zaman tüneli

(bkz: beni tanıdılar siz kaçın)

beni bilen bilir ki hiç o taraklarda bezim olmaz. geçende de biri çıkmış "sen böyle şeyler yazarak hatun düşürebileceğini mi sanıyorsun?" diye soruyo. dostum sence benim derdim gerçekten hatun düşürmek mi?*
devamını gör...

kimsenin alnında "ben psikopatım" yazmadığı için işe yaramayacaktır.
devamını gör...

geçen bir kuzu gerdan yapmışım böyle etleri lif lif döküldü kemiğinin iliği eridi. düdüklü tencere olmasa, bu sonuca saatlerce ulaşamazsınız.
devamını gör...

terörist israil açısından filistinlilerin mantığı tamamen nüfus bitmesin, bir ölüp bin doğsunlar diyedir muhtemelen. ülke onlara kalırdı zira bu kadar zamanda. gerçi kuş kadar bir yer kalmış. o da ne biçim kalmak. abluka. türkiye içinde yaşadığınız kafayla düşünmeyin.
devamını gör...

irem sak zenginliğini belli eden şapkasıyla nişantaşı’nda elinde telefonla görüntülenmiş efendim.

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

başlık sahibinin iğrenç göndermesini kenara bırakmaya çalışırsak;
rengarenk takılar takan erkektir. kime ne nedir?
devamını gör...

allah etme yarabbim. şükür ki halihazırda üremiş bir bireyim.
devamını gör...

arada bir soluklan, motorun soğusun anlamında ilahi bir işaret.
devamını gör...

her yerim şiş şiş. beter olun kuru *ötler.
devamını gör...

durmuyor, bir susmuyorlar ki atayım. sürekli akıyor.
devamını gör...

system of a down - atwa
devamını gör...

kaşar değil, kasar. yanlış anlaşılma olmasın
(bkz: karizma kasarı)
devamını gör...

ince bulgurun domates salçası, baharat ve çeşitli yeşilliklerle yoğrularak hazırlandığı geleneksel bir yiyecektir. genellikle çay saatlerinde ve davet sofralarında ikram edilir. pratik hazırlanışı ve doyurucu yapısı sayesinde yaygın olarak tercih edilir.
devamını gör...

burada ikinci haftamdı ve bir arkadaş edinmiştim kendime.
biraz huysuz,aksi bir arkadaş. neden huysuz olduğunu anlayabiliyordum. aynı topraktandık ve maalesef ki bu toprakta pek nahif olan birine rastlamamıştım ama iletişim kurabiliyordum. beni sevmişti, ben de zaten buradaki herkesi seviyordum.
zaten beni sevmeseydi diğerlerine yaptığı gibi "senin bana ne hayrın olacak çarpık bacaklı seni" diye kovardı yanından. sürekli de söylenirdi "beni burda boşa tutuyorsunuz, beni çıkartın, başkalarının hakkına giriyorum sizin yüzünüzden, ihtiyacı olan birini yatırın buraya" derdi hep
yani bana söylenmediği ve kovmadığına göre artık arkadaşız demekti.

bir gün işaret parmağını kıpırdatarak beni yanına çağırmaya çalışmıştı. aslında görmüştüm ama görmemiş gibi hafif sağa döndüm, çünkü seslenmesini istiyordum. hafif gülümsediğimi anlamış ki "seni gidi seni" diye muzipçe söylendiğini duydum.

gülerek yanına gittim bu sefer,
"sana hiç yakıştıramadım mehmet amca şurdan şuraya el kol yapıyorsun seslensene elzem kızım diye" dediğimde bir anda somurttu.

"ben sana ne hadle kızım diyeceğim öyle şey mi olur hanım diye seslenmem lazım bu işin adabı böyle. sana ailen öğretmedi mi bunları" diye çıkıştı.

tamam şimdi kendimi sorgulama zamanı. bu adam daha geçen gün bana "ne bey bey diyorsun amca de bana" dememiş miydi? ben amca diyorsam o da elzem kızım diyebilirdi. bu samimiyet sadece bana mı işliyor yani?

"e ama sen dememiş miydin bana bey deme amca de diye? ben de mehmet bey diyeceğim o zaman haksızlık oluyor"
"hayır sen amca diyeceksin ben hanım diyeceğim. doğru olan bu. sen bana hizmet ediyorsun ben sana hizmet etmiyorum. hürmeti hak eden sensin elzem hanım kızım" dedi.

buradaki 2. haftam ve bana gerçekten insan gibi davranan tek kişi de ne gariptir ki bu amca. ne gariptir kısmını açmam gerekirse gerçekten ben dışında herkese çok ters davranıyor. sanırım deli deliyi görünce sopasını saklar misali bir anlaşmamız vardı kendisiyle..

"olur mu öyle şey ben sana hizmet etmiyorum ki sadece yardım ediyorum. hizmet etmiş olsam bana burda paspas attırırdın çay kahve getirtirdin. kumandayı bile uzatmıyorum sana, sen bana hizmet diyorsun" diye ben çıkıştım bu sefer.

bir an mantıklı geldi gibi oldu yüz ifadesi sonra birden fazla duygu barındırır şekilde baktı bana. sanırım ne yapmaya çalıştığımı anlamıştı ve itiraz etmeyecekti.

"su isteyecektim elzem kızım" dedi sakin bir tonla. yarışmayı ben kazandım demek ki.

suyunu verdim ve o günden sonra gerçekten arkadaş olduk.
artık her ziyaretçisi geldiğinde beni çağırır onlarla tanıştırırdı. çok uzun süre yormazdık tabi mehmet amcayı ama yine de ufak ufak sohbet ediyorduk hep beraber. hatta benim huysuz arkadaşım sağ tarafındaki orhan amcayla da anlaşmaya bile başlamıştı.

derken 3. haftama girmiştim. yani bu benim buradaki son haftam demekti. biraz hüzünlüydüm çünkü buradaki insanlara ve çalışma arkadaşlarıma daha doğrusu abi ablalarıma alışmıştım ama yine de çok uzaklaşmayacağımı bilmek iyi hissettiriyordu.

yanıma çay bardağı almıştım bugün çünkü mehmet amca bir su bardağı suyu bitirirken zorlanıyordu. az koyduğumda da kendimi noksan hissediyorum diyordu. ufacık bir çay bardağı buldum evde 2 yudumluktu tam. onu götürüyordum ki kendini noksan hissetmeden suyunu içebilsin.
kapıdan içeri girdiğinizde hemen sağ kısımda kalıyordu onun yeri yani kapıdan daha girmeden bile yatağını görebiliyordunuz. evet yatağı gördüm ama mehmet amcayı göremedim bu sefer. yatağında bir sorun falan olduysa yerini değişmişlerdir diye düşündüm diğer hastalara baktım ama yoktu. gelen hemşireye sorduğumda 2'ye aldık dedi.

şimdi yeni bir bilgi öğrenme zamanımdı çünkü kimse bana bu 3 haftada 1-2-3 farkını anlatmamıştı.
"haftasonu durumu biraz kötüleşti artık 2'de yatacak" dendi. 2 denilen de yoğun bakım 2 oluyor. ben sadece numaralandırdıklarını sanarken meğerse kategorilendirmişler. bana neden kimse zamanında bu bilgiyi vermemişti?

çıkıp hemen 2ye gittim. önceki konumunun aynısındaydı burada da yatağı. sadece 2 gün görmediğim adam nasıl bir anda bu kadar rahatsızlanabildi aklım almıyordu.
mehmet amca diye seslendiğimde gözünü belli belirsiz açtı. yarım ağız gülümsedi ama pek keyfi olmadığı görülebiliyordu.
"tamam tamam kendini yorma bak ben yan taraftayım tamam mı burada olmayacağım ama sürekli geleceğim yanına. bir şeye ihtiyacın olur da buradaki arkadaşlarımızdan rica etmek istemezsen sen elzem de beni çağırırlar tamam mı?" dedim, elini hafif sıkarak. o da biraz daha gülümseyip elimi sıktı. yani bu tamam demek oluyordu.

gün içerisinde sürekli yanına gidip geliyordum. öğlen kontrolünü de yine ben yapmıştım. sanki sabahkinden biraz daha iyiydi ama kesinlikle ilk tanıştığım mehmet amca değildi.
içimi çok garip ve yoğun bir duygu kapladı ve bundan hiç hoşlanmadım çünkü güzel bir yoğunluk değildi.
2 günümüz daha bu şekilde geçti artık ve haftayı yarıladık. perşembe günü yine mehmet amcayı ziyarete gittim. ve yerinde yoktu. bir anlığına çok mutlu oldum çünkü tamam dedim 1e geri aldılar demek ki. iki günde rahatsızlandı ama bir günde de toparladı benim amcam.

bir umut yoğun bakım 1e gittim ama yatağında yine yoktu. geri döndüm 2ye. yanında bir teyze vardı ismi de fındık*, bu teyzeyle de gide gele artık samimi olmuştuk. solunum sıkıntısı çekiyordu çok fazla konuşamıyordu o yüzden çok yormak istemediğimden ona bir şey demedim ama ayağıyla yatağa vurduğu için kendisine geri döndüm. gözüyle içeri giren hemşireyi işaret etti. hemşire de beni görünce direkt mehmet amcayı 3e aldık dedi.

yani mehmet amcam 2 günde rahatsızlanmıştı ama 1 günde daha da fenalaşmıştı. yoğun bakıma girerken zaten dikkatli olmamız gerekiyor ama 3 biraz daha da hassastı. bunu sayıdan ibaret olmadığını öğrendiğim gün öğrenmiştim..

3e giriş yaptığımda mehmet amca uyuyordu. uzaktan baktım sadece ama bir şeyler gerçekten kötü gidiyordu. ben pazartesiden itibaren onun yanına geleceğim nasılsan artık 2ye geçeceğim görüşürüz diye düşünürken o yine yer değişmişti. içimdeki gittikçe ağırlaşıyordu.

o gün yine günlük ölçümünü yapmaya gittim ve bakım günüydü de. mehmet amcamı misleyecektik yani. nemli bir mendille kollarını boynunu vesaire siliyordum. biraz da uyanmıştı. hafif hafif konuşmaya çalışıyordu. ufak sohbetler ediyorduk ama öyle akıcı ve net olarak değil. sözleri çok anlaşılmıyordu. biraz iri bir vücudu vardı aslında ama gittikçe süzülmüştü. yine de göbekli bir amcamızdı. açıkta kalan bacaklarını sildikten sonra boynunun altını da misledim koluna geldiğimde elleri biraz soğuk geldi. üşüyor musun mehmet amcam diye sorduğumda çok hafif salladı kafasını.
o kadar sessiz sakin bir insan olmuştu ki artık, sanki bir iki hafta önce herkese kök söktüren kişi o değilmiş gibiydi. ellerini birazcık ovuşturdum ısınsın diye. çünkü gerçekten çok soğuk gelmeye başladı. sanki elimin altında buz kesmeye başlamıştı. ölçüm cihazı parmağındaydı ellerini biraz ovduktan sonra çıkartıp tekrar taktım çünkü saturasyon düşmeye başlamıştı.

bir şeylerin kesinlikle ters gittiğine emindim ve yeşim hemşireye bağırdım. mehmet amca çok üşüyor diye bağırmıştım ama. ben ona bağırdıktan hemen sonra saturasyonun ciddi anlamda düştüğünü ve nabzının giderek yavaşladığını gördüm. ama ben elini ısıtmaya çalışıyordum yine de.

yeşim hemşire geldiğinde bir başka hemşireye bağırdı. ne oluyor niye üşüyor bu kadar mehmet amca neyi var diye sormaya çalışıyordum ama kimsenin umrunda değildi onun üşümesi.
yeşim hemşire bana kenara çekil kızım diyip yatağın yüksekliğini azaltmaya başladı ve o monitörden bir uyarı sesi gelmeye başladı. yeşim hemşire son bir kere daha monitöre bakıp bağırdı

"hasta ex oluyor"

bir anda hemşire kalabalığı ve kalp masajı. o anlara şahitlik ederken elimde nemli bir bez vardı. bu sefer benim ellerim üşümeye başlamıştı. mehmet amcayı ısıtmaya çalışırken kendim üşümüştüm. birileri bir yerden koşuyor biri kalp masajını diğerine devrediyordu. yeşim hemşire bir daha bağırdı

"ex oluyor"

sonra bir ses duymaya başladık. tiz ve sinir bozucuydu. yeşim hemşire sol üstteki monitöre bir daha baktı ve az evvel devrettiği kalp masajını geri devraldı ama ses kesilmedi. sonra yavaşladı. sonra durdu. yeşim hemşire sakince konuştu

"ailesine haber verelim"

olan biten her şey gözümün önündeydi ama hiçbir şeyi görmemiş de gibiydim. içimdeki duygu o kadar yoğun ve rahatsız ediciydi ki midem sanki kötü bir havada vapurdaymışım gibi davranıyordu. mide bulantım gittikçe artmıştı. nemli bez de elimde durmaya devam ediyordu.
yeşim hemşire beni gördü.
"elzem sen görevli olduğun alana git hadi kızım burada durmana gerek yok senlik bir şey yok" dedi.
sadece gözlerim doldu. hiçbir şey söylemedim. ve sanki hava alamıyorum gibi gelmeye başladı kafamın içinde bir balon şişirmişler de kafatasıma baskı yapıyor gibiydi, birazdan patlayacaktı kafam.

hava almam gerektiğinin farkında olarak yoğun bakım alanından çıkarken mehmet amcanın oğlu beni gördü
"niye aradılar ne oldu neyi var babamın" diye telaşla sordu bana. kızı da gelmişti.
"nerde babam görüş saatinden önce gelin dediler ne oldu" diye sorup koluma dokundu. ama sanki vurdu koluma. dokunmuş gibi gelmedi hiç o an. sesi çok yüksekti. ama ben uğultulu duyuyor gibiydim çünkü kafamın içinde şişmiş bir balon vardı. koluma değdiği an da o balon patladı ve her şey net duyulmaya başladı. gözlerimin doluluğu bir anda gitti. yeniden dolmak üzere devir daime geçmiştim artık. koridorda beni ve mehmet amcanın kızıyla oğlunu gören yeşim hemşire bize doğru geldiğinde artık sorular ona yönelmişti. o da diğer hemşireyi çağırırken beni kolumdan tutup dışarı çıkardı.

"bu şekilde yapamazsın böyle olmaz, alışmak zorundasın" dediği anda içerden çığlık ve bağırma sesi gelmişti.
sanırım onlar da mehmet amcamın yeni adını öğrenmişti,
ex
devamını gör...

tamamen siyah tüy rengine sahip olan kedi türü için kullanılan ifadedir. bazı kültürlerde uğursuzlukla ilişkilendirilse de bu inanışın bilimsel bir temeli bulunmaz. diğer kedilerle aynı özelliklere sahip olup, evcil hayvan olarak sıkça tercih edilir.
devamını gör...

ben kendime kadar anlarım bu işlerden ama inanç delile ihtiyaç duymaz ya arkadaşlar. kime neyi kanıtlıyorsunuz. inana mı inanmayana mı. ikisi de eşit oranda saçma çünkü.
devamını gör...

kalanı da ödem zaten
devamını gör...

bidon söylemidir.
devamını gör...

içerde 5-0 yensek, deplasmanda 6 yemeyeceğimize inanabiliyor musunuz? okan buruk bunu başardı. okan buruk 3 senedir bunu başardı. 2-0'dan 3-0'dan 3-1'den çok maç döndürdüler. elindeki skoru koruyamayan bir takım görüntüsü var. 90 dakkayı arkaya yaslanıp geçirebileceği sanan bir teknik direktörümüz var. ben eleneceğimizi düşünüyorum. umarım yanılırım.
devamını gör...

herseyin bir yaraticisi var mantigiyla gidenlere " o zaman allahi kim yaratti" dediginde bug a baglayip " o haric" diyen takim var ya, cok sirinsiniz lan !))))) canlarim benim. umarim hayatta her turlu problemden bu kadar kolay siyrilirsiniz.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim