zaman tüneli

en nefret ettiğim alışveriş uygulaması. hani buradan başka ikinci el ürün üzerine bir alternatif de kalmadı doğru düzgün yani en çok seçenek burada var her ne nedense zamanında tutmuş herkesi sömürüyorlar. bilgisayar üzerinden işlem yaptırtmayan habire dolap uygulamasını indirin diye banner çıkan satıcıdan komisyon alıcıdan komisyon alan figür aksesuar gibi şeyler satan satıcılarının genellikle tuhaf olduğu açıklamaya satın almayın mesaj atın ilan açalım diye lütuflarda bulunan veya da elimizde kalmadı keşke mesaj atsaydınız diye mesaj atan(sanki bakkaldan alıyoruz) sürekli sürekli sürekli de mail olarak sözleşme değişikliği diye mail gönderen(çok bir boksunuz çünkü) logosuna ettiğim uygulama..hani böyle bir kötü uygulama nasıl tekel olabiliyor gerçekten hiçbir fikrim yok karaborsacılardan bahsedemiyorum bile. doğru düzgün mesaj gönderemiyorsun bir yorumda senden bahsetti şeklinde ilan açarak mesaj diye tagleyip yorum atabiliyorsun bu kadar saçma sapan bir sistem.. bir de şimdi kapora parasıyla ürün getirtme talebinde bulunan saçma sapan tipler türedi elinde ürün bulundurmayıp ilan açan. bunlar normalde suç değil mi onu anlamıyorum yoksa güvenebiliyor olsam direkt havale işiyle hallederim zaten napayım bu salak uygulamayı.
devamını gör...

kim hak ediyor ulan! kim hak ediyor! deyip susturulması gereken tiptir...

büyük ihtimalle fenerlidir.

çünkü beşiktaşlılar bu konuda daha makul şeyler söyleyen insanlar. daha objektif kalarak yorum yapmayı biliyorlar. itirazları varsa yine itiraz ediyorlar ama gerçeklikten tamamen kopuk yorumlar yapmıyorlar.

fenerliler öyle mi peki? her sene yapı, kapı, sapı... ulan bir kere de adamlar hak ediyor deyin. biz şampiyon olmayı hak etmiyoruz deyin. ne olur, incileriniz mi dökülür.
devamını gör...

bunu diyenlerin çoğunun evli olması şaka mı?
sal bir beni. ben de kendimi yakmak istiyorumdur belki.
devamını gör...

(bkz: arkadaş zekai özger)
devamını gör...

insanın içinde kalan son nezaket telinin kopmasıdır. bunu yapan kişi "osmanlı'nın viyana kapılarına dayanmasi"gibi size hareket edecek, kendinizi düzgün ifade edebilecek bir alan bırakmaz. en nihayetinde o sabir taşı da bir gün çat diye çatlar. ve o anda "benden bu kadar" der ve yolunuza bakarsınız.
devamını gör...

(bkz: 404 not found)

günümüz türkiyesinde yoktur.
devamını gör...

santranç oynamaya benzer fakat şah yada mat olma durumu gerçektir ve yaptırımları olur.
devamını gör...

evliliğe karşıyım. bunun sebepleri başlığın konusu değil. evlenme diyip duran ve genel olarak evlilik karşıtı olmak gibi bir anarşik tavırları olmayan ya da evlenmiş/boşanmış kişileri ben de anlamakta zorluk çekiyorum. yani nasıl bir fevrilik. her konuda böyle gerçi ataerkil toplum fertleri.

evliliğe karşı olmayan herkes evlensin. evlenmeyecek olan bizim gibilere giren çıkan nedir!?
evlilik hareket demektir. ataerkil/devletçi toplum fertleri evlilik hareketine iştirak etmezler ise haraketi bize yaparlar. zaten evleniyoruz diye yalnız kalıyoruz. bir de evlenmeyen hetero-monarşist tiplerin mukavemetini ni çekicez??

*
devamını gör...

o sırada gündeminiz ne olursa olsun. bırakın inceldiği yerden kopsun.
devamını gör...

insan türünün dişisinin 'handikaplı sınıflar ve türler' için ayrılan günlerden biri ile anılmasının utancı bana yeter.

www.instagram.com/p/DS7YG5h...
devamını gör...

teknik olarak 8 parça 4 tencere ve 4 kapak.
devamını gör...

bıktım lan sizin bu pembe panjurlu kadınlar günü kutlamalarınızdan!... buyrun gerçekleri yazalım.

8 mart’ın üstüne pembe filtre çekmek yerine, bu ülkenin kadınlara ne yaptığını isim isim, tarih tarih yüzüne vurmak gerekiyor. türkiye’de bu günün adı boşuna “dünya emekçi kadınlar günü” değildi; 1921’de iki komünist kız kardeş rahime selimova ve cemile nuşirvanova, işçi sınıfının ve kadınların ortak mücadelesini görünür kılmak için ilk 8 mart etkinliklerini örgütlediler. ama bu memlekette 8 mart’ı bana “kutlama” diye pazarlamaya çalışan herkese önce tek bir soru sorasım geliyor: siz türk tarihini hiç açıp okudunuz mu? bu milletin kadını, orta asya bozkırında erkeğiyle yan yana at binerken de vardı, toyda söz söylerken de, hakanın yanında devlet işinde yer alırken de; bugün bana “kadınlar günün kutlu olsun” diye pembe story atanların çoğu, aynı tarihten “kadınla erkek birdir, at biner, kılıç kuşanır” diyen damarı silip yerine “kadın evde otursun, namus bekçisi olsun” diyen arıza ideolojiyi yerleştirenler.

osmanlı’dan beri kadına ya haremdeki süs, ya “fedakâr anne”, ya da “iyi eş” olarak atıf yapıldı; özne olduğu tek yer, bedeninin ve emeğinin üzerinde kurulan denetim oldu. türk kültüründe kadına “yarım insan” muamelesi yoktu; oba çökerken birlikte direnen, savaşta ganimette payı olan özneydi, ama araya hem feodal artıklardan beslenen osmanlı zihniyeti hem de ithal muhafazakâr kalıplar girince kadın bir anda “harem süsü”, “mahrem varlık”, “evin içinin sahibi” diye duvarların arasına hapsedildi.atatürk' ün tüm çabalarına karşı cumhuriyet bile tam koparamadı bu zinciri; bir yandan medeni kanun’la bazı haklar verildi, öte yandan “evin reisi” hâlâ erkek yazıldı, kadının emeği görünmez bırakıldı, vitrine “çağdaş cumhuriyet kadını” maketi koyulurken aynı kadına evin, ailenin, “milli namusun” bekçisi rolü yüklendi.

2012’de kabul edilen 6284 sayılı yasa şiddetten korunmak için kadınlara kâğıt üzerinde bazı araçlar verdi ama aynı devlet, bu yasayı uygulamayan polis, savcı, hâkimlere ciddi bir bedel ödetmedi. kadınlar defalarca “ölmek istemiyorum” diye dilekçe verirken, o dilekçelerin çoğu adliye koridorlarında yok oldu; “koruma talebim reddedildi” dedikten kısa süre sonra eski eşi tarafından öldürülenler, defalarca şikâyetçi olduğu halde karakoldan defalarca geri çevrilen ayşe tuba arslan ve kızının gözünün önünde katledilen emine bulut gibi isimler dosya numarasına indirildi. her yıl yüzlerce kadın “şüpheli ölüm” diye kayıtlara geçiriliyor; camdan düştüğü, intihar ettiği, kaza olduğu iddia edilen vakaların arkasında sistematik erkek şiddeti ve devletin görmezden gelişi var. bu tabloya bakıp hâlâ “kadınlar günün kutlu olsun” demek, cümlenin sonuna görünmez bir dipnot eklemekle aynı şey: “öldürülmediğin, susturulmadığın, bugün de hayatta kaldığın için.”

şimdi 8 mart’ta, tarihine “kadın erkek yan yana, yoldaş” diye sahip çıkan türk milleti yerine; kadını pazarlama figürü, oy deposu, aile propagandasının malzemesi yapan bir rejimle karşı karşıyayız. istanbul sözleşmesi’nden gece yarısı çıkan, sonra “kadına şiddete sıfır tolerans” afişi bastıran devlet, aynı anda 6284’ü kâğıt üzerinde bırakıp kadınları uluslararası koruma mekanizmalarından da fiilen mahrum ediyor. bu topraklarda 2025 yılında en az 394 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 259 şüpheli kadın ölümü kayda geçti; kadınların çoğu evinde ve çoğu aile bireyleri tarafından öldürüldü, buna rağmen utanmadan “gününüz kutlu olsun” diyorlar. bugün sokakta, evde, iş çıkışı durakta öldürülen her kadın, tam da bu “kutsal aile”, “kutsal namus”, “itaatkâr eş” söylemlerinin sonucu; fail sadece tetiği çeken erkek değil, o tetiği mümkün kılan yasası, polisi, hâkimi, kürsüsüyle bütün rejim.

bu milletin tarihinde kadın savaşta atın üstünde, toyda sözün içinde, oba dağılırken karar veren insan; bugünse lütuf gibi verilen birkaç hakka şükretsin, her gün ölümle burun buruna yaşasın isteniyor. bir türkçü olarak bunu “kader” falan diye izleyemem; bu, koskoca bir milletin kendi dişisine ihaneti, bozkırdan beri yan yana yürüyen iki cinsin arasına giren her ideolojinin ortak suçu. o yüzden 8 mart bu ülkede bir “kutlama” günü değil, düpedüz toplu cenaze töreni tarihidir: “başınız sağ olsun türkiye; kadınlarını öldürmeye, kadınların emeğini sömürmeye, kadınları susturmaya doyamayan bir ülke oldun” demek gerekirken, biz hâlâ şirket mailinde “değerli kadın çalışanlarımız” hitabının altına indirim kodu ve kampanya linki koyuyoruz. yas tutmamız gereken günü pr malzemesine çevirenler, kadınların kanı üzerinden sermaye, oy ve imaj devşirenlerdir; bu yüzden 8 mart’ta yapılacak en siyasi şey, “kutlu olsun”u reddedip, “hesap ver” diye bağırmak, öldürülen her kadının adını tek tek anarak bu günü bir yas ve isyan gününe çevirmektir
devamını gör...

leclerc yarışın başında şapkadan tavşanı çıkardı ama ferrari kenar yönetimi yine sıçtı batırdı. hadjar heyecan verici. güzel bir sene olabilir.
devamını gör...

işine gelince arkadaş olanlarla mı uğraşcaz di mi ama..
beyinsizseler uğraşsınlar. etik etik...
devamını gör...

sezen aksu’nun söz ve müziğini yazdığı “tuz” adlı şarkı, 8 mart dünya kadınlar günü için hazırlanan özel bir proje olarak yayımlandı. prodüktörlüğünü sertab erener üstlendi…
şarkıyı sertab erener, ceylan ertem, karsu, selin, sena gül, öykü dörter, eftalya yağcı ve safiye birlikte seslendirdi. farklı müzik tarzlarına sahip sekiz kadın sanatçının bir araya geldiği çalışma, kadın dayanışmasını vurguluyor.
klibin yönetmenliğini ömer çelik yaptı, görsel anlatımda kadınların birlikteliği ve doğayla kurdukları bağ ön plana çıkarıldı.
kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

sözleri şöyle…

ey, benim dertli başım
ki ben hayatı doğuran başlangıcım kızım,
kadınım, anayım, aşkım
kırsan kırılmaz sabır taşıyım
canında canım, en sadık yoldaşın
öncen, sonran, sırrın, sırdaşın
özün benim, sözün benim
kendini gören gözün benim
tohumuyum buğday başağının
sürgünüyüm zeytin ağacının
toprağıyım ana kucağının
tuzuyum yaranın, gözyaşının


(link: t24.com.tr/magazin/sezen-ak...)

devamını gör...

günnaaayyydddıığğğnnnn..

yanlış planlama saati yüzünden erken uyanmışım. hala bir saat beklemem gerekiyor. heyecandan herhalde.

vapurdan yazacaktım şu an zaman geçsin diye kahvemi içerken geldim sana, açtım kollarımı geldim.

bugün rahatlık mı şıklık mı arasında kalıp tabiki rahatlığı seçtim. no stilletto yes canım aşkım ayakkabılarım başına bir şey gelecek diye çok korkuyorum. iç dökme seansı gibi oldu.

içtiğim kahveye taktığım elimiz yanmasın diye hani üzerinde yazan o efsane söz ile ulusa seslenişime son veriyorum.

“bir kahve iç ve gülümse, alem senin hüznün ile değişmeyecek.” -kibran ( böyle biri yok hiç olmadı)

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel

öptüm, bye.
devamını gör...

vatan uğrunda ölen varsa mı vatandır...
üzerinde yaşayan varsa mı
devamını gör...


kadın bedeniyle hayatı mümkün kılan, varlığıyla da hayatı yaşanmaya değer kılandır!
güç odaklarının kadını kontrol etmeye çalışması, zalimce bir mantığa dayanır; kadını kontrol etmek, hayatın özünü kontrol altına almaktır.
ama kadınlar ezilmeye başladığı zaman, hayatın kadına dair kaliteleri yok olmaya başlar. zarafet biter, şefkat biter, kültür biter, yaratıcılık biter, huzur biter…
insan ruhu korku ve saldırganlık dolu bir hayvan bedenine hapsolur ve kendini unutur.
kadını sevin, başınıza taç edin, bastığı toprağa şükredin, onurunu, aklını, gücünü ve haklarını sorgulamayı aklınızdan bile geçirmeyin.
kadına saygı, hayata saygıdır.


*

kullanıcı tarafından yüklenmiş görsel
devamını gör...

bu sezon mercedes rezerv takım maçına çıkmış primler lig topçusu gibi farklı..
devamını gör...

bir aldatmadır.
devamını gör...
daha fazla yükle

normal sözlük'ü kullanarak 3. parti dahil tarayıcı çerezlerinin kullanımına izin vermektesiniz. Daha detaylı bilgi için çerez ve gizlilik politikamıza bakabilirsiniz.

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.
zaman tüneli köftehor rehberi portakal normal radyo kütüphane kulüpler renk modu online yazarlar puan tablosu yönetim kadrosu istatistikler iletişim