zaman tüneli
gece gece gelen ıspanaklı börek yeme isteği
ıspanaklı börek perileri iş başında
devamını gör...
kabuğu kapalı antep fıstığı
inadına ilk başta bunları yerim. sona bırakmam.zoru başta helletmeyi severim.
devamını gör...
haber vermeden gelen akraba sorunsalı
sevilen bir akraba olsa bile haber vermemek çok yanlış. yapılmaması gerek.
devamını gör...
erkek yazarların son yaptığı yemek
levrek külbastı.
devamını gör...
gece gece gelen ıspanaklı börek yeme isteği
yapma bunun volkan.
çay da yapın yanına.
bunu yiyip de bir de rahat rahat uyursan rüyana gireyim emi...
çay da yapın yanına.
bunu yiyip de bir de rahat rahat uyursan rüyana gireyim emi...
devamını gör...
m. kemal'in yemeğinde 32 kral 62 cumhurbaşkanı olması
bir canlı, küfür yemeyi bu kadar mı hak eder arkadaş!
devamını gör...
son zamanlarda yazarların kendisi için yaptığı en iyi şey
ite köpeğe haddini bildirmek.
devamını gör...
son zamanlarda yazarların kendisi için yaptığı en iyi şey
açmamak kimseye içini ..
devamını gör...
son zamanlarda yazarların kendisi için yaptığı en iyi şey
sabretmek. yoksa çok daha fena şeyler yapacaktım.neticesinde de çevremi baya etkileyecekti.
gerçi yine olan bana oldu ama olsun.
mevlam neylerse güzel eyler.
gerçi yine olan bana oldu ama olsun.
mevlam neylerse güzel eyler.
devamını gör...
hafta içi hafta sonunu bekleyip hafta sonu put gibi oturmak
aynen öyle. hayat cehennem provası gibi.
insan kalabalığı hayattan soğutuyor. seni dört duvara mahkum ediyor. yaşamak, huzur bulmak, mutlu olmak kolay değil.
insan kalabalığı hayattan soğutuyor. seni dört duvara mahkum ediyor. yaşamak, huzur bulmak, mutlu olmak kolay değil.
devamını gör...
erkek yazarların son yaptığı yemek
pattisli bööörek.
devamını gör...
dünya güneş'e 1 mm daha yakın olsaydı yanardık
peşin söyleyelim bu tanım bilimsel değildir.
yanıyorsak yanalım be kardeşim, yanmanın farklı yolları vardır, güneş yakmıyor diye yanmadan mı yaşıyoruz sanki. bilimsel yanını bilmem, meja'nın yazdığını okudum hâlâ tamamen anlayamadım ama bana şu başlıktaki cümle hep dincilerin ikna çabası geliyor, bak görüyor musun evrendeki hesabı falan. o yüzden çok da ikna edici değil.
son olarak konudan bağımsız galiba gitmişti, meja geri dönmüş. hoş gelmiş. başlarız şimdi yaşlanan yıldızlardan çıkan tozun oksijenimize etkilerini falan okumaya ashgs
yanıyorsak yanalım be kardeşim, yanmanın farklı yolları vardır, güneş yakmıyor diye yanmadan mı yaşıyoruz sanki. bilimsel yanını bilmem, meja'nın yazdığını okudum hâlâ tamamen anlayamadım ama bana şu başlıktaki cümle hep dincilerin ikna çabası geliyor, bak görüyor musun evrendeki hesabı falan. o yüzden çok da ikna edici değil.
son olarak konudan bağımsız galiba gitmişti, meja geri dönmüş. hoş gelmiş. başlarız şimdi yaşlanan yıldızlardan çıkan tozun oksijenimize etkilerini falan okumaya ashgs
devamını gör...
korku sineması ansiklopedisi: 60’lardan günümüze
sevgili tuğrul sezer'in kaleme aldığı, cinius yayınları tarafından yayımlanan, korku filmi kültürüne ilgi duyan herkesi oldukça doyuracak bir içeriğe sahip, adeta korku sineması için altın değerinde bir yapıt.
altmışların kült olan filmlerini oldukça etkilemiş, o filmlerin yönetmenlerine ilham perisi olmuş yönetmenler ve filmleriyle başlıyor bu güzel kitap, 20.yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan yönetmenlerin ilham kaynaklarını, filmlerin yapılma süreçlerini, yedikleri sansürleri, yayınlanırken yaşadıkları sıkıntıları anlattığı kadar sinemaya kattıkları yenilikleri ve bir kuşak sonrası onlardan etkilenmiş yönetmenlerin filmleriyle devam ediyor.
sevgili hitchcock'un psycho'sundan, sevgili dario argento'nun suspiria serisinde kullandığı renkler, senaryosundaki açıklar ve hatta senaryosuna ilham kaynağı olmuş kutsal kitap canavarlarına kadar bilgi ediniyoruz, günümüzdeki korku filmlerinin neden oldukça çiğ*, neden sadece para kazanma amacıyla yapılmış olabileceğine ve niçin artık korkutmadıklarına dair fikirler edinmiş oluyorsunuz okudukça.
dahası da, hikayesiyle, oyunculuklarıyla insanı gerim gerim germiş filmlerin varlıklarını fark edip onları izlemenize neden olan bu güzel kitap, günümüz korku filmlerinin sadece "böağaaöağ" diye ortaya çıkan, jump scare dışında insanı korkutacak içerikleri olmadığını görmenize, gözünüzün açılmasına da neden oluyor.
gerek ülkelerine göre korku filmleri, gerek içeriklerine, gerek yaratıklarına göre ayırıp güzelce bizlerimizin önüne sunmuş bu kitabı kütüphanede bulundurmak şart, bazı kötü siteler pdflerini yayınlamış, bazı kötü insanlar *hehehe* bazı kötü sitelerden indirip bilgisayarlarında-telefonlarında saklıyorlarmış.
altmışların kült olan filmlerini oldukça etkilemiş, o filmlerin yönetmenlerine ilham perisi olmuş yönetmenler ve filmleriyle başlıyor bu güzel kitap, 20.yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan yönetmenlerin ilham kaynaklarını, filmlerin yapılma süreçlerini, yedikleri sansürleri, yayınlanırken yaşadıkları sıkıntıları anlattığı kadar sinemaya kattıkları yenilikleri ve bir kuşak sonrası onlardan etkilenmiş yönetmenlerin filmleriyle devam ediyor.
sevgili hitchcock'un psycho'sundan, sevgili dario argento'nun suspiria serisinde kullandığı renkler, senaryosundaki açıklar ve hatta senaryosuna ilham kaynağı olmuş kutsal kitap canavarlarına kadar bilgi ediniyoruz, günümüzdeki korku filmlerinin neden oldukça çiğ*, neden sadece para kazanma amacıyla yapılmış olabileceğine ve niçin artık korkutmadıklarına dair fikirler edinmiş oluyorsunuz okudukça.
dahası da, hikayesiyle, oyunculuklarıyla insanı gerim gerim germiş filmlerin varlıklarını fark edip onları izlemenize neden olan bu güzel kitap, günümüz korku filmlerinin sadece "böağaaöağ" diye ortaya çıkan, jump scare dışında insanı korkutacak içerikleri olmadığını görmenize, gözünüzün açılmasına da neden oluyor.
gerek ülkelerine göre korku filmleri, gerek içeriklerine, gerek yaratıklarına göre ayırıp güzelce bizlerimizin önüne sunmuş bu kitabı kütüphanede bulundurmak şart, bazı kötü siteler pdflerini yayınlamış, bazı kötü insanlar *hehehe* bazı kötü sitelerden indirip bilgisayarlarında-telefonlarında saklıyorlarmış.
devamını gör...
hiroshima mon amour
yönetmen koltuğunda alain resnais oturan, emmanuelle riva'nın sergildiği harika oyunculuk bir yana dursun, duru güzelliği ile göz kamaştıran, bir belgesel nidası ile başlayıp dramanın dibine kadar bizi usul usul götüren bu filmden bahsetmeliyim sizlere.
1950'li yılların son çeyreğinde elly ismindeki karakterimiz, atom bombasının atılması sonrası hiroşima'nın durumu hakkındaki bir belgeselde oynamak için hiroşima'ya gelir ve oradaki geçirdiği son günlerinde lui ismindeki bir adamla oldukça romantik başlayan ama her dakika korkunç bir kalp kırıklığına dönüşen olaylar zincirinde bulur kendisini.
biz de lui gibi her şeyi tane tane, adım adım öğrenir, önce şaşırır, sonra üzülür, en sonunda ise gözyaşlarıyla eşlik ederiz elly'ye...
film fransız yeni dalgasının en iyi yönetmenlerinden birinin filmi olunca sinematografik olarak paha biçilemez gözüktü bana, ba-yıldım.
oyunculuklar da çok hoştu açıkçası, kalp kırıklıkları, umut, umutsuzluk, yeri dolmayan ve dolmayacak insanları özleme gibi duyguları tüm oyuncular çok iyi göstermişler bizlere.
filmin biraz sıkıntılı bulduğum kısmı ise belgeselden bir anda dram filmine keskin bir bıçakla kesilmiş gibi kaymasıydı... nasıl desem, ne olduğunu anlayamadan bir anda kendimizi geçmiş zamanın acıları içerisinde debelenirken bulabiliyoruz, hoştu ama, çok rahatsız olmadım bundan.
güzel filmdi.
1950'li yılların son çeyreğinde elly ismindeki karakterimiz, atom bombasının atılması sonrası hiroşima'nın durumu hakkındaki bir belgeselde oynamak için hiroşima'ya gelir ve oradaki geçirdiği son günlerinde lui ismindeki bir adamla oldukça romantik başlayan ama her dakika korkunç bir kalp kırıklığına dönüşen olaylar zincirinde bulur kendisini.
biz de lui gibi her şeyi tane tane, adım adım öğrenir, önce şaşırır, sonra üzülür, en sonunda ise gözyaşlarıyla eşlik ederiz elly'ye...
film fransız yeni dalgasının en iyi yönetmenlerinden birinin filmi olunca sinematografik olarak paha biçilemez gözüktü bana, ba-yıldım.
oyunculuklar da çok hoştu açıkçası, kalp kırıklıkları, umut, umutsuzluk, yeri dolmayan ve dolmayacak insanları özleme gibi duyguları tüm oyuncular çok iyi göstermişler bizlere.
filmin biraz sıkıntılı bulduğum kısmı ise belgeselden bir anda dram filmine keskin bir bıçakla kesilmiş gibi kaymasıydı... nasıl desem, ne olduğunu anlayamadan bir anda kendimizi geçmiş zamanın acıları içerisinde debelenirken bulabiliyoruz, hoştu ama, çok rahatsız olmadım bundan.
güzel filmdi.
devamını gör...
hafta içi hafta sonunu bekleyip hafta sonu put gibi oturmak
bir dışarı çıksan bir yere gidip bir şeyler yiyip içip gelsen bile en az 1000 lik oluyorsun ki o da en ekonomik şeyler yaparsan.
hadi parayı geçtim kalabalık,trafik vs. insan evde daha iyi vakit geçiriyor.
hadi parayı geçtim kalabalık,trafik vs. insan evde daha iyi vakit geçiriyor.
devamını gör...
mesut barzani'nin papadan yardım istemesi
yardım isteyen isteyene. yalnız bu hibnetor pkk'yı sevmez. bence ters manyel yapıyor.
x.com/RusenPress/status/201...
x.com/RusenPress/status/201...
devamını gör...
normal sözlük bir yemek olsa ne olurdu sorusu
(bkz: şırdan)
devamını gör...
doğaya kaçmak
arabam olsa sık sık yapacağım ama maalesef arabam yok. toplu taşıma ile de büyük şehirde yapılacak iş değil.
yazdan yaza anca...
yazdan yaza anca...
devamını gör...

