zaman tüneli
çocuk sahibi olunca hayatın kayması sorunsalı
ben tam tersini yaşadım.
hayatım kaymadı, yerine oturdu.. sanki dağınık duran bir masayı biri toplamış gibi. öncesinde daha serbesttim belki ama daha savruktum da. çocuklarım olduktan sonra ayaklarım yere daha sağlam bastı. çünkü artık sadece kendimden sorumlu değildim. bana bakan iki çift göz vardı.
onlar hayatıma girince planlı yaşamak lüks olmaktan çıktı, zorunluluk oldu. saatlerim, günlerim, önceliklerim değişti. eskisi gibi yarın hallederim deme şansım kalmadı. çünkü başka türlü yetişmiyor hiçbir şey. sorumluluk dediğin, erteleyebileceğin bir şey değil. sana bağlı, nefes alan minik bir canlı var. açlığı da gerçek, korkusu da, ihtiyacı da...
ama ben bunu hiç yük gibi görmedim. bir ödev gibi hiç görmedim. aksine, içten içe seçtiğim bir yol gibi gördüm. evet, gönüllü bir kölelik belki… uykusuz geceler, bitmeyen telaşlar, sürekli tetikte bir kalp. ama alınan haz öyle büyük ki bir gülüşleri bütün yorgunluğu siliyor.
onlar için her şeyin en iyisini, en güvenlisini, en doğrusunu düşünmek zorundasın. bu zorunluluk insana ağırlık değil, anlam yüklüyor. daha dikkatli oluyorsun. daha sabırlı. daha güçlü. kendin için katlanmayacağın şeye onlar için katlanıyorsun ve bunu yaparken içinden bir şey eksilmiyor tam tersine çoğalıyor.
çocuklarım hayatımın hep iki kilit durağı oldu. yönümü şaşırdığımda pusulam, düştüğümde kalkma sebebim. onlar için yaptığım hiçbir fedakarlıktan pişman olmadım. zevkle yaptım, yine olsa yine yaparım. çünkü fedakarlık dediğimiz şey, sevgi varsa aslında fedakarlık gibi gelmiyor.
hayatım kaymadı, yerine oturdu.. sanki dağınık duran bir masayı biri toplamış gibi. öncesinde daha serbesttim belki ama daha savruktum da. çocuklarım olduktan sonra ayaklarım yere daha sağlam bastı. çünkü artık sadece kendimden sorumlu değildim. bana bakan iki çift göz vardı.
onlar hayatıma girince planlı yaşamak lüks olmaktan çıktı, zorunluluk oldu. saatlerim, günlerim, önceliklerim değişti. eskisi gibi yarın hallederim deme şansım kalmadı. çünkü başka türlü yetişmiyor hiçbir şey. sorumluluk dediğin, erteleyebileceğin bir şey değil. sana bağlı, nefes alan minik bir canlı var. açlığı da gerçek, korkusu da, ihtiyacı da...
ama ben bunu hiç yük gibi görmedim. bir ödev gibi hiç görmedim. aksine, içten içe seçtiğim bir yol gibi gördüm. evet, gönüllü bir kölelik belki… uykusuz geceler, bitmeyen telaşlar, sürekli tetikte bir kalp. ama alınan haz öyle büyük ki bir gülüşleri bütün yorgunluğu siliyor.
onlar için her şeyin en iyisini, en güvenlisini, en doğrusunu düşünmek zorundasın. bu zorunluluk insana ağırlık değil, anlam yüklüyor. daha dikkatli oluyorsun. daha sabırlı. daha güçlü. kendin için katlanmayacağın şeye onlar için katlanıyorsun ve bunu yaparken içinden bir şey eksilmiyor tam tersine çoğalıyor.
çocuklarım hayatımın hep iki kilit durağı oldu. yönümü şaşırdığımda pusulam, düştüğümde kalkma sebebim. onlar için yaptığım hiçbir fedakarlıktan pişman olmadım. zevkle yaptım, yine olsa yine yaparım. çünkü fedakarlık dediğimiz şey, sevgi varsa aslında fedakarlık gibi gelmiyor.
devamını gör...
çok zengin olunca yapılacaklar
100 metre üzeri amerikan bandıralı yat almak. sonra dünyayı dolaşmak.
devamını gör...
geceye bir şarkı bırak
devamını gör...
çok zengin olunca yapılacaklar
altın klozete işemek,
arabaları altından yaptırmak,
neyse parasını verip zevk için onun bunun ağzına s.....
arabaları altından yaptırmak,
neyse parasını verip zevk için onun bunun ağzına s.....
devamını gör...
hristiyanismail hepinizi seviyor (yazar)
#3901056
ismail kardeşim, inan seni yazmak isterdim ben de ama hristiyan deyince dini bir ağırlık ve ciddiyet giriyor işin içine. mesela ismail ballıses veya dj ismoş yapsaydın şu rumuzu, hiç düşünmem oyumu sana verirdim. hristiyan ismail olmasan gavur kazım veya müslüman ahmet olsan da pek bir şey değişmezdi.
ismail kardeşim, inan seni yazmak isterdim ben de ama hristiyan deyince dini bir ağırlık ve ciddiyet giriyor işin içine. mesela ismail ballıses veya dj ismoş yapsaydın şu rumuzu, hiç düşünmem oyumu sana verirdim. hristiyan ismail olmasan gavur kazım veya müslüman ahmet olsan da pek bir şey değişmezdi.
devamını gör...
normal sözlük’ün eğlencesiz ve kasıntı olmasının sebebi
uludağ sözlük’ün mizah anlayışımda önemli bir rolü vardır, vaktiyle sıradan işler yapardım, ceza, çaylak, silik, ceza, çaylak, silik döngüsü ile sonunda bir çizgi tutturup burada otokontrollü güzel bir espri mekanizması oluşturdum kendime seven de oluyor sağ olsunlar.
ama uludağ kökenli olmamın bunda çok payı var.
ama uludağ kökenli olmamın bunda çok payı var.
devamını gör...
akaryakıt istasyonu yerine benzinlik diyen tip
izmir'de buna şel diyoruz*
devamını gör...
sözlük radyosu kaçak yayınları
konuk her kimse sesi aşşşırı tatlıymış.
seshayvanından yayını devralabilirsin şu saatten sonra.
çok zorbalayıcı biri zaten , öğkk
seshayvanından yayını devralabilirsin şu saatten sonra.
çok zorbalayıcı biri zaten , öğkk
devamını gör...
bir kadının ruhuna aşık olmak
geçin bu işleri ya. ruha aşık olmakmıș.*
devamını gör...
akaryakıt istasyonu yerine benzinlik diyen tip
pompacı. en kısası. net.
devamını gör...
normal sözlük’ün eğlencesiz ve kasıntı olmasının sebebi
normal sözlük'ün günler süren kavga, kaos, benim görmediğim ama bilenlerin anlattığı rezilliklerini görmemiş yazar beyanı. sadece rabbim daha fazlasını nasip etmesin diyebiliyorum.
devamını gör...
normal sözlük’ün eğlencesiz ve kasıntı olmasının sebebi
birbirine karşı saygılı olmak değerli.
devamını gör...
açılan başlığa kimsenin tanım girmemesi
başlığı açan yüzde 97.8 erkek yazardır...
devamını gör...
yanık saraylar
" asıl sorun yaşamaktır,
diye ağzından kaçırdı... "
1931/ 1983 yılları arasında yaşayan ve o yılın son gününde hayatını kaybeden türk yazar sevim burak imzalı eser; öykü türünde yer almakta iken 1965 yılında yayınlanmıştır.
kitabımızda toplam 6 öykü yer alıyor,
isimleri ise şöyle;
sedef kakmalı ev, pencere, yanık saraylar, büyük kuş, ay ya rab yehova ve ölüm saati
sedef kakmalı ev adlı ilk öyküde nurperi adlı bir kadının uzun yıllar evli kaldığı ziya bey'in ölümünde neler hissettiği ve iç dünyası yansıyor, cenaze alayını ve tabutu izlerken fazla acı çekmediği ve durgun bir ruh halinde olduğu hissediliyor, belki de sevgisi çoktan bittiği için onun ölümü onu etkilemeyecektir.
pencere adlı öyküde ise olası bir intiharın kişiler arasında yarattığı duygu ve gerilim anlatılıyor, karşı apartmandaki bir kadının balkondan düşme garantili eylemlerinin intihar planları olduğunu düşünüyor onu uzaktan izleyen diğer kişi,
kurtarmak istemiyor, aksine bu davranışı gerçek bir davranış olarak algılıyor, gözlemliyor ve gittikçe ona benziyor,
farklı ve etkileyici sayılabilecek bir öyküydü.
kitaba adını veren yanık saraylar öyküsünde ise sarayda yaşayan bir genç kızın içinde olduğu durum anlatılıyor,
o sarayda yaşıyor olsa da orada doğmamış ve bebekken bakılması için o aileye verilmiş,
fulya teyze ile olan bağı ve yaşadıkları ile öykü devam ediyor,
bazı cümlelerin oldukça iyi olduğu bir öyküydü.
büyük kuş öyküsü ise ayrılışlar, ilişkiler üzerine düşündüren bir öyküydü,
okurken metinden kopmak mümkün, anlamlandırmak zor olabilir, yazarın anlatım tarzından kaynaklı bir durum, pek benimseyemediğim bir öyküydü.
şimdi ise kitapla ilgili kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;
yazarın anlatımı kurgudan muaf izlenimi verir gibiydi, akışkan bir tarzı vardı, hissettirmeyi ya da fark ettirmeyi amaçlayan öykülerdi benim için, yazarın konuya değil de duygulara odaklanması belki de yüzdendir, bu sadece benim kapıldığım izlenim, beklentimi tam anlamıyla karşılayam bir kitap olduğunu söyleyemem ama hiç etkileyici bir yanı yoktu da diyemem.
en etkileyici bulduğum öykü pencere öyküsü oldu.
okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

bilinçsiz, avucunun içindekilere bakıyordu.
soluk almıyordu bakarken.
göz oyuklarına ölümlü iki karanlık oturmuştu.
sonunda her şeyi birbirine benzetti.
düşüne düşüne hayatının en hurda ayrımlarına kadar indi.
kendini kaldırıp atmak için ufak bir işaretçik bekliyor benden;
benim elimden çıkmış bir insanmışçasına istediklerimi yapıyor, buna karşılık onun ölümünü göreyim istiyor.
hiçbir şeyden umudum yoktu
denemiştim her şeyi kendi hesabıma.
bense, ölümden korkmayacak kadar yalnızdım.
"gitgide yok oluyorum" diye düşündü.
odalarda
yollarda
kentte
o yoktu...
asıl sorun yaşamaktır,
diye ağzından kaçırdı.
-o büsbütün gölgelenen yiten zaman içinde her şeyin kendisini anlattığı -sadece kendisini anımsattığı bir tümce arıyordu-
diye ağzından kaçırdı... "
1931/ 1983 yılları arasında yaşayan ve o yılın son gününde hayatını kaybeden türk yazar sevim burak imzalı eser; öykü türünde yer almakta iken 1965 yılında yayınlanmıştır.
kitabımızda toplam 6 öykü yer alıyor,
isimleri ise şöyle;
sedef kakmalı ev, pencere, yanık saraylar, büyük kuş, ay ya rab yehova ve ölüm saati
sedef kakmalı ev adlı ilk öyküde nurperi adlı bir kadının uzun yıllar evli kaldığı ziya bey'in ölümünde neler hissettiği ve iç dünyası yansıyor, cenaze alayını ve tabutu izlerken fazla acı çekmediği ve durgun bir ruh halinde olduğu hissediliyor, belki de sevgisi çoktan bittiği için onun ölümü onu etkilemeyecektir.
pencere adlı öyküde ise olası bir intiharın kişiler arasında yarattığı duygu ve gerilim anlatılıyor, karşı apartmandaki bir kadının balkondan düşme garantili eylemlerinin intihar planları olduğunu düşünüyor onu uzaktan izleyen diğer kişi,
kurtarmak istemiyor, aksine bu davranışı gerçek bir davranış olarak algılıyor, gözlemliyor ve gittikçe ona benziyor,
farklı ve etkileyici sayılabilecek bir öyküydü.
kitaba adını veren yanık saraylar öyküsünde ise sarayda yaşayan bir genç kızın içinde olduğu durum anlatılıyor,
o sarayda yaşıyor olsa da orada doğmamış ve bebekken bakılması için o aileye verilmiş,
fulya teyze ile olan bağı ve yaşadıkları ile öykü devam ediyor,
bazı cümlelerin oldukça iyi olduğu bir öyküydü.
büyük kuş öyküsü ise ayrılışlar, ilişkiler üzerine düşündüren bir öyküydü,
okurken metinden kopmak mümkün, anlamlandırmak zor olabilir, yazarın anlatım tarzından kaynaklı bir durum, pek benimseyemediğim bir öyküydü.
şimdi ise kitapla ilgili kişisel fikirlerime geçmek istiyorum;
yazarın anlatımı kurgudan muaf izlenimi verir gibiydi, akışkan bir tarzı vardı, hissettirmeyi ya da fark ettirmeyi amaçlayan öykülerdi benim için, yazarın konuya değil de duygulara odaklanması belki de yüzdendir, bu sadece benim kapıldığım izlenim, beklentimi tam anlamıyla karşılayam bir kitap olduğunu söyleyemem ama hiç etkileyici bir yanı yoktu da diyemem.
en etkileyici bulduğum öykü pencere öyküsü oldu.
okurken seçtiğim bazı cümleleri bırakarak burada bir son veriyorum.

bilinçsiz, avucunun içindekilere bakıyordu.
soluk almıyordu bakarken.
göz oyuklarına ölümlü iki karanlık oturmuştu.
sonunda her şeyi birbirine benzetti.
düşüne düşüne hayatının en hurda ayrımlarına kadar indi.
kendini kaldırıp atmak için ufak bir işaretçik bekliyor benden;
benim elimden çıkmış bir insanmışçasına istediklerimi yapıyor, buna karşılık onun ölümünü göreyim istiyor.
hiçbir şeyden umudum yoktu
denemiştim her şeyi kendi hesabıma.
bense, ölümden korkmayacak kadar yalnızdım.
"gitgide yok oluyorum" diye düşündü.
odalarda
yollarda
kentte
o yoktu...
asıl sorun yaşamaktır,
diye ağzından kaçırdı.
-o büsbütün gölgelenen yiten zaman içinde her şeyin kendisini anlattığı -sadece kendisini anımsattığı bir tümce arıyordu-
devamını gör...
normal sözlük’ün eğlencesiz ve kasıntı olmasının sebebi
anlayışla karşılayacağınızı düşünerek objektif bir gözle yorum yapmam gerekirse, burada ruh hastası yok. genel olarak normal yazarlar var, adı üzerinde ama ortam biraz fazla mı huzurlu, ne dersiniz?
uludağ sözlük'te devlet el koysa yazarlara toplu deli gömleği giydirip bakırköy'e servis yapar. kavgası da, küfürleşip barışması da, esprileri, kalıpları, 15-20 yıllık muhabbeti de bazen itici ama kabul edin eğlenceli ve kasıntı değil.
ama biz böyle mutluyuz derseniz o ayrı, açıkçası bundan ben de mutluyum...
uludağ sözlük'te devlet el koysa yazarlara toplu deli gömleği giydirip bakırköy'e servis yapar. kavgası da, küfürleşip barışması da, esprileri, kalıpları, 15-20 yıllık muhabbeti de bazen itici ama kabul edin eğlenceli ve kasıntı değil.
ama biz böyle mutluyuz derseniz o ayrı, açıkçası bundan ben de mutluyum...
devamını gör...
açılan başlığa kimsenin tanım girmemesi
şu mübarek ramazan günlerinde sevabına tanım girerim ben merak etmesin.
devamını gör...
akaryakıt istasyonu yerine benzinlik diyen tip
“petrol” diyeni duydu bu kulaklar. dümdüz “petrol” ya, ne başı var ne sonu. bildiğin ajda pekkan’ın petrol’ü.
“aaa sağa çek baba, bak orada petrol var.”
“aaa sağa çek baba, bak orada petrol var.”
devamını gör...

