ait yılın son tanımı da sana nasip oldu.
devamını gör...
hiçbir yazarın benimle dövüşmek istememesi
canım halen çok sıkılıyor.
sanki herkes dövüşüyor da ben öyle evde boş boş oturuyor gibiyim.
sanki herkes dövüşüyor da ben öyle evde boş boş oturuyor gibiyim.
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
ellerim buz tuttu ama soğuktan değil.
devamını gör...
yazarların şu an canlarının çektikleri
reel dopamin...
devamını gör...
sözlük yazarlarının söylemek istedikleri
her şeye kendim koşturmaktan o kadar yoruldum ki.
devamını gör...
recep tayyip erdoğan
(bkz: en sevdiğim an)*
devamını gör...
8-9 senedir kendini kötü hissedenler
o da bişey mi. 25 yıldır kendini kötü -hemde bayaa bi kötü- hisseden ülkeler var yahu.. bir de onları düşünün..
devamını gör...

