zaman tüneli
kim acaba sorusu
o kendini biliyor denilen kişinin kim olduğuna dair sorulan soru.
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
sabahat akkiraz'ın mütemadiyen mesaj vermesi
sabahat akkiraz'ın siyasi geçmişi hakkında bilgi sahibi olmayınca demek ki. ha bir de sanatçının siyasetle uğraşmaması gerektiği yorumu var. bu yorumu özellikle bir "şahsım" çok sık tekrarlıyor; eğer o sanatçı akp'ye geçip bir devlet kurumunun başına geçirilmeyi kabul etmediysez
devamını gör...
flavius belisarius (yazar)
görüş belirtmiyorum.
devamını gör...
seçilmiş düşünceler
" ama vakti saati gelince onun sonsuz, uçsuz bucaksız olduğunu ve hiçbir şeyin sonsuzluk kadar korkunç olmadığını anlayacaksın. "
1844/ 1900 yılları arasında yaşayan alman filozof ve yazar friedrich nietzsche imzalı eser; kitapta eserin türkçe baskısının 1966 yılında yapıldığı bilgisi verilmiştir.
deneme türünde yer alan kitabımız dilimize ise samih tiryakioğlu tarafından çevrilmiştir.
kitaba dair tek olumsuz eleştirim, çok ama çok fazla imlâ hatasının olması idi, bazı kelimelerde anlam bütünlüğü zedelenecek kadar eksik harf vardı, bazı kelimeleri kendim tahmin ederek tamamlamaya gayret ettim.
şimdi ise kitaba geçmekte fayda var;
kitabımız deneme türünde yer alıyor olsa da içeriğinde salt denemeleri değil, aforizmaları da yer alıyor.
denemelerin temelinde ise derin bir farkındalığın ve gözlem gücünün yattığı açıkça görülmektedir, ele aldığı konuları derinlemesine irdelemiyor bu kitabında, konunun özünü ve can alıcı kısmını yansıtıyor sıklıkla.
duygular, düşünceler, zenginlik ve yoksulluk, hayatta her şeyin sanıldığı gibi olmaması, erkek ve kadın ilişkileri, mutluluk, zaman, tanrı ve sonsuzluk, yaratma, yitirme, hiçlik ve insan ruhunun dehlizleri, kitabın ele aldığı temalardandı diyebilirim.
ele aldığı konuları oldukça rasyonel bir biçimde aktarıyor friedrich nietzsche; anlatımında ise duygudan ziyade sezgi ve mantık ön planda, ele aldığı konuları aktarır iken kendisini fazlaca dâhil etmeden anlatmaya özen gösteriyor, bu durum objektif olduğunu da düşündürür iken, kibrinin de emâresi gibi aslında biraz da.
okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

yaşamak nedir?
— yaşamak mı?...
ölmek isteyeni boyuna kendinden uzaklaştırmaktır bu.
epikuros. — evet, epikuros'un karakterini belki hiç kimsenin hissedemeyeceği tarzda hissettiğim için; ondan öğrendiğim, onun yazdığı ve benim okuduğum her şeyde bir eskiçağ öğle sonunun mutluluğunu tattığım için gurur duyuyorum...
ama vakti saati gelince onun sonsuz, uçsuz bucaksız olduğunu ve hiçbir şeyin sonsuzluk kadar korkunç olmadığını anlayacaksın.
düşüncelerimiz duygularımızın gölgesidir: daima onlardan daha karanlık, daha boş, daha basittir düşüncelerimiz.
zenginlerin eli açık olması çoğu zaman bir çeşit utangaçlıktan başka şey değildir..
her alışkanlık elimizi daha becerikli, aklımızı ise daha beceriksiz hale sokar.
zafer kazanan hiç kimse tesadüfe inanmaz.
tanrı öldü;
insanlara olan merhametinden öldü tanrı.
ama her sevinç sonsuzluğu ister.
bütün sadakalar merhamet yüzünden verilseydi, dilenciler açlıktan ölürdü.
- tanrı'yı elden kaçıran kimse, bu yüzden ahlâka olan inancına daha fazla sarılır.
insan bütün bir yıl sustu mu gevezeliği unutur ama konuşmayı öğrenir.
işitilen ya da okunan her yeni düşünce, çok düşünen kimseye bir zincir biçiminde görünür.
aktör, ifade ettiği duyguyu hissetmez.
hissetse mahvolduğu gündür.
evet benim îradem, sende bütün mezarların yıkıcısını görüyorum ve selâmlıyorum seni! mezarlar nerdeyse,
dirilişler de yalnız ordadır.
insanoğlu hiçbir şey istememektense hiçliği istemeyi tercih eder.
büyük bir düşünceyle karşı karşıya olmak dayanılır şey değildir.
bir nesneyi hem sevebilen, hem onunla alay edebilen kimse, dehâya erişmiş demektir.
1844/ 1900 yılları arasında yaşayan alman filozof ve yazar friedrich nietzsche imzalı eser; kitapta eserin türkçe baskısının 1966 yılında yapıldığı bilgisi verilmiştir.
deneme türünde yer alan kitabımız dilimize ise samih tiryakioğlu tarafından çevrilmiştir.
kitaba dair tek olumsuz eleştirim, çok ama çok fazla imlâ hatasının olması idi, bazı kelimelerde anlam bütünlüğü zedelenecek kadar eksik harf vardı, bazı kelimeleri kendim tahmin ederek tamamlamaya gayret ettim.
şimdi ise kitaba geçmekte fayda var;
kitabımız deneme türünde yer alıyor olsa da içeriğinde salt denemeleri değil, aforizmaları da yer alıyor.
denemelerin temelinde ise derin bir farkındalığın ve gözlem gücünün yattığı açıkça görülmektedir, ele aldığı konuları derinlemesine irdelemiyor bu kitabında, konunun özünü ve can alıcı kısmını yansıtıyor sıklıkla.
duygular, düşünceler, zenginlik ve yoksulluk, hayatta her şeyin sanıldığı gibi olmaması, erkek ve kadın ilişkileri, mutluluk, zaman, tanrı ve sonsuzluk, yaratma, yitirme, hiçlik ve insan ruhunun dehlizleri, kitabın ele aldığı temalardandı diyebilirim.
ele aldığı konuları oldukça rasyonel bir biçimde aktarıyor friedrich nietzsche; anlatımında ise duygudan ziyade sezgi ve mantık ön planda, ele aldığı konuları aktarır iken kendisini fazlaca dâhil etmeden anlatmaya özen gösteriyor, bu durum objektif olduğunu da düşündürür iken, kibrinin de emâresi gibi aslında biraz da.
okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

yaşamak nedir?
— yaşamak mı?...
ölmek isteyeni boyuna kendinden uzaklaştırmaktır bu.
epikuros. — evet, epikuros'un karakterini belki hiç kimsenin hissedemeyeceği tarzda hissettiğim için; ondan öğrendiğim, onun yazdığı ve benim okuduğum her şeyde bir eskiçağ öğle sonunun mutluluğunu tattığım için gurur duyuyorum...
ama vakti saati gelince onun sonsuz, uçsuz bucaksız olduğunu ve hiçbir şeyin sonsuzluk kadar korkunç olmadığını anlayacaksın.
düşüncelerimiz duygularımızın gölgesidir: daima onlardan daha karanlık, daha boş, daha basittir düşüncelerimiz.
zenginlerin eli açık olması çoğu zaman bir çeşit utangaçlıktan başka şey değildir..
her alışkanlık elimizi daha becerikli, aklımızı ise daha beceriksiz hale sokar.
zafer kazanan hiç kimse tesadüfe inanmaz.
tanrı öldü;
insanlara olan merhametinden öldü tanrı.
ama her sevinç sonsuzluğu ister.
bütün sadakalar merhamet yüzünden verilseydi, dilenciler açlıktan ölürdü.
- tanrı'yı elden kaçıran kimse, bu yüzden ahlâka olan inancına daha fazla sarılır.
insan bütün bir yıl sustu mu gevezeliği unutur ama konuşmayı öğrenir.
işitilen ya da okunan her yeni düşünce, çok düşünen kimseye bir zincir biçiminde görünür.
aktör, ifade ettiği duyguyu hissetmez.
hissetse mahvolduğu gündür.
evet benim îradem, sende bütün mezarların yıkıcısını görüyorum ve selâmlıyorum seni! mezarlar nerdeyse,
dirilişler de yalnız ordadır.
insanoğlu hiçbir şey istememektense hiçliği istemeyi tercih eder.
büyük bir düşünceyle karşı karşıya olmak dayanılır şey değildir.
bir nesneyi hem sevebilen, hem onunla alay edebilen kimse, dehâya erişmiş demektir.
devamını gör...
o kendini bilmiyor
bak biliyormuş.*
devamını gör...
o kendini bilmiyor
hep o kendini biliyor diye iddia edildi ama bence o kendini bilmiyor.
devamını gör...
hata yapınca utanma duygusu oluşan insanlara hasret kalmak
daha stajyer öğrenciyken, bir hastaya uzun süre müdahale ettikten sonra hasta vefat etmişti. orada bulunan kıdemli bir asistan abi, böyle yüzüme bakıp ciddi ciddi; senin yüzünden böyle oldu farkında mısın demişti. cevap verememiştim ama benim yaptığım ya da yapmadığım ne ile ilgisi olabilir diye düşünürken ateşin kulaklarımdan dışarı doğru çıktığını hissetmiştim birkaç dakika içinde.
beş dakika benimle böyle uğraşmaya devam ettikten sonra aynı ciddiyetle şey dedi; bilerek öyle söyledim, senlik bir şey yok merak etme. ama bak bu özelliğini sakın kaybetme, artık kızaran insan kalmadı ortalıkta.
aynen aynen, bir beş dakika katil olduğumu hissettim ama sorun yok, sosyal deney falan, mükemmel.
beş dakika benimle böyle uğraşmaya devam ettikten sonra aynı ciddiyetle şey dedi; bilerek öyle söyledim, senlik bir şey yok merak etme. ama bak bu özelliğini sakın kaybetme, artık kızaran insan kalmadı ortalıkta.
aynen aynen, bir beş dakika katil olduğumu hissettim ama sorun yok, sosyal deney falan, mükemmel.
devamını gör...
sabahat akkiraz'ın mütemadiyen mesaj vermesi
daha önce de bazı politik mesajlar veriyordu ama az önce önüme turkcell hakkında söylediği ve tüketiciyi korumamaya yönelik eleştirisini içeren tweeti görünce şöyle düşündüm. sabahat akkiraz bir türkücü, yani sanatçı. bir sanatçının herhangi bir konuda mesaj vermesi, toplumsal içerikli açıklamalar yapmasının amacı ne olabilir ? insanlar '' aaa sabahat falan partiye oy veriyormuş. biz de bundan sonra o partiye verelim. '' veya kahrol turkcell bundan sonra alayımız vodafone'luyuz dememizi mi istiyor ? sesinin güzel olması seni kanaat önderi yapmıyor ablacığım.
devamını gör...
nickaltı mı nick altı mı sorunsalı
denizaltı bitişik yazılıyor, bence bu da bitişik yazılmalı.
devamını gör...
hevesle başlayıp devamı gelmeyen şeyler
dizi izlemek.
hevesle başlayıp çoğu zaman yarıda bırakmışımdır.
hevesle başlayıp çoğu zaman yarıda bırakmışımdır.
devamını gör...
flavius belisarius (yazar)
dönüş beklemiyorum.
devamını gör...
acaba bir simülasyonun içinde miyiz sorunsalı
hayat bazen sanki habersizce çekilen bir kamera şakasındaymış gibi absürt geliyor!
bazen gece çalışırım, en büyük mutluluğum günün ilk ışıklarıyla kendimi yatağa atıp uykuya gömülmek olur, bunu olsun hakettiğimi düşünürüm.
yine öyle bir gün gözlerimi kapatmışım hani uykuyla uyanıklık arasında tereddütte kaldığınız bir an olur ya öyle bir andayım. ulan bir yerlerden ağladıkça çalıyor gümbür gümbür. yatakta dikiliyorum gözlerim faltaşı gibi açılıyor. hangi gerizekalı sabahın 8’inde ahmet kaya dinler ki?
hemen fırlıyorum. çok belli ses hd değil stereo demek ki eski usül yanda portatif iki ayrı opörlösü olan bir müziksetinden geliyor. ulan şimdi ben o üç parçayı enlemesine öhöm sana montelemem mi?
merdivenleri beşer beşer sıçrayıp üst kata çıkıyorum, saniyede 50 tak tak darbesiyle kapıyı yumrukluyorum. 1.60’a 130 tipinden 30 aykü olduğu belli, ağzı ayrık bir embesil kapıyı açıyor. bakın bir adamın ağzı ayrıksa o adama medenice laf anlatamazsınız, bunu bilecek hayat tecrübem var. direk konuya giriyorum. kapat lan teybi diyorum. ne var ki müzük ruhun gıdası diyor avel. hiç cinnet geçirip cinayetin eşiğinden döndünüz mü? allahtan benim öfke kontrolüm gelişmiştir. ruhuna dair akıl mantık tahayyül sınırlarını zorlayan şeyler çıkıyor ağzımdan eleman kapıyı çaaaat diye yüzüne kapatıyor. nerde kaldı çözüm süreci diyor kapının arkasından. hani bazı psikomotor davranışlar vardır düşünmeden yaparsınız ya işte aynen öyle oluyor. küüüüüt diye kapıya yumruğu yapıştırıyorum. abbau bir de ne görem yumruğun yeri içeri göçmüş. kapı dandik kapılardan. şöyle bir bakıyorum kapıya, yırtarım la ben bu kapıyı diyorum, olmadı sağlam bi tekme koysam kasayla beraber düşer zaten.
tam iki adım geri çekilip sağ ayağımın tabanıyla kapıya koyacağım esnada merdivenlerden altmışlı yaşlarda biri iniyor. yalnız adam sinir bozucu şekilde sakin. bu durumda bu derece bir sakinliğin soğukkanlılıktan değil algıda kıtlıktan geldiğinin de farkındayım. yönetici misiniz? diye soruyorum. ne dese beğenirsiniz, verilebilecek en absürt cevabı veriyor!
-kimden!
gayriihtiyari yaşlı adamın slim fat vücuduyla tam uyumlu altı aylık gebe intibaı veren göbeğine kitleniyor gözlerim. valla orasını çok bilemiycem diyebiliyorum. hıhı tamam diyor yaşlı adam. çaresiz ağlamaklı gözlerle evime giriyorum. kafamı yastığın altına sokup yorganın bütün kenarlarını altıma verip gözlerimi sımsıkı kapatıyorum. boru değil öyle bir sıkmışım ki murçla girsen açamazsın. ahahahasdasdadkj ipek böceği gibi oldum lan!
tam uykuya geçeceğim esnada zil çalıyor. boşver diyorum kendi kendime. tekrar çalıyor. sağa kıvrılıyorum. ipek böceği formasyonumun bozulmasına çok canım sıkılıyor. zil ısrarla çalıyor. cenin pozisyonunu terk ederek kapıyı açmaya gidiyorum, üç gram endorfin 5 gram serotonin ne haddime ki benim. gün karakolda bitmese iyi! varsa yoksa hep kortizol hep streshep manasız bi agresyon!
kapıyı açıyorum 1 saat önceki empati yoksunu zibidinin yapay zekayla 30 yıl yaşlandırılmış hali. babası olduğu çok belli. ulan nasıl bi gen aktarımın var senin bir insan hiç mi anasına çekmez!
adam korka çekine bana bakıyor, utana sıkıla söylüyor.
-benim oğlum sekkattır!
o an yerin dibine giriyorum sanki. başımı önüme eğip yatağa giriyorum. elim telefona gidiyor. ben de bir şarkı açıyorum.
bazen gece çalışırım, en büyük mutluluğum günün ilk ışıklarıyla kendimi yatağa atıp uykuya gömülmek olur, bunu olsun hakettiğimi düşünürüm.
yine öyle bir gün gözlerimi kapatmışım hani uykuyla uyanıklık arasında tereddütte kaldığınız bir an olur ya öyle bir andayım. ulan bir yerlerden ağladıkça çalıyor gümbür gümbür. yatakta dikiliyorum gözlerim faltaşı gibi açılıyor. hangi gerizekalı sabahın 8’inde ahmet kaya dinler ki?
hemen fırlıyorum. çok belli ses hd değil stereo demek ki eski usül yanda portatif iki ayrı opörlösü olan bir müziksetinden geliyor. ulan şimdi ben o üç parçayı enlemesine öhöm sana montelemem mi?
merdivenleri beşer beşer sıçrayıp üst kata çıkıyorum, saniyede 50 tak tak darbesiyle kapıyı yumrukluyorum. 1.60’a 130 tipinden 30 aykü olduğu belli, ağzı ayrık bir embesil kapıyı açıyor. bakın bir adamın ağzı ayrıksa o adama medenice laf anlatamazsınız, bunu bilecek hayat tecrübem var. direk konuya giriyorum. kapat lan teybi diyorum. ne var ki müzük ruhun gıdası diyor avel. hiç cinnet geçirip cinayetin eşiğinden döndünüz mü? allahtan benim öfke kontrolüm gelişmiştir. ruhuna dair akıl mantık tahayyül sınırlarını zorlayan şeyler çıkıyor ağzımdan eleman kapıyı çaaaat diye yüzüne kapatıyor. nerde kaldı çözüm süreci diyor kapının arkasından. hani bazı psikomotor davranışlar vardır düşünmeden yaparsınız ya işte aynen öyle oluyor. küüüüüt diye kapıya yumruğu yapıştırıyorum. abbau bir de ne görem yumruğun yeri içeri göçmüş. kapı dandik kapılardan. şöyle bir bakıyorum kapıya, yırtarım la ben bu kapıyı diyorum, olmadı sağlam bi tekme koysam kasayla beraber düşer zaten.
tam iki adım geri çekilip sağ ayağımın tabanıyla kapıya koyacağım esnada merdivenlerden altmışlı yaşlarda biri iniyor. yalnız adam sinir bozucu şekilde sakin. bu durumda bu derece bir sakinliğin soğukkanlılıktan değil algıda kıtlıktan geldiğinin de farkındayım. yönetici misiniz? diye soruyorum. ne dese beğenirsiniz, verilebilecek en absürt cevabı veriyor!
-kimden!
gayriihtiyari yaşlı adamın slim fat vücuduyla tam uyumlu altı aylık gebe intibaı veren göbeğine kitleniyor gözlerim. valla orasını çok bilemiycem diyebiliyorum. hıhı tamam diyor yaşlı adam. çaresiz ağlamaklı gözlerle evime giriyorum. kafamı yastığın altına sokup yorganın bütün kenarlarını altıma verip gözlerimi sımsıkı kapatıyorum. boru değil öyle bir sıkmışım ki murçla girsen açamazsın. ahahahasdasdadkj ipek böceği gibi oldum lan!
tam uykuya geçeceğim esnada zil çalıyor. boşver diyorum kendi kendime. tekrar çalıyor. sağa kıvrılıyorum. ipek böceği formasyonumun bozulmasına çok canım sıkılıyor. zil ısrarla çalıyor. cenin pozisyonunu terk ederek kapıyı açmaya gidiyorum, üç gram endorfin 5 gram serotonin ne haddime ki benim. gün karakolda bitmese iyi! varsa yoksa hep kortizol hep streshep manasız bi agresyon!
kapıyı açıyorum 1 saat önceki empati yoksunu zibidinin yapay zekayla 30 yıl yaşlandırılmış hali. babası olduğu çok belli. ulan nasıl bi gen aktarımın var senin bir insan hiç mi anasına çekmez!
adam korka çekine bana bakıyor, utana sıkıla söylüyor.
-benim oğlum sekkattır!
o an yerin dibine giriyorum sanki. başımı önüme eğip yatağa giriyorum. elim telefona gidiyor. ben de bir şarkı açıyorum.
devamını gör...
sözlükte oruç tutan kimsenin olmaması
oğlum bir karar verin lan. herkes mi tutuyor yoksa kimse mi tutmuyor? bu çok önemli bir anket çünkü.*
devamını gör...
kuş yuvası
aşiyan kelimesinin anlamı.
devamını gör...
sözlükte oruç tutan kimsenin olmaması
yanlış tespittir. oruçla ilgili başlık açmadık diye tutmuyoruz anlamına gelmez.
ayrıca hiçbir siyasi iktidara kızıp dine küsmem.
sefa pezevenkliğine bahane aramak bu.
ayrıca hiçbir siyasi iktidara kızıp dine küsmem.
sefa pezevenkliğine bahane aramak bu.
devamını gör...
sembolizmden bıkmak
bıktım bu sembolizmden. penguen üzerinden, maymun üzerinden, kola dökmek, israil bayrağı yakmak üzerinden hep sembolizm.
somut adım atalım diyen yok.
somut adım atalım diyen yok.
devamını gör...
hangi yazar gözünde nasıl canlanıyor sorusu
devamını gör...
nesnelerin ayrı yerlerde ayrı görünmesi
bakışı etkileyen faktör çeşitliliğinin bir sonucu olarak nesnelerin görünüşünü farklı algılamaktır.
bu 'görünüş farklılıkları' bir vazo, bir tablo, bir sehpa ve benzerlerinin yeri değiştirildikçe fark edilebilir.
ayrıca zaman zaman yaşam alanındaki nesnelerin yerini değiştirmek çok keyifli bir uğraştır da...
bu 'görünüş farklılıkları' bir vazo, bir tablo, bir sehpa ve benzerlerinin yeri değiştirildikçe fark edilebilir.
ayrıca zaman zaman yaşam alanındaki nesnelerin yerini değiştirmek çok keyifli bir uğraştır da...
devamını gör...



