zaman tüneli
molkki
varoluşsal süzülmeye girdiğim boğucu osmaniye gecelerinde, beni kendi kirli gerçeklerimden bir süre uzak tutmasını umarak izlemeye başladığım hint dizisidir.

bir hint dizisinden en büyük beklentim, klişelerdir. klişe güvenlik duygusunu pekiştirir. sürpriz yoktur. örgü bellidir. başrol kızının başı derde girer (ne olduğu asla önemli değil), bir süre bu durumdan kurtulmaya çalışır, bir ya da iki bölüm sürebilir gerceklerin ortaya çıkma ve ilahi adalet tecellisi ama önünde sonunda üçüncü bölüme sarkmayacağı bellidir. bu sebeple dikkatli takip gerektirmez zira üçüncü bölümde de bir şey kaybetmezsiniz. yeni bir drama vuku bulur, bu yeni drama da çözülürken, hindistan halkının zekasından şüphe etmemize sebep olurcasına her şeyi ve her duyguyu replik ile ya da iç sesin dışa vurumu ile veren senaryo sayesinde önceki dramalara özet geçilir. dolayısıyla klişe güvenlidir, konfor alanıdır. bir yandan da oyun oynayabilir ve şans çarkı çevirebilirsiniz.
bu dizi de, geleneksel hint dizilerinde zerdeçal gibi her yere sürülen aile dramasi, yanlış anlamalar, kıskançlık ve entrika paketine ek olarak, sosyal ve toplumsal meseleleri de merkezine almış bir dizi.
baş karakterimiz purvi, para karşılığı kendinden yaşça büyük ve iki çocuklu dul bir muhtar ile evlendirilir ve olaylar gelişir. adını da bu dramatik çatıdan alır ve dizi boyunca para karşılığı evlendirilme ya da satilma geleneği olan molkki üzerinde durulur.
bu ikili arasındaki toksik iletişim ve sakarlık sonucunda gelişen istem dışı temaslar bize, fonda hint bir hanımın slow bir nidası ile romantizm olarak pazarlanir vs. anlatmaya gerek yok bildiğimiz şeyler.
toksik iyiliğin ete kemige bürünmüş hali olan purvi, zihinsel açıdan zorlandiğım son günlerde, beni kendimden uzaklaştırma görevini layıkıyla başardı. valla kendi derdimi unuttum. kendini aklamak için ihtiyaç duyduğu videoyu muhtara göstermek yerine oyalanırken; o sırada parti de olan lüks ve tiril tiril evde,üst kattaki iç verandada ilerlerken yanlışlıkla telefonu boya kovasina düşürmesi gerçekten aşırı yaratıcı bir aksilikti. çünkü normal şartlarda da hep evimizin sağında solunda ağzı açık boya kovası olur, bunu iyi değerlendirmişler. sonra bir delil daha bulup onu da düşmanına kaptırıyor falan... bir de kertenkele sahnesi vardı, dinozor efektini küçültülerek yapmışlar aşırı eğlendim xnndnx.
"benimle kal" olarak türkçe'ye çevrilen dizi, totalde 322 bölüm çekilmiş ve hindistan'da reyting rekorları kırmış. ben de hindistan barış elçisi kanalımız, kanal 7'de izledim 13 bölüm. arada cark çevire çevire aktı gitti dhdbdjdh. geri kalanı izlemeyecegim zira artık tv'li günler bitiyor. eve dönüyorum. bunu izleyeceğim diye 322 gün osmaniye'de kalamam. ikisine de yeto.
gidem çark çevirem.

bir hint dizisinden en büyük beklentim, klişelerdir. klişe güvenlik duygusunu pekiştirir. sürpriz yoktur. örgü bellidir. başrol kızının başı derde girer (ne olduğu asla önemli değil), bir süre bu durumdan kurtulmaya çalışır, bir ya da iki bölüm sürebilir gerceklerin ortaya çıkma ve ilahi adalet tecellisi ama önünde sonunda üçüncü bölüme sarkmayacağı bellidir. bu sebeple dikkatli takip gerektirmez zira üçüncü bölümde de bir şey kaybetmezsiniz. yeni bir drama vuku bulur, bu yeni drama da çözülürken, hindistan halkının zekasından şüphe etmemize sebep olurcasına her şeyi ve her duyguyu replik ile ya da iç sesin dışa vurumu ile veren senaryo sayesinde önceki dramalara özet geçilir. dolayısıyla klişe güvenlidir, konfor alanıdır. bir yandan da oyun oynayabilir ve şans çarkı çevirebilirsiniz.
bu dizi de, geleneksel hint dizilerinde zerdeçal gibi her yere sürülen aile dramasi, yanlış anlamalar, kıskançlık ve entrika paketine ek olarak, sosyal ve toplumsal meseleleri de merkezine almış bir dizi.
baş karakterimiz purvi, para karşılığı kendinden yaşça büyük ve iki çocuklu dul bir muhtar ile evlendirilir ve olaylar gelişir. adını da bu dramatik çatıdan alır ve dizi boyunca para karşılığı evlendirilme ya da satilma geleneği olan molkki üzerinde durulur.
bu ikili arasındaki toksik iletişim ve sakarlık sonucunda gelişen istem dışı temaslar bize, fonda hint bir hanımın slow bir nidası ile romantizm olarak pazarlanir vs. anlatmaya gerek yok bildiğimiz şeyler.
toksik iyiliğin ete kemige bürünmüş hali olan purvi, zihinsel açıdan zorlandiğım son günlerde, beni kendimden uzaklaştırma görevini layıkıyla başardı. valla kendi derdimi unuttum. kendini aklamak için ihtiyaç duyduğu videoyu muhtara göstermek yerine oyalanırken; o sırada parti de olan lüks ve tiril tiril evde,üst kattaki iç verandada ilerlerken yanlışlıkla telefonu boya kovasina düşürmesi gerçekten aşırı yaratıcı bir aksilikti. çünkü normal şartlarda da hep evimizin sağında solunda ağzı açık boya kovası olur, bunu iyi değerlendirmişler. sonra bir delil daha bulup onu da düşmanına kaptırıyor falan... bir de kertenkele sahnesi vardı, dinozor efektini küçültülerek yapmışlar aşırı eğlendim xnndnx.
"benimle kal" olarak türkçe'ye çevrilen dizi, totalde 322 bölüm çekilmiş ve hindistan'da reyting rekorları kırmış. ben de hindistan barış elçisi kanalımız, kanal 7'de izledim 13 bölüm. arada cark çevire çevire aktı gitti dhdbdjdh. geri kalanı izlemeyecegim zira artık tv'li günler bitiyor. eve dönüyorum. bunu izleyeceğim diye 322 gün osmaniye'de kalamam. ikisine de yeto.
gidem çark çevirem.
devamını gör...
kimsenin arayıp sormadığı biri olmak
telefonun sadece kuryeler ve bankalarla kurulan platonik bir ilişki aracına dönüşmesidir.
mesai saatlerinde 'vazgeçilmez adam' takılıp akşam 8’den sonra dijital bir inzivaya çekiliyoruz resmen. bildirim ekranı o kadar boş ki, google maps bazen 'buradan taşındın mı?' diye dürterek hayatta olup olmadığımı kontrol ediyor.
mesai saatlerinde 'vazgeçilmez adam' takılıp akşam 8’den sonra dijital bir inzivaya çekiliyoruz resmen. bildirim ekranı o kadar boş ki, google maps bazen 'buradan taşındın mı?' diye dürterek hayatta olup olmadığımı kontrol ediyor.
devamını gör...
instagram kullanmayan erkek
bir araştırmaya göre türkiye'de her gün ortalama 2 saatini, bir başkasına göre 3 saatini, başka hayatların makyajlı anlık kesitlerine bakarak harcamayan erkektir. buradan
--- (bkz: hesaplayan adamlar) mode on ---
ayda 60 saat, yılda 730 saat yada 30 gün yapar. yani 1 yıl boyunca günde ortalama 2 saatinizi instagramda harcıyorsanız 1 ayınızı kaybediyorsunuz demektir. her yıl toplamda 1 aylık süreyle kitap okumazsınız, hatta belki egzersiz bile yapmazsınız. ama ömrünüzden 1 ayınızı sizin zamanınızı, enerjinizi ve psikolojik dengenizi çalmak üzerine tasarlanmış algoritmaların esiri olarak geçirirsiniz.
patron "1 ay bedavaya gel boş boş iş yerinde otur, camekanın arkasından gelene geçeni izle, arada birilerine laf at, alev gönder. belki başkaları da sana laf atar. ama para yok, maksat dükkan dolu gözüksün. sadece ara sıra sana parlak kırmızı renkli kağıt göndererek dopamin salgılamana yardım etcem." dese kabul eder misiniz? instagram buna benzer bir şey yapıyor işte. beyin taramalarına bakıldığında resmen kullanıcılarına uyuşturucu bağımlılarıyla benzer tepkiler verdiren algoritmaların bağımlısı haline getiriyor.
dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim almış insanlar dünyanın en büyük şirketlerinde bizleri elimizdeki telefona bağımlı yapmak için tonla maaş alırken bu tuzağa düşmemiş birine denk gelirseniz emin olun sizden daha mutlu, sizden daha özgür ve sizden mental açıdan daha sağlıklı biri olma ihtimali çok yüksek.
yukarıdaki bir yazarın dediğine göre bu enayiliği yapmayıp zamanınızı resmen boşa harcamazsanız mağara adamlığıyla bile itham edilebiliyormuşsunuz. evet, geri getiremeyeceğiniz zamanı çöpe atmadığınız için yüzü telefona gömülü zombiler tarafından mağarana dön diye tepkiyle karşılaşabiliyormuşsunuz. teknolojiyi üretemeyip kölesi olan zavallı toplumların mensuplarının zavallıca bir tepkisi işte.
sonuç olarak özgürlüğü seçtiği için helal olsun dediğim erkektir. instagramda harcamadığı o 2 saatte isterse boş duvarı seyretsin. ama psikolojik problemlere sebep olduğuna dair pek çok akademik araştırma bulunan sosyal medyada vakit geçirmeyerek zombi virüsüne direndiği için tebrik etmek gerek. zaten o tür uygulamalarda geri getiremeyeceğiniz zamandan daha değerli neye bakıyor olabilirsiniz ki. bana kalırsa işinizi bile tamamen bir platformdan yürütmeyin. siyasi sebeplerle abd yada türkiye fişi bir çeker, öylece kalırsınız.
--- (bkz: hesaplayan adamlar) mode on ---
ayda 60 saat, yılda 730 saat yada 30 gün yapar. yani 1 yıl boyunca günde ortalama 2 saatinizi instagramda harcıyorsanız 1 ayınızı kaybediyorsunuz demektir. her yıl toplamda 1 aylık süreyle kitap okumazsınız, hatta belki egzersiz bile yapmazsınız. ama ömrünüzden 1 ayınızı sizin zamanınızı, enerjinizi ve psikolojik dengenizi çalmak üzerine tasarlanmış algoritmaların esiri olarak geçirirsiniz.
patron "1 ay bedavaya gel boş boş iş yerinde otur, camekanın arkasından gelene geçeni izle, arada birilerine laf at, alev gönder. belki başkaları da sana laf atar. ama para yok, maksat dükkan dolu gözüksün. sadece ara sıra sana parlak kırmızı renkli kağıt göndererek dopamin salgılamana yardım etcem." dese kabul eder misiniz? instagram buna benzer bir şey yapıyor işte. beyin taramalarına bakıldığında resmen kullanıcılarına uyuşturucu bağımlılarıyla benzer tepkiler verdiren algoritmaların bağımlısı haline getiriyor.
dünyanın en iyi üniversitelerinde eğitim almış insanlar dünyanın en büyük şirketlerinde bizleri elimizdeki telefona bağımlı yapmak için tonla maaş alırken bu tuzağa düşmemiş birine denk gelirseniz emin olun sizden daha mutlu, sizden daha özgür ve sizden mental açıdan daha sağlıklı biri olma ihtimali çok yüksek.
yukarıdaki bir yazarın dediğine göre bu enayiliği yapmayıp zamanınızı resmen boşa harcamazsanız mağara adamlığıyla bile itham edilebiliyormuşsunuz. evet, geri getiremeyeceğiniz zamanı çöpe atmadığınız için yüzü telefona gömülü zombiler tarafından mağarana dön diye tepkiyle karşılaşabiliyormuşsunuz. teknolojiyi üretemeyip kölesi olan zavallı toplumların mensuplarının zavallıca bir tepkisi işte.
sonuç olarak özgürlüğü seçtiği için helal olsun dediğim erkektir. instagramda harcamadığı o 2 saatte isterse boş duvarı seyretsin. ama psikolojik problemlere sebep olduğuna dair pek çok akademik araştırma bulunan sosyal medyada vakit geçirmeyerek zombi virüsüne direndiği için tebrik etmek gerek. zaten o tür uygulamalarda geri getiremeyeceğiniz zamandan daha değerli neye bakıyor olabilirsiniz ki. bana kalırsa işinizi bile tamamen bir platformdan yürütmeyin. siyasi sebeplerle abd yada türkiye fişi bir çeker, öylece kalırsınız.
devamını gör...
kadın yazarların en son yaptığı yemek
üzgünüm dostlar sebze sever biri olarak pek içinizi açmayacak olan kabak yemeği yaptım, işte böyle ayda yılda bir sağlıklı beslenesim geliyor
devamını gör...
kedi seven erkek
biz de herkes gibi hayvan dostuyuz ama
şizofren gibi ben doğurdum demiyoruz
şizofren gibi ben doğurdum demiyoruz
devamını gör...
çaylak hakları
çaylakların başlık açamaması çok fena...
devamını gör...
kadın yazarların en son yaptığı yemek
tamam ya
alacam aranızdan birini
helak oldunuz yemek yapa yapa
alacam aranızdan birini
helak oldunuz yemek yapa yapa
devamını gör...
hoşlanılan kadının ilk buluşmada abd'yi başkanlar değil rockefeller ailesi yönetiyor demesi
(bkz: online büyük resim kursu)
devamını gör...
askere giderken götürülmesi gereken şeyler
bence yanında götürmen gereken tek şey var genç dostum; hayal bile edemeyeceğin kadar sürreal hadiselere hazırlıklı olmak. ne götürdüğünü düşünmenin yanında orada gittiğinde eşyalarını nasıl koruyabileceğini de düşünmen çok faydalı olabilir. kullanılmış donlarım çalındı oğlum lan, donsuz kaldım ve bu olay kış ayında yaşandı, anladın sen.
ek bilgi: böyle bir şey yaşanmadı, yazarken uydurdum.
ek bilgi: böyle bir şey yaşanmadı, yazarken uydurdum.
devamını gör...
hoşlanılan kadının ilk buluşmada abd'yi başkanlar değil rockefeller ailesi yönetiyor demesi
varsa birikimin çürüt tezi.
valla güzel kızsa diyebilir ama nietzche gibi bıyıklı falansa basın tokatı cümlesini bitirmeden.
valla güzel kızsa diyebilir ama nietzche gibi bıyıklı falansa basın tokatı cümlesini bitirmeden.
devamını gör...
ejderha dövmeli kız
yıllar önce okuyup sevdiğim kindle ile yeniden okuma fırsatı bulduğum kitap.
millennium serisinin ilk kitabı. bu seride lisbeth salander gizemli ve zeki, blomkvist gazeteci olarak peşinde. kayıp vakası üzerinden aile içi şiddet, kadın cinayetleri ve sistem eleştirisi işleniyor. atmosfer soğuk ve rahatsız edici, final hem tatmin edici hem de serinin devamına kapı aralıyor.
serinin kahramanı lisbeth salander; küçük boylu, dövmeli, piercingli, hack dünyasının takma adlarla korkutucu canavarı. devletin “koruduğu” ama aslında hep ezdiği bir çocukluk geçirmiş, güvenmeyi bilen ama neredeyse kimseye açılmayan bir anti-kahraman. adaleti hukukla değil, zekâsı ve yöntemleriyle sağlayan. blomkvist gibi az sayıda insanla yakınlık kurar, geri kalan dünyaya karşı ise mesafeli ve soğuktur. sistemin açığını bulur, adaleti ters yüz eder ve gerektiğinde dünyayı siber silahıyla sallar. yani, modern edebiyatın en sert, en zeki ve en ikonik kızı.
lisbeth'in çok tanıdık gelen insanın içinde koruma isteği ve acıma oluşturan bir hali var. zeki insanların yaşadığı travmalar sanırım beni daha çok sarsıyor.
millennium serisinin ilk kitabı. bu seride lisbeth salander gizemli ve zeki, blomkvist gazeteci olarak peşinde. kayıp vakası üzerinden aile içi şiddet, kadın cinayetleri ve sistem eleştirisi işleniyor. atmosfer soğuk ve rahatsız edici, final hem tatmin edici hem de serinin devamına kapı aralıyor.
serinin kahramanı lisbeth salander; küçük boylu, dövmeli, piercingli, hack dünyasının takma adlarla korkutucu canavarı. devletin “koruduğu” ama aslında hep ezdiği bir çocukluk geçirmiş, güvenmeyi bilen ama neredeyse kimseye açılmayan bir anti-kahraman. adaleti hukukla değil, zekâsı ve yöntemleriyle sağlayan. blomkvist gibi az sayıda insanla yakınlık kurar, geri kalan dünyaya karşı ise mesafeli ve soğuktur. sistemin açığını bulur, adaleti ters yüz eder ve gerektiğinde dünyayı siber silahıyla sallar. yani, modern edebiyatın en sert, en zeki ve en ikonik kızı.
lisbeth'in çok tanıdık gelen insanın içinde koruma isteği ve acıma oluşturan bir hali var. zeki insanların yaşadığı travmalar sanırım beni daha çok sarsıyor.
devamını gör...
göte göt diyerek kalıplarını yıkan insan
ben öyle direkt diyemem
önce görmem kontrol etmem lazım
önce görmem kontrol etmem lazım
devamını gör...
pilav üstü kuru fasulye
her şey gibi bunun da boku çıktı.
pilav üstü kuru dedin mi pilav üzerinde bir miktar kuru fasulye tanesi görürsün, makbul olanı barbunyadır ama şimdi herhangi bir yerde pilav üstü kuru dediğin zaman pilavın üzerinde bir miktar fasulye, altında fasulyenin suyu oluyor.
bol kepceyim imajı vermek için damak tadımızı silkiyorlar.
pilav üstü kuru dedin mi pilav üzerinde bir miktar kuru fasulye tanesi görürsün, makbul olanı barbunyadır ama şimdi herhangi bir yerde pilav üstü kuru dediğin zaman pilavın üzerinde bir miktar fasulye, altında fasulyenin suyu oluyor.
bol kepceyim imajı vermek için damak tadımızı silkiyorlar.
devamını gör...
take-two
hissesini almak yatırım tavsiyesi değildir. gta vi çıktığı zaman 2x yapacaktır ama almayınız siz.
devamını gör...
ev genci
bizim oğlan da ev genci oldu diyaloglarının baş aktörleridirler. ev genci bir ülkenin bel kemiğidir.
devamını gör...
hoşlanılan kadının ilk buluşmada abd'yi başkanlar değil rockefeller ailesi yönetiyor demesi
dünya'yı yedi ayle yönetiyomuş muhabbeti gerçekten çekilmeyen bir şey arkadaşlar. buluşsak masadan kalkıp hesabı kilitleyeceğim kız olur. belli yaştan sonra bu tarz zırvalıklar çekilmiyor.
devamını gör...
ısınmak için girdiği araçta yanarak ölen adam
sokak yaşlısının kazada yaşamını yitirmesidir. bir de ev gençleri var. biz de hiç evsiz yok abd'de sokakta yatıyorlar. bizde araba var en azından.
devamını gör...
ısınmak için girdiği araçta yanarak ölen adam
bir ülkede “sokakta yaşayan biri” diye başlayan haberlerin normalleştiği noktada, sonraki cümlelerin ne olduğu artık benim için maalesef sürpriz olamıyor. ya donarak ölüyor, ya yanıyor ya da "şurada şöyle bulundu” deniyor. sonra “inceleme başlatıldı” ile konu paketlenip kapatılıyor. adli tıp rapora sebebi yazıyor ama sistem ve haberler o raporu yazamıyor. herkes bir süre sonra olanı unutuyor, ta ki o yanan kendi çocuğu olana kadar. herkes uyanmalı ve uyanık olmalı artık, yoksa biz de yanacağız.
devamını gör...

