zaman tüneli
hac parası biriktirirken dinden çıkıp parayla pavyona gitmek
vizyonsuzluğun köylülüğün daniskasıdır
insanın
nabıyonglabebe diye konuşan kadınlarla ne işi olur ya
insanın
nabıyonglabebe diye konuşan kadınlarla ne işi olur ya
devamını gör...
patent
bence "kelime"lerin değil "anlam" ların patenti olmak zorunda....
devamını gör...
you’ll never walk alone
liverpool taraftarının efsanevi şarkısı..
maç öncesi binlerce insanın aynı anda bunu söylemesi, sıradan bir tezahürat gibi değil ama.. daha çok “sen şimdi buradasın ve yalnız değilsin” mesajının kolektif versiyonu gibi. futbolun dramatik tarafını seviyorsanız, tüy diken diken eden anlardan biri bu bence..
yürüdüğünde bir fırtınanın içinden
başını dik tut
ve karanlıktan korkma
fırtınanın sonunda
altın bir gökyüzü var
ve tatlı, gümüş bir şarkısı var bir kuşun
yürü rüzgarın içinden
yürü yağmurun içinden
hayallerin savrulsa bile
yürü, yürümeye devam et
kalbinde umutla
ve asla yalnız yürümeyeceksin
asla yalnız yürümeyeceksin..
maç öncesi binlerce insanın aynı anda bunu söylemesi, sıradan bir tezahürat gibi değil ama.. daha çok “sen şimdi buradasın ve yalnız değilsin” mesajının kolektif versiyonu gibi. futbolun dramatik tarafını seviyorsanız, tüy diken diken eden anlardan biri bu bence..
yürüdüğünde bir fırtınanın içinden
başını dik tut
ve karanlıktan korkma
fırtınanın sonunda
altın bir gökyüzü var
ve tatlı, gümüş bir şarkısı var bir kuşun
yürü rüzgarın içinden
yürü yağmurun içinden
hayallerin savrulsa bile
yürü, yürümeye devam et
kalbinde umutla
ve asla yalnız yürümeyeceksin
asla yalnız yürümeyeceksin..
devamını gör...
zara
bir giyim markası olarak kalmalıydı...
ben yüzüne bakamıyorum bu türün. bir de ziynet var böyle...
ben yüzüne bakamıyorum bu türün. bir de ziynet var böyle...
devamını gör...
iç yapı
bir varlığın, sistemin ya da maddenin kendi içinde bulunan düzenini, bileşenlerini ve bu bileşenler arasındaki ilişkiyi ifade eder. yani dışarıdan görünen yüzeyden çok, şeyin içinde nasıl kurulduğunu anlatır. bir sistemin dayanımı, işleyişi ve verdiği tepkiler çoğu zaman onun iç yapısıyla belirlenir.
devamını gör...
zara
hala aynı geniz sesiyle mi okuyor türküleri bilmiyorum. o geniz akıntısı zamanında beni kendisinden aldı akıntıya kapıldım kendisinden çok uzakta karaya çıktım. benim için zara sadece sivasın bir ilçesidir. daha fazlası değil. bizımla değilsın
devamını gör...
aşk
170 yaşında hala önünüze konan şey.
yemeyeni mi yiyeni mi...
yemeyeni mi yiyeni mi...
devamını gör...
istemek
şimdi ben "adil" olmak istesem .... kendime adil olmuş olacak mıyım ?
devamını gör...
elektrik alan
elektrik yüklerinin çevresinde oluşan ve başka yükler üzerine kuvvet uygulayan fiziksel alandır. bir noktadaki elektrik alan, o noktaya konulan birim pozitif yüke düşen kuvvet olarak tanımlanır. kısacası elektrik alan, elektriksel etkinin uzaydaki dağılımını gösterir.
devamını gör...
yaratıcının varlığı ve yokluğu üzerine
varlığı "akıl almaz kör tesadüf" ile açıklayıp bilimden bahsetmek! susmak daha eyiydi.
devamını gör...
hac parası biriktirirken dinden çıkıp parayla pavyona gitmek
her hasat sonrası pavyona giderek çoluk çocuğun rızkını alemlere harcayan köylü dayıların harcı gibi duruyor.
devamını gör...
god of the gaps
boşlukların tanrısı: bilgi sınırının analizi
"god of the gaps" (boşlukların tanrısı), teoloji, felsefe ve bilim arasındaki gerilimli bölgede ortaya çıkan bir akıl yürütme biçimidir. bu yaklaşım, evrendeki açıklanamayan fenomenleri ilahi bir müdahalenin doğrudan kanıtı olarak görür. ancak bu metodoloji, yalnızca bilimsel değil, paradoksal bir şekilde dinsel ve ontolojik açıdan da ciddi riskler barındırır.
1. mantıksal temel ve epistemolojik çıkmaz
bu argümanın temelinde yatan mantıksal yapı, genellikle "cehalete başvurma" (argumentum ad ignorantiam) safsatasıyla paralellik gösterir. bir olgunun doğal nedenlerle açıklanamıyor olması, onun zorunlu olarak doğaüstü bir nedeni olduğu sonucunu doğurmaz. "bilmiyoruz" ifadesi, bilimsel yöntemin bir itirafı ve itici gücü iken; "o halde tanrı yaptı" çıkarımı, araştırmayı sonlandıran dogmatik bir duraktır. bu durum, epistemolojik bir boşluğu metafizik bir dolgu malzemesiyle kapatma çabasıdır.
2. tarihsel geri çekilme ve "küçülen tanrı" problemi
tarihsel süreç, bu yaklaşımın neden kırılgan olduğunu açıkça sergiler. antik çağlarda yıldırımlar zeus’un öfkesiyle, orta çağda veba salgınları ilahi cezalarla, güneş tutulmaları ise mistik uyarılarla açıklanıyordu. ancak newton mekaniğinden mikrobiyolojiye kadar uzanan bilimsel devrimler, bu "boşlukları" birer birer kapatmıştır.
bu durum, tanrı’yı yalnızca bilinmezliğin içine konumlandıranlar için teolojik bir krize yol açar: bilim ilerledikçe, tanrı’nın hüküm sürdüğü alan daralır. eğer tanrı sadece "açıklanamayanın" içindeyse, her yeni bilimsel keşif tanrı’yı biraz daha evrenin dışına iter ve onu adeta "işsiz kalan bir yaratıcıya" dönüştürür.
3. teolojik bir eleştiri: doğal yasalar ve tasarım
birçok çağdaş teolog (örneğin dietrich bonhoeffer), bu yaklaşıma sert eleştiriler getirmiştir. onlara göre tanrı, dünyanın "kenarlarında" veya "bilmediğimiz noktalarında" değil, bilimin en iyi açıkladığı yasaların tam merkezinde aranmalıdır.
ikincil nedenler: klasik teizmde tanrı, doğa yasalarını (ikincil nedenleri) kullanarak iş gören bir "ilk neden"dir.
bütünsel yaklaşım: tanrı'yı boşluklara hapsetmek yerine, evrenin rasyonel yapısını, matematiksel düzenini ve yasaların tutarlılığını bütünsel bir kanıt olarak görmek, felsefi açıdan daha sağlam bir zemindir.
4. bilimsel metodoloji üzerindeki olumsuz etkisi
"boşlukların tanrısı" yaklaşımı, bilimsel merakı köreltme riski taşır. bir fenomen "mucize" olarak etiketlendiğinde, o fenomene dair mekanizmaların araştırılması teorik olarak anlamsızlaşır. oysa bilim, boşlukları birer "durak" değil, "fethedilmesi gereken yeni topraklar" olarak görür. örneğin, dna'nın karmaşıklığı karşısında "bu açıklanamaz, o halde tasarımdır" demek yerine; moleküler biyolojinin sınırlarını zorlamak, insanlığın bilgi birikimini asıl büyüten hamledir.
sonuç: derin ontolojiye geçiş
sonuç olarak, "boşlukların tanrısı" argümanı, cehalet üzerine kurulu bir savunma mekanizmasıdır. hem inananlar hem de inanmayanlar için daha verimli bir tartışma zemini, bilginin eksikliğinden (boşluklardan) değil, bilginin kendisinden yola çıkmaktır. tanrı tartışması, "hücredeki bu protein nasıl oluştu?" gibi teknik bir sorudan ziyade; "neden hiçbir şey yerine bir şey var?" veya "evren neden rasyonel bir zihin tarafından kavranabilir bir yapıya sahip?" gibi daha derin, varlıksal ve ontolojik sorular üzerinden yürütüldüğünde gerçek bir felsefi derinlik kazanır.
"god of the gaps" (boşlukların tanrısı), teoloji, felsefe ve bilim arasındaki gerilimli bölgede ortaya çıkan bir akıl yürütme biçimidir. bu yaklaşım, evrendeki açıklanamayan fenomenleri ilahi bir müdahalenin doğrudan kanıtı olarak görür. ancak bu metodoloji, yalnızca bilimsel değil, paradoksal bir şekilde dinsel ve ontolojik açıdan da ciddi riskler barındırır.
1. mantıksal temel ve epistemolojik çıkmaz
bu argümanın temelinde yatan mantıksal yapı, genellikle "cehalete başvurma" (argumentum ad ignorantiam) safsatasıyla paralellik gösterir. bir olgunun doğal nedenlerle açıklanamıyor olması, onun zorunlu olarak doğaüstü bir nedeni olduğu sonucunu doğurmaz. "bilmiyoruz" ifadesi, bilimsel yöntemin bir itirafı ve itici gücü iken; "o halde tanrı yaptı" çıkarımı, araştırmayı sonlandıran dogmatik bir duraktır. bu durum, epistemolojik bir boşluğu metafizik bir dolgu malzemesiyle kapatma çabasıdır.
2. tarihsel geri çekilme ve "küçülen tanrı" problemi
tarihsel süreç, bu yaklaşımın neden kırılgan olduğunu açıkça sergiler. antik çağlarda yıldırımlar zeus’un öfkesiyle, orta çağda veba salgınları ilahi cezalarla, güneş tutulmaları ise mistik uyarılarla açıklanıyordu. ancak newton mekaniğinden mikrobiyolojiye kadar uzanan bilimsel devrimler, bu "boşlukları" birer birer kapatmıştır.
bu durum, tanrı’yı yalnızca bilinmezliğin içine konumlandıranlar için teolojik bir krize yol açar: bilim ilerledikçe, tanrı’nın hüküm sürdüğü alan daralır. eğer tanrı sadece "açıklanamayanın" içindeyse, her yeni bilimsel keşif tanrı’yı biraz daha evrenin dışına iter ve onu adeta "işsiz kalan bir yaratıcıya" dönüştürür.
3. teolojik bir eleştiri: doğal yasalar ve tasarım
birçok çağdaş teolog (örneğin dietrich bonhoeffer), bu yaklaşıma sert eleştiriler getirmiştir. onlara göre tanrı, dünyanın "kenarlarında" veya "bilmediğimiz noktalarında" değil, bilimin en iyi açıkladığı yasaların tam merkezinde aranmalıdır.
ikincil nedenler: klasik teizmde tanrı, doğa yasalarını (ikincil nedenleri) kullanarak iş gören bir "ilk neden"dir.
bütünsel yaklaşım: tanrı'yı boşluklara hapsetmek yerine, evrenin rasyonel yapısını, matematiksel düzenini ve yasaların tutarlılığını bütünsel bir kanıt olarak görmek, felsefi açıdan daha sağlam bir zemindir.
4. bilimsel metodoloji üzerindeki olumsuz etkisi
"boşlukların tanrısı" yaklaşımı, bilimsel merakı köreltme riski taşır. bir fenomen "mucize" olarak etiketlendiğinde, o fenomene dair mekanizmaların araştırılması teorik olarak anlamsızlaşır. oysa bilim, boşlukları birer "durak" değil, "fethedilmesi gereken yeni topraklar" olarak görür. örneğin, dna'nın karmaşıklığı karşısında "bu açıklanamaz, o halde tasarımdır" demek yerine; moleküler biyolojinin sınırlarını zorlamak, insanlığın bilgi birikimini asıl büyüten hamledir.
sonuç: derin ontolojiye geçiş
sonuç olarak, "boşlukların tanrısı" argümanı, cehalet üzerine kurulu bir savunma mekanizmasıdır. hem inananlar hem de inanmayanlar için daha verimli bir tartışma zemini, bilginin eksikliğinden (boşluklardan) değil, bilginin kendisinden yola çıkmaktır. tanrı tartışması, "hücredeki bu protein nasıl oluştu?" gibi teknik bir sorudan ziyade; "neden hiçbir şey yerine bir şey var?" veya "evren neden rasyonel bir zihin tarafından kavranabilir bir yapıya sahip?" gibi daha derin, varlıksal ve ontolojik sorular üzerinden yürütüldüğünde gerçek bir felsefi derinlik kazanır.
devamını gör...
kevin durant
önce öven, sonra gömen efsanevi nba oyuncusudur. hayata dair hiç bir şeyden, hiç kimseden ve hiç bir ortamdan asla mutlu olamayan ve sürekli şikayet eden yaşlı bir ergendir aynı zamanda.
ona göre herkes; tembeldir, beceriksizdir, salaktır, vs. bütün bu mutsuzluğunu da muhtemelen; aşırı fakirlik ve zorluklar içinde geçen çocukluğuna borçlu olan kişidir.
acıyorum artık kendisine, yüz milyonlarca hatta neredeyse milyarlarca doları var ama halen mutsuz. yazık harbiden, parayla saadet olmaz deyiminin yaşayan pankartı gibidir.
ona göre herkes; tembeldir, beceriksizdir, salaktır, vs. bütün bu mutsuzluğunu da muhtemelen; aşırı fakirlik ve zorluklar içinde geçen çocukluğuna borçlu olan kişidir.
acıyorum artık kendisine, yüz milyonlarca hatta neredeyse milyarlarca doları var ama halen mutsuz. yazık harbiden, parayla saadet olmaz deyiminin yaşayan pankartı gibidir.
devamını gör...
you’ll never walk alone
yanında uefamafia olacak
devamını gör...
tahin pekmez yoğurt ve granola karışımı ile kahvaltı
bu bir kahvaltıdan ziyade içsel çatışma tabağı gibi duruyor.. bir yanda sağlıklı besleniyorum diyen yoğurt ve granola, diğer yanda ben de buradayım ya, diye bağıran tahin-pekmez ikilisi...
bu bir serpme kahvaltı değil tabii.. masaya oturup zeytin nerede, menemen gelsin, bir de çay koy ordan hissi vermez. daha çok, ben bugün kendime dikkat ediyorum ama tatlıdan da vazgeçemem anlaşmasının somut hali gibi..
bu bir serpme kahvaltı değil tabii.. masaya oturup zeytin nerede, menemen gelsin, bir de çay koy ordan hissi vermez. daha çok, ben bugün kendime dikkat ediyorum ama tatlıdan da vazgeçemem anlaşmasının somut hali gibi..
devamını gör...
sözlükçülerin dönmek istedikleri yıl
bence medeniyet 2011 yılında durmalıydı. o yıldan sonra hiçbir teknolojik gelişme olmamalıydı.
2006-2011 yılları arasında harika bir hayatım yoktu. hatta nispeten kötüydü bile diyebilirim. ama o yılların atmosferini hayvan gibi özlüyorum.
2006-2011 yılları arasında harika bir hayatım yoktu. hatta nispeten kötüydü bile diyebilirim. ama o yılların atmosferini hayvan gibi özlüyorum.
devamını gör...
hac parası biriktirirken dinden çıkıp parayla pavyona gitmek
dinden çıkma ile eğlenme arasındaki paralelliği gösteren vaka.
her dinden çıkanın yapmaktan çekinmediği 3 hareket.
1. zina ve filört.
2.akıl örtücü madde kullanımı, özellikle de alkol.
3. yarı çıplak giyim ve dinin reddettiği eğlence tarzı.
her dinden çıkanın yapmaktan çekinmediği 3 hareket.
1. zina ve filört.
2.akıl örtücü madde kullanımı, özellikle de alkol.
3. yarı çıplak giyim ve dinin reddettiği eğlence tarzı.
devamını gör...
sordum sarı çiğdeme
yine bir "biz izmir'e ****'ya çiğdem deriz" vakası mı diyordum ki değilmiş.
devamını gör...
yaratıcının varlığı ve yokluğu üzerine
bence yaratıcı kesin olarak var.
niye diyecek olursan, bunca kutsal kitap internetten indirilmedi sonuçta. *
niye diyecek olursan, bunca kutsal kitap internetten indirilmedi sonuçta. *
devamını gör...
yaratıcının varlığı ve yokluğu üzerine
tamamen şahsi düşüncelerimi paylaştığım bir konu.
yorum yaparken eleştiri ile saygısızlık arasındaki o ince, çoğu zaman fark edilmeyen çizginin korunmasını rica ediyorum.
neden "kesin olarak bir yaratıcı vardır" diyemeyiz?
çünkü bilim, inancın değil; şüphenin üzerine inşa edilir. ve şüphe, kesinlik iddialarını sevmez.
bugün elimizde, yaratıcıya işaret eden doğrudan, deneysel ve tekrarlanabilir bir kanıt yoktur. bu boşluk, insan zihnini huzursuz eder; çünkü bilinmeyen, her zaman bir anlam talep eder. ancak tam da bu noktada "boşlukları yaratıcı doldurur" hatası (god of the gaps) devreye girer. bilinmeyeni, anlamlandıramadığımız her şeyi, aşkın bir iradeye teslim etmek; aslında bilginin değil, sabırsızlığın ürünüdür.
bilim ilerledikçe, bir zamanlar "mucize" olarak görülen şeylerin sıradanlaştığını defalarca gördük. şimşeğin tanrısal öfke değil, elektriksel bir boşalma olduğunu öğrendiğimiz an gibi…
bu yüzden bugün karanlıkta kalan bir olgunun yarın aydınlanmayacağını iddia etmek, bilimin doğasına aykırıdır.
dolayısıyla bilimsel olarak "yaratıcı kesinlikle vardır" demek, aslında bilimin sınırlarını aşarak kesinlik kisvesi altında bir inanç üretmektir.
peki neden bir yaratıcı olduğunu düşünmek daha mantıklı gelebilir?
çünkü insan zihni, hiçliği kabullenmekte zorlanır.
"hiçlikten bir şey nasıl doğar?" sorusu, sadece fiziksel değil; varoluşsal bir yaradır. evrenin başlangıcına işaret eden büyük patlama, bir cevap olmaktan çok, daha derin bir sorunun kapısını aralar: “ilk kıvılcımı kim ya da ne ateşledi?”
fiziksel sabitlerin o neredeyse imkânsız hassasiyeti…
bir sayı biraz farklı olsaydı, ne yıldızlar olurdu ne de biz. bu ince ayar (fine tuning), bazılarına göre kör bir tesadüf olamayacak kadar "düzenli"dir. ve düzen, çoğu zihin için bir düzenleyici ihtiyacını doğurur.
daha da derine inince; bilinç, anlam ve ahlak gibi kavramlarla karşılaşırız.
madde, kendi başına anlam üretmez. atomlar, iyi ile kötüyü ayırt etmez. ama biz ederiz.
işte bu noktada insan, kendisini sadece bir biyokimyasal süreç olarak görmekte zorlanır.
bu yüzden “akıllı bir neden” fikri, sadece bir inanç değil; aynı zamanda varoluşun sessizliğine karşı geliştirilmiş bir direnç biçimidir.
sonuç olarak:
insan ister inansın, ister inkar etsin… aslında ikisi de aynı karanlığa bakar.
biri o karanlıkta bir irade görür, diğeri yalnızca sonsuz bir boşluk.
ama her iki durumda da değişmeyen bir şey vardır:
insanın neye inandığından çok, nasıl yaşadığı önemlidir.
çünkü evrenin anlamı kişiye göre belirsiz olabilir…
ama insanın birbirine verdiği acı ya da iyilik, fazlasıyla gerçektir.
yorum yaparken eleştiri ile saygısızlık arasındaki o ince, çoğu zaman fark edilmeyen çizginin korunmasını rica ediyorum.
neden "kesin olarak bir yaratıcı vardır" diyemeyiz?
çünkü bilim, inancın değil; şüphenin üzerine inşa edilir. ve şüphe, kesinlik iddialarını sevmez.
bugün elimizde, yaratıcıya işaret eden doğrudan, deneysel ve tekrarlanabilir bir kanıt yoktur. bu boşluk, insan zihnini huzursuz eder; çünkü bilinmeyen, her zaman bir anlam talep eder. ancak tam da bu noktada "boşlukları yaratıcı doldurur" hatası (god of the gaps) devreye girer. bilinmeyeni, anlamlandıramadığımız her şeyi, aşkın bir iradeye teslim etmek; aslında bilginin değil, sabırsızlığın ürünüdür.
bilim ilerledikçe, bir zamanlar "mucize" olarak görülen şeylerin sıradanlaştığını defalarca gördük. şimşeğin tanrısal öfke değil, elektriksel bir boşalma olduğunu öğrendiğimiz an gibi…
bu yüzden bugün karanlıkta kalan bir olgunun yarın aydınlanmayacağını iddia etmek, bilimin doğasına aykırıdır.
dolayısıyla bilimsel olarak "yaratıcı kesinlikle vardır" demek, aslında bilimin sınırlarını aşarak kesinlik kisvesi altında bir inanç üretmektir.
peki neden bir yaratıcı olduğunu düşünmek daha mantıklı gelebilir?
çünkü insan zihni, hiçliği kabullenmekte zorlanır.
"hiçlikten bir şey nasıl doğar?" sorusu, sadece fiziksel değil; varoluşsal bir yaradır. evrenin başlangıcına işaret eden büyük patlama, bir cevap olmaktan çok, daha derin bir sorunun kapısını aralar: “ilk kıvılcımı kim ya da ne ateşledi?”
fiziksel sabitlerin o neredeyse imkânsız hassasiyeti…
bir sayı biraz farklı olsaydı, ne yıldızlar olurdu ne de biz. bu ince ayar (fine tuning), bazılarına göre kör bir tesadüf olamayacak kadar "düzenli"dir. ve düzen, çoğu zihin için bir düzenleyici ihtiyacını doğurur.
daha da derine inince; bilinç, anlam ve ahlak gibi kavramlarla karşılaşırız.
madde, kendi başına anlam üretmez. atomlar, iyi ile kötüyü ayırt etmez. ama biz ederiz.
işte bu noktada insan, kendisini sadece bir biyokimyasal süreç olarak görmekte zorlanır.
bu yüzden “akıllı bir neden” fikri, sadece bir inanç değil; aynı zamanda varoluşun sessizliğine karşı geliştirilmiş bir direnç biçimidir.
sonuç olarak:
insan ister inansın, ister inkar etsin… aslında ikisi de aynı karanlığa bakar.
biri o karanlıkta bir irade görür, diğeri yalnızca sonsuz bir boşluk.
ama her iki durumda da değişmeyen bir şey vardır:
insanın neye inandığından çok, nasıl yaşadığı önemlidir.
çünkü evrenin anlamı kişiye göre belirsiz olabilir…
ama insanın birbirine verdiği acı ya da iyilik, fazlasıyla gerçektir.
devamını gör...