zaman tüneli
modern insanın anlam arayışı
hepimizin varoluşunun ayrılmaz bir parçası anlam arayışıdır; belki de yalnızca insana özgü olan budur. çünkü bizler, dünyada olup bitenlere yalnızca tanıklık etmez, onlara anlam da yükleriz. modern insanlar olarak, anlamdan yoksun olduğu söylenen bir evrende anlam bulmaya adeta mahkûm edilmişiz... franz kafka’nın “huzur mu istiyorsun? az eşya, az insan” sözü, bu mahkûmiyetin içindeki bir kaçış arzusunu fısıldıyor bana. kalabalıklar, eşyalar, hız ve beklentiler arasında sıkışmış ruhum, bazen yalnızca sadeleşerek nefes alabileceğini hatırlamak istiyor. tam anlamıyla yapabiliyor muyum? hayır...*
canım yunus emre’nin “ete kemiğe büründüm, yunus diye göründüm” dizeleri, insanın yalnızca görünen bedenden ibaret olmadığını anlatır ve çok vurucudur. bu sözlerde, benliğin daha derin, daha aşkın bir boyutla temas etme isteği vardır. modern insan olarak ben de, maddi dünyanın dayattığı kimliklerin ötesinde bir “ben” arıyorum. sahip olduklarım arttıkça değil, gönlüm hafifledikçe kendime yaklaştığımı hissediyorum. yaşadığımız dünya bize ne kadar bunun tam tersini dayatsa da... yunus’un dediği gibi, “bunca varlık var iken, gitmez gönül darlığı”; demek ki eksiklik, dışarıda değil, içimde...
bu noktada japonların wabi-sabi düşüncesi aslında kafamdaki sorulara net bir cevap verirken, bana başka bir kapı daha aralıyor. kusurdaki güzelliği, geçiciliğin içindeki anlamı fark etmeyi öğretiyor. her şeyin benim de, hayatın da eksik, fani ve kırılgan olduğunu kabul etmek, tuhaf bir huzur getiriyor. mükemmel olmaya çalışmaktan vazgeçtiğimde, olduğum halimle var olabilmenin dinginliğini hissettiriyor. belki de anlam, tamamlanmışlıkta değil, eksik olmayı kabullenebilme cesaretindedir...
modern dünyanın gürültüsü içinde, yunus’un sade diliyle, kafka’nın yalnızlığıyla ve wabi-sabi’nin sessiz bilgeliğiyle şunu öğreniyorum; anlam, dışarıda hazır bir cevap değildir. o, benim kendi içime doğru yaptığım yolculukta, sorularıyla birlikte yürür. azaltarak, yavaşlayarak ve kusurlarımı sevmeyi öğrenerek… belki de anlam dediğimiz şey, tam olarak bu arayışın kendisidir.
canım yunus emre’nin “ete kemiğe büründüm, yunus diye göründüm” dizeleri, insanın yalnızca görünen bedenden ibaret olmadığını anlatır ve çok vurucudur. bu sözlerde, benliğin daha derin, daha aşkın bir boyutla temas etme isteği vardır. modern insan olarak ben de, maddi dünyanın dayattığı kimliklerin ötesinde bir “ben” arıyorum. sahip olduklarım arttıkça değil, gönlüm hafifledikçe kendime yaklaştığımı hissediyorum. yaşadığımız dünya bize ne kadar bunun tam tersini dayatsa da... yunus’un dediği gibi, “bunca varlık var iken, gitmez gönül darlığı”; demek ki eksiklik, dışarıda değil, içimde...
bu noktada japonların wabi-sabi düşüncesi aslında kafamdaki sorulara net bir cevap verirken, bana başka bir kapı daha aralıyor. kusurdaki güzelliği, geçiciliğin içindeki anlamı fark etmeyi öğretiyor. her şeyin benim de, hayatın da eksik, fani ve kırılgan olduğunu kabul etmek, tuhaf bir huzur getiriyor. mükemmel olmaya çalışmaktan vazgeçtiğimde, olduğum halimle var olabilmenin dinginliğini hissettiriyor. belki de anlam, tamamlanmışlıkta değil, eksik olmayı kabullenebilme cesaretindedir...
modern dünyanın gürültüsü içinde, yunus’un sade diliyle, kafka’nın yalnızlığıyla ve wabi-sabi’nin sessiz bilgeliğiyle şunu öğreniyorum; anlam, dışarıda hazır bir cevap değildir. o, benim kendi içime doğru yaptığım yolculukta, sorularıyla birlikte yürür. azaltarak, yavaşlayarak ve kusurlarımı sevmeyi öğrenerek… belki de anlam dediğimiz şey, tam olarak bu arayışın kendisidir.
devamını gör...
hayatınızda doğru kişiyi bulduğunuzu nasıl anlarsınız sorunsalı
www.instagram.com/reel/C9b9...
bu da bi görüş.
bu da bi görüş.
devamını gör...
yarasa gübresinin altından daha değerli olması
gübresini bilemeyiz de.. çorbası tutmamıştı malum..
devamını gör...
kaç para bu beygir
bastır bastır bastır bastır, çektir çektir çektir çektir... üffff biri beni roman düğününe ışınlasın.
devamını gör...
türkiye'de doğurganlık oranının düşmesi
şimdi her şehre 2- 3 önivetsite açar, her lise mezununu öniversitede okutur ve iş vermezsen ne olur gakko?
içimizde ekonomiyden, psikolojiden ve sosyolojiden eyi anlayan arkadaşlar bunu net görür ki ,bu genç okulda bir kızla etkileşime girecek, o kız o gençten belli bir standartta hayat kalitesi isteyecek.
sen, ülkedeki tüm gençleri öniversite okut, aynı anda da hizmet sektörünü mültecilerle doldur. öniversiteden çıkan genç böyük hayaller kursun; lakin hizmet sektöründe iş bulmak için bile mülteci ile rekabet etsin. mezun gencimiz müyendist, sevdiği kız müyendist; ama iş yok atama yok. kız çekip gidiyor, gencimizin yaşı 25. askere gidiyor. askerden geliyor, iş yok, atama yok. öz güven yok. hayata küskün, kızgın bir şekilde hizmet sektöründen kendine iş bulup çalışıyor.
bu arada , devletin başındaki dindar kimlikli siyaset bunlara neden olduğu için, dine ve dindarlara karşı da öfkeleniyor, gencimiz.
sonuç olarak, kendi ülkesinde perişan olan mülteci, türkiyede ekmeği görünce ve yalnızlık psikolojini de tadınca fareler gibi ürerken, irdelenmiş ve horlanmış gençlerimiz evlenemiyor, çocuk yapamıyor.
bu bir proje değil de ne büzzüzüğüne gadahayım!
içimizde ekonomiyden, psikolojiden ve sosyolojiden eyi anlayan arkadaşlar bunu net görür ki ,bu genç okulda bir kızla etkileşime girecek, o kız o gençten belli bir standartta hayat kalitesi isteyecek.
sen, ülkedeki tüm gençleri öniversite okut, aynı anda da hizmet sektörünü mültecilerle doldur. öniversiteden çıkan genç böyük hayaller kursun; lakin hizmet sektöründe iş bulmak için bile mülteci ile rekabet etsin. mezun gencimiz müyendist, sevdiği kız müyendist; ama iş yok atama yok. kız çekip gidiyor, gencimizin yaşı 25. askere gidiyor. askerden geliyor, iş yok, atama yok. öz güven yok. hayata küskün, kızgın bir şekilde hizmet sektöründen kendine iş bulup çalışıyor.
bu arada , devletin başındaki dindar kimlikli siyaset bunlara neden olduğu için, dine ve dindarlara karşı da öfkeleniyor, gencimiz.
sonuç olarak, kendi ülkesinde perişan olan mülteci, türkiyede ekmeği görünce ve yalnızlık psikolojini de tadınca fareler gibi ürerken, irdelenmiş ve horlanmış gençlerimiz evlenemiyor, çocuk yapamıyor.
bu bir proje değil de ne büzzüzüğüne gadahayım!
devamını gör...
hanımın arabasında sağ koltuk prensesi gibi oturmak
arabanın sol koltuğuna neden bu kadar maskülen bir rol biçiliyor hiç anlamıyorum. makine bu yahu, bulaşık makinesini nasıl kullanıyorsam onu da öyle kullanıyorum.
devamını gör...
hanımın arabasında sağ koltuk prensesi gibi oturmak
benimdir.
ama sol koltuk.
ama sol koltuk.
devamını gör...
yarasa gübresinin altından daha değerli olması
(bkz: bu nasıl mantık ameke)
gramaj olarak değil ama getiri olarak herşey altından daha değerli. mesela kabız birine göre tuvaletini yapabilmek
gramaj olarak değil ama getiri olarak herşey altından daha değerli. mesela kabız birine göre tuvaletini yapabilmek
devamını gör...
hayatınızda doğru kişiyi bulduğunuzu nasıl anlarsınız sorunsalı
ondan kaçıyorsan doğru kişidir..
devamını gör...
hobi olarak zincir marketleri gezmek
onaylanan ve tahminimce bir kaç hafta içerisinde yürürlüğe girecek olan, marketlerin pazar kapalı olacağı gerçeğini düşününce o da artık hayal olacaktır.
devamını gör...
hayatınızda doğru kişiyi bulduğunuzu nasıl anlarsınız sorunsalı
devamını gör...
survivor 2026'yı izleyen elit kitle
elit ne demekti..?
(hayır ciddi soruyorum. elit ne demekti.. survivor izleyenleri elit sayma/sanma noktasındayız ya hani..)
(hayır ciddi soruyorum. elit ne demekti.. survivor izleyenleri elit sayma/sanma noktasındayız ya hani..)
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
(bkz: mıttaaar mıttar)
devamını gör...
hayatınızda doğru kişiyi bulduğunuzu nasıl anlarsınız sorunsalı
göçemeyenkuş çok doğru yazmış. #3714316 ilaveten; dışarıdaki fırtına ne kadar büyük olursa olsun, onun yanına döndüğünüzde kendinizi limana sığınmış gibi hissetmenizdir.
devamını gör...
bir üstteki yazar hakkında düşünülenler
nickinden yola çıkarak sürekli 2 planda kalan bir yapısı olduğunu düşünüyorum. her yerde 1. adamları yöneten 2. adam olıyordur kesin.
devamını gör...
yarasa gübresinin altından daha değerli olması
devamını gör...
yarasa gübresinin altından daha değerli olması
yarasa zaten savaş falan çıkmasına sebep olmayacak hayvanın bokunu değerli gösteren başlık. nosferatu'dan falan hiç bahsetmiyorum. *
altın ve elmasın da üzerine kan sıçramıştır doğarken. hatırlatmadan geçmeyeyim..
altın ve elmasın da üzerine kan sıçramıştır doğarken. hatırlatmadan geçmeyeyim..
devamını gör...
hobi olarak zincir marketleri gezmek
uzaktan hobi gibi görünebilir de.. ekonomisi bizdeki gibi yönetilen! ülkelerde ona "geçim maratonu" sporu diyolla.. hayatını o spora borçlu olan milyonlar var. daha da ilginç ve acıklısı: her biri maraton şampiyonu olabilecek olan bu çoğunluğun, açlık sınırı altında giderek düşen performansları nedeniyle, bu milli spor dalının geleceğinin tehlike altında olduğunu bizzat sporsever zincir market firmaları açıklıyor..
devamını gör...
yeşil çelik
üretim aşamasında, kömür yerine, hidrojen kullanılan ve tek atık maddesi su buharı olan çeliktir. yakın bir zamanda aldığınız ürünlerin üstünde, yeşil çelikten üretilmiştir yazabilir. sanayi adına, bence heyecan verici bir gelişme.
devamını gör...
